Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültür Faaliyetleri (1912-1931)

Ocak 2012 - Yıl 101 - Sayı 293

                 Türk Ocaklarının amaçlarını ortaya koymada temel kaynak, Nizamnamelerdir (Sarınay, 2004, 152). Tanin Matbaası tarafından 1328 (1912)’de İstanbul’da basılan “Türk Ocağı’nın Nizâmnâme-i Esas ve Dâhilîsi”nin Fasıl 1: Adı ve Maksadı Bölümü’nün 2. 3. ve 4. Maddelerine göre Türk Ocaklarının amacı şöyle ifade edilmektedir:

         

        2. Madde: Cemiyetin maksadı, akvâm-ı İslâmiyyenin bir rüknü mühimi olan Türklerin millî terbiye ve ilmî, içtimaî, iktisadî seviyelerinin terâkki ve ilâsıyla Türk ırk ve dilinin kemâline çalışmaktır.

         

        3. Madde: Cemiyet maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risâleler neşr edecek, mektepler açmaya çalışacaktır. Millî serveti korumak ve çoğaltmak için her türlü meslek ve sanat erbabıyla görüşerek iktisadî ve zıraî teşvik ve irşâtlarda bulunacak ve bu gibi müesseselerin doğup yaşamasına elinden geldiği kadar yardım edecektir.

         

        4. Madde: Ocak maksadını tahsile çalışırken sırf millî ve içtimaî bir vaziyette kalacak, asla siyâset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasî fırkalara hâdim bulunmayacaktır.

         

         

                 Türk Ocakları 1931 yılındaki kapanışa kadar, 1912 yılında kabul edilen Türk Ocağı Esas ve Dâhili Nizamnamelerinden başlayarak 1929 yılında yayımlanan Türk Ocakları Yasası’na kadar toplam 19 defa yasa (nizamname) hazırlanmıştır (Uzun, 2005, s.157-167). 1927 yılına kadar içerik olarak fazla bir değişiklik olmamakla birlikte en belirgin değişiklik 1927 yılında olmuştur. 23 Nisan 1927 yılı Dördüncü Türk Ocakları Umumî Kurultayında kabul edilen Türk Ocakları Yasası[i]’na göre Türk Ocakları’nın amaçları şöyle ifade edilmektedir:

         

         

        2. Madde: Türk Ocağının maksadı millî şuurun kuvvetlendirilmesine medenî ve sahî tekâmülünün teminine ve millî iktisadın inkişafına çalışmaktır. Türk Ocaklarının faalen işkikal sahası Türk Cumhuriyeti hudutları dâhiline münhasırdır.

         

        3. Madde: Cumhuriyeti, milleti, muasır medeniyeti ve halkçılık mefkûrelerini takip eden Türk Ocağı bu mefkûreleri tahkik ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraberdir. Türk Ocağı bu mefkûrelerini neşr ve telkin için ilim, hars ve içtimaiyat sahasında mücadele ve mücahede eder. Hiçbir Ocaklı, Ocağı şahsi ve siyasi ihtirasına alet ve saha ittihaz edemez.

         

         

                 Bu zamana kadar siyaset dışı olan Türk Ocakları, kendi yasaları içinde devlet siyasetinde Cumhuriyet Halk Fırkası ile birlikte hareket ettiğini ve faaliyet sahasını da Türkiye Cumhuriyeti hudutları ile sınırladıklarını görmekteyiz.

                

         

                 Türk Ocakları Mesâi Programı’nda[ii] Türk Ocakları Merkez Heyeti tarafından tüm şube ocaklara tâmim edilen programa göre Türk Ocaklarının amaçlarına yönelik çalışmalar yapılması istenmektedir. Buna göre Hamdullah Suphi bir konuşmasında: “Türk Ocağı, harsî ve içtimaî bir hareketi temsil eder” (Tevetoğlu, 1987, s.11). Bir başka konuşmasında ise: “Türk Ocağı’nın muayyen birkaç emeli vardı: Dinî bir zümre halinde yaşayan bir cemaati bir millet haline yükseltmek…” (Tevetoğlu, 1987, s. 19).

         

         

                 Yine Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1925 senesinde Kurultay’a Veda Ziyafeti nedeniyle yaptığı bir konuşmasında şöyle demektedir: “Türk Ocağı, birçok vazifeleri arasında, iki mühim ihtiyacı gidermeğe mecburdur: Bu ihtiyaçlardan biri, devlet teşkilatı altında millet teşkilatına yardım etmektir. İkincisi, Türk Ocakları, bir medeniyetten diğer medeniyete geçen Türk milletine, bu geçiş devrinde yol göstermeğe mecburdur. Türk Ocakları bu yeni medeniyetin yayıcısı, hizmet edicisi ve yol gösterenidir. Kendi topraklarımız üstünde, aynı hükümetin idaresinde yeni bir doğuş hareketi gösteren Türk ve Müslüman olmayan milletlerin ilerleme sebeplerini, Batı medeniyetinin kendi sebepleri arasında bulmak lazım gelir. Türk Ocakları bu sebepleri birer birer tanıyacak ve Türk milletine tanıtacaktır. Bunun için, Türk Ocakları, batılılığın temsilcisidir.” (Tevetoğlu, 1987, s.93-103).

         

         

         

        Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültürle İlgili Görüşleri

         

         

           Türk Ocaklarının eğitim ve kültürle ilgili görüşlerini Cumhuriyet Öncesi Türk Ocakları ve Cumhuriyet Sonrası Türk Ocakları olmak üzere iki dönem içinde değerlendirebiliriz.

         

         

         

  1. 1.   Cumhuriyet Öncesi Dönemde Türk Ocakları

         

         

                 Türk Ocaklarının milliyetçi bir kuruluş olarak, kurtuluş mücadelesine katkılarını ve fikri mücadelesini anlayabilmek için Türk milliyetçiliğinin döneme olan etkisini incelemek gerekir.

         

         

                 Ocakları kurtuluş mücadelesinde milli bilinci ifade eden bir müessesedir. Milli benliğe sahip Ocaklılar faaliyete geçmiş ve halkı mücadeleye davet etmiştir. Hamdullah Suphi, Yusuf Akçura, Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Ziya Gökalp başta olmak üzere Türk Ocağını kuran kişiler, fikirlerini Türk Yurdu mecmuasında ifade etmişlerdir. Türk Yurdu’nun ve Türk Ocaklarının savunduğu Türkçülük fikirleri, önce devrin iktidarını elinde bulunduran İttihat ve Terakki mensuplarını özellikle Enver Paşa ve arkadaşlarını sonra da Türk Milli Devleti’nin kurulmasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını etkilemiştir (Çaltık, 1997, s.38-39).

         

         

                 Türk Ocakları Meşrutiyet Döneminde milliyetçi Türk aydınlarını ve gençliği çatısı altında toplamış, mütareke döneminde milli uyanışı sağlamada büyük yararlılıklar göstermiştir (Çaltık, 1997, s.70). Atatürk, Türk Ocakları vasıtasıyla çağdaş Türkiye düşüncesinin halk arasında yayılmasını amaçlamış (Hacaloğlu, 1993, s.4), bu temelden dolayı Türk Ocaklarını desteklemiştir.

         

         

                 Anadolu’nun işgali sırasında başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Türk Ocaklıların organize ettiği halkı uyandırma ve işgalleri protesto mitingleri yapılmıştır. Bu süreçteki önemli faaliyetlerden biri de Sultan Ahmet mitingidir. İzmir’in işgali Türklerin büyük tepkisine neden olmuştur. Hamdullah Suphi’de burada yaptığı konuşma ile Türk Ocaklarının tepkisini dile getirmiştir (Arıburnu, 1975, s.58-59).

         

         

                 Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Suphi, Mecliste yaptığı konuşmalarla Misak-ı Milli’nin Mebusan Meclisi’nde kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır. Tüm bu önemli olaylarda kararlı bir tutum sergileyen Hamdullah Suphi’nin Misak-ı Milli’nin kabul edilmesindeki etkin rolünü ve diğer faaliyetlerini genel bir değerlendirmeye tabi tutarsak şu sonuca ulaşabiliriz: Hamdullah Suphi, Türk Ocaklı misyonuna sahip olmuş ve hayatının her döneminde buna uygun davranmıştır. Milli mücadele de bu doğrultuda davranmıştır (Çaltık, 1997, s.49).

         

         

         

  1. 2.     Cumhuriyet Sonrası Dönemde Türk Ocakları

         

         

                 Cumhuriyet döneminde, Atatürk milleti vatanla birleştirip, siyasi anlamda bir sınırlama meydana getirmiştir. Türk Ocaklarında da bu dönemin fikri zeminine uygun bir anlayışta olduğu görülmektedir. Vatan unsuru ön plana çıkmış ve Anadolu merkezli bir milliyetçilik anlayışı geliştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde Türk Ocakları Atatürk İnkılâplarının gelişmesi için Atatürk’ün yanında yer almıştır (Çaltık, 1997, s.70). Nitekim Hamdullah Suphi (1987, s.19) de Türk Ocaklarının yeni medeniyetin rehberi ve yayıcısı olduğunu belirtmiştir. Bu toprakta bütün cemiyetlerin vazifesi, hükümetin her sahada açtığı mücahedeye kendi imkânları nispetinde yardım etmektir (Tanrıöver, 1987, s.6).

         

         

                 Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1925 senesi Milli Eğitim Bakanı iken gittiği İstanbul Öğretmenler Derneği’nin kongresinde, Batılılığı şöyle ifade etmektedir (1987, 36-37):

         

         

              Efendiler, bugünkü Türkiye, Doğu’da Batılılığın mümessilidir. Biz son senelerde, Batı’ya karşı Batı’nın düsturlarını müdafaa ederek muharebe ettik.

         

              Avrupalı mağlup oldular. Muzaffer olan Avrupalılıktır. Biz mağlup olsaydık köhne Asya ve Asyalılık bütün hurafeleriyle kazanmış olurdu. Evet, biz mağlup olsaydık irtica en kanlı surette muzaffer olurdu. Siz, benim karşımdaki öğretmenler, Türk milletinin kulağına söylediğimiz yeni sözün, yeni hakikatin telkincisi olarak bitmiş, çürümüş bir hayat yerine, yeni hayatın temellerini kuruyorsunuz. Türkiye kuvvetlidir: Batı’dan aldığı fikirler ve müesseselerden dolayı… Türkiye zaiftir: Daha almadığı, kendi teşkilatı arasına sokmadığı bir takım Batı müesseselerinden dolayı…

         

              Türk öğretmeni Batı’nın kuvvetini vücuda getiren bütün amilleri Türk vatanına nakletmek vazifesini deruhte etmiştir. Fikri siz vereceksiniz, tatbikatını başkaları yapacaktır.

         

         

                 Batı medeniyetinin kabul edilmesini savunan Tanrıöver, harsın korunmasını her türlü tehlikeye karşı muhafaza edilmesi gerektiğini ve bu konuda ocakların işlevinin önemli olduğunu şu şekilde ifade etmektedir (Tanrıöver, 2000, s.49):

         

         

           “Türk Milleti, kendi ocaklarıyla şarktan, garptan, herhangi taraftan gelirse gelsin, yabancı harslara karşı millî harsını müdafaa edecektir.”

         

         

                 Hamdullah Suphi Tanrıöver’in medeniyet anlayışının belirlenmesi için 13 Şubat 1341 (1925) tarihinde TBMM’deki Ziya Bey’e cevap niteliği taşıyan konuşması önemlidir. Bu konuşmasında Hamdullah Suphi Tanrıöver, medeniyet hakkında şunları ifade etmektedir:

         

         

              … Medeniyetin bir memlekete girerken gümrüklere uğramadığını, onun bunun mütalaasını almadığını, tasvibini beklemediğini, gelenler, bir takım ihtiyaçların, bir takım zaruretlerin neticesinde ise mutlaka içeri girecektir ve buna mani olunamayacaktır.

         

              … Hiçbir zaman dar bir milliyetperverlik gütmedik. Bir taraftan kendi harsımızı arıyor, diğer taraftan sahnelerimizde Alman musikisini dinliyor, İtalyan ressamlığını gösteriyor, Yunan heykeltıraşını, İngiliz edebiyatını, Roma kanunlarını gençlerimize tanıtıyorduk. Çünkü ocaklar nazarında Türk, garp ailesinin bir evladı olmak gerekiyordu (Baydar, 1968, s.57-63).

         

         

                 Hamdullah Suphi, Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk Ocakları başkanı olarak, İnkılâpların halka benimsetilmesi için çalışmıştır. Tanrıöver, Türk Ocaklarının inkılâpların halka benimsetilmesindeki rolünü şu şekilde ifade etmiştir (Tanrıöver, 1987, s.101):

         

         

              “Türk Ocakları bir medeniyetten diğer medeniyete geçen Türk milletine, bu geçiş devrinde yol göstermeğe mecburdur. Çevremiz, pratik ve yaşayan bir medeniyetin darbeleriyle yıkılmış, harap olmuş müesseseler ve onların yıkıntıları ile doludur. İçimizde ve dışımızda bir nokta yoktur ki, mensup olduğumuz eski medeniyetin orada yıkıntılarını görmüş olmayalım. Görgü kaidelerinden, hükümet usulünden ilim ve sanata kadar her şey; hâkim, yayılan ve yapıcı yeni medeniyetin icaplarına göre değişmek mecburiyetindedir.”

         

         

                 Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk Ocaklarının Cumhuriyet dönemi çalışmalarında batı medeniyetine geçen Türk halkına rehber olacağını şu şekilde belirtmiştir:

         

         

              Türk Ocakları, bu yeni medeniyetin yayıcısı, hizmet edeni ve yol göstericisidir (Tanrıöver, 1987, s.101).

         

              Türk Ocakları, inkılâbımızın bekçisidir (Tanrıöver, 1987, s.115).

         

              … Türk Ocakları, inkılâpçı ve cumhuriyetçi hükümetin mesaisine kendi mesaisini ilave ederek bu yolda çalışıyor ve gitgide büyüyen teşkilatıyla bu maksat için çalışmakta devam edecektir.

         

         

                 Cumhuriyetin ilk yıllarında inkılâplar karşısında meydana gelen olumsuz hadiselere karşı Türk Ocakları ve Hamdullah Suphi Tanrıöver inkılâplara sahip çıktığını görmekteyiz. Bununla ilgili olarak Kubilay’ın öldürülmesi üzerine Türkiye genelinde tüm Türk Ocaklarında tepkiler verilirken, Hamdullah Suphi’de Kubilay’ın öldürülmesinin en az yüz elli seneden beri devam eden yenilik ve hürriyet mücadelesinin diğer şehitleriyle beraber düşünülmesi gerektiğini belirtmiştir. Hamdullah Suphi Tanrıöver’e göre Türk İnkılâbının kökleri çok derindedir (Tanrıöver, 2000, s.9). Türk İnkılâbını benimseyen bu sözlerinin yanında Hamdullah Suphi türbelerin kapatılmasına da karşı çıkmıştır. Çünkü türbelerin kapatılmasıyla beraber, geçmişle olan bağların kopacağı kaygısını duymaktadır (Baydar, 1968, s.307).

         

         

                 Hamdullah Suphi ve Türk Ocakları, inkılâpları desteklemiş, inkılâpların halka ulaştırılması, benimsetilmesi konusunda çalışmalar yapmıştır. Türk Ocağı mesai programında köycülük hareketi, ocağın önemli görevleri arasında yer almıştır. Köycülük hareketinin amacı inkılâpları halka benimsetmek, diğer amacı sağlık hizmetlerini köylüye ulaştırmaktır (Sarınay, 2004, s.342). Köycülük hakkında Hamdullah Suphi’nin düşüncesi şöyledir (Tanrıöver, 1987, s.6):

         

         

           “Biz köycülüğü yalnız köylülerimizin parasız muayenesi ve tedavisi; onlara gönderdiğimiz biraz kara tahta, tebeşir. Bunlar ve bunların doğrudan doğruya neticeleri olarak düşünmüyoruz. Biz köycülüğü aynı zamanda siyasî bir düşünce ile yeni devir ve inkılâbı köylüye sevdirmek, bugünkü adamların, dünkülerden çok farklı olduğunu göstermek için muhafaza etmek istiyoruz.”

         

         

         

        Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültürle İlgili Faaliyetleri

         

         

                 Fetih ve sosyal nedenlerle Türk milleti değişik kıtalara göç etmiştir. Türk Ocağı Anadolu’da ve Anadolu dışında kalan; Kazan, Kırım, Kabil, Tiflis, Bahçesaray ve diğer yerlerde doğup yetişen Türk bilim adamlarını çatısı altında toplayıp topyekûn bir seferberlikle Türk’ün Türk’le tanışmasını sağlamıştır. Bunu yaparken Türk bilim adamları yanı sıra bazı yabancı Türkologları da yanına alarak Türklük mefkûresini dünyaya tanıtırken Türk kültürünün her alanda yükselmesine katkıda bulunmuştur (Uzun, 2004, s213-214).

         

         

                 Türk Ocağı Batı’ya dönük kültür faaliyetlerine önem vermiştir. Tiyatro, müzecilik, güzel sanatlar, resim, heykel, tarih, dil, toplum sağlığı ile ilgili dispanserler kurmuşlardır (Uzun, 2004, s.214). Bunun yanında, Türklüğü her alanda yükselmesini amaç edinen Türk Ocakları, Türk milletini aydınlatmak için konferans, müsamere, müsahabe, konser, ders, kurs, okul, matbaa, neşriyat, kütüphane, spor, sergi, radyo, sinema gibi her alanda türlü telkin araçlarından yararlanmıştır (Karaer, 1992, s.81).

         

         

                 Türk Ocakları ilk büyük faaliyet dönemini Balkan Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasındaki devrede gerçekleştirmiştir. Bu dönemde Ocak, devrin “ihtiyaçlarını ve heyecanlarını” temsil ettiği için kısa zamanda ilim ve fikir adamları ile gençleri bünyesinde toplayarak büyük bir gelişme göstermiştir (Sarınay, 2004, s.162).

         

         

                 18 Mart 1916 Cuma günü öğleden sonra Askerî Tıbbiye’nin açılması münasebetiyle İstanbul’da toplanan bir kısım Ocakçılara Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Bey, Türk Ocağı’nın faaliyetine dair bir nutuk irâd etmişti. Pek şâyân-ı dikkat olan bu nutukta Ocağın harp iptidasından şimdiye kadar yaptığı işler madde madde olarak hazirûna anlatıldı. Buna göre Hamdullah Suphi belli başlı olanlarını şöyle özetlemektedir (TY 4-109, 18 Mayıs 1916):

         

         

        1- Harp başladığında Türk Ocağı’nda 150 kadar ilmî, edebî, ahlâkî, fennî, terbiyevî ve içtimai konferanslar verilmiş ve bu rakamlardan hariç olmak üzere diniyât, edebiyat ve içtimaiyat üzerine dersler tertip olunmuş;

        2- Hepsi Türk ve İslam medeniyet-i kadîmesine ait olmak üzere 2000 aks-i cami tedarik edilmiş ve muhtelif vakitlerde erbâb-ı hevese sinema ile gösterilmiş;

        3- Millî ve ilmî maksatlarla kadın ve erkek tenezzüh seyahatleri tertip olunmuş ve bu cümleden Bursa’ya bir seyahat-i mükemmele icra edilmiş;

        4- Üç-dört defa resim sergisi yapılmış ve bu sûretle Türk ressamları himaye olunmuş ve eserleri tervic edilmiş, neticede yalnız İstanbul’da “şâyân-ı dikkat, şâyân-ı hürmet ve muhabbet” 35 kadar Türk ressamı mevcut olduğu görülmüş, bu resim sergilerinden birinde mizahî resimler, karikatürler teşhir olunmuş;

        5- Birçok yuvasız, mektepsiz kalan gençlerin mekteplere yerleşmesine ve mektepte olup da muavenete muhtaç olanlara yardım etmiş;

        6- Cihan Harbi dolayısıyla burada mahsur ve parasız kalan Rusyalı Türk-İslam gençlerine bir hayli muavenette bulunmuş (temiz, iyi oda vermiş, odalarına elektrik ışığı getirtmiş, açıkta kalanları mektebe yerleştirmiş, oturdukları yerde Almanca okumaları ve musiki öğrenmeleri için hususi muallimler getirtmiş, sinemalarını, tiyatro ve konferanslarını onlar için daima açık bulundurmuş, zamanıyla elinden geldiği kadar para ile de yardımda bulunmuş);

        7- Açıkta ve işsiz kalan İstanbullu ve Anadolulu birçok Türklere iş bulmuş;

        8- Biri Türkçe, diğeri Fransızca olmak üzere iki kütüphane tesis etmiş;

        9- Müzeyyen ve mükemmel bir konferans salonu yaptırmış, bununla tiyatro ve temsiller içinde imkân bulunarak birkaç defa tatbik ve temsil de edilmiş;

        10-  Sinema, elektrik, telefon gibi “muasır vesâit” getirtilerek onlardan istifade olunmaya başlanılmış;

        11-  Ocağın muhtelif salon ve odalarını süslemek ve Türk âsâr-ı nefisesini sevindirmek için muhtelif resim ve güzel yazı koleksiyonları ve levhaları alınmış;

        12-  Askerliğe giden Ocakçıların ailelerine yardım edilmiş;

        13-  Ocak maddeten iyileşmiş, güzelleşmiş; milli sanat eserleri olan mobilyalar alınmış, tefriş edilmiş, salon ve odaları boyatılmış;

        14-  Ocak, artistlere, sanatkâr kalem ve fırçalara Türk ve Osmanlı musikişinaslarına daima bir baba gibi hareket etmiş, onlara her vakit himaye gözüyle bakmış, eserlerini teşhir ve tervic etmiş;

        15-  Ocak, her kim il muamelâtında insaniyet ve mülâyemet dairesinde harekette bulunmuş, söylediği sözü, ettiği vadeyi vaktinde ifâya çalışmış, ticarethaneler ile olan münasebatında bu muamelâtı ona temin bir “itibâr-ı mali” kazandırmış.

         

         

                 Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkışını belgeleyen Mondros Mütarekesi’nin imzalanması üzerine, milli varlığı tehlikede gören Türk Ocakları mensupları, mütareke yıllarında gerek işgalci kuvvetlere karşı, gerekse millî bir politika takip etmekten aciz kalan Osmanlı hükümetine karşı tavır alarak faaliyetlerini daha çok siyasî alana kaydırmış, özellikle mütareke dönemi İstanbul’unda canlı ve eylemci olmuştur (Sarınay, 2004, s.252).

         

         

                 Cumhuriyet döneminde yapılan bu faaliyetlerle ilgili olarak Hamdullah Suphi, 1928 yılında Ankara Türk Ocağı’ndaki bir konuşmasında, Türk Ocaklarının faaliyetlerinin amacını şöyle ifade etmektedir: “Bu toprakta bütün cemiyetlerin (Tüm Türk Ocakları) vazifesi, Hükûmetin her sahada açtığı mücadeleye kendi imkânları nispetinde yardım etmektir.” (Tevetoğlu, 1987, s.6). Yine başka bir konuşmasında da “Son büyük inkılâbın gönüllü askerlerini yetiştirmiştir.” (Tevetoğlu, 1987, s.11).

         

         

         

        Sonuç

         

                 Kurulduğu günden beri, Türk Ocakları sahip olduğu düşünceler doğrultusunda yoğun bir faaliyet dönemi geçirmiştir. Eğitsel, sosyal ve kültürel alanda bir dizi faaliyete yapmışlardır. Bir yandan milli devleti güçlendirmeye, diğer yandan da Batı medeniyeti içerisinde yer alınması için inkılâpların yayılması noktasında gönüllü olarak çalışmışlardır.

         

         

                 Cumhuriyet öncesi dönem ile cumhuriyet sonrası dönemde de Türk Ocakları resmi ideoloji ile birlikte hareket etmeye çalışmıştır. İlk dönemde İttihat ve Terakki’nin desteğini arkasına alarak faaliyet gösteren Türk Ocakları, cumhuriyet döneminde de başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere hükümetin de desteğini alarak çalışmalarını yürütmüşlerdir. Yapılan tüm faaliyetlerin içerisinde bir seçkinler grubu bulunmaktadır. Türk Ocakları, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü gibi Türk tarihinde önemli yeri bulunan şahsiyetlerle birlikte hükümet yetkilileri, gazeteciler, yerli ve yabancı yazarlar ve düşünürler gibi toplumun aydınlanmasına öncülük eden kişilerin bir araya geldiği bir mekân konumuna gelmiştir.

         

         


        


        

        [i] Türk Ocakları Yasası, Türk Ocakları Merkez Heyeti Matbaası, 1927, s.3.


        

        [ii] Türk Ocakları Mesâî Programı, Matbaa-i Osmâniyye, İstanbul, 1926, s.3.

         

        ARIBURNU, K. (1975). Milli Mücadele, İstanbul Mitingleri,Ankara.

        BAYDAR, M. (1968). Hamdullah Suphi  Tanrıöver ve Anıları, İstanbul: Menteş Yayınları.

        ÇALTIK, A. (1997). HamdullahSuphi Tanrıöver’in Türk Milliyetçiliği Tarihindeki Yeri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü.

        HACALOĞLU, Y. (1993). Türk Ocakları Yeniden Kuruluyor, Ankara: Türk Yurdu Neşriyatı. (137-195).

        SARINAY, Y. (2004). Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları,İstanbul: Ötüken Yayınları.

        TANRIÖVER, H.S. (1987). Dağ Yolu 1, Hazırlayan: Fethi Tevetoğlu.Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

        ________ (1987). Günebakan,Hazırlayan: Fethi Tevetoğlu.Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

        ________ (2000). Dağ Yolu 2,Hazırlayan: Fethi Tevetoğlu.Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

        TEVETOĞLU, F. Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

        Türk Ocağının Nizamname-i Esas ve Dâhilîsi,İstanbul: Tanin Matbaası, 1328.

        Türk Ocakları Mesai Programı, İstanbul: Osmaniye Matbaası, 1926.

        Türk Ocakları Yasası, İstanbul: Suhulet Matbaası, 1927.

        Türk Yurdu Dergisi (1912-1931),Editör: Murat ŞEFKATLİAnkara:Tutibay Yayınları, 2001.

        UZUN, M. (2004). Türk Ocağı Matbaaları ve Bu Matbaalarda Basılan Kitaplar,Müteferrika Dergisi, Sayı:25. (213-235).

         


Türk Yurdu Ocak 2012
Türk Yurdu Ocak 2012
Ocak 2012 - Yıl 101 - Sayı 293

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele