Dr. Emel Esin’in Perihan Arıburun’a Mektupları

Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

        1980 öncesinde parlamentomuzun ikinci kanadı olan Cumhuriyet Senatosu’nun uzun süre başkanlığını yapan emekli orgeneral Mehmet Tekin Arıburun’un[1] sahaf tezgâhlarına düşen evrakı içinde eşi Perihan Arıburun’a[2] muhtelif kişilerin gönderdikleri mektuplara rastladık. Bunlar içinde en dikkati çeken Türklük ve Türk kültürünün büyük araştırmacısı Dr. Emel Esin’e ait olanlardı.

         

        Dr. Emel Esin, akademik bir kurumda görev almadan kendi imkânlarıyla Türk kültürü ve sanatını dün yaya tanıtmaya çalışan değerli bir ilim insanımızdır. Yetiştiği aile ortamı, babasının ve eşinin dışişlerindeki vazifeleri sebebiyle dünyayı dolaşma imkânı bulması, üstlendiği görevini yeterince getirmesinde önemli bir fırsat olmuştur.

         

        Babası Ahmet Ferit Tek, 07. 03. 1877’de Bursa’da doğmuştur. Mektebe-i Harbiye’yi bitirmiş, Mülâzim-i sâni rütbesiyle Erkân-ı Harbiyye Mektebi’ne girmiştir. Jön Türk hareketine iştirak ettiğinden bir müddet Taş Kışla’da hapis ve sonra, vapur ile Trablusgarb’a sürgün edilmiştir. Bir yıl hapis kaldıktan sonra rütbe iadesi ile burada subay olarak görevlendirildi. Orada ki Fırka Kumandanının Seryâveri Mazhar Paşa-zâde Şevket Beyin yardımını gördü. Şevket Bey, Tek’i henüz küçük yaşta olan kızı Müfide ile nişanladı. Sürgün arkadaşı Yusuf Akçuraoğlu ile birlikte bir kayığa binerek Tunus üzerinden Paris’e kaçtılar. Tek ve Akçuraoğlu, Paris Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu’nu 1903 yılında bitirdiler. İki nişanlı 1907 yılında İskenderiye’de evlendiler.[3] II. Meşrutiyet’in ilânından sonra İstanbul’a gelmiştir. 1909’da Kütahya mebusu oldu. İttihat ve Terakki Partisi ile ihtilafa düşerek ‘Millî Meşrutiyet Fırkası’nı kurdu, İfham gazetesini çıkardı. 1920’de İstanbul milletvekili seçildi. Meclis’in kapanması üzerine Ankara’ya giderek Büyük Millet Meclisi’ne katıldı. Maliye Bakanlığı yaptı. 1921-1923 arasında Fransa’da temsilcilik, Paris elçiliği görevlerinde bulundu. Kütahya milletvekili olarak yeniden parlamentoya dönerek 1923-1924’te İçişleri Bakanlığı yaptı. 1925’te tekrar hariciyede görev alarak Londra, Varşova ve Tokyo Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuştur. 25. 11. 1971’de İstanbul’da vefat etti. [4]

         

        Tek, Türk Ocağı’nın resmi kurucularından biri ve ilk reisidir. [5]Annesi tanınmış romancı Müfide Ferit Tek’tir. [6]29. 04. 1892 yılında doğan Müfide Ferit Tek, Versailles Lisesi’nde okudu ve üniversitenin Science Politiques bölümünden diploma alan ilk Türk kızı olmuştur. Paris’te Jön Türk hareketine katılarak gazetecilik yapmıştır. Milletlerarası Soroptimistler Teşkilâtı’nın Türkiye’deki kurucusu olmuştur. Mustafa Kemal ile büyük Türk dostu Pierre Loti arasındaki yazışmalara aracılık yapmıştır. Yazı faaliyeti 1913 yılında Türk Yurdu’nda Süyüm Bike müstearıyla yayımlanan Hayat Hanım isimli hikâye ile başlamıştır. Edebiyatla da uğraşmış, milliyetçiliği konu edinen, Aydemir ve Pervaneler isimli iki roman yazmıştır. Şevket Süreyya Aydemir soyadını bu romandan esinlenerek almıştır. Affolunmayan isimli romanı Almancaya tercüme edilmiştir.[7] Müfide Ferit Tek 24 Mart 1971 tarihinde vefat etmiştir.

         

        Emel Esin, 1914 yılında İstanbul’da Beşiktaş’ta dünyaya gelmiştir. Sağlığında çok yakınında bulunan Baykara, 7 Mart 1985’te kaleme aldığı 15 sahifelik ilk vasiyetnamesinde ‘Ben rumî 1328 doğumlu İstanbul Üsküdar, Sinan Paşa Mahallesi, Topraklı Sokak Nu: 31 (eksi 25) kayıtlı olan cilt ve sahife 025-07/58) Emel Esin’ kaydı bulunduğunu, 1328 rumî tarihinin 1912’nin 10 ve 1913’ün ocak-şubat aylarını kapsadığını’ belirterek doğum tarihini 1912’ye çekmiştir.[8] Ailenin tek çocuğudur. Esin’in biyografisinde pek belirtilmemekle birlikte gençlik döneminde Mısırlı Prenses Şivekâr Hanımın oğlu Vahit Yesri ile nişanlandığı gazetelere haber olarak geçmiştir.[9] İki nişanlının daha sonra Paris Belediyesi’nde nikâh törenleri yapılarak evlenmişlerdir.[10]  Bu evliliğinin pek uzun ömürlü olmadığı anlaşılıyor. Daha sonra Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde, Fransa ve İngiltere’de tahsiline devam etmiştir. Öğrenimini Paris’te tamamlayıp Ecole des Sciences Politique’nin tarih kısmından mezun olmuştur. Ayrıca mimarî resim, mozaik, vitray ve gravür dallarında da öğrenim görmüştür. İlk zamanlarında resimle meşgul olmuştur. Sorbonne’dan da yüksek matematik sertifikası almıştır. [11]Eşi Seyfullah Esin’in eski hocası Prof. Necati Lugal’dan (1881-1964) Arapça ve Farsça, Prof. Z. Velidi Togan’dan[12] Orta Asya Tarihi, Prof. H. Jansky’den (1898-1981)[13] de Ortaçağ Türkçe metinleri dersleri almıştır. Onun sanatkârlıktan araştırmacılığa yönelmesinde Paul Pelliot (1878-1945)’un tesiri olmuştur.[14] Lugal’dan sonra Arapça metinleri anlamak ve çevirmek hususunda Muhammed Hamidullah’tan istifade etmiştir. Hamidullah’ı Türkiye’ye davet eden ve üniversitede ders verme imkânını sağlayan Togan olmuştur. Togan’ın, müdürlüğünü yaptığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Tetkikleri Enstitüsü’ne davet ettiği Hamidullah, her yıl bir sömestr ders vermişti. Öğrenciliğimde ikinci sınıftan itibaren cumartesi günleri yapılan, halka açık olan ve Prof. Dr. Salih Tuğ’un tercüme ettiği konferans biçimindeki bu derslere devam etti.

         

        Babası Tokyo’da görevli iken elçilik başkâtibi İbrahim Seyfullah Esin (1902-1982)’le 20 Kasım 1941 tarihinde evlenmiştir. Plevne gazilerinden İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu olan S. Esin’in annesi Atiye Hanım, Esat Muhlis Paşa’nın kızı Ayşe Sıdıka Hanım ile Musul Mutasarrıfı Kenan Paşa’dan olmuştur.[15] Berlin Potsdam’da okumuştur. 1925’te Dışişleri Bakanlığı’na girmiştir. Eşi Birleşmiş Milletler, Kahire, Bonn, Moskova ve Yeni Delhi’de büyükelçilik yapmıştır. Eşinin emekli olmasından sonra İstanbul’a yerleşmişlerdir. Emekliliğinde kültürel çalışmalarına devam eden Seyfullah Esin yazmaya başladığı hatıralarını tamamlayamadan 15. 06. 1982 tarihinde vefat etmiştir.[16] 16 Haziran günü Üsküdar Valide Cami’sinde öğleyi müteakip kılınan cenaze namazından sonra defnedilmiştir. Vefat ilânı eşi ve yeğeni Satia Turan adına verilmiştir. [17]

         

        Babası Tokyo’da büyükelçi iken eşi ile birlikte 1942’de Orta Asya’ya yaptığı birinci seyahatinde Çin medeniyeti ile temas etti ve bölgedeki medeniyet hazinelerini yakından gördü. Bahar aylarında II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği sıkıntılı dönemde Kore, Mançurya, Moğolistan, Sibirya, Türkistan, Azerbaycan üzerinden iki aylık bir yolculuktan sonra Kızılçakçak’tan Türkiye’ye girdiler. Eşi 1954 yılında Moskova büyükelçiliğine tayin edildi. Burada devlet ricali, Türkologlar ve Orta Asya arkeologları ile iyi ilişkiler kurdular. İç Asya’ya ya seyahat izni talepleri uygun görüldü. 1955 yılındaki ikinci seyahatinde Türk kültür ve sanat eserlerini iyi değerlendirecek, bilgilerini yazıya dökecek hale gelmişti. ’İslamiyet’ten Önce Orta Asya’da Türk Resim Sanatı’, ’Burkan ve Mani Dinleri Çerçevesinde Türk Sanatı’, ‘Ötüken İllerinde Miladi VIII ve IX Yüzyıllarda Türk Abidelerinde Sanatkâr Adları’ gibi Türk Kültürü El Kitabı’nda çıkan inceleme yazıları bu yolculuğun ürünleridir. [18] Fransa’da 1963’de tamamladığı doktorasının konusu ’Türk Kültür ve San’atında Ejder Motifi’dir. Bildiği İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsçadan sonra Türk sanatını iyice tetkik edebilmek için yeterince Rusça öğrendi. Türk kültürünün ve sanatının bütün yönleriyle ilgilenmiştir. Araştırmalarında sadece Batı dil ve kaynaklarına bağlı kalmamış, doğu düşüncesi ve kaynaklarına hâkimiyeti eserlerinin birer sentez özelliği kazanmasını sağlamıştır.

         

        Orta Asya’ya Mayıs 1955 tarihinde yaptığı ikinci seyahatin sonunda kaleme aldığı Türkistan Seyahatnamesi’nde ki resimleri bizzat kendisi çizmiştir. Sovyet yöneticilerinin ülkelerinin sınırlarına çektikleri demir perdeden dolayı yıllardır Batı’dan kimsenin giremediği Orta Asya’ya bir Türk’ün hem de bilim adamı özelliği taşıyan bir Türk’ün girerek inceleme yapması adeta bir mucize olmuştur. Esin, gözlemlerini bir eser halinde neşretmiş ve Türkistanlı başka bir bilim adamının yeni bir eser ortaya koymasına vesile olmuştur. Tahir Çağatay, 1955, 1956 ve 1957 yıllarında Sovyetler Birliği İlimler Akademisi’nin neşrettiği Özbekistan Kültür Tarihine Dair, Özbekistan İlimler Akademisi’nin neşrettiği Özbekistan Sosyalist Cumhuriyeti Tarihi ve Kazakistan İlimler Akademisi’nin neşrettiği Kazak Sosyalist Cumhuriyeti Tarihi isimli eserler ile Emel Esin’in Türkistan Seyahatnamesi’ndeki [19] gözlemleri mukayese ederek bazı ilmi sonuçlara ulaşmıştır. [20]Yakından takip etmekte olduğu Sovyet neşriyatının taraflı ve ger çekleri çarpıtıcı muhtevası ile Esin’in ilmi tespitlerini mukayese etme fırsatı bulan Çağatay’a sağlıklı bir değerlendirme yapma imkânı sağlamıştır. ’Sovyet İddiaları Karşısında Fiilî Müşahede ve Gerçekler’, ’Millî Azadlık Çağı’, ’Sovyet Rus İmperyalizmi ve Türkistan’, ’Kızıl İmperyalizmin Nüfus Siyasetindeki Tezahürleri’ başlığını verdiği bölümler içinde bu mukayeseyi mükemmel biçimde yapmıştır.

         

        Katıldığı ilk yurt dışı kongre 1960 yılında Moskova’da toplanan 25. Müsteşrikler Kongresi’dir. Milletlerarası Türk Sanatı Kongrelerine, Milletlerarası Daimi Altayistler Konferansı devamlı olarak iştirak etmiştir. Eşi ile anne ve babasının kaybından sonra bütün mesaisini ilmi araştırmalarına hasretmişti. Dünyanın dört bir tarafından aldığı davetlerle Türk sanatı ve kültürü ile ilgili ilmi toplantılara katılarak orijinal bildiriler sundu. Bildiği yabancı diller ve millî konulardaki hassasiyeti dolayısıyla ülke içinde ve milletlerarası ilmi toplantılarda çok sayıda değerli tebliğler verdiği ve Türkiye hakkında ki yanlış değerlendirmeleri, yerinde müdahalelerle izale ettiği bilinmektedir.[21] Boş zamanlarında Türkiye’de ki tarihi şehirlere giderek bölgedeki Türk eserlerini yerinde görmüştür. Müjgân Üçer’in davetlisi olarak Sivas, Tokat, Amasya ve Eskişehir’de incelemelerde bulunmuştur.[22] Eşinin 1967’lerde emekli olmasından sonra İstanbul’da Harem Salacak seti üzerinde kendi zevkine göre planlarını çizerek Turgut Cansever’e yaptırdıkları iki katlı evinin alt salonu boydan boya kitaplarla doldurulmuştu. Çengelköy’de bulunan tarihi Sadullah Paşa Yalısı yerine kütüphanesini evinde kurmuştur. Kışları Salacak’ta, yaz mevsimini Çengelköy’deki yalılarında geçirmişlerdir.

         

        1970’li yılların başında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün aslî üyeliğine seçilmiştir. İlk yayınlarını, makale ve kitaplarını bu Enstitüsü yayınları arasında çıkarmıştır. Bir müddet sonra aynı enstitünün bilim kurulu üyeliğine getirilmiştir. 1982 yılında Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın Türk kültürüne hizmet edenler için tesis ettiği ‘Türk Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı’na layık görülmüştür. Son olarak 1983 yılı sonlarında oluşturulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Atatürk Kültür Merkezi aslî üyeliğine seçilmişti. Togan’ın 1964 yılından itibaren üzerinde çalıştığı Türk Kültürü El-Kitabı projesine katılmıştır. Togan’ın ölümünden sonra kitap çalışmalarını sürdürmüştür.

         

        Hastalandığı ve sonucun ne olacağını öğrendiğinde bütün mal varlığının vakıf haline getirilmesi, Türk kültür ve sanat alanında kullanılabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı yetkili ve görevli kılmıştır. Bir vasiyetname hazırlanmış ve 31 Ocak 1987 tarihinde ziyaret edilerek usulünce işlemler tamamlanmıştır. Vakfa, Salacakta bir daire, Çengelköy’deki Sadullah Paşa Yalısı, Kadıköy’de bir arsa, Moda’da bir köşk, Eminönü’nde bir iş hanı, çok değerli kütüphanesi, taşınabilir dokümanları, antika eşyaları kaldı.[23] Vasiyetine uygun olarak ölümünden sonra 28. 12. 1989 tarihinde Tek-Esin Türk Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Vakfı kurulmuştur. Türk sanatı ve kültürü ile ilgili eserlerin toplandığı zengin kütüphanesini Türk Petrol Vakfı’na bıraktı. Vakıf, Esin’in bıraktığı 7385 kitap, 694 cilt birliğinde 917 yazma eser, 4355 künyelik makale ve ayrı baskı için 1994, 1995 ve 1997 yıllarında üç katalog neşretmiştir.

         

        Çengelköy’de bulunan Sadullah Paşa Yalısı hükümdar I. Abdülhamid devrinde mevcuttur. Bu tarihlerde yalı Darüssaade Ağası Çerkes Mehmet Ağa’nın malıdır. Birkaç el değiştirdikten sonra 1836’da Koca Yusuf Paşa’nın torunu Hamdi Paşa’ya geçmiştir. Hamdi Paşa müsrifliği yüzünden yalıyı bir sarrafa rehin vermiş, borçlarını ödeyemeyince 1855 yılında Ayaşlı Esat Muhlis Paşa ailesine satılmıştır. Oğlu Sadullah Paşa 1872 yılında varislerden bütün hisseleri satın alarak yalıya adını vermiştir. 1838’de Erzurum’da doğan Sadullah Paşa, memuriyette hızla yükselmiş, V. Murad’ın mâbeyn başkâtibi olmuştur. 1881’de vezir olmuş, Nisan 1883’te Viyana büyükelçiliğine tayin edilmiştir. Ülkesine izinli olarak bile dönmesine izin verilmemiştir. Ailesinden uzakta kaldığı yıllar sonunda geçirdiği ruhi bunalım sonucu 13. 01. 1891 gecesi intihar etmiştir. Ailede sonraki yıllarda cereyan eden hadiselerden sonra yalının beddualı olduğu kanaati yaygınlaştı. Sadullah Paşa’nın oğlu hariciyeci ve milletvekili Nusret Ayaşlı ile evlenen yazar Münevver Ayaşlı bu rivayet sebebiyle yalıda oturmak istememiştir.[24] Kaynak gösterdiğimiz yazıdaki kanaate rağmen Ayaşlı, evlendiği zaman oturduğu bu yalıda ne su, ne elektrik bulunmadığını ve oldukça harap durumda olmasına rağmen fevkalade güzel olduğunu, daha restore edilmediğinden bütün eski güzelliğini muhafaza ettiğini belirtiyor. [25]Münevver Ayaşlı Mehmet Kamil Paşa ailesi ile hısımdır. Bu aileden Nafia Hanım, dayısı Miralay Aziz Beyin eşidir. Aile yalıyı 1947’de uzaktan akrabaları olan Seyfullah Esin’e satmışlardır. Yalı 1949-1950’de Turgut Cansever ve Cahide Tamer, 1997’de Turgut Cansever’in kızı Feyza Cansever tarafından iki defa restore edilmiştir. [26]Emel Esin eşi ile birlikte hacca gitmiş ve izlenimlerini ‘Lebbeyk’ isimli bir risale halinde neşretmiştir. Esin, 26 Şubat 1987 tarihinde mide rahatsızlığı sebebiyle aramızdan ayrıldı. 2 Mart pazartesi günü Üsküdar Yeni Cami’sinde kılınan öğle namazını müteakip na’şı ebedî istiratgâhına götürülmüştür. Aslında vejetaryendi, et yemiyordu. Vefat etmesiyle üzerinde çalıştığı Uygur Medeniyeti isimli eseri yarıda kalmıştır.

         

        Esin’in sağlığında düzenlediği vasiyetnamesine uygun olarak kurulan, hazırlanan vakfın amacına uygun olarak yönetilmediği hususunda endişeler bulunmaktadır. Kendisinin mümkün olduğunca aynen korunmasını istediği antika ve sanat eserleriyle dolu Salacak’taki evi önce boşaltılmış sonra yıkılmıştır. Bu olumsuz örneklerin sahip oldukları kültürel varlıkları vakıf haline getirerek toplum hizmetine sunmak isteyenleri tedirgin ettiği muhakkaktır.

         

        İlki 1873 yılında Paris’te yapılan Müsteşrikler Kongresi’nin 22.’si İstanbul’da yapıldı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Ömer Celal Sarç, Zeki Velidi Togan’ı ‘Kongre Başkanı’ olarak seçtiğini bildirmesinden sonra Togan, toplantının hazırlık çalışmalarını yürüttü. Kongre 15. 09. 1951’de İstanbul’da toplandı. 22. Müsteşrikler Kongresi üç ciltlik ‘Türk Filolojisi Temel Kitabı’ (Fundamenta) neşrini kararlaştırılmıştı. Böyle büyük bir eserin hazırlanması Türklük araştırmaları açısından çok önemliydi. Fundamenta’nın yönetiminin komünizme sempati besleyen bilim adamlarının eline geçmesi, Kazak Edebiyatı kısmını yazan Togan’ın makalesi üzerinde değişiklikler yapılması üzerine Togan konuyu, 1964 yılında Delhi’de toplanan 26. Milletlerarası Müsteşrikler Kongresi’ne götürerek 9 ciltlik Türk Kültürü El-Kitabı’nın çıkarılması kararını aldırdı. Bu eserin hazırlığını yapmak üzere merkezi İstanbul’da olmak üzere muhtelif ülkelerden bilim adamlarının katıldığı milletlerarası bir komite kuruldu. Heyet Togan’ı tahrir heyeti başkanı olarak seçti ve her cilt için bir naşir seçti.

         

        Türk Kültürü El-Kitabı ile Dr. Emel Esin gerçekten ihlasla meşgul olmuştur. [27]Togan’a bu konuda Esin, Z. Fahri Fındıkoğlu ve Halil İnalcık en yakın yardımı yaptılar. Giriş cildinin planı ve maddeleri kimin yazacakları bir risale halinde basıldı. Togan’ın ölümünden sonra Esin, sanat tarihi ile ilgili kısımları ayrı ciltler halinde bastırmıştır. Onun ölümünden sonra bu çalışmalar durmuştur.

         

        Esin’in bu çalışmaya verdiği önemi göstermek üzere arşivimizde bulunan, mektup/dilekçe formatında bir yazısını onunla ilgili başka bir yazı neşredinceye kadar kenarda kalmaması için ilgililerin bilgisine sunmayı düşündük. Belgenin formatında, kullanılan dilde hariciyeci ailede yetişmenin izleri, nezaketi görülmektedir.

         

                                                  MEKTUPLAR                                           

                                           -I-

         

               31 Topraklı Sokak

               Salacak –Üsküdar

                 İstanbul                                                 17. III. 1983

           Sevgili Perihan,

         

          Lutfnâmeniz beni çok mütehassis ve minnetdâr kıldı. Bir kaç gün sizin huzûrunuza yakın olmağı ne kadar isterdim, çünkü sizi özledim. Fakat, daha önce bayan Türkmen’in[28] pek nâzik daveti vâki olmuşdu.

         

          Acaba lutfunuzdan, gelecek Ankara ziyâretimde-21/22 Haziran, İbn Sînâ semineri münasebeti ile –müstefîd olmama müsâde eder misiniz?

         

                                  Minnetdârınız,

                                  Emel

                   

                                          -II-

         

            31, Topraklı Sokak,

             Salacak-Üsküdar,

              İstanbul                                                     15 Haziran 1983

              Çok Sevgili Perihan,

           Ben Ankara kongresine bilhassa lütufkâr davetiniz sayesinde, birkaç gün sonra bulunma ümidi içinde seviniyordum. Fakat telgrafta da arz ettiğim gibi kongre Ağustos’a kalmış. Ağustosta belki siz Ankara’da olmazsınız. Benimde Amerika’da bulunmak ihtimalim var. (Suudilerin ısmarladığı bir Haremeyn Tarihi ve bazı kongreler münasebetiyle) Acaba İstanbul’a gelmek durumunuz var mı? Meselâ Türkolojiye? Kitab münasebetiyle biz 16 Temmuz’da, Allah kısmet ederse Osmanlı öncesi yazmalar peşinde Paris, Londra ve Amerika’ya gitmem mevzubahis. Mümkün ise arada Türkiye’ye dönmek (ve Ankara kongresine katılmak) isterdim. Mümkün olmazsa, Paris üzerinden Japonya’ya (Asya İnsani İlimler kongresine )giden ucuz fiyatla Fransız Charterı ile 28 Ağustosta Paris’ten hareket edilecek. Paris’e dönüş 9 Eylülde. Yani Türkoloji kongresine inşallah yetişmek üzere.

            Güzel makalenizi büyük alaka ve hayranlıkla okudum. Ne derin manalı bir hadisi şerh etmişsiniz.

            Sadık muhabbet ve saygı hislerle paşa hazretlerine beni hatırlatmak lutfunda bulunmanız istirhamı ile.

                                     Emel

         

                                             -III-

         

            31, Topraklı Sokak

            Salacak-Üsküdar

             İstanbul                                                     12. V. 1984

                Sevgili Perîhan,

               Lutfettiğiniz güzel yazıyı geri takdim ediyorum. Okudukdan -sonra- tâ ki Prof. M. Hamidullah’a sizin bir de güzel mektubunuz ile gitsin. Adresi: 4, Rue de Tournon, 1 Paris, 6 e.

               Sevdiğiniz bir dostu kayb ettiğinizi bilemediğimden arz-ı taziyet edememişdim. Ne muhterem bir hanım imiş. Yazık ki ben tanıyamadım.

               Ürdün’e yalıyı böyle içi tanıtmak lutfunuza da ayrıca arz-ı şükrân ederim. Bakalım âyine-i devrân ne gösterir.

               Konferansınız için en iyi dileklerimi kabûl buyurun. Radio’da, yılın annesi merâsimi sırasında da hitâbda bulunduğunuzu duydum. Allah size ömür versin ve güzel faa’liyetiniz hep sürsün.

                Ben 3 Haziranda 6 hafta kadar uzaklaşıyorum. Almanya ve İngiltere’deki iki seminerden başka, Ülken (doktorum ve teyze-zâdem)[29] beni dağa yollayor. Bu kış, iki grippe ile sarsıldım. Rigi’ye gitmegi ümid ediyorum.

                Çok sevgiler, sâdık düşünceler.

                                 Emel

         

                                              -IV-

         

        Sadullah Paşa Yalısı

        Çengelköy                                                               23 Mayıs 1967

        İstanbul

        Pek muhterem efendim,

          Sayın Kültür İşleri Müsteşarının ve zât-ı âlilerinin lütufkâr müsâdeleriniz üzerine, Türk Kültürü El-Kitabı serisi içinde, Milli Eğitim Basımevi tarafından neşredilen ingiliizce ‘Antecedente and develop ment of Buddhist and Manichean Turkish art’ adlı yazım hakkında mârûzâtdır.

          1-Bu yazının Türkçe olarak da neşri, El-Kitabı programında ön görüldüğü için, Türkçe tercemesini de hazırlamakdayım. Bu sebebden, şimdi İngilizce baskı için yapılan klişelerin muhâfazısını emr buyurma nızı ricâ edebilirmiyim?

          2-Kitab bitmek üzeredir. Böylece, inşallah, hem Türk San’atı Kongresine(Cambridge, 24-29 temmuz), hem Şarkiyât kongresine(Michigan, 12-19 ağustos) yetişebilecek. Hattâ, bu yıl Manchester’dez 26-30 Haziranda toplanan ve Altaylı milletlerin (Türk, Tungus, Moğol) kültürü ile iştigâl eden ‘Permanent İnter national Altaistic Conference’da dahî belki hazır olabilecek. Böylece, Türk kültürü ile ilgili üç kongrede, kitabın satışı düşünülebilir. Bu sûretle, Kültür İşleri Müsteşârlığının âlicenâb müsâdesile, bol resimli olarak,ve güzel şekilde basılan ve Türk yerleşik medeniyeti san’atının kadîm başlangıcını anlatan bu kitab, beynelmilel mütehassısların toplandığı bu üç kongrede tanıtılmış olur ve muhtemelen çok sayıda satılır. Bu üç kongrede veyâ bunlardan bâzısında Milli Eğitim Basımevinin bir satış mahalli olup olmıyacağını bilmiyorum. Her hangi bir kongrede böyle bir satış yeri düşünülmediği takdîrde, kitabımın satışı için, iyi tanıdığım Altaistic Kongresinin Umûmî Kâtibi Prof. Sinor ile, ve Türk San’atı kongresi başkanı Prof. Gray veyâ yardımcısı Bay Meredith-Owvens ile, ve Şarkiyat Kongresinde Türkoloji kısmı Prof. Sinor ile, vaktinde muhâbere ve istişâre için, müsâdenizi ricâ ederim.

         Bilvesîle, şükrân ve saygı hislerimi te’yid ederim, efendim.

                                            Emel Esin

        Sayın Bay Mehmed Önder

        Kültür İşleri Müsteşar Yardımcısı

         

        

         

         

        

         

         

        

         

         

        

         

         

        

         

         

         

        

         

         

        

         

         

        

         

         


        


        

        [1] Mehmet Tekin Arıburun (İştip, 03. 10. 1903-İstanbul 12. 08. 1993), Harp Okulu mezunudur. Çanakkale’de şehit düşen babasından dolayı Arıburun soyadını almıştır. Tek kardeşi Melek Hanım, Mustafa Kemal’in İstiklâl Savaşı’nın başından, Cumhuriyet yılları boyunca Muhafız Alayı Komutanlığını yapmış olan Tümgeneral İsmail Hakkı Tekçe ile evlenmişti. 1959 yılında orgeneral olmuş, 01. 05. 1959-27. 05. 1960 tarihleri arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış, 27 Mayıs hareketinden sonra emekliye sevk edilmiştir. 07. 06. 1963-14. 10. 1979 arasında Adalet Partisi’nden İstanbul Cumhuriyet Senatosu üyeliği yapmıştır. 1970-1977 arasında Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı’nı yürütmüştür. Bintuğ, Gül, Filiz isimli üç çocuğu vardır.


        

        [2] Nimet Perihan Arıburun (İstanbul, 23. 01. 1913-18. 01. 2001), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Bir süre hâkimlik yaptıktan sonra serbest avukat olarak çalışmıştır. 1957-1960 yılları arasında Demokrat Parti’den İzmir milletvekili olarak parlamentoda bulunmuştur. Babası Abdüllatif Naci Eldeniz (Manastır, 1875-20. 03. 1948), Korgenerallikten emekli olduktan sonra III, IV, V, VI, VII dönemlerde Cebelibereket ve Seyhan milletvekili olarak parlamentoda bulunmuştur. (Bkz. General Pertev Demirhan, Kaybettiğimiz Değerler: General Naci Eldeniz, Vatan, 26. 03. 1948, s. 4) Annesi Makbule Hanım, Osmanlı sadrazamlarından Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın kızıdır. Makbule Hanım, Hilmi Bayur’un ablası, Prof. Hikmet Bayur’un halasıdır. Ankara’da 22. 11. 1979 tarihinde vefat etmiş, 23. 11. 1979’da aynı yerde defnedilmiştir. (Tercüman, 23. 11. 1979) Perihan Hanım 1940 yılında evlenmiştir. Önceki Ürdün Kralı Hüseyin’in annesi Zeynüşşeref Hanım, Mehmet Kamil Paşa’nın kardeşi Şakir Paşa’nın torunu olmasından dolayı Perihan Hanımla kardeş torunlarıdır. Selanik Belediye Başkanlığı yapan Ahmet Hulusi Beyin oğlu mühendis, Aydın Söke’de büyük arazi sahibi Fahri Tanman ile evlenen Saffet Tanman (İstanbul, 1912-İstanbul, 02. 01. 2012), yazları Büyükada’da bulundukları sırada Atatürk’ün hocası, kibarlığıyla meşhur Naci Paşa’nın, eşi Makbule Hanımefendi ve kızları Perihan’la birlikte Nizam tarafında bulunan akrabalarının köşküne misafir geldiklerini, ailece görüştüklerini hatırlıyor. Bkz. Saffet Tanman, Ilgaz Dağları’ndan Batnas Tepeleri’ne, İstanbul 2008, s. 96. Babası hakkında, ’Atatürk’ün Öğretmeni’ isimli bir eser yayımlamıştır. (Ankara 1994, 200 s. ) 23 Ocak 2001 tarihinde Ankara Kocatepe Cami’sinde kılınan ikindi namazından sonra Cebeci Asrî Mezarlığı’nda defnedilmiştir. (Hürriyet, 21. 01. 2001)


        

        [3] Şevket Bey’in tek oğlu Prof. Dr. Mazhar Şevket İpşiroğlu’dur. Selma (Yusuf Akçuraoğlu’nun eşi), Fahire Şevket

        (Prof. Mustafa Zühtü İnhan’ın-Filibe, 1881-İstanbul, 17. 10. 1970- eşi), Nümide (A. Vahit Moran’ın eşi) isimli dört kızı vardır. Bkz. Ali Birinci, Tarihin Gölgesinde Meşâhir-i Meçhûleden Birkaç Zât, İstanbul 2001, s. 90.


        

        [4] Dr. Emel Esin, Ahmed Ferid Tek(1877-25. 11. 1971), Türk Kültürü, sayı 110, Aralık 1971, s. 137-142


        

        [5] Necmeddin Sefercioğlu, Türk Ocağı’na Hizmet Edenler, Ocak’ta Kim Kimdi?, Ankara 2004, s. 6-7


        

        [6] Taha Toros, Paris’te Alkışlanan İki Türk Kadını Kontes Nuriye ile Müfide Ferit, Skylıfe, Ağustos 2002, s. 120-124


        

        [7] Celal Demircioğlu, İmparatorluktan Cumhuriyete Aydemir Müellifi Müfide Ferit Hanım, Toplumsal Tarih, sayı 59, Kasım 1998, s. 20


        

        [8] Tuncer Baykara, Emel Esin(1912-1987), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün 50. Yılına Armağan-50 Yıl Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2012, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, s. 139


        

        [9] ‘Emel Ferit Hanım Nişanlandı’, Cumhuriyet, 1. 6. 1931, s. 1-2


        

        [10] Cumhuriyet, 12. 7. 1931, s. 6


        

        [11] Dr. Tuncer Baykara, Dr. Emel Esin, Orta Doğu, 25. 10. 1974, s. 2


        

        [12] Togan’a eşi Seyfullah Esin’de yakın alaka göstermiş, eserlerini yakından takip etmiştir. Togan’ın Hatıratı’nın ilk tanıtımı Seyfullah Esin tarafından İslam Tetkikleri Enstitüsü dergisinde yapılmıştır.


        

        [13] Eşi Viyana’da elçi iken Jansky’nin Viyana Üniversitesi’ndeki derslerini 1952-1954 yılları arasında takip etmiştir. Hocasının Ahmed Yesevi divanını okuttuğu ve geniş kültürünün ışığında şerh ettiği saatleri unutamadığını ifade etmiştir. Bkz. Dr. Emel Esin, Profesör Herbert Janksy(1898-12. 3. 1981), Türk Kültürü, sayı 236, Aralık 1982, S. 895-897


        

        [14] Baykara, a. g. m. (TKAE), s. 141


        

        [15] İbrahim Edhem Paşa’nın, Ali Kemal Esin ve Ferdiye Ayaşlı isimli iki çocuğu daha olmuştur. 04. 04. 1961 tarihinde Ankara’da vefat eden Ali Kemal Esin, 06. 04. 1961 günü Beşiktaş Sinan Paşa Cami’sinde kılınan namazdan sonra Yahya Efendi Dergâhı’nda defnedilmiştir. II. Abdülhamid’in oğlu Mehmet Selim Osmanoğlu’nun kızı Emine Nemaka Osmanoğlu ile evliydi. Fathiye Arda, İbrahim Edhem, Kazım Kenan ve Emine Satıa isimlerinde 4 çocuğu vardı. Bkz. Cumhuriyet, 05. 04. 1961, s. 3. Paris’te 1927 yılında doğan Emine Satıa, 01. 11. 1956 tarihinde Prof. Dr. Osman Turan’la evlenmişti. Bu evliliğin gerçekleşmesinde Atsız’ın aracılık yaptığı bilinmektedir.


        

        [16] Emel Esin, Emekli Büyükelçi Seyfullah Esin (1902-1982), ’Hayatımın Muhâsebesi ‘ adlı hatıralarından notlar, Türk Kültürü, sayı 233, Eylül 1982, s. 708-716


        

        [17] Tercüman, 16. 6. 1982


        

        [18] Prof. Osman Okyar, Emel Esin’in Ardından, Yeni Forum, sayı 181, 15. 3. 1987, s. 49


        

        [19] Türkistan Seyahatnamesi, Ankara 1959, Türk Tarih Kurumu yayını.


        

        [20] Doç. Dr. Tahir Çağatay, Türkistan Seyahatnamesi’nin Ortaya Koyduğu Gerçekler, İstanbul 1960, s. 80, Yaş Türkistan yayını.


        

        [21] Dr. Orhan F. Köprülü, Emel Esin’in Arkasından, Türk Kültürü, sayı 290, Haziran 1987, s. 340-341


        

        [22] Müjgân Üçer, Dr. Emel Esin’den Hâtıralar, Türk Kültürü, say 288 Nisan 1987, s. 219-223


        

        [23] Müjgan Üçer, Ölümünün Üçüncü Yılında Dr. Emel Esin’i Anarken, Türk Kültürü, sayı 322, Şubat 1990, s. 123-125


        

        [24] Ülkü Özel Akagündüz, Kişisel Tarihin Sultanı; Münevver Ayaşlı, Zaman, 20. 8. 2002. Münevver Ayaşlı (1906-1999), eserlerinde geniş çevresindeki insanlarla birlikte bahçeleri, sahil saraylarını, sahabe kabirlerini, şairleri, konakları, yalıları ile bütün İstanbul’a anlatmıştır. ‘İşittiklerim, Gördüklerim, Bildiklerim’, ‘Dersaadet’, ‘Teşrinsani ve Ötesi’, ’Pertev Bey’ isimli eserleri bulunmaktadır.


        

        [25] Münevver Ayaşlı, Dersaâdet, İstanbul 1975, s. 208


        

        [26] Beşir Ayvazoğlu, Sadullah Paşa ve Yalısı, Aksiyon, 4/10 Ekim 1997, s. 56-58


        

        [27] Tuncer Baykara, Zeki Velidi Togan, Ankara 1989, s. 41


        

        [28] Dönemin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in eşi olmalıdır.


        

        [29] Esin’in teyzesi Selma, kendisinden 20 yaş büyük olan Yusuf Akçuraoğlu ile evlenmişti. Bu evlilikten Ülken (d. 1924) ile Tuğrul Akçura (1927-1984) doğmuşlardır. Selma Hanım, eşinden sonra fazla yaşamamış ve 40 yaşında vefat etmiştir. Dr. Ülken Civelekoğlu halen İstanbul’da ikamet etmektedir. 


Türk Yurdu Kasım 2013
Türk Yurdu Kasım 2013
Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele