Türk Yurdu 101 Yaşında

Şubat 2012 - Yıl 101 - Sayı 294

                  Türk Yurdu ile tanıştığımda, galiba Perşembe İlköğretmen Okulu’ndan mezun olmak üzereydim (Lise öğreniminin sonu.) Yıl 1966. Ama bu, galiba pek de Türk Yurdu ile tanışma sayılmazdı; Yunus Emre’yi ‘Özel Sayı’ yapan, bu büyük(battal) boy dergiyi gazete bayiinde gördüğümde tereddütsüz aldığımı hatırlıyorum. Sebebi, tahmin ettiğiniz gibi ‘Yunus Emre’ idi. Şiirle uğraşıyor, ‘şair’ diye çağrılıyordum ve Yunus’un hayranı idim. Türk Yurdu’nu da ilk defa görüyordum. Dergide, Yunus Emre ile ilgili olarak o zamana kadar hiç okumadığım kadar çok yazı vardı ve ben onları bir solukta okuyup bitirmiştim. Yıllar boyu da dönüp dönüp yeniden okuduklarım oldu.

         

                  Eşya ile insan arasında garip bir ilişki vardır. Hayatım boyunca sahip olduğum her bir şeyin bir ‘işlev’ görmesi için gayret eden biriyim. ‘Türk Yurdu Yunus Emre Özel Sayısı’nı uzun yıllar sakladım. Saklama işe yaradı ve bu anıt derginin de bir işlevi oldu ve o ‘işlev’den sonra da benim özgün nüsham tabii ki kayboldu. Bu kısma sonra döneceğim.

         

                  Bugünkü Türkiye’nin çok önemli bir ‘kurucu unsur’u olan Türk Yurdu artık 101. yaşına girdi. Bunu kutlamak için yazıyorum. Yaptığım girişten de anlaşılacağı gibi, sanırım, daha çok hatıralardan hareketle bazı şeylerden bahsedeceğim. Yaşım derginin yaşının yüzde altmış üçüne tekabül ettiğine göre artık hatıralardan bahsetme zamanıdır. İnşallah, bende söylenecek söz olduğunu sanarak, bıkmadan usanmadan yazı isteyen sevgili Çağatay’ı hayal kırıklığına uğratmam. Endişe etmesin, okuyucu sever hatıralardan bahsedilmesini. Zaten ne onlarda ‘ağır’ konuları okuyup tefekkür edecek takat kaldı, ne de bende her düşündüğümü yazabilecek cesaret!

         

                  Çağatay demişken, kayıtlara geçmesi için hemen ve büyük bir iftiharla söylemeliyim ki, Çağatay Özdemir uzun yıllardır dergimize büyük emek vermiştir. Bu cümleyi istediğiniz kadar uzatıp güzel ve takdirkâr sıfatlarla genişletebilirsiniz. Naçizane ben de onun yaptığı görevi yapmış (yani Türk Yurdu’nu neşretmiş) birisi olarak bu güzel emeğin hakkına dikkat çekmekle mükellef olduğumu düşünüyorum. Bu, genel toplum hayatında, özellikle bizim camiada pek de alışılmış bir durum değildir. Yani, genellikle kişi hayatta iken, hele hele aynı işi yapıyorken kadrini kıymetini bildiğinizi öyle açık açık beyan etmek pek alışılagelmiş bir şey değildir. Çağatay’ın dergiye, özellikle bir entelektüel derinlik kazandırma alanında büyük katkıları olmuştur, olmaktadır. Eline sağlık, teşekkürler aziz Çağatay Özdemir.

         

                                                                          *

                  Türk Yurdu, bir ‘mektep’,tabiri caizse bir ‘âli mektep’(üniversite)dir. Yani benim onunla tanışmamın liseyi bitirmek üzere olduğum yıla denk düşmesi boşuna değildir! Yayım işleriyle uğraşanlar bilirler, bir neşriyatı hazırlayanların ilk hesaba katması gereken şey ‘hedef kitle’nin tespitidir. Türk Yurdu, geçen yüz yıl içersine yayımda olduğu her devrede ortalama ‘lise mezunu okuyucu’yu hedef almıştır. Derginin bu hususiyeti yüz yılda hiç değişmemiştir. Dergi ile ilgili olarak yapılabilecek birinci tespit budur.

         

                    Hitap ettiği kitle bu olunca, dergi muhtevasının şekillenmesinde de ilim ve fikir yazıları ile diğerlerinin dengelenmesine özel bir dikkat gösterilmektedir. Dergi, bir taraftan ilmi seviyesi kabul edilecek kadar ‘akademik’ olmak zorundadır ki, yakın zamanlarda bu husus belli kriterlere bağlanmış ve ‘hakemli dergi’ kavramı getirilmiştir. Dergiyi bu yönüyle, yani ilim hayatımızın güzide mensuplarının ve özellikle yetişmekte olan akademisyenlerimizin araştırmalarını yayımlayabilecekleri bir kalite ve seviyede tutmak, bugün, hakemli dergi niteliğini koruyabilmek bakımından çok önemlidir.

         

                   Bu niteliği ile Türk Yurdu, bir taraftan ilmi araştırmaların merkezi olan akademi ile güzide sayılabilecek bir halk kesimi arasında köprü olurken; diğer taraftan, üniversitelerde yetişmiş ve özellikle yetişmekte olan ilim adamlarının çalışmalarını neşrederek onların tanınmalarına, eleştirilerek gelişmelerine yardımcı olmaktadır.

         

                  Fikir yazıları ve özellikle güncel hadiselerle ilgili yorumlar, derginin okuyucu davranışlarını belirlemede önemli rol oynamaktadır. Türk Yurdu, aynı zamanda bir kuruluşun resmi yayın organı olduğuna göre, o kuruluşun fikriyatı doğrultusunda hem yeni araştırmalara, hem de yeni yorumlara yer vererek mensuplarını aydınlatmakla da görevlidir.

         

                   Esasen, dergi bu özelliğini sahibi bulunan Türk Ocağı’ndan almaktadır. Türk Ocağı, bir ‘güzide’(elit) kuruluşu olduğuna göre, onun yayın organının ‘güzide’liğinin de ‘akademik’ hüviyeti ile tebarüz etmesi gayet normal ve yerindedir.

         

                  Türk Yurdubu niteliğinden dolayı hep eleştirilmiştir. Çünkü 3-5 bin civarındaki ortalama okuyucusunun büyük bir bölümü öyle uzun ilmi araştırmaları okuyacak sabır ve alakaya sahip değildir. Haklı olarak büyük kitle, daha çok güncel olaylar ve durumlarla ilgili çarpıcı yorumlar beklemekte, kanaat önderi olarak gördüğü Ocak ve onun yayın organının kendisinin de kolay anlayıp kullanabileceği bu tarz yazıları neşretmesini beklemektedir. Bu durum, günlük gazete okuyucusun ‘fıkra yazarı’ndan bekledikleriyle aynıdır. Doğrusu dergi, bu tarz şikâyetleri gidermek için özel bir gayret göstermekte, gönderilen ‘fikir yazıları’nı da reddetmemektedir. Hatta zaman zaman teşvik edip sipariş ettikleri de olmakta, ama hiçbir zaman bu tarz ‘akademik olmayan’ yazılar istenildiği miktarda gelmemektedir. Daha doğrusu, istenilen nitelikte, hadi daha açık söyleyelim ‘kalite’de fikir yazısı akışı yoktur. Gelenlerin bir kısmı da günlük siyaset tartışmalarının öznel yorumlarını taşıdıkları için, değişik görüşleri yansıtmak zorunda olan özel sayıların ve konu ağırlıklı dosyaların haricinde, yayımlanamamaktadır.

         

                     Türk Ocağı ve Türk Yurdu’nun, güncel fikir, olay ve gelişmelerle ilgili görüşlerini yansıtmak ve bütün camia için gerçek bir ‘kanaat önderi’ görevi ifa etmek bakımından, burada yine bir kadirşinaslık gereği altını çizmemiz gerekir ki, Ocakların Genel Başkanı Nuri Gürgür’ün başyazıları, tam da bu okuyucularımızın arzu ettikleri nitelikteki tahlil ve yorumları, kaliteli bir birikimin ve nesnel, tutarlı bir fikir dünyasının yansımaları olarak büyük bir eksikliği gidermekte, Ocaklara ve mensuplarına da ufuk açmaktadır.

         

                     Türk Yurdu’ndan sonra 100. yılını kutlama sırası gelen Türk Ocaklarının başında, tek başına bir ‘akademi’ gibi çalışmakta olan aziz Nuri Gürgür Ağabeyimizin, bulunması da büyük bir şanstır. Ona olan minnet ve teşekkürlerimizin bir kısmını ifade etmeyi, Ocakların 100. yılı ile ilgili yazıma bırakarak, burada sadece Türk Yurdu’na olan maddi-manevi katkılarını hatırlatarak yine tarihe not bir düşmüş olalım.

         

                                                                        *           

         

                     Türk Yurdu’nun bir bilim, fikir ve kültür dergisi olarak yüzüncü yılını tamamlaması ve bunu ilk sayısındaki fikir ve hedefleriyle, zerre miktar sapma bulunmaksızın sağlaması büyük bir başarıdır. Bu iki kelime o kadar aziz ve mübarektir ki, geçen bir asır zarfında iki kapağı arasında hayat bulan ve yayılan her bir satırın mana ve muhtevasını adeta haykırır.

         

                      İşte bu yüzdendir ki,Türk Yurdubir ‘mektep’(ekol)tir.

         

                      Bilindiği gibi, ‘Türk Yurdu’ evvela bir dernek adı olarak tasavvur edilmiş ve esasen Ağustos 1911’de ‘Türk Yurdu Cemiyeti’ kurulmuştur da. Yani ‘Türk Yurdu aynı zamanda, Türk Ocağı’nın ilk adıdır, dolayısıyla ‘Türk Ocağı’ demektir. Rahmetli Hasan Ferit Cansever’in Ocakların kapalı olduğu 17 yıllık zamanın bir bölümünde, Türk Yurdu’nu tek başına neşretmesinin öteki anlamı da Türk Ocağı’nın sönmediğini haykırmaktan başka bir şey değildir.

         

                      Türk Yurduöyle bir abidedir ki, son yüz yılda yaşadıklarımızın, ilim, fikir ve zihniyet dünyamızın bütün izlerini orada bulabilirsiniz. Son asrımızın bütün ‘güzide’si onun bağrında bir yer bulmuş, Türk Yurdu’nun bütün renk ve desenleri burada yansıtılmıştır.

         

                     Yüz yıldır bu ülkede ilim ve fikir adına söylenmiş olan ne varsa ilk defa Türk Ocağı’nda söylenmiş, ilk defa Türk Yurdu’nda yazılmıştır. Bu, derginin aynı zamanda çeşitli görüş ve düşüncelere de açık bir çoğulcu anlayışı benimsediğini de ortaya koymaktadır. Yani Türk Yurdu’nun önemli bir vasfı da yenileyicilik olmuştur.

         

                      

                       Ama asıl işlevi, bir milliyet ve milli kültür keşfi alanındadır. Türk Yurdu külliyatını aynı zamanda Türk milli kimliğinin keşfi ve inşasının belgeler yığını olarak değerlendirmek icap eder. Bu yüzden, dergi, aynı zamanda yol göstericisi olduğu Türk Milliyetçiği (Türkçülük)’ne hizmetin ‘âbide’sidir. Bu açıdan bakıldığında, en başta söylediğimiz, yeni Türkiye’nin çok önemli bir kurucu unsurudur Türk Yurdu.

         

         

                                                                     *

                       İlk karşılaşmamdan sonra bayilerde Türk Yurdu’na yeniden rastlamadım. Çok sonraları öğrendim ki, esasen 1961-70 döneminde dergi gayrimuntazam yayımlanmış ve galiba benim rastladığım özel sayı da o yılların en önemli nüshası imiş.

                       Sahafları dolaşma alışkanlığı kazandığım zamanlarımda, raflarda Türk Yurduartık tanıdık bir yüz olarak gülümserdi. Özellikle, kapağının sol tarafında alt alta ‘Felsefe, ilahiyat, sosyoloji, tarih, hukuk, iktisat, psikoloji, terbiye, maarif, fen, tıp, dil, edebiyat, sanat, aile, neşriyat, haberler, fikir ve mefkûre, tenkit ve tahlil.’ şeklinde başlıklarıyla hatırladığım sayılardan buluyordum. Sonradan öğrendim ki, derginin altın çağlarından biri 1959/60 yıllarında yaşanmış ve benim eski kitapçılarda bulduğum dergiler onlardanmış. O zamanki neşriyat müdürü de Galip Erdem. Benim ve hem benden önce hem de benden sonraki birkaç neslin ‘Galip Ağabey’i. Yürüyen bir ülkücülük abidesi olan rahmetlinin yayımladığı sayılarda gerçekten dengeli bir şekilde kapakta ilan edilen bütün alanlarda yazılar görülmektedir. Yani ilim, fikir, kültür ve sanat dünyamıza ait her alanda.

         

                        Bu açıdan bakıldığında, Türk Yurdu’nun sayfalarında geçen yüz yıllık ilim ve kültür tarihimizin kaynakları bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Türk Yurdu’nun1911-1931 arası devresini inceleyen Hüseyin Tuncer’in doktora tezinde (Türk Yurdu Üzerine Bir İnceleme, Kültür Bakanlığı Yayımı, Ankara 1990) başlıca ana başlıklara göre tasnif edilen yazılarda ele alınan konu ve görüşler özetlenmiştir. Bunları dikkatle takip ederek bile yirmi yıl içinde bu ülkede nelerin yaşandığını ve fikir ve zihniyet dünyası ile (ilim âlemi ve toplum olarak) nereden nereye geldiğimizi tespit etmek mümkündür.

         

                                                                        *

         

                        Türk Yurdu’na emeği geçen son kişiye teşekkürle söze başlamış idik. Niyetimiz bu yüz yıllık süre içersinde emek verenleri –minnet ve şükranla tek tek hatırlamakla birlikte- buraya kaydetmek değildir. Bunlara birçok yerden ulaşılabilir. (Mesela bkz. http://www.turkyurdu.com.tr/tarihce.php). Ama galiba ilk kuruluştan da biraz bahsetmek gerekmektedir. Çünkü oradan bir başka Türk Yurduözelliğine ulaşabileceğiz. Şimdi en başa dönerek hatırlayalım: Büyük Türkçü ve derginin ilk sorumlu müdürü Yusuf Akçura, derginin neşrini ‘bir akşam evine gelen Binbaşı Enver Bey’in istediğini’ söylüyor. İsim babası da ‘milli şair’ unvanlı büyük Türkçü ve 18(31) Ağustos 1911 tarihinde kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’nin Reisi ve Türk Yurdu’nun ilk ‘Sahibi’ Mehmet Emin Yurdakul’dur.

         

         

                         Bir siyasetçi olmaktan çok bir ülkücü (idealist) olarak yaşamış olan Enver Paşa’nın bu isteğindeki derinlik üzerinde yeterince düşünüldüğünü sanmıyorum. Ama asıl söylemek istediğim, İttahat-Terakki’nin bu kudretli simasının veya diğer siyasilerinden birinin ne Türk Yurdune de Türk Ocağı üzerinde herhangi bir vesayet, baskı, tesir, yönlendirme yaptığına dair herhangi bir iddia kırıntısı bile mevcut olmayışıdır. İşte, Türk Yurdu ve Türk Ocağı’nın günlük siyaset ve onun kuvvetli figürlerine karşı bir asırdır koruduğu ‘siyaset dışı’lık ve bağımsızlığın kaynağı da burada yatmaktadır. Hemen hepsi de kesinlikle İttihat-Terakki taraftarı olmasına ve hatta Gökalp gibi merkez-i umumi azası olanlar da bulunmasına rağmen Türk Yurduve Türk Ocağı’nı kurup yönetenlerin bu ‘siyaset üstü’ görevlerini hemen hemen hiç siyaset bulaştırmadan kendi misyonları dâhilinde ifa eylemiş bulunmaları ve bunun bir yüzyıl boyunca böyle devam ettirilebilinmiş olmaları da kaydetmemiz gereken çok önemli bir özelliktir.

         

                                                                                   *

         

                           Türk Yurduyüz yıllık tarihinde şüphesiz fasılasız çıkma imkânı bulamamış, birçok kesinti ile neşredilebilinmiştir: Ama son yirmi beş yıldır kesintisiz (İstanbul’dan Ankara’ya nakil sırasındaki yedi aylık bir gecikme hariç) yayımlanmaktadır. (Derginin hangi zaman dilimlerinde yayımlandığına dair bilgiler Hüseyin Tuncer’in dergi web sitesindeki makalesinde kayıtlıdır. Sevgili Tuncer, 2001 tarihine kadar gelen bu incelemesini 2011 sonuna kadar güncellemelidir.)

                           

                           Bu, yani bir fikir dergisinin yirmi beş yıldır kesintisiz yayımlanması, nereden bakılırsa bakılsın ayrıca çok büyük bir başarıdır. Bizim camiada öyle uzun ömürlü bir fikir dergisi pek görülmez. Demek ki, derginin hangi zorluklar göğüslenerek yayımda kalabildiği de galiba ayrı bir yazı konusu olabilir. Bir yayımcı olarak da hasbelkader bu son yirmi beş yılın bir bölümünde görevi üstlenmiş biri olarak da bu güçlüklerin neler olduğunu bilenlerdenim. Seksen liralık abone ücretiyle her biri 350-400 sayfalık 12 sayı dergi yayımlanamayacağını bilenler bilirler. Bu mucizenin kahramanlarından biri de kağıt-basım işlerimizi galiba maliyetine yapan yayıncı Erol Ünal Karabıyık . Bir kuru teşekkürü bari hak etmiyor mu? Yüzüncü yıl kayıtlarına geçsin istiyorum: Yardımlarınıza teşekkür ederiz Erol Bey, sağ olun.

         

                                                                              *

         

                            Başlangıçta ‘döneceğim’ dediğim konuyu unutmadım!

         

                            Yüz yıldır okuyan insanlara da bir teşekkür borcumuz var. Türk Yurdu’nu onlar yaşattı, yaşatıyorlar. Tabii büyük de bir sitemimiz. Türk Yurdusadece abonelerine gönderilen, yayım siteminin içine yani genel dağıtıma girebilmiş bir dergi değil, çok üzgünüz ki değil. Sitemimiz işte Türk Yurduokuması gerektiği halde okumayanlara veya bizim ulaşıp da abone yapamadıklarımıza. Neden bu derginin tirajı on binin üzerinde değil?

          

                            Döneceğimiz konu ‘Yunus Emre Özel Sayısı’ idi değil mi?

         

                            Namık Kemal Zeybek Kültür Bakanı idi. Bakanlığı sürecindeki üç yılı, Bilgi Yılı(1990),Yunus Emre Sevgi Yılı(1991),Mevlana Hoşgörü Yılı(1992) ilan edip, milli kültür zemininde bir gelecek inşa etmeyi hedeflemişti. Bunların ayrıca incelenmesi gerekir, başarılı icraatlardır. Yunus Emre Sevgi Yılı çerçevesinde benim görevli olduğum alanda, yani neşriyatta yapılabileceklerimizi planlarken aklıma benim çok sevdiğim Türk Yurdu/Yunus Emre Özel Sayısı geldi. Aradan yirmi beş yıl geçmişti ve o özel sayıyı neredeyse hatırlayan kalmamıştı. Bunu yeniden yayımlamayı düşündüm. İki yol vardı: Ya yeniden dizdirip bir kitap formatında yayımlayacak yahut da tıpkıbasım yapacaktık. Doğru olanı tıpkıbasım yoluyla yeniden yayımlamaktı. Burada da iki yoldan dağıtıma sokabilirdik. Birincisi, tıpkıbasımı yapıp kitapların arasında yayınevlerimize göndermek, ikincisi neşretmekte bulunduğumuz, (Bakanlığın dergisi) Milli Kültür’ün eki olarak vermek. Ama Türk Yurdu’nun kendisi yayımda idi ve tıpkıbasım yapmak istediğimiz özel sayı da onlara aitti. Belki istemezlerdi, ama ‘manevi bir telif hakkı’ sorunu da olabilirdi. Bakanlığın bu tarz kültürel faaliyetlere yardımları da vardı ve esasen Namık Kemal Zeybek Bey’in kültür politikası da bakanlığın bizzat kültür faaliyeti yapması yerine yapanlara destek olunması yolundaydı. Tam da buna uygun olacaktı, 1966 yılında yayımlanmış Türk Yurdu Yunus Emre Özel Sayısı’nı tıpkıbasım yoluyla yeniden basarak 1992 yılının Türk Yurdu Ocak sayısına ek olarak dağıtmak yolunda bir projeyi Müsteşarım Acar Okan’a götürdüm. Bakan Bey’den de onay alarak derhal talimat verdi ve beş bin nüsha tıpkıbasım yapılabilecek miktarda bir bütçeyi Türk Yurdu’na aktardık.

         

                            Tabii benim 1966’da tanıştığım nüsha da tıpkıbasım yapılması için ayrıca tarafımdan ‘tahsis’ edildi! Yani, bendeki nüshayı da film alınması için verdim ve bir daha da geri gelmedi! Yanarım dergime! Çünkü derginin tamamını ‘tıpkıbasım’ yoluyla çoğaltan matbaa, dış kapağa gelince, tam bir işgüzarlıkla yeni bir kapak uydurmuş ve eserin özgünlüğü kaybolmuştu. O yüzden dergime yanıyorum. Okuyucuya hoş bir hatırlama olsun diye yukarıya o özgün kapaklı nüshayı bulup koydum.

         

                          Şaka bir yana, ama asıl yandığım, bu ciddi ‘promosyon’a ve üç kuruşluk abone tutarına rağmen dergimizin abone miktarında ciddi bir artış sağlanamamış olmasınadır. Yoksa işte internette benim sevgili özel sayı satılıyor, istiyorsam alır sevinirim.

         

                            Marifet iltifata tabidir, bir dergiye iltifat ise onun okunurluğu ile belli olur. Sitemim de okuyucuya, ama Türk Yurduokuyucusu olması beklendiği halde olmayanadır. Ne olur şu ikinci yüzyıl başında ve Türk Ocağının 100.Yılı’nda abone miktarımız bari on binin üzerine çıksın. Ha gayret dostlar. Her okuyucu bir abone kaydetse bu olur galiba!

         

                                                                             *

         

                           Türk Yurdu, kendi yüzyılını tamamlarken adeta on iki ciltlik bir ‘almanak’ yayımlayarak, kendi ilkeleri ve imkanları ölçüsünde muazzam bir ‘yaş yüzyılı’ kutlaması gerçekleştirmiştir. Emeği geçen herkese ayrıca teşekkürler.

         

                           Yeni yüz yıllık yaşın kutlu olsun Türk yurdu!

         

         

         


Türk Yurdu Şubat 2012
Türk Yurdu Şubat 2012
Şubat 2012 - Yıl 101 - Sayı 294

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele