Atlar ve Arabalar

Aralık 2013 - Yıl 102 - Sayı 316

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda,

 son balık öldüğünde, beyaz adam

paranın yenemeyen bir şey olduğunu anlayacak…”

Kızılderili Reisi Seattle

 

         

         “Güzel insanlar güzel atlara binip gittiler.”

         

        Bu sözü söyleyen düşünür, zaman gelip kendini bu sözleri dolayısı ile sık sık yâd edeceğimizi hiç hayal etmiş midir acaba?

         

        Kötü insanlar kötü atlarla burada kaldılar. Kötü atların anlamı ne idi? Kötü yani anlamsız, malayani işler, ihanetler, menfaatler, yalnızca bu dünya için yapılan çalışmalar ve bunun için ortaya çıkan savaşlar ve çatışmalar?

         

        Peki… Kötü insanlar kimlerdi o halde? Manevi değerleri, gelenek ve görenekleri hiçe sayan, kapitalist, materyalist düşünceyi her şeyin üstünde tutan, kişilerin, milletlerin “insan olmaya dair” tüm haklarını ve ihtiyaçlarını göz ardı eden zihniyet...

         

        Kötü atlardan diğer kastımız, altımızdaki arabalar…

         

        Batılı zihniyetin maddi göstergesidir arabalar. Önce arabaları ürettiler, arabalar eskimeden yeni ve daha güçlü (!) modeller üreterek daha yüksek paralar karşılığında pazarladılar. Araba statü (!) göstergesi oldu. Toplumda daha üst seviyede yer edinmeye, daha güzel artistlerle, mankenlerle evlenmeye imkân sağladı. Bu da az geldi, dünyayı egzoz ile kirlettiler. En önemlisi ise sarf ettirdikleri petrol ile yeniden para kazandılar ve petrol uğruna tüm dünyayı kan-gözyaşı-ateş-barut içine boğdular.

         

        Oysa atlar böyle miydi?

         

        Tabiatın her ortamında, dağ başında dahi enerjisini kendi sağlıyor bulduğu otu yiyor, benzin istasyonu, yakıt parası, amortisman gideri, patlak lastik demiyor, bir topuk ya da gem işaretinizle, sahibinin istediğini anlayıp istikametini belirliyordu. Arabalar gibi anahtarını alan herkesin olmuyor, sahibinden başkasına yar olmuyordu. Ehliyet ya da ruhsata da ihtiyaç yoktu.

         

        Arabanın bir gönlü ve sahibine sadakat duygusu yoktu. Anahtarını alan, arabaya da sahipti. Yani ruhu olmayan bir hizmetkâr, ya da mankurt yapılı bir işçi gibi…  

         

        Atlar eskiyince hurdaya çıkmıyor, hayata yeni canlar-taylar-bırakıp sahibine hep kazandırıyordu. Araba mezarlıklarındaki gibi metal yığınları, hurdalıklar doldurmuyordu. Eskidikçe yerine yeni ve daha kıymetli bir canlı bırakan bir yardımcı idi o. Arabalar (Batı) gibi tüketici değil, Doğu gibi üreten idi. Tabiatı kirletmiyor, hatta gübre verip, besliyordu da.

         

        Atlar ve arabalar… Birinde Batı’ya ya da benzine muhtaçsın. Diğerinde muhtaçlığın yalnızca tabiata yani Allah’ın verdiği yağmura ve otlaradır. Birini kullandıkça eskir, modeli değişir, demode olur. Diğeri daima değerlidir. İyi arabanın fiyatı nadiren milyonu bulur. İyi atın fiyatı daima milyondan fazladır. Biri eskir ve atılır. Diğeri çoğalır, doğurur ve her doğurduğu yeniden para, paha eder. Biri sen kaybolursan seni arar, bulur, sahip çıkar. Diğeri bıraktığın yerde kalır. Biri çalınırken ses çıkarmaz, razı olur. Diğeri tepki verir, kişner, kaçar, tepikler. Biri düşmanını tanır, sana haber verir. Diğeri bilmez ve anlamaz, hissetmez.

         

        At her dönemin sevgili hayvanıdır. Araba kapitalist düzenin, ruhsuz aletidir, tıpkı Batılı gibi ruhsuz...

         

        Sanayileşmiş ve sunileşmiş ülkeler arabaları ile ne kadar çok kazanırlarsa kazansınlar atlara olan düşkünlüklerini itiraf edemeseler de bilinçaltı olarak onlara olan hayranlıklarını yine yaptıkları arabalar ile ortaya koydular. Atlar gibi vefalı olmayı arabalara teknoloji yardımı ile veremeseler de atların gücünü onlara koydukları isimlerle yaşatmaya çalıştılar. Hem de atların dostu olan, soyunu tüketmek için her türlü zulmü yaptıkları milletlerin isimlerini verdiler. Sıradan değil, gücü ile öğündükleri en pahalı arabalarına üstelik… Türklerden aldıkları Turan ve Kaşkay isimlerini, kesinlikle Türk oldukları bilim adamlarınca ispat edilen (500 boy veya kabile var; Apache, Comanche, Cherokee, Cheyenne, Sioux ve diğerleri. Mohawk kabilesi, Tatarca konuşuyor diye yazı yazmış on yıllar önce bir ABD’li bilim adamı.) Kızılderili kabilelerinden Cheyenne, Cherokee, Navara kabile isimlerini, çöllerin yenilmez insanları olan Tuareglerin isimlerini her arazide gidebileceği belirtilen jiplerine verdiler. Keza Comanche, Yakut da öyle.

         

        40 yılda 15 milyon, 400 yılda toplam 70-80 milyon Kızılderili katledilmiş. Önce yok et. Sonra arkasından ağıt yak ya da bunu bile yapmadan adlarını güç göstergesi olarak, imal ettiğin araçlara ver.

         

        1637 de Pequot adlı Kızılderili kabilesi toptan yok edilmiş. Peugeot “e” harfi farkı ile Fransız arabası… Simgesi de aslan, pars benzeri bir hayvan. Amerika dağlarında, ormanlarında pars ve benzeri hayvanlar var. Kızılderilileri yok edenlerin arasında Fransızlar da var ve bu araba ismini buradan almış olabilirler miydi? Amerika iç savaşında İngiliz ve Fransızların kendi aralarında Kızılderililerin kıtasına sahip olmak için savaştıkları herkesin malumu.

         

        Değerli arkadaşım, Türk dünyası sevdalısı Ahmet Kömeçoğlu, Kaşkaylarla, onların topraklarında yaptığı bir sohbetten bahsetti. Kaşkaylar, gözleri dolu olarak, “Geldiler, bizi kandırdılar. Atlarımızı aldılar. Land Rover’larını verdiler.” diye anlatır.

         

        Kaşkaylar İran’da yaşayan, kışın Basra Körfezi yakınlarında kışlayan, yazın Kuzeye (Hazar’ın güneyine, dağlara) yaylamaya çıkan göçerliklerini korumaya çalışan son Türk boylarından. Farsların resmi baskısı ile sık sık çatışmalar ile yok edilmeye çalışılan, liderlerinin hapislerde tutulmaya çalışıldığı, direnenlerin yok edildiği ve özgürlüklerinin kısıtlandığı Sünni Müslüman bir Türk boyu. 1962- 1963 yıllarında 600-700.000, 1980’lerde 3-3.5 milyon olduğu açıklanmış. Tahmini gerçek rakam, 4-5 milyon civarıymış. Türk dünyası içinde adları belki de en az söz konusu edilen kardeşlerimiz. Töreye çok sadıklar, töre orada gerçek anlamı ile Gizli Anayasa.[1]

         

        “Arabalar olmasaydı” anlamı çıkmamalı bu yazının arkasından. Bunu söylemek bilime, geleceğe, bu çağın gerçeklerine karşı olmak cahilliğini gösterir çünkü. Bu yazı özellikle Batı kaynaklı araba üreticilerinin içinde bulunduğu manevi boşluğun, geçmişe ve onun güzelliklerine olan özleminin yansımasını ve işledikleri günahlara karşı “özür dileme” kabilinden yapılan bir davranış olduğunu vurgulamaktır. Atlara ve eskinin kimi gizemli, çoğu töreli milletlerine olan özleminin ve (itiraf edemeseler de) duydukları saygının göstergesi olarak içlerinden taştı ve arabalara isim oldu.

         


        


        

        [1] Kaşkaylar hakkında en güzel kitaplardan birisi Alper Aksoy’un yazdığı “Töre” gerçek olaylardan alınarak yazılmış bir romandır.


Türk Yurdu Aralık 2013
Türk Yurdu Aralık 2013
Aralık 2013 - Yıl 102 - Sayı 316

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele