Yıkılmaz Kaya, Yorulmaz Azim ve Enerji

Şubat 2012 - Yıl 101 - Sayı 294

        Yıllar içinde az yetişen millî kahramanlardan birisi de Rauf Raif Denktaş’tır

         

        Denktaş, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin atasıydı. Azmi ve direnciyle, Kıbrıs Türk halkına karşı dışardan gelen her türlü baskı ve tehlike dalgalarına karşı onları koruyan bir dalgakıranın, en büyük taşı, adeta, dev kayasıydı.

         

        Denktaş, Kıbrıs’ın kurtuluşun savaşının cesur eri, TMT (Türk Mücahit Teşkilatının) başarılı yöneticilerinden birisi, yılmaz bir mücahidi ve yorulmaz bir teşkilatçısıydı.

         

        Denktaş, hakları yok edilmeye ve “var olma hakları” ellerinden alınmaya çalışılan, bir toplumun “var olma mücadelesinin” bayrağı, ağır topu ve yenilmez lideriydi. Kıbrıs’ta ezilen Türk toplumunu kurtarmak üzere öne atılma cesareti ve azmini göstermiş bir kahramandı ve Kıbrıs’ın ilk mücadele öncüsü rahmetli Dr. Fazıl Küçük’ün en büyük yardımcısı ve sağ koluydu.

         

        Rauf Denktaş, kurmayı başardığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, ilk Cumhurbaşkanı ve ölümsüz kahramanıydı.

         

        Nur içinde yatsın. Mekânı cennet olsun.

         

         

        17 Salı 2012 Lefkoşa

         

                    Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na girerken garip ve çok derin bir yalnızlık kaplıyordu herkesi. Herkes oradaydı. Türkiye siyasetinin bütün tanınmış isimleri, toplumun tüm tanınmış şahsiyetleri oradaydı. Türkiye adeta “yavru vatana” akmıştı. Uçaklar peşi peşine iniyor, Türkiye’den, Azerbaycan’dan, Pakistan’dan, Körfez ülkelerinden, Balkanlardan ve dünyanın dört bir tarafından kişileri, bu büyük devlet adamının cenaze törenine katılmak üzere adaya getiriyordu.

         

                    Kıbrıs davasında karşı karşıya geldiği Rum rakiplerinden bazıları ona hürmet çelengi gönderirken, diğer bazı kendini bilmez, gölgesinden ötesini göremez biçareler hâlâ hezeyan hâlinde kötü sözler sarf ediyordu. Unuttukları şey, sonunda toplumların ve tarihin en büyük “karar verici” olduğu hususu idi.

         

                    Prof. Mümtaz Soysal hocanın sözleri ile Rauf Denktaş, “ölümüyle bile halkını, ayrı kalan grupları ve Kuzey Kıbrıs ile Türkiye’yi birleştirmiştir”. Kendisi ile uzun yıllar anayasa hazırlıklarında çalışan Soysal’ın ve diğer siyasi ve diplomatların birleştikleri noktalardan birisi de bu olmuştur.

         

                    Şeref defterine yazılanlar adeta bir destanı anlatır gibiydi. Yazanlar adeta durmak bilmiyordu.

         

        Cenaze merasiminde ki, vakar ve düzen insanlarda derin bir huşu, derin bir hayranlık ve muazzam bir dayanışma hissi yaratmaktaydı.

         

                    Denktaş’ın ailesi (çocukları, torunları) perişan ama vakur, mümkün olduğu kadar her gelenin elini sıkmaya, teşekkür etmeye gayret ediyorlar ve Rauf beye yakışır bir vakarla olayları karşılıyorlardı. 62 yıllık eşi kelimenin tam anlamı ile perişandı, ayakta duracak takati kalmamış, dünyasının merkezindeki eşinin kaybı ile tam anlamı ile yıkılmıştı. Kendisine ve tüm aileye Allah’tan (cc) sabır ve metanet dileriz.

         

                    Tam kırk sıra asker, mükemmel bir ahenk ve kararlılık içinde Denktaş’ı omuzlayıp, top arabasına götürmeye başladıkları zaman, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki kalabalık da derin bir sessizlik ama büyük bir düzen içinde arkasından yürümeye başladı. Top arabasına yerleştirilen tabut, askerler tarafından ağır, ağır çekilerek Selimiye Camisi’ne doğru yola çıktı... Arkasından Kıbrıs halkı ile Türkiye’den ve dünyadan gelen çok kalabalık bir grup. Birden bahçe boşaldı, Cumhurbaşkanı Sarayı bomboş kaldı. Gerçek -ölümün getirdiği yalnızlık ve sonsuzluk- ortalığa hâkim oldu. Hava da soğudu, çok soğudu. Her tarafa iliklere işleyen bir ayaz hâkim oldu. Cenaze namazından sonra aynı yoldan kortej Cumhuriyet Parkı’na doğru yola çıktı. İlk defa oğlunun yanına gömülmesi düşünülen Rauf Denktaş’ın çok daha özel bir mekâna ve büyük bir alana defin edilmesi gece yarısı kararlaştırılmış. İleride şanına ve yaptıklarına yaraşır bir anıt mezar inşasının da düşünülmesi, bu kararı pekiştirmiş. Aile de razı olunca, böylece uygulandı.

         

                    Cenaze namazında Türkiye ve Kıbrıs’tan akla gelen bütün isimler mevcuttu. Evet, ölümünde bile Denktaş görevini yapmış, anlaşmazlıkları aşmış, herkesi birleştirmişti.

         

         

        Dalgalar Karşısında Eğilmeyen Baş

         

                    Rauf Denktaş, bilgi ve azmin birleştiği, güzel konuşma yeteneğinin çok güçlü olduğu bir kişiydi. Eğitimini, Londra’da tamamlamış olan Denktaş, çok donanımlı bir avukat olarak Kıbrıs’a dönmüş ve Kıbrıs Türkü’nün “var olma davasına” kendini adamıştır.

         

        Denktaş, konusuna çok hâkim, hafızası güçlü ve mantığı çok hızlı ve net çalışan bir kişi olarak temayüz etmiştir. Denktaş, uzun münakaşaların sonunda yorulup, dağılmak yerine, hedefe odaklanmak ve çok hızlı çözüm üretmek gibi nadir bir kabiliyete ve beyin gücüne sahip bulunmaktaydı.

         

        Rauf Denktaş hayatı boyunca hedefini daima açık ve net tutmuştur. Hiç bir baskı altında hedeften sapmamış ve yalpalamamıştır. Düşmanını veya rakibini (yani Kıbrıs Rum’unu ve Yunanı) çok iyi tanıyan, onları çok iyi anlayan ve tahlil edebilen bir kişiydi. Daima konusunda hazırlıklı olan Denktaş, haklı olduğu davada taviz vermeye yanaşmamış ve diplomasi uğruna gereksiz yumuşamalar göstermemiştir.

         

        Gün gelmiş, İngilizlerin “Siz adayı esir aldınız, şimdi de ada sizin siyasetinizi esir alacak.” sözlerini metanetle dinlemiş; gün gelmiş, ABD temsilcisinin, Denktaş’ın gözünün içine baka, baka, “Sizleri hiç tanımayacağız.” sözlerine karşı, “Ama bu tavırlar bizim davamızın haklı ve doğru olduğu gerçeğini asla değiştirmez...” diyebilecek cesareti göstermiştir.

         

        Gün gelmiş, Türkiye’de değişen iktidarlar ve dıştan gelen (AB) müdahaleler sonucunda Türk siyasilerle bile ihtilafa düşmüş, ama asla yılmamış ve ümitsizliğe kapılmamıştır.

         

        Davasının büyüklüğü ve haklılığına öylesine inanmıştır ki, onun büyüklüğü daima Denktaş’ın heyecan ve inanç kaynağı olmuştur. Sonunda da haklı çıkmıştır. Dönüp bakıldığında bu tutumun zorluğu takdirle karşılanmaktadır. Ama bu güçlüklerin yaşandığı günlerde “bu yalnız kayanın” ne kadar stres altında olduğunu anlamak veya onun “yalnızlığını” tasavvur etmek bile güç. İşte bu büyük zorluklar ve onları aşabilme yeteneği ve gücüdür, Denktaş’ı büyük yapan.

         

        2004 yılı belki de en zor yıllardan biridir, Kuzey Kıbrıs ve Denktaş için. O yıl Annan Planı denen “sözde adada barış ve uzlaşma planı” referandum oylamasına sunulmuştur.

         

        AB fonları yardımı ve o sıradaki Türk hükümetinin de teşviki ile ada Türklerinden, bu plana “evet” demeleri istenmiştir. Buradaki maksat dünyaya, AB devletlerine ve ABD’ye, Türklerin uyumlu kişiler olduğunu ve “hayır diyen taraf” olmadığını, ispat etmekti. Rauf Denktaş buna karşı çıkmıştır. Bu girişimin çok tehlikeli bir oyun olduğunu ve karşı tarafın ne olursa olsun asla Türk tarafına sempati duyan bir karar vermeyeceğini ifade etmiştir.

         

        Sonuçta, Türkiye’nin de bastırması ile Türkler, Referandum da %65 “Evet” oyu vermişlerdir. Rumlar ise buna karşılık, Annan Planını kendileri için kâfi derecede yararlı bulmadıklarından %75 “Hayır” oyu ile ret etmişlerdir.

         

        Ne var ki, bu ret oyları sebebi ile KKTC kurtulmuştur. Rumlar da plana “Evet” deseydi, bu gün bir KKTC mevcut olmayacak ve 35 değil 70 yıllık gayret ve çalışma boşa gitmiş olacaktı.

         

        2004’ün en zor günlerinde Erbakan’ın isteği üzerine adaya 30 kişilik bir grupla gidip, hızlı ve programlı bir çalışma gerçekleştirmiş olan bu yazar, Rauf Denktaş Bey’in o günlerde nasıl bir azim, sabır ve gayret gösterdiğini birinci elden gözlemleme ve o sıkıntıları birinci elden yaşama imkânı bulmuştur. Yapılan çalışmaların faydası olmuş ve en azından diğer bütün etkiler karşısında oylar belli bir sınırda tutulmuştur.

         

        Denktaş, bunca mücadeleden sonra haksız bir şekilde desteklenen Mehmet Ali Talat’a yerini terk etmiş ama hiçbir zaman kimseye karşı bir küslük veya kırgınlık taslamamıştır. Onun için davası ve hedefi, kişisel kırılmaların çok ötesinde kalan bir olaydır. Denktaş, büyük bir vizyonun adamıydı. İşte Rauf Denktaş’ı büyük yapan da buydu.

         

        Türk tarihinin yetiştirdiği büyük devlet adamları ve kahramanlarından biri olan Rauf Raif Denktaş’ı her zaman saygı, hayranlık ve hayırla anacağız. Ruhu şad olsun.

         


Türk Yurdu Şubat 2012
Türk Yurdu Şubat 2012
Şubat 2012 - Yıl 101 - Sayı 294

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele