Avşarlarda Halk Musikisi

Ekim 2013 - Yıl 102 - Sayı 314

        Türklerin atası Oğuz Han’dır. Oğuz Han’ın: Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han adlarında 6 oğlu vardır. Her oğul Oğuz Han’a dört torun verir. Torunların toplam sayısı 24’tür. Bunların 12’si Bozok’lar. Sembolü yaydır. Diğer 12’si de Üçoklar’dır. Sembolü oktur. Oğuz Han’ın altı oğlundan meydana gelen 24 torun, 24 Oğuz boyunun meydana gelmesini sağlar. Dünya Türkleri işte bu 24 oğuz boyundan türemiştir. Bugün ülkemizde yaşayan Türklerin soy kütüğüne baktığımızda, 24 Oğuz boyundan birine mensup olduğu görülür. Anadolu’da birçok yerleşim birimi adını da 24 Oğuz boyundan almıştır. Yüreğir, Avşar, Karkın, Bayat, Eymir, Dodurga ve Kınıklar yerleştikleri yerlere adını veren 24 oğuz boyundan sadece birkaçıdır.

         

        “Avşar’a gelince; 16. yy’a ait Oğuz boylarının yer adları sırasında Kayı boyundan (94 yer adı) sonra ikinci sırada gelen (86 yer adı) ve Anadolu’nun Türkleşmesinde birinci derecede rol oynayan büyük bir boydur. Türkiye ve İran’da kalabalık oymakları bulunan Avşarlar, hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir.” [1]

         

        Avşarlar: XI. yüzyıldan bu güne kadar adını dünyaya duyurmayı başarmıştır. Bu boy: Oğuzların Bozok kolundan Yıldız Han’ın dört oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundandır. Dede Korkut destanlarında Oğuzeli diye geçen Sir-Derya bölgesinde yaşamışlar. Büyük göçle Huzistan ve Horasan yoluyla Irak’a, Suriye yoluyla da Anadolu'ya gelmişler. Anadolu’nun dışında; İran, Azerbaycan, Irak, Türkmenistan, Afganistan ve Suriye’ye kadar yayılmışlar. Avşarlar, Oğuz'un öteki torunları Kınık ve Kayılar gibi devlet kurmuş, ünlü hükümdarlar, devlet adamları yetiştiren bir boy olarak tarihe geçmiştir.

         

        “İslamiyet'in kabulü ile birlikte özellikle Gazneli Mahmut zamanında Oğuzlara Türkmen denmeye başlanmış. Türkmen, Müslüman olan göçebe Oğuzların ikinci adıdır. Malazgirt Savaşından sonra, Anadolu’ya diğer Türkmen boylarıyla beraber göç eden Avşar Türkmenleri, Anadolu Selçuklu Devleti’nin uç bölgelerine yerleştirilmişlerdi.

         

        Anadolu Avşarlarını iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, Selçuklular zamanından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerine dağılmış, çok eskiden yerleşik hayata geçmiş olan gruptur. Karamanoğulları gibi. İkinci grup ise, 1865 yılına kadar, Güney Anadolu'da göçebe hayat sürmekte iken, bu tarihten sonra yerleşik hayata geçen Avşarlardır.

         

        Avşar: Türklerin tarihi coğrafyası içinde pek çok yer bu ismi taşımaktadır. Ayrıca yaygın bir soyadı olarak günümüze kadar gelmiştir. Balkanlar'da da Avşar boyuna mensup insanlar vardır. Bu aileler Karamanoğulları Beyliğinin Osmanlı tarafından ortadan zorla kaldırılmasıyla birlikte 15. 16. 17. ve 18. yüzyılda sürgün yoluyla Konya, Karaman, Adana, Mersin, Yozgat, Kırşehir ve Sivas civarından gönderilip toplu şekilde yerleşmişlerdir. Bulgaristan'da Kırcaali, Hasköy, Razgrad, Yunanistan'ın Gümülcine, Selanik, İskeçe bölgelerinde toplu, Makedonya, Kosova yine Bulgaristan'da Deliorman ve Yunanistan'da Dimetoka civarında dağınık şekilde yaşarlar. Buralarda yaşayanlar arasında Alevi-Bektaşi inancını sürdürenlerde vardır. Anadolu'daki en güçlü Türkmen aşireti olduğu ve devlet yönetmiş sayılı aşiretlerden olduğu kayıtlarda yer alan Avşarlar, İran Devletinin başına Safevilerden sonra geçen ikinci Anadolu kökenli Türk-Alevi-İslam Aşiretidir. Sonuçta Oğuz boylarından biri olan ve Anadolu'nun Türk-İslamlaştırılmasında büyük rol oynayan ancak İslam’ı hiç bir zaman Arap Emevileri gibi algılamamış tarih boyunca buna karşı durmuşlardır. Bu aşiret geniş bir bölgenin tarihinde belirleyici unsur olmuştur.[2]

         

        Yukarıda da anlatıldığı gibi Avşarlar; 24 Oğuz boyu içinde adını dünyaya ve yurt geneline duyuran en ünlü Oğuz boylarındandır. Anadolu’da: Adana, Mersin, Niğde, Kayseri, Yozgat, Sivas, Konya, Aksaray, Denizli, Burdur, Nevşehir, Kırşehir, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya, Bursa, (Balkan göçmeni Avşarları) Kırıkkale, Ankara, Hatay, Osmaniye, Kastamonu, Bolu, Muğla, Isparta, Antalya, Şanlıurfa, Elazığ ve Rumeli’de. Anadolu dışında: İran, Irak, Azerbaycan. Bulgaristan’ın Kırcaali, Hasköy, Filibe, Razgrad, Şumnu. Yunanistan’ın; İskeçe, Selanik, Gümülcine, Suriye’de Rakka ve Halep’te yoğun olarak yaşadıkları tespit edilmiştir.

         

        Yukarıda görüldüğü gibi Anadolu’da Avşarlar yurdumuzun değişik yörelerini kendilerine yurt tutmuş, zaman içinde de yerleşik düzene geçmişler. Buna göre Avşarların halk musikisi özelliklerini yukarıda saydığımız yerleşim birimlerinde yaşayan oymaklarda aramak gerekir. Çünkü bir boyun musiki örneklerini tespit edebilmek için boyun yoğun olarak yaşadığı yerler dikkate alınmalıdır ki biz de öyle yaptık. Bu konuda bize ışık tutacak yerleşim birimlerinin başında, Çukurova, Kayseri (Tomarza, Sarız, Pınarbaşı, Develi, Talas) Burdur, Denizli, Acıpayam, Ankara, Keskin, Kırıkkale gibi yerleşim birimlerini ölçü aldık.

         

        Şimdiye kadar Avşar Türkmenlerinin musikisine ne yazık ki hiç el atılmamış. Çok bakir bir konu. Bakir olduğu gibi konuyu uzaktan yakından bilgilendirecek maalesef elimizde kaynakta yok. Tek kaynağımız Avşar Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı yerler ve buradaki sözlü kültür ürünleri. Bu konuda hiçbir araştırma yapılmadığı gibi TRT repertuvarındaki türkülerin derleme kayıtlarında da hangi aşiretten derlendiği, derlenen kişinin hangi oymağa mensup olduğu konusunda da önemli bir bilgi yok. Tabir yerindeyse iğne ile kuyu kazarak sonuca ulaşmaya çalışacağız. Bunu gerçekleştirmek için de Çukurova’dan derlenen sözleri Dadaloğlu’na ait türkülerin – bozlakların Avşar boyuna ait türküler kabul ederek işe başlayacağız. Daha önce yayımlanmış olan Çukurova’da Bozlak Çeşitleri ve Ezgi Yapıları adlı tebliğimde[3] konuya ışık tutacak şu bilgiler verilmiş: “Çukurova’da bozlak bir uzun hava türüdür. Bozlak (uzun hava) tarzında söylenen uzun havalar tespit edebildiğimiz kadarıyla; makam, gayda, yüksek hava, ağız ve bozlak olarak bilinir. Bu uzun havalar yöreye göre Senir Ağzı, Aşiret Gaydası, Üçgözoğlu Ağzı gibi isimlerle de anılır. Bunun dışında yörede kişi adıyla, aşiret adıyla söylenen bozlaklar da bulunmaktadır. Karacaoğlan Bozlağı, Dadaloğlu Bozlağı kişi adıyla, Türkmeni ve Cerit Bozlağı da aşiret adıyla söylenen bozlaklardandır. Bozlak; hikâyeli türkü anlamında da kullanılır. Hikâyeli türkü söyleme, geleneksel olup, geleneği uygulamak ise, oldukça ustalık ister. Osmaniye'nin Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünden Âşık Mehmet Ova ve Âşık Köroğlu (Mehmet Demirci) Çukurova'da hikâyeli türkü söyleme geleneğini yaşatanların en son halkasıdır.   

         

        (…) Çukurova'da; Karacaoğlan, Elbeylioğlu, Türkmeni, Dadaloğlu çığırmak, bozlak (uzun hava) söylemek anlamında kullanılır. Okuyucu genelde bozlak söyleyeceğim (uzun hava) şeklinde bir ifade kullanmaz. Bozlak, uzun hava için kullanılan bir terimdir. Bozlanın: Ses vermek bağırmak, bozlamak anlamına geldiği düşünülürse: Bozlak = Çığırmak şeklinde düşünülebilir.

         

        Profesör Umay Günay'ın XVII. Yüzyıl Saz Şairi Çukurovalı Karacaoğlan'la İlgili Bir Değerlendirme adlı tebliğinde: ‘Güney illerimizde Karacaoğlan, destan kahramanı gibi kabul görmüş, zaman içinde velilere ait özelikler de atfedilmiştir. Mutlu günler Karacaoğlan'ın Türküleriyle kutlanırken hastalara da Karacaoğlan Türküleri okunmasının şifa vereceğine inanılmaktadır. Ayrıca mezarının dilek için ziyaret edildiği de bilinmektedir. Türkü söylemek anlamında Karacaoğlan Çığırmak deyimi kullanılmaktadır’ diyor. Böylece yukarıda bahsettiğimiz bozlak = çığırmak fikrimizi de doğrulamış oluyor. Görülüyor ki: Karacaoğlan çığırmak deyimi Çukurova'da yaygın olup diğer halk ozanları için de geçerliliğini korumaktadır. Deliboran, Öksüz Ali ve Dadaloğlu çığırmak gibi.”

         

        Yukarıda alıntı yaptığımız bilgiler doğrultusunda Dadaloğlu çığırmak sözcüğünden hareketle bu kategoriye giren uzun havaları (Bozlakları) Avşar Bozlakları olarak kabul ederek işe başladık. Avşar’ın halk musikisini de kendi içinde gruplara ayırdık.

         

        1. Avşar Bozlakları: a) Aydost Bozlağı, b) Kovgun Avşar Bozlağı, c) Benderi Bozlağı, d) Barak Ağzı Türkmeni

        2. Avşar Ağıtları

        3. Avşar oyun türküleri / Oyun Müzikleri

        4. Avşar Alevi Türkmenlerinde deyiş, düvaz, semah vb.

         

         

         

        1 - Avşar Bozlakları

         

         

        Bu gruptaki bozlaklarını:Ay dost, Benderi, Kovgun Afşar Bozlağı ve Barak Ağzı Türkmeni olmak üzere dört grupta topladık.

         

         

        a- Aydost Bozlağı: Dört grupta topladığımız bozlakların özelliklerine geçmeden önce kayıtlara ve repertuvara geçen Aydost Bozlaklarına bakalım.

         

         

        A - TRT repertuvarına geçen Aydost Bozlakları:

         

         

        Yağmur yağdı yine hava bulandı           TRT Repertuvar             No: 369 - Kırşehir

        Dostlarınan bozuk gitti aramız               “           “                      “    : 152           “

        Dinek Dağı yeni geldim gurbetten         “           “                      “    : 596           “

        Kalktı göç eyledi Avşar elleri                 “           “                      “    : 280           “

        Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor             “           “                      “    : 42     Çukurova

        Benden selam söylen Mürseloğlu’na      “           “                      “    : 767           “

        Yaz bahar ayları geldi yerişti                 “           “                      “    : 760           “

        Şu yalan dünyaya geldim geleli             “           “                      “    : 770           “

        Elem geldi elde değil gaziler                 “           “                      “    : 771           “

         

         

        TRT repertuarında dokuz Aydost Bozlağının (uzun havanın) kayıtlara geçtiği, Kırşehir’den repertuvara giren Aydost Bozlaklarının söz yapısının bozulmasına, kırık dökük olmasına rağmen dizelerin Dadaloğlu’na ait olduğu tespit edildi.

         

         

        B- Çukurovalı mahalli sanatçıların söylediği Aydost Bozlakları:

         

         

        Selam söylen Reyhanlı’da Arap’a

        Sana derim sana ey Mürseloğlu

        Gine duttu Gavur Dağı boranı

        Göründü de Hemite’nin kalesi

        Adımı sorarsan Avşar soyundan

        Sana derim sana Anavarza kalesi

         

         

        Mahalli sanatçılardan altı Aydost Bozlağı tespit edildi. Tespit ettiğimiz bozlakların hepsinin de sözlerinin Dadaloğlu’na ait olması, Çukurova’da Dadaloğlu Çığırmak geleneğinin hoş bir kanıtı olarak kayıtlara geçti. Dadaloğlu Çığırmak olarak kayıtlara geçen bozlaklar şimdiye kadar Avşar Bozlakları olarak bilindi, geçmişten günümüze kadar da bu anlayışla geldi. Onun için de Avşar Aşiretine mensup tüm uzun havalar Avşar Bozlağı olarak bilindi, çalındı ve okundu. Avşar Bozlağı denilince de Kalktı göç eyledi Avşar elleri dizesiyle başlayan, benim Aydost Bozlağı olarak değerlendirdiğim, dillere pelesenk olmuş ünlü uzun hava akla geldi. Bu ünlü uzun hava adını da dizenin ilk başındaki Aydost sözcüğünden aldı. Çukurova’da esas adının Aydost Bozlağı – Dadaloğlu bozlağı olarak bilinmesine rağmen aşiretin adına izafeten Avşar Bozlağı olarak belleklere yer etti. Şimdiye kadar gruplama yapılmadığı için de hep aşiretin adıyla anıldı. Avşar Bozlağı olarak da varlığını korudu. Ama biz şimdi Avşar Bozlaklarını dört gurupta toplayarak inceledik. İlk incelediğimiz bozlak da Kalktı göç eyledi Avşar elleri dizesiyle başlayan Aydost Bozlağı oldu.

         

        Adı geçen bozlak Kırşehirli mahalli sanatçı merhum Muharrem Ertaş’tan derlenmiş. Çukurova’da Dadaloğlu Çığırmak olarak bilinen: Bozlak/Uzun hava; Orta Anadolu’da olgunlaşmış dile ve tele dökülerek anonimleşmiş, yörenin sanatçıları vasıtasıyla da bizlere ulaşmıştır. Çukurova halkı, bu ve buna benzer uzun havaları Dadaloğlu Çığırmak olarak değerlendirmiş. Çığrılan Dadaloğlu havası zaman içinde başkaldırışın simgesi olarak düşünülmüş. Sağ düşünce kahramanlık türküsü, sol düşünce haksızlığa başkaldırışın ayak sesi olarak kabul etmiş. Bu değerlendirmeler sonunda bozlak daha da geniş kitlelere yayılarak varlığını korumuş, günümüze kadar gelmiştir. Aslında söylemek istediğimiz sol ve sağ düşüncenin bu bozlağa sahip çıkması değil bozlağın ünlenerek günümüze ulaşmasıdır. Bozlağın önemli özellikleri ise şöyle sıralanabilir: (Örnek Nota: 1)

         

  1. Bozlağın sözlerinin koşma türünde ve Dadaloğlu’na ait olması.
  2. Çukurova’da Dadaloğlu çığırmak olarak değerlendirilmesi.
  3. Muhayyer dizisi özellikleri taşıması. (Şekil 1)
  4. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılması, ses genliğinin Mi –La aralığında seyrederek 5. dereceye kadar çıkması 1,5 oktava ulaşması, inici karakter taşıması. (Şekil 2)

         

         

         

        Şekil 1                                                                         Şekil 2 

         

         

         

                    

        Bu özelliklere sahip bir uzun havanın - bozlağın okunması için okuyucunun oldukça geniş bir ses yapısına sahip olması gerekir. Aksi takdirde bozlağın icrasını istenilen ölçüde yerine getiremez. Dik seslerde tıkanıp kalır. Bu cümleden hareketle özellikle Çukurova, Toroslar ve İç Anadolu gibi yerleşim birimlerinde yaşayan Afşar Türkmenlerinin bozlaklarını okuyabilmek için kişinin bir oktavın dışına taşan ses yapısına sahip olması gerekir. Aşağıda örnek olarak verdiğimiz türkü incelendiğinde yukarıda bahsettiğimiz özellikler tüm ayrıntılarıyla görülecektir. Türkü: Kalktı Göç eyledi Avşar elleri. (Örnek Nota: 1)

         

         

Örnek Nota: 1 / TRT Repertuvar No: 280[4]

 

        Türkü: Kalktı Göç eyledi Avşar elleri. (Örnek Nota: 1) Adı geçen türkünün notası incelendiğinde donanımda sadece Fa diyez arızası vardır. Bu arıza ile de türkü muhayyer makamı dizisine uyum göstermemektedir. Ancak türkünün notaya alınmasından bu yana geçirdiği anonimlik evresi türkü donanımında Si bemol 2 arızasını da beraberinde getirmiş, zaman içinde türkü Si bemol 2 arızasını alarak muhayyer makamı dizisi kalıplarına göre okunmaya başlanmıştır. Onun için biz de bu türküyü anonimleşme sürecinde kazandığı yeni değerleri düşünerek klasik Türk musikisi ölçülerindeki muhayyer makamı dizisindeki si bemol (d) komasını, Si bemol 2 gibi düşünerek değerlendirdik.( Şekil 1)

         

         

        b- c - Kovgun Avşar ve Benderi Bozlağı: Benim tespitlerime göre Kovgun Avşar ile Benderi[5] Bozlağının tüm özellikleri, müzikal yapısı aynıdır. Sadece adı değişmiştir. Bu grupta toplanan Avşar Bozlaklarının en önemli ortak özelliği; kahramanlık, mertlik ve yiğitlik temasının işlenmesidir. Kovgun Avşar Bozlağı adındananlaşılacağı gibi kovmaktan kovalamaktan gelmektedir. Diğer bozlakların ezgilerine göre daha ritmik ve coşkuludur. Bu da bir eylemin, hareketin, düşman üstüne örelenmenin bir ifadesi olmalıdır. Kovgun Avşar Bozlağına en güzel örnek Çukurovalı mahalli sanatçıların okuduğu, sözleri Dadaloğlu’na ait İki tastan tut yemini kestirme dizesiyle başlayan bozlaktır.

         

        d- Barak Ağzı Türkmeni: II. örneğimiz ise yörede Barak Ağzı Türkmeni olarak bilinen, Bela Bartok’un Osmaniye Toprakkale’de Tecirli Aşiretinden Ali oğlu Hacı’dan derlediği türküdür. Türkünün kayıtlara geçmesi 24.11.1936’dır[6]. Aşağıdaki örnek nota 2 incelendiğinde türkünün Fa karar notasının yazıldığı, onun da çargâh makamı dizisine tekabül ettiği görülecektir. (Şekil 3) Yörede çargâh dizisine tekabül eden bu tür uzun havalara Barak Ağzı Türkmeni denilmektedir. Yörede yaygın olarak okunan: Ceren – İsaballı – Şah (Bey) Mayıl adıyla bilinen uzun havalar da Barak Ağzı Türkmeni olarak değerlendirilmektedir. Aşağıda örnek olarak verdiğimiz (Örnek Nota 2) Bela Bartok’un notasını yazdığı, Barak Ağzı Türkmeni grubu içinde değerlendirdiğimiz türkünün sözleri Dadaloğlu’na aittir ve de iki dörtlüktür:

         

         

        Diğnen (dinleyin) ağalar da birem birem söyleyim

        Afşırı çafşırı yolun var dağlar

        Gamalaklı garardıçlı sekili 

        Selvili söğütlü çalın var dağlar

         

        Nehar (Ahır) dağında gördüm Maraş beyini

        Engizek’te derler elin çoğunu

        Beyti Saracığda Gonur Dağını

        Göğsün gözeli derler elin var dağlar

         

         

        Tespitlerime göre sözleri Dadaloğlu’na ait notası yazılan ilk türküdür. Bartok vasıtasıyla kayıtlara geçen türkünün kaynaklardan tespit ettiğimiz sözleri ise[7]:

         

         

        Dinlen ağ’lar birem birem söyleyim

        Arşı çarşı (Eğri büyrü) gider yolun var dağlar

        Kamalaklı (sedir ağacı) kar’ardıçlı sekiler

        Selvili söğütlü şarın (Şehir) var dağlar

         

         

        Binboğa’yı dersen dağların beyi

        Görüken Soğanlı hani Koçdağı

        Aladağ Bakırdağ Bolgar’ın tayı (Denk –eş)

        Erciyes ulunuz pirin var dağlar

         

         

        Ahırdağ’da gördüm Maraş Beyini

        Engizek’te derler elin çoğunu

        Gezdim seyreyledim Konur Dağ’ını

        Göğsü gök ördekli gölün var dağlar

         

         

        Vaktinde çekilir Akdağ’ın eli

        Sızır’dan da aşar şol Örmeyol’u 

        Sana derim sana koca Gövdeli

        Koca Torun derler elin var dağlar

         

         

        Dadaloğlu’m bunu böyle diyeli

        Üç yüz altmış altı dağı sayalı

        Burnu hırızmalı katar mayalı

        Kol kol olmuş elin var dağlar

         

        şeklindedir. (Örnek Nota: 2) Bu Barak Ağzı Türkmeninin söz ve müzik yapısı incelendiğinde:

         

  1. Sözlerin Dadaloğlu’na ait olduğu ve koşma özelliği taşıdığı,
  2. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, (Şekil 4)
  3. Ses genliğinin bir oktavın dışına taştığı, Si–Fa sesleri arasında seyrederek ses genliğinin 4. dereceye kadar çıktığı. 1,5 oktavın dışında bir ses genliğine sahip olduğu, inici özellikler taşıdığı görülecektir. (Şekil 4)

         

         

         

        Şekil 3                                                                        Şekil 4 

         

         

         

         

        Bela Bartok, örnek olarak (Örnek 2) verdiğimiz türkünün notasını yerinden (Do karar Şekil 3) değil Fa karar yazmıştır. Bu da Bartok’un halk müziği nota yazım sistemini bilmediğinden kaynaklanmıştır. Sonuç ne olursa olsun (Örnek Nota: 1) Kalktı göç eyledi Avşar elleri türküsüyle, ikinci örnek (Örnek Nota: 2) Dadaloğlu adıyla kayıtlara geçen: Dinleyin ağlar birem birem söyleyim adlı türkü notaları incelendiğinde, Avşar Uzun Havalarının ortak özelliklerini:

         

         

  1. Türkü sözlerinin Dadaloğlu’na ait olması,
  2. Ses genişliği bir oktavın dışına taşması,
  3. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılması ve tüm bozlaklarda, uzun havalarda bu ortak özelliği göstermesi. İyi bir müzikaliteye ve söz yapısına sahip olması ve inici özellikler taşıması olarak sıralamak gerekir.

         

         

         

Örnek Nota: 2[8]

 

Örnek Nota: 2’nin devamı

 

        2 - Avşar Ağıtları

         

         

        Ağıt: Türklerin en eski sözlü kültür ürünlerindendir. Çeşitli olaylar ve ölümlerin ardından duyguların dile dökülmesidir. Anadolu’nun her tarafında ağıt yakılmasına rağmen bu gelenek Güneyde, Çukurova, Osmaniye, Düziçi, Adana, Karaisalı, Kadirli, Kozan, Ceyhan, Orta Anadolu’da Kayseri, Sarız, Pınarbaşı yöresindeki Türkmen oymaklarında daha da yaygındır. Özellikle Afşar Türkmenleri bu konuda varlığını kanıtlamış, Sarıkamış Ağıtlarının çoğu Afşar analarının gözyaşı olarak günümüze ulaşmıştır. Türkler duygulu bir milletir. Duygusunu yaktığı ağıtlarla, türkülerle dile getirir. Onun için Anadolu’nun en ücra köşesinde bile ağıt yakan birini bulmak mümkündür. Çukurova’da ağıt söyleyene ağıtçı, irticalen söylediği dörtlüklere de yakım denir. Çukurova’da yakım-yakmak, söylemek, yakıştırmak, diyeceğini dörtlüklerle ifade etmek anlamındadır. Onun için “Ağıt söylemek” yerine “Ağıt yakmak” tabiri kullanılmış, bu tabir Anadolu’ya da dalga dalga yayılmıştır.

         

        Ağıtlar zamanla ferdiliklerini kaybederek halkın ortak malı olurlar. Kısaca anonimleşirler. Kendine özgü bir kalıbı yoktur. Uyaklı olanlar 7, 8 ve 10’lu hece ölçüsüne göre yazılırlar. Yaygın olanı ise 8 heceli olanıdır. Ağıtlar uyaklı ayaklı olduğu gibi uyaksız, ayaksız da olabilir. Uyaksız ağıtlar kişinin içinden geçenlerin dışa yansıması olarak değerlendirilir. Kişi duygularını konuşur gibi dile getirir. Aslında ağıt söylemenin kuralı olmamakla birlikte kafiyeli ağıt söylemek marifettir. Rağbet gören de budur. Ağıtların: Erkek tarafından yakılanları olsa da genelde kadınlar tarafından yakılır. Kerkük’te bu işi para karşılığı yapan ağıtçıların olduğu bilinmektedir.

         

        Ağıtlar kişiyi anlatıyorsa, o kişinin meziyetlerini, özelliklerini, güzelliklerini dile getirir. Onun için ağıtlara kişileri anlatan methiyeler de denilebilir. Ağıtlar ölenin ardından, cenazesinin başında, gıyabında söyleneceği gibi, üstünden çıkan kıyafetlerine de ağıt yakılır. Ölünün üstünden çıkan kıyafetlere Çukurova’da “soyka” denir. Ağıt yakan ölünün “soyka”larını eline alarak her birini tek tek kaldırır ve dörtlüklerini sıralar. 

         

        Ağıtlar türkü ve destanlarla iç içedir. Genelde her ağıtın bir ezgisi vardır. Ezgiler uzun ya da kırık hava formundadır. Söz ve müziği halk tarafından benimsenen ağıtlar zaman içinde türküleşerek bize ulaşır. Ormancı, Gelin Ümmü, Gelin Ayşe, Celal Oğlan, Duydunuz mu Gediklili (Avşar Ali’nin ağıtı. Örnek Nota: 4) ve Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım üstüne yakılan dörtlükler ferdiliklerini kaybederek bize ulaşan türküleşmiş ağıtlardan sadece birkaçıdır. TRT’nin Türk halk müziği repertuvarı incelendiğinde ferdiliklerini kaybederek türküleşen çeşitli örnekler görülecektir. Türküleşmeyen ağıtlar ise kaynaklara söz olarak geçer. Yakılan ağıtlar kişisel olduğu gibi toplumsal hadiseleri de dile getirir.

         

        Anadolu'da, tıpkı ağıtlar gibi acının, ıstırabın tarihi de çok eskidir. Çeşitli zulümlerle karşılaşan, derin acılarla kucaklaşan Anadolu; acıların bıraktığı izlerle bugüne kadar gelmiş, toprağı kadar insanları da acılarla yoğrulmuştur. Onun için Anadolu'da acının var oluşuyla ağıtları da var olmuştur. Kısaca ağıtlar acının var olmasıyla birlikte doğmuş, bu güne kadar da varlığını korumuştur. Anadolu insanı ağıtını yakarken söz ve ezgi güzelliğini hiç düşünmemiş, doğallığını korumuş, duygularını içinden geldiği gibi dörtlüklerle dile getirmiştir. Yakılan ağıtların önemli özelliği yaşanmış hadiselere dayanmasıdır. Her ağıtın kendine has bir hikâyesi vardır. Kaynağını gerçek hayattan alan ağıtlar dilden dile dolaşarak geçmişi günümüze ulaştırırlar.

         

        Konuyla ilgili bir tek ağıt yakıldığı gibi birden fazla da ağıt yakılır. Birden fazla yakılan ağıtlar daha çok toplumsal hadiseleri dile getirir. Sarıkamış, Yemen, Mihrali Bey ve Kızılırmak toplumsal hadiseleri dile getiren ağıtlar arasında ilk sırayı alırlar. Yemen’de kum tipisi, kızgın çöl sıcağı, Sarıkamış’ta dondurucu soğuğun can alması çeşitli kişiler tarafından dile getirilmiştir. Ağıt yakmak milletimizin ortak duygularından biridir. Türk kültüründe köklü bir maziye sahip olan ağıt yakma, çeşitli Türk boylarıyla günümüze kadar gelmiş, geçmişle geleceği birbirine bağlayan önemli bir köprü olmuştur.

         

        Türklerde İslamiyet öncesi ağıtlara“Sagu” deniliyordu. Sagular: “Yuğ” denilen törenlerde ölen kişilerin özelliklerini ve güzelliklerini, erdemlerini ve onlara duyulan acıları dile getiren şiirlerdi. İslamiyet öncesi bu şiirlere “sagu”, İslamiyet’ten sonra “ağıt”, divan edebiyatında da “mersiye” denildi. Mehmet Akif’in Çanakkale üstüne yazdığı müthiş dizeleri güzel bir “mersiye” örneği olarak bize ulaştı.

         

        Bize ulaşan bazı olaylar var ki anlatılamaz. Yaşanır. Tıpkı ağıtlarımızdaki, türkülerimizdeki olaylar gibi. İşte benim de anlatamadığım ama yaşamaya çalıştığım hadiselerden biri Sarıkamış’tır. Türkiye’nin çok yerini görmeme rağmen Sarıkamış’a yolum düşmedi. Onun için de özelliklerini tanıyamadım. Ama ağıtlarıyla ruhumda, beynimde, benliğimde yaşadım. Onu tanımama türküleşen Sarıkamış ağıtları vesile oldu. Tıpkı Çanakkale gibi, Yemen gibi. Çanakkale’yi ve Yemen’i ben değil çoğumuz ağıtlarla tanıdı. Demek ki bir yerin tanınmasında adına yakılan türküler, ağıtlar önemli bir etken olmuş. Adana, Kırşehir, Samsun, Urfa, Erzurum, adına yakılan türkülerle ününe ün katmış, kişiler ili görmese de türkülerinde adını duymuş, anlatılan yerleşim birimi müzikle bütünleşerek bizlere ulaşmıştır. Onun için de ulaşan bilgi kulaklarda ebediyen yerini koruyacak, hiçbir kuvvet onun unutulmasını sağlayamayacaktır. Yakılan türkü ve ağıt zaman içinde müteakip defalar tekrar edildiği için kişi, o yöreyi görmese de ağıtlarıyla yaşayacak, türküleriyle tanıyacaktır. “Çanakkale içinde aynalı çarşı” dizesi olmasaydı Çanakkale ilimiz hiçbir zaman adını bu kadar geniş bir kitleye duyuramayacak, Aynalı Çarşı’yı kimse bilemeyecek, reklâmını yapsa dahi Çanakkale de, Aynalı Çarşı da bu kadar üne kavuşamayacaktı. Onun ünlenmesini sağlayan tek sebep türkülerle anlatılmış olmasıdır. Muş için de, Sarıkamış için de durum aynıdır. Öyle ise Sarıkamış üstüne yakılan ağıtlar yörenin yurt sathına duyulmasında önemli bir etken olmuştur.

         

        Daha önce de söylediğimiz gibi yöre üstüne yakılan ağıtlar o yörenin tanıtımında, adının geniş kitlelere duyulmasında önemli bir paya sahiptir. Bunun da kaynağı üstüne yakılan türküler ve ağıtlardır. Sarıkamış’ta üstüne en çok ağıt yakılan yörelerden biridir. Sarıkamış: Ayağı çarıklı gidip de çarıksız dönemeyenlerin söylediği bir ölüm türküsü, dönüşü olmayan bir yolun ayak sesidir. Sarıkamış: Sıfırın altında - 40 derecede donan on binlerce vatan evladının çığlığı, donuyorum diyerek haykırışın sesidir. Binlerce vatan evladının nefesinin buz tuttuğu, dört çocuğunu kaybeden Sindelli Kara Zala’nın feryadıdır.

         

        Sarıkamış, Anadolu Anasının “guzum” diyerek çırpınışının, dizlerini döverek uğunuşunun sesidir. Edirne’den Ardahan’a, Adana’dan Artvin’e, İzmir’den Sivas’tan Kafkasya’ya gidip de dönemeyenlerin ağıtlarına, türkülerine yansıyan dizelerdir. Sarıkamış: Türk insanın içinde bir yara, gözünü budaktan esirgemeyen Mehmetçiğin bilerek ölüme gidişinin hazin bir hikâyesidir. Şiirdir, koçaklamadır, cengi harbidir, kahramanlık destanıdır. Yaşanılan acıların en acısıdır Sarıkamış. Gerdeğe girmedik kızların yavuklusunu yitirdiği, yazlık elbiseyle donarak kaybolup giden körpe fidanların, ana “guzuları”nın alın yazılarının yazıldığı yerdir Sarıkamış. Vatanı için bıyığı terlememiş delikanlıların yitip gittiği yerdir Sarıkamış. Ağıtların birbirine ulandığı, beyaz gecenin sabahının olmadığı yerdir Sarıkamış. Sarıkamış üstüne yakılan ağıtlarda Avşar halk müziğinin önemli bir koludur. Ağıt yakma konusunda usta olan Avşarlar gerek uzun hava tarzında, gerekse kırık hava tarzında ağıtlar yakmışlardır. Ağıtlar yoğun olarak Çukurova ve Kayseri yöresi Avşarları tarafından yakılmıştır. Aşağıda notasını verdiğimiz benim Adanalı Âşık İmami’den[9] derlediğim Sarıkamış Ağıtı Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Sindel köyünden Kara Zala adında bir Avşar anası tarafından yakılmıştır. Sindelli Kara Zala’nın 5 oğlunun biri topal diğerleri sağlamdır. Seferberlik münasebetiyle dört oğlu askere alınır ve Sarıkamış’a gönderilir. Bunun üzerine Kara Zala: “Dört oğlum cephede durur / Bana da topalım bakar” diyerek ağıtını yakar. Maalesef cephede duran dört oğlundan biri de geri dönmez. Sarıkamış’ta şehit olur. 

         

        Kara Zala’nın yaktığı bu ağıtta söz ve müzik müthiş bir uyum içindedir. Ağıttaki müzikal yapı oldukça liriktir. Ağlayan Avşar anasının uğunduğunu hissetmemek elde değildir. Dört oğlunun arkasına ağlayan ananın feryadı tüm özelikleriyle dile getirilmiştir. Sözler iyi incelenirse köylerde erkeklerin kalmadığını artık çifte bile kadınların gittiği açıkça ifade edilmektedir. Ağıtın sözleri yedi dörtlük olmasına rağmen nota ile üç dörtlüğü verilmiştir. (Örnek Nota: 3.) Diğer sözleri aşağıdaki gibidir.

         

         

        Elif bekâr Cennet bekâr

        Acemi talime çıkar

        Dört oğlum cephede durur

        Topalım kahrımı çeker

         

         

        Sivas’tan Sarıkamış’tan

        Yatamıyom kara düşten

        Hastam ağır arabacı

        Yavaş indirin inişten

         

         

        Adamı olan herk ediyor

        Olmayanlar terk ediyor

        Her nereye vardım ise

        Gelinler çifte gidiyor

         

         

        Sarıkamış alkan oldu

        Zalim Urus[10] murat aldı

        Kimsesiz kız dul gelinler

        Kara giyip saçın yoldu

         

         

        Özellikle Kayserili Avşar anaları Sarıkamış’a gidenlerin ardından çok ağıt yakmış. Ama bazı ağıtlar önce de söylediğimiz gibi anonimleşerek ezgi olarak bize ulaşmamış. Sadece sözde kalmış. Aslında onun da ezgisi vardı. Çünkü ağıtlar oturup yazılmaz. Ölenin ardından müziği ile birlikte irticalen söylenir. O şekilde bize ulaşan ağıtlar çok şanslı olanlar. Ama o şansı yakalamayan ağıtlarımız da var. Aşağıda söz olarak verdiğimiz ağıt ise müziği unutulup da sadece söz olarak bize ulaşanlardan bir tanesi. Sözler incelendiği feryadın nasıl yükseldiği, tütün olup göklere ulaştığı görülecektir.

         

        Çukurova’da iyi ağıt yakanlar “uğundu” sözcüğüyle anlatılmaya çalışılır. Uğunmak, dövünmek, elini dizlerine vurarak ağıt yakmak, ölenin acısıyla fırıldak gibi dönmek anlamında kullanılır. Özellikle Avşar anaları bu konuda rüştünü ispat etmiş, ağıt yakma geleneğinde en ön saflarda yerlerini almıştır. Gidip de dönmeyen canlar, gelinlik kızların yavukluları dile gelir Avşar anasının dizelerinde. Gözü yaşlı ana yutkunmadan, gözünü kırpmadan, kâğıdı kalemi olmadan dile getirir duygularını. Gözyaşıyla yunup arınan şehit oğluna, donarak dağlarda yitip giden genç fidanlara seslenir. Rus onun için can alıcı değildir. “Benim korkum Ruslar değil / Karakışa kurban verdim” diyerek tabiat şartlarının can alıcı olduğunu ifade eder. Aşağıdaki dizeler uğunan bir başka Avşar anasının feryadıdır. 

         

         

        Gene uğru[11] kış geliyor

        Görmeyene hoş geliyor

        Şu Sivas'a giden kağnı

        Dolu gidip boş geliyor

         

         

        Aziziye baba yurdum

        Kafkasya'ya tabya kurdum

        Benim korkum Ruslar değil

        Karakışa kurban verdim

         

         

        Sarıkamış ne aralı

        Kimi ölmüş kimi yaralı

        Bunu duymuş var mı ola

        Yalan dünya kurulalı

         

         

        Kimini gülle götürdü

        Kimini toplar yatırdı

        Kör olasıca Moskoflar

        Neçe ocaklar batırdı

         

         

        Uşak gitti sürüyünen

        Asker kalkar boruyunan

        Hangi eve vardıysam

        Bir gelin var karıyınan

         

         

        Yaslı deli gönül yaslı

        Acep nedir bunun aslı

        Kardeşler kana belenmiş

        Kara don gülgülü[12] fesli

         

         

        Soğanlı'da bir harp oldu

        Neçe canlar telef oldu

        Sarıkamış alınışın[13]

        Sağ olanlar mektup saldı

         

         

        Yağan karların altında

        Kara çadır var mıydı

        Top gürleyip gelir kene

        Acep derdin var mıydı

         

         

        Dokuz kardeşi ölenin

        Benim gibi olur bacısı

        Sivas'ta tabur dökülmüş

        Benim anamın kuzusu

         

         

        Sarıkamış üstünde kar

        Kar altında Mehmet yatar

        Gülüm donmuş kara dönmüş

        Gören sanmış yârin sarar

         

         

        Kimi Yemen kimi Harput

        Üzerinde ince çaput

        Avut yiğit gönlün avut

        Yâr sarmazsa Mevlâ’m sarar

         

         

        Verdiğimiz bu örneğin müziği olmadığı için sadece şiir olarak değerlendirmek gerekir. Sözler incelenirse bu ağıtın da sekizli hece ölçüsü kalıbına göre yazıldığı görülür. Edebi estetik ve konuyu anlatma bakımından sözler oldukça içli ve liriktir. Bu da Avşar Türkmenlerinin duygu yüklü olduğunun önemli bir kanıtıdır.

         

         

        Avşar Ağıtlarının Müzikal Yapısı

         

         

        Avşar ağıtlarının müzikal yapısını iki grupta incelemek gerekir:

         

         

        1– Uzun hava formundaki ağıtlar.

         

        2– Kırık hava formundaki ağıtlar.

         

         

         

        Uzun Hava Formundaki Ağıtlar

         

         

        Örnek 3’de notasını verdiğimiz Sarıkamış Ağıtı uzun hava formu özelliğini taşıyan bir ağıttır. Halk müziğinde uzun havaları ben: Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılan, belirli bir dizisi, dizi içindeki seyri belli olan, ölçüsüz, biçisiz, ritimsiz havalar olarak değerlendiriyorum. İşte Çukurova Avşarlarından derlediğimiz ağıtların çoğu da bu özelliklere sahip uzun havalardır. Kırık hava formunda yakılmış ağıtlar azınlıktadır. Bunun nedeni de kırık hava formundaki ağıtların ağlayanın duygularını istenilen ölçüde ifade edemeyeceği düşüncesinden kaynaklanır. Avşar Türkmenlerinin ağıtları ile diğer yöre ağıtları mukayese edildiğinde Avşar ağıtlarındaki müzikal yapının daha lirik ve yanık olduğu, örnek üçte (Örnek Nota: 3) notasını verdiğimiz Sarıkamış Ağıtı incelendiğinde söz ve müzik olarak anlatmaya çalıştığımız Avşar halk müziğinin tüm özellikleri tespit edilecek, örnek nota üç incelendiğinde de:

                               

  1. Sözlerin sekizli hece ölçüsüyle yazıldığı,
  2. Türkünün hüseyni makamı dizisi özellikleri taşıdığı, (Şekil 5)
  3. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, La – La sesleri arasında seyrettiği, ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı, inici karakter taşıdığı görülecektir. (Şekil 6)

                   

         

        Şekil 5                                                                        Şekil 6

         

         

        Hüseyni Makamı dizisi.

         

         

         

         

        Diğer makam dizilerinde olduğu gibi yukarıda Hüseyni Makamı dizisinde ki bir komalık bemol (d) Si bemol 2 olarak ifade edilmiş, donanıma da Si bemol 2 arızası konarak halk müziği kuralına uyarlanmıştır.

         

         

 

Örnek Nota: 3 / TRT Repertuvar Sıra No: 777

 

 

 

        Kırık Hava Formundaki Ağıtlar

         

        Bu ağıtlar kırık hava formundaki türkülerin özelliklerini taşır. Avşar ağıtları içerisinde daha az örneği olan ağıtlardır. Kırık hava özelliği taşıyan bu ağıtlara geçmeden kırık havaları kısaca tanımak gerekir: Kırık Havalar: Ritmik karaktere sahip, ölçülü, biçili, hareketli, uzun havalar gibi serbest olmayan, geleneksel ölçülere uygun olarak söylenen ezgilerdir. Ezgilerin türkü karakterinde olması şarttır. Daha önce de söylediğimiz gibi ağıtların önemli özelliklerinden biri de her ağıtın kendine göre bir hikâyesinin olmasıdır. Çünkü her ağıtın yakılışı bir olaya dayanır. Dayandığı olay ağıtın hikâyesini meydana getirir.

         

        Avşar ağıtlarının çıkış kaynağı yaşanmış olayların söze ve müziğe dönüşmesi, bunu da zaman içinde toplumun özümseyerek anonimleştirmesidir. Kozanlı Âşık İmami’den derlediğim ilk dizesi Duydunuz mu Gediklili[14] diye başlayan Avşar Ali’nin ağıtı buna güzel bir örnektir. Çukurova Avşarları, yaygın olan bu ağıtın müziğine farklı sözler yakıştırarak da yeni ağıtlar üretirler. Avşar Ali Ağıtı’nın müziği ağıt yakan için bir kalıp olarak düşünülür. Ağıtçı sadece bu müzik kalıbını kullanarak yeni sözlerle başka ağıtlar elde eder. Türk müziğinin söze dayalı olmasından hareketle ağıtlarda da hep söz ön plandadır. O kadar çok ağıt derlenmesine rağmen müzikli ağıtlar azınlıktadır. Ülkemizde ağıtlar üzerine çok araştırmalar yapılmasına, yazılıp çizilmesine rağmen derlenen ağıtların çoğu maalesef şiirden öteye gidememiştir. Şiir olarak derlenen ağıtların da müzikal olarak hiçbir değeri yoktur. Ağıtlar söz ve müzik olarak değerlendirilip, değerlendirilenlerin de muhakkak notasının yazılması gerekir. Ağıtlarının önemli özelliklerinden biri de doğaçlama söylenmesidir. Ayrıca ağıt yakılırken çalgı eşlik etmez. Yakılan ağıt türküleştikten sonra çalgı eşliğinde söylenir. Örnek 4’de notasını verdiğimiz Duydunuz mu Gediklili / Avşar Ali’nin Ağıtı’nın söz ve müzik yapısı incelendiğinde:

         

         

        1              Sözlerin sekizli hece ölçüsü ne göre yazıldığı,

        2              Türkünün hicaz makamı dizisi özellikleri taşıdığı,( Şekil 7) 

        3              Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, La – La sesleri arasında seyrettiği, ( Bir oktav) ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı görülür. Şekil 8

                   

                                Şekil 7                                                             Şekil 8

         

        Hicaz Makamı Dizisi

         

         

         

         

Örnek Nota: 4 / TRT Repertuvar Sıra No: 4223

         

         

         

        Kırık hava tarzında bir başka ağıt da Keskinli merhum Hacı Taşan’ın repertuvarımıza kazandırdığı Erciyes’ten Duman Kalktı adıyla TRT repertuvarına giren Avşar Ağıtı’dır. Ağıtı Nida Tüfekçi Keskinli Hacı Taşan’dan derlemiş. Yöresi de Kırıkkale / Keskin olarak kayıtlara geçmiştir. Her ne kadar TRT repertuvarında yöresi Kırıkkale / Keskin olsa da ağıt İç Anadolu bölgesinin her tarafında çalınıp söylenir. Erciyes’ten duman kalktı dizesiyle başlayan ağıtın söz ve müzik yapısı incelendiğinde: Örnek Nota: 5.

         

         

  1. Sözlerin sekizli hece ölçüsü kurallarına göre yazıldığı, türkünün karcığar makamı dizisi özelliği taşıdığı, ( Şekil 9)                        
  2. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, Re – La sesleri arasında seyrettiği, ses genliğinin bir oktavın dışına taştığı, 4. dereceye kadar ulaştığı, inici özellikler taşıdığı görülecektir. Şekil 10

         

         

         

                                Şekil 9                                                            Şekil 10

         

        Karcığar Makamı dizisi

         

         

         

         

        Bilindiği gibi klasik Türk musikisinde karcığar makamı dizindeki Si bemol koması (d) işareti ile ifade edilmektedir. Ancak bir komayı ifade eden (d) bemol işareti halk müziğinde kullanılmamaktadır. İşte biz de bu düşünceden hareketle Türk halk müziği makam dizi kalıplarında aynı arızayı Si bemol 2 kullanarak ifade etmeye çalıştık. (Şekil 9) Hemen aşağıda ise uşşak dörtlüsüyle hicaz beşlisinin birleşmesinden meydana gelen klasik Türk musikisindeki karcığar makamı dizisini vererek de aradaki Si bemol farklılığını porte üzerinde göstermeye çalıştık. (Şekil 11, Klasik Türk Müziğinde karcığar makamı dizisi.)

         

         

         

 

        Şekil 11

         

         

        Şekil 9’da gösterdiğimiz karcığar makamı dizisi halk müziğinde kullanılan koma farkı düşünülerek değerlendirildi. Yukarıda kalıbını verdiğimiz karcığar makamı dizisi ise (Şekil 11) klasik Türk musikisinde ki bir komalık Si bemol (d) arızası kullanılarak ifade edildi. Böylece diziler arasında koma farklılıkları da porte üzerinde gösterilmiş oldu. Bu örnekte olduğu gibi bazı türkülerimizin klasik Türk musikisi makam dizilerine istenilen ölçüde oturmadığı da bir vesile ortaya konulmuş oldu. 

         

         

         

Örnek Nota: 5 / TRT Repertuvar Sıra No: 3879

 

 

        Avşar Oyun Türküleri / Oyun Müzikleri

         

         

        A-    Avşar Oyun Türküleri:

         

        Grupta yer alantürküler Ahmet Z. Özdemir’in Sarız’da Düğün[15] adlı kitabıyla bizlere ulaştı. Kitapta Sarız’da düğün gelenek ve görenekleri anlatıldıktan sonra, yöre Avşarlarının 30 halk ezgisine yer verilmiş. Biz de: Kitapta yayımlanan türkülerin bazı özelliklerini tespit edebilmek için yayımlanan türkülerin müzik ve söz yapısını, makamını, ölçülerini, müzikalitesini inceledik. İncelenen:

         

         

        1-     24 türkünün            Lâ – Mi aralığında seyrettiği,      (Şekil 12)

        2-     5 türkünün              Lâ – Sol aralığında seyrettiği     (Şekil 13)

        3-     1 türkünün              Lâ – Lâ aralığında seyrettiği       (Şekil 14),

         

         

         

                    Şekil 12                                               Şekil 13                                                           Şekil 14

         

         

         

         

         

        4-     İncelediğimiz türkülerin tümünün kırık hava formunda olduğu,

        5-     Daha çok bayanların düğünlerde halay çekerken el ele tutuşarak 8 – 10 kişilik gruplar tarafından oyun oynanırken söylendiği,

        6-     Bazı türkülerin kadın erkek karşılıklı söylendiği, (Atışmalı)

        7-     Sözlerinin mani karakterli olduğu,

        8-     Oyunların halay niteliğinde olduğu, yarım ay şeklinde dönüldüğü,

        9-     Türküler okunurken el ve ayak figürleri monoton, dörtlükler arasındaki geçişlerin Deme çevirme niteliği taşıdığı.

        10-   Ezgilerin çoğunda basit usullü ölçüler (2/4’lük, 4/4’lük gibi) kullanılmış olmakla birlikte 10/ 8’lik, 9/8’lik, ölçülerin de kullanıldığı.

        11-   Avşar oyun türkülerindeki söz ve müzikalite Avşar bozlakları ve ağıtlarındaki kadar güçlü olmadığı, Avşar Bozlaklarındaki sözlerin müthiş bir edebi estetiğe sahip olduğu, 

        12-   Makam kurallarına istenilen ölçüde uyulmadığı, buna rağmen çoğunun uşşak makamı dizisi, (Şekil 14) ya da hüseyni makamı dizisine (Şekil 15) daha yakın olduğu, ezgilerin de inici özellik taşıdığı tespit edildi.

        13-   Avşar Oyun Türkülerinin ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı, ço


Türk Yurdu Ekim 2013
Türk Yurdu Ekim 2013
Ekim 2013 - Yıl 102 - Sayı 314

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele