Azerbaycan Dış Politikasında Denge Arayışları

Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

        Azerbaycan'da 9 Ekim'de gerçekleştirilen yedinci cumhurbaşkanlığı seçimleri, hiç kuşkusuz, bu hassas geçiş döneminde iç ve dış politika boyutuyla oldukça önemli bir yere sahipti. Nitekim, sandıktan çıkan sonuç verdiği mesaj itibarıyla şu iki hususu gerek Azerbaycan halkı gerekse de uluslararası camia nezdinde bir kez daha tasdik etti: "istikrar" ve "gelişim".

         

        Diğer taraftan yaşanılan son gelişmeler, bölgedeki mevcut istikrarı ve statükoyu kendi çıkarlarına aykırı bulan bölge-bölge dışı güçlerin son dönemde uygulamaya koyduğu yeni projeler boyutuyla Bakü'yü de yeni bir sürece itiyor. Bu da üçüncü dönemde karar alıcı mekanizma açısından yeni arayışlar, işbirlikleri ve öncelikler bağlamında bir takım kırılmalar demek. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev açısından hem mevcut istikrarı devam ettirmek hem de kronikleşme eğilimi gösteren meselelerde Azerbaycan'ın çıkarlarını korumaya yönelik yeni bir pozisyon belirlemek hiç de kolay olacağa benzemiyor. Özellikle de Rusya'nın başta yakın çevresi olmak üzere eski Sovyet alanına keskin bir dönüş yaptığı dönemde.

         

        Nitekim, Azerbaycan Yeşiller Partisi Başkanı Mayis Güleliyev’in eylül ayında yaptığı Azerbaycan’ın dış politikasında önceliklerin değiştirilmesi, özellikle de “ABD ile ortaklık ilişkilerinin kesilmesi ve çok uluslu şirketlerle işbirliğine son verilmesi” doğrultusunda yaptığı açıklama, Bakü üzerindeki Rusya baskısının iç dinamikler boyutu olarak değerlendirilmekte gecikmedi.

         

         

        "Rusya Faktörü"...

         

        Rusya'nın bir taraftan yeni entegrasyoncu politikası çerçevesinde uygulamaya koyduğu "Gümrük Birliği" politikası ve bunun Kafkasya boyutu, diğer taraftan tek kutupluluğu reddeden Asyacı-Avrasyacı yaklaşımları (ŞİÖ ve BRICS gibi) ile birlikte ABD ile geliştirmeye başladığı yeni karmaşık ilişki, hiç kuşkusuz bölgesel-küresel denklemde yeni bir pozisyonu gerektiriyor. Bu da Azerbaycan dış politikasında önümüzdeki süreçte Rusya faktörünü daha ön planda tutan ve ona göre yeni bir yapılanma ve denge politikasını gerektiren yeni bir süreç anlamına geliyor.

         

        Rusya'nın yakın çevresinde "kaba güç" ile "yumuşak güç" unsurlarını bir arada kullanarak yürüttüğü etkinlik arayışlarında ön plana çıkmaya başlayan Gümrük Birliği, Belarus ve Kazakistan sonrası diğer eski Sovyet ülkeleriyle de kuvvetlendirilmeye çalışılıyor. Burada özellikle üç ülkenin üyeliği Rusya açısından çok önemli: Ukrayna, Özbekistan ve Azerbaycan.

         

        Bu ülkeler içerisinde Ukrayna; Karadeniz havzası, Balkanlar ve Doğu Avrupa boyutuyla ön plana çıkarken, Özbekistan; Orta Asya-Güney Asya ve Azerbaycan ise Kafkaslar, Hazar havzası ve İran boyutuyla Moskova açısından olmazsa olmazı oluşturuyor. Rusya, bu ülkeler olmaksızın yeni entegrasyon arayışlarının ve bu bağlamda Gümrük Birliği projesinin başarıya ulaşamayacağının farkında. Dolayısıyla, bu ülkelerin sürece dâhil edilmeleri Kremlin açısından kaçınılmaz.

         

        Diğer taraftan, Azerbaycan'ın şu ana kadarki mevcut duruşu, yukarıda da zikredildiği üzere, dengeye dayalı çok yönlü dış politikayı devam ettirmek. Dolayısıyla, Rusya'ya bir adım daha yakınlaşmak anlamına gelen Gümrük Birliği'ne mesafeli duruş dikkatlerden kaçmıyor. Bu da Azerbaycan üzerinde Rusya baskısı demek. Daha önce, aynen BDT'ye üyelik sürecinde yaşandığı üzere Rusya Azerbaycan'ı Gümrük Birliği'ne dâhil etmeye yönelik bir takım operasyonel adımlar atabilir ki, bu bir kez daha Ermenistan demektir.

         

         

        Ermenistan'ın Gümrük Birliği'ne girişi...

         

        Bu kapsamda, temmuz ayında AB ile "Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması" üzerindeki görüşmeleri tamamladığını açıklayan Ermenistan'ın Eylül ayı başında Gümrük Birliği’ne katılacağını ve Avrasya Ekonomi İttifakının oluşturulmasında rol alacağını açıklaması oldukça önemli bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. 2011'de Gümrük Birliği için yeşil ışık yakan Erivan'ın daha sonraki süreçte ibreyi AB'ye kaydırması bölgede çok daha farklı hesaplara ve denge oluşumlarına işaret ederken, bir kez daha Rusya'nın çekim alanına girmesi, başta Azerbaycan olmak üzere diğer bölge ülkeleri ve Batı dünyası açısından yeni hesaplar ve arayışlar anlamına geliyor.

         

        Bölgede Gürcistan üzerinde devam eden operasyon ile eş zamanlı bir şekilde ortaya çıkan bu son gelişme, bölge ülkelerini zoraki bir tercihe zorluyor. Bölge ya "Yeni Rusya"nın nüfuz alanı haline dönüşecek ya da bağımsızlığını koruma yolunda başta kendi içerisinde olmak üzere işbirliklerini daha da derinleştirecek ve geliştirecek bir takım somut adımlar atma yoluna gidecek.

         

        Rusya açısından bölgedeki ihtilaflar, her an yeni bir iç savaş ya da bölgesel savaş anlamına geliyor. BDT'ye direnen Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ Savaşı sonrası, Gürcistan'ın 08.08.08 savaşı sonrası Rusya'nın belirlediği çizgiye gelişi bu açıdan halen akıllarda. Ermenistan ile imzalanan Gümrük Birliği anlaşması, yeni Avrasya ittifakında Karabağ sorununu daha da zora sokan bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Rusya'yı sorunun daha da doğrudan bir tarafı haline getiriyor ki, Erivan'ın Gümrük Birliği hesabının arkasında yatan nedenlerin başında da yine bu husus geliyor.

         

        Dolayısıyla, Rusya'nın özellikle yeni entegrasyoncu politikası çerçevesinde Kafkaslarda Gürcistan ve Ermenistan boyutunda izleyeceği siyaset ile, Hazar sorunu ve enerji güvenliği politikaları ve bölgesel diğer sorunlar bağlamında atacağı adımlar, Azerbaycan'ın dış politikadaki önceliklerini oluşturmaya devam edecek gibi.

         

         

        Dış politikada yol ayrımı mı?

         

        Azerbaycan dış politikasında "Ermenistan Faktörü"nün kendisini daha somut bir şekilde hissettirmeye başladığı yeni bir süreç söz konusu gibi görünüyor. Bir diğer ifadeyle, Rusya'nın tavrına bağlı olarak dengeye dayalı çok yönlü Azerbaycan dış politikasında Batı'yı ve diğer "üçüncü yolları" daha da ön plana çıkartabilecek bir takım gelişmeler yaşanabilir.

         

        Nitekim TANAP başta olmak üzere, enerji projelerinin bir bir gündeme gelmeye başlaması ve bu hususta atılan somut adımlar, sürece Bakü'nün bir tepkisi olarak değerlendiriliyor. Bakü, elindeki enerji kartını gerek Rusya gerekse de bölgesel-küresel bazlı politikalarında daha etkin bir şekilde kullanacağa benziyor. Bunun anlamı, ikili ilişkiler, bölgesel-uluslararası işbirlikleri ve örgütler bağlamında bir genişleme, derinleşme demektir.

         

        Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse; Azerbaycan-Türkiye, Azerbaycan-İsrail, Azerbaycan-Batı (AB ve ABD bazında), Azerbaycan-Türk Konseyi (Azerbaycan -Türk Dünyası) ve Azerbaycan-İslam İşbirliği Teşkilatı (Azerbaycan-İslam Dünyası) ilişkilerinde daha da kuvvetlendirilmiş bir gelecek demektir. Burada, hiç kuşkusuz İran'ı da unutmamak gerekiyor. İran'ın Azerbaycan ve Rusya bağlamında ortaya koyacağı dengeli tavır, Azerbaycan-İran çok boyutlu ilişkilerinin geleceği açısından da büyük bir önem arz etmektedir.

         

        Rusya'nın yakın çevresinde izlediği etkinlik politikaları, Batı dünyasının çıkarlarının geleceği açısından da bir tehdit anlamına geliyor. Dolayısıyla, bölgede son 22 yılda Batı'nın çizmiş olduğu bir takım kırmızı çizgiler söz konusu ki, bu da dikkate alınması gereken bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Burada, göz önünde bulundurulması gereken bir diğer husus ise, bölgede en eski demokrasi geleneğine sahip olan Azerbaycan'ın ve jeopolitiğinin Batı dünyası açısından taşıdığı vazgeçilmez konumdur. Bu noktada, sürece ve şartlara bağlı olarak bir kez daha Kafkas Seddi Projesi'nin merkez ülkesi haline dönüşebilir. Hatta bu sefer Türkiye ile birlikte aynı seddin bir parçası bile olabilirler.

         

        Dolayısıyla, bölgede Rusya'nın yakın çevre politikasından birinci derece etkilenen ya da etkilenme olasılığı yüksek görünen iki ülke ile yeni bir bölgesel entegrasyon süreci tekrar gündeme getirilebilir. Bu noktada "Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan" üçlüsünün ortaya koyacağı ortak tavır, bölgede "Rusya-Ermenistan" sürecini Batı'nın desteği ile akamete uğratabilir. Bu hususta, Aliyev'in ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye'ye gerçekleştirecek olması önümüzdeki süreçte Bakü'nün tercihlerini ve istikametini ortaya koyması açısından Moskova'ya önemli bir mesaj olarak değerlendirilmektedir. Aliyev'in "Daha yapacak çok işimiz var" sözü, bu bağlamda oldukça manidardır. Ayrıca, TANAP çerçevesinde "Azerbaycan-Türkiye-AB" bağlamında TAP projesiyle ilgili sürecin hızlandırılmış olması da önemlidir. Bu kapsamda SOCAR'ın kat ettiği mesafe de oldukça dikkat çekicidir.

         

        Sürecin arka plan aktörü olarak ABD'nin verdiği desteği de burada unutmamak gerekiyor. ABD, bölgede Rusya ve İran etkisini kırmaya yönelik olarak bölgesel işbirliklerini önümüzdeki süreçte de desteklemeye devam edecektir. ABD'nin buradaki bir hedefi de Çin'in Rusya ve İran üzerinden bölgede etkinlik arayışının önüne geçmektir. Bu rekabet, hiç kuşkusuz Azerbaycan'a dış politikada çok önemli bir manevra alanı sağlamaktadır.

         

        Bunun dışında, Azerbaycan-AB bağlamındaki ilişkilerde birliğin iki büyük motor gücünden biri olan Fransa'nın ön plana çıkan rolü de gerek enerji güvenliği politikaları gerekse de Yukarı Karabağ ve Ermenistan sorunlarının geleceği açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bakü, burada oldukça pragmatist bir politika izlemekte ve Yukarı Karabağ sorunu başta olmak üzere, Ermenistan ile olan ilişkilerinde uluslararası destek sağlama yolunda sağlam adımlarla ilerlemektedir. Rusya'nın bir parçası olmaya doğru koşar adım giden Ermenistan'ın Batı'dan umduğu desteği bulması bundan sonra çok daha zor olacaktır.

         

        Son olarak, Bakü-Tel Aviv arasındaki ilişkilerde çok boyutlu ortaklık ve işbirliği arayışlarını da göz ardı etmemek gerekiyor. Kafkasya'nın değişen jeopolitiğinde Azerbaycan dış politikasında daha da ağırlık kazanması beklenen İsrail'in bölgesel dengeler de çok daha farklı gelişmelere yol açacağı ise bir sürpriz olmayacaktır. Bu da "Yeni Büyük Oyun"da Azerbaycan'ın oynayabileceği rolün göz ardı edilmemesi açısından oldukça önemli bir hususu oluşturmaktadır. Dolayısıyla, süreç birçok sürpriz gelişmeye gebe görünüyor ve burada Rusya'nın atacağı adımlar hiç kuşkusuz oldukça önemli bir yere sahip. 


Türk Yurdu Kasım 2013
Türk Yurdu Kasım 2013
Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele