Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu'nun Ardından

Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

        Aramızdan ayrılanları, bütün hâtıralarını geride bırakarak Hakk’a yürüyenleri anmak ve anlatmak sevenleri için zor olsa gerektir. Zira onun hangi güzel hâtıralarından bahsetsek azdır. İşte 2 Eylül 2013 tarihinde dâr-ı bekâ’ya uğurladığımız Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu’nun aramızdan ani ayrılığı bu satırların yazarını üzmekle kalmamış aynı zamanda şaşkına çevirmiştir. Ancak, şu kadarını söylemek ve kabul etmek gerekir ki dünyaya gelmek ne kadar hakikatse, bu dünyadan göçmekte o kadar gerçektir. Onun için ölüm haktır. Ölüm gerçeği kaçınılmaz, inkâr edilemez bir hakikattir. Merhum Cemal Sofuoğlu ağabeyimin aramızdan ayrılışı bu gerçeği bir kez daha bize göstermiştir.

         

        Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu’nu ortaokul öğrencilik yıllarımdan beri tanırım. Yaklaşık elli yıldır onu tanımanın verdiği bir yakınlıkla, kendisi yaşça büyük olması sebebiyle, benim hayatımda hep ağabeyim konumunda olmuştur. Daha Lise çağlarında 1960’lı yılların kültür ve yayın hayatına girmiş Özlem dergisini çıkarmaya başlamış olan; Ali Rıza Çelik (Çavuşoğlu), Abdullah Özbey, İbrahim Aşkar ve Osman Korkmaz ile birlikte, bir grubun içinde yer almıştır. Daha sonra, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirerek Demirci İmam Hatip Lisesi ile Öğretmen Okulu’ndaki hizmetleri meslektaşları ile öğrencileri tarafından hâlâ takdirle ve hayırla anılmaktadır.

         

        Akademik hayata girdikten sonra, hep araştırıcı, sorgulayıcı ve yorumlayıcı olarak çalışmalarını sürdüren Cemal Sofuoğlu, bu tavrını vefatına kadar devam ettirdi. Bu yönüyle; Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Özellikle son on, on beş yılını Kur’an’a hasrettiğini yakinen bilenlerden olduğum için zaman zaman yeni görüş ve düşüncelerini benimle, bizimle paylaştığı olurdu. Bütün hedefi Kur’an’ı daha iyi anlamak ve anlatmaktı. Nitekim o, çok emek verdiği ve ilk baskısını 30 Kasım 1996 tarihinde hazırladığı “İslam Dini Esasları-Yeni Bakış-Yeni Yorum” adını verdiği eserinin arka kapağına aldığı takdim yazısında şöyle diyordu:

         

         “İslam ümmeti tarihler boyunca hayırlı bir ümmet olmaya yani insanlığa yol göstermeye devam etmelidir... Aslında meseleye sadece ahlâkî bir problem olarak bakmak eksik ve yanlış olur. Kur’an-ı Kerîm ve sahih hadisler ciddi bir şekilde incelendiğinde Müslümanların her bakımdan insanlık için örnek bir toplum oluşturmaları gerektiği ve bunun dînî bir yükümlülük olduğu anlaşılır. Durum böyle olunca; kendi toprağındaki madeni veya petrolü çıkartıp işleyemeyen, kendi fabrikalarını kurup çalıştıramayan, sağlıklı ve temiz bir toplum için gerekli sosyal müesseseleri kurup işletemeyen, fakirliği ortadan kaldıramayan, ormanlarını muhâfaza edip insana sağlıklı bir çevre sunamayan, insan hak ve hukukunu ayakta tutamayan, insanın insanca yaşamasını sağlayamayan, kendi silâhını kendi yapa­mayan, her alanda mütehassıs ilim adamlarını, mütefekkirlerini yetiştiremeyen, üniversitelerini gerçek anlamda bir ilim yuvası haline getiremeyen, İlmî araştırma merkezlerini kuramayan, ülke meselelerini bilimsel metotlarla çözemeyen, vatandaşlarına iş ve çalışma imkânları sağlayamayan, gençliğine yüce hedefler gösteremeyen, kısaca Müslümanız deyip İslam medeniyetini kuramayan, daima başkalarına muhtaç yaşayan Müslüman milletlerin Müslümanlığı bizce tartışılabilir. Hele teknolojik gelişmelerin sonucunda ilimde ve fende üstün olanların icat etmiş oldukları modem aletlerle geri kalmış milletleri her bakımdan kontrol altında tutma imkânları doğduğu günümüzde, bu “tartışılabilir”lik daha da ciddiyet kazanmaktadır.”[1]

         

        İslam’a bakışı, Müslümanlara bakışı olgunlaştıkça gittikçe zenginleşiyor, bütün toplumu kucaklıyordu. Genç yaşından itibaren girdiği ülkü yolunda daha Ocak 1962 yılında İzmir’de “Ülkü Türküsü” başlığıyla Özlem’de yayımlanan, duygularını şu dizelerle dile getiriyordu.

         

        “Umutsuz bulutlar kaplasa gökyüzünü

        Felâket yağmurları yağsa da üstümüze

        Fırtınalar esse şimşekler çaksa

        Biz yine bırakmayız ülkümüzü

         

        Bir ateş düşmüş özümüze

        Aylarca yıllarca önce

        Bir iman aşkıdır ki bu

        Yıkılmaz, yıkılamaz evrence

         

        Düşmüşüz bir kere bu yollara

        Sinmiştir içimize millet türküsü

        Kötü düşüncelerden âzâde

        Bir vatan yaratmaktır hepimizin ÜLKÜSÜ[2]

         

        M. Cemal Sofuoğlu’nun idealizmi sâdece teoride, sözde kalmamıştır. Öğretmenliğe başladığı yıllarda, öğrencileri ile özel olarak ilgilenir. Onların aralarında yetenekli olanları seçer ve onlara ayrıca ilgi gösterirdi. Onların manevi eğitimleriyle meşgul olduğu gibi gerektiğinde de maddi ihtiyacını da karşılardı.

         

        Bugün Türkiye üniversitelerinde Sofuoğlu hocanın özel ilgisine mazhar olmuş onlarca öğrencisinin akademisyen olarak görev yapmakta oldukları bilinmektedir. Onun bütün çabası milli ve manevi değerlere sahip gençler yetiştirmekti. Bu gençlerin sağlam bir imana, güçlü bir iradeye sahip olmalarını arzu ederdi.

         

        Bütün gayreti, son nefesine kadar hep gerçekleştirmek istediği şey, İslam’ın doğru bir şekilde anlaşılması idi. Bunun için de, araştırmaktan kaçınmazdı. Yeter ki öğreneceği, soracağı bir kimse olsun. Üşenmeden o kimseyi arar bulur, gider sorardı. Bu yönüyle örnek bir ilim adamı idi.

         

        Aslında M. Cemal Sofuoğlu’nu bir kaç sayfa için de anlatmak zordur. Onun hayatı, düşünceleri, idealleri ve faaliyetleri genişçe çalışılmalı, öğrencileri tarafından ortaya konulmalıdır. Sağlığında arzu edip de gerçekleştiremediklerinin, vefatının ardından öğrencileri tarafından gerçekleşmesi onun ruhunu rahatlatacaktır.

         

        Ruhu Şâd Olsun!

         


        


        

        [1] M. Cemal Sofuoğlu, İslam Dini Esasları-Yeni Bakış-Yeni Bir Yorum, İzmir 1999, s.757-758.


        

        [2] M. Cemal Sofuoğlu, Ülkü Türküsü, Özlem, Sayı:2 Ocak 1962, İzmir, s.18.


Türk Yurdu Kasım 2013
Türk Yurdu Kasım 2013
Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele