Milli Eğitimin Aydınlanmadaki Yeri Mustafa Kemal Yılmaz

Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

        Osmanlı’dan günümüze, ıslahatlardan inkılâplara eğitim konusunda birçok değişiklik yapılmıştır. Eğitimde yapılan yeniliklerde hedef ne olmuştur? Ne amaçlanmıştır? Ne gerçekleşmiştir? Osmanlı’da vakıflar aracılığıyla yürütülen yani devlet denetimi olmayan eğitimden 3 Mart 1924’de Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitim öğretim devletin denetimini altına alınarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Eğitim Bakanlığı’nın adının önünde “milli” kelimesi yer alıyor ama biz çocuklarımızı ne kadar milli ve manevi değerlerle donatılmış olarak eğitiyoruz, tartışılır. Daha doğrusu eğitip eğitemediğimiz tartışılır. Bunun temel nedeni eğitim sistemimizi sürekli değiştirip istikrarı sağlayamamaktır. Bunun yanı sıra öğretmen yetiştirmek konusunda da aynı istikrarsızlık vardır. Osmanlı’dan günümüze çok değişik kaynaklarda öğretmen yetiştirilmiş ve bu konu hâlâ bir istikrara kavuşamamıştır.

         

        Eğitim konusunda yapılan değişiklikler günümüzde de tartışılmaya devam ederken eğitimci yazar Mustafa Kemal Yılmaz’ın “Milli Eğitimin Aydınlanmadaki Yeri Alınan Sonuçlar ve Yeniden İnşası” adlı kitabı, yılların tecrübesi ile bu konularda nelerin yapılabileceğine dair çok önemli öneriler sunmaktadır.

         

        Beş bölümden oluşan bu kitabın birinci bölümünde eğitimin tarihçesinden bahsediliyor. Türkiye ile Batı’daki eğitim karşılaştırılıyor. Türkiye’deki süreç, önemli bilim adamlarının görüşleri ile birlikte verilerek anlatılıyor.

         

        İkinci bölümde Cumhuriyet’in kurulmasına paralel eğitimde yapılanlar, özellikle de öğretmen yetiştiren kaynakların çok değişiklik göstermesinin üzerinde duruluyor.

         

                    Üçüncü bölümde ise eğitimin dünden bugüne aykırılıkları, yanlışları, problemleri analitik bir şekilde inceleniyor.

         

                    Dördüncü bölümde eğitim konusundaki sorunları çözmek için yazar özgün ve uygulanabilir görüşlerine yer veriyor.

         

                    Beşinci bölümde yazarın bu kitap yayınlanmadan önce çeşitli gazete ve dergilerde eğitimle ilgili yayımlanan yazılarına yer veriliyor.

         

                    Genel anlamda kitaba baktığımızda; “Eğitim tarihimizin kısa bir değerlendirmesini yapmak, bu tecrübelerin ışığında olumlu ya da olumsuz, tutarlı ya da tutarsız, yararlı ya da yararsız yönlerinden sonuçlar çıkararak günümüz şartları içerisinde geçmişten ibret almak, yararlanmak, iniş ve çıkışlara vurgu yapmak, arayış ve araştırmanın, yeni düşüncenin lüzumuna işaret etmektedir.”

         

                    Yılmaz, bu kitabında, eğitim sisteminde ihmal ettiğimiz çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Demek ki, özellikle bizim eğitim sistemimizin dayandığı temel ilkelerde bir eksiklik, bir yanlışlık, bir yabancılık var.

         

                    Anlaşılan o ki cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte eğitimin temeli tek taraflı olarak “Doğa Bilimleri” üzerine kurulmuştur. Bu da insana sadece bilgi yüklemiştir. Bazı dünyalıklar kazandırmıştır. Mana âlemi yok sayılmıştır. Hâlbuki mana âleminde aşk gökyüzünü insanın ayakları altına çeker. Bunun ışığında denilebilir ki, Türk milli eğitimi, manevi bilimlerden uzak sadece yabancı kaynaklı eleştirel akıl metoduna dayandırıldığı (üzerine kurulduğu) münhasıran sınama – yanılmayı kabul ettiği içindir ki, bu yolla edinilen bilgi sahibine yük olmuştur. İşte milli eğitimde istenilen başarıya ulaşılamamasının sebeplerinden birisi belki de önemlisi budur.

         

                    Yılmaz kitabında, “Okullar Birliği” projesini sunuyor. Bu projenin gerekçeleri, yararları ve finansmanının nasıl sağlanacağı konusunda Yılmaz’ın önerileri var. ‘Okullar Birliği’nin faydaları şu şekilde açıklanıyor:

         

                    ‘Okullar Birliği’nin fiziki yapısı, eğitim – öğretim kadrosu, programların eksiksiz uygulanması sebepleriyle eğitimde fırsat eşitliği sağlanır.

         

                    Üst seviyede yetişmiş insan gücü arttırılır. Kalkınmaya ivme kazandırılır. Eğitim – öğretimde kaliteye ulaşılır.

         

                    Birlikler arası “ genel müdürlükler ” kurulur. Genel müdür ve yöneticiler seçimle yapılır. Görev ve sorumlukları rahatça yerine getirir.

         

                    Siyasilerin müdahalesi azalır.

         

                    Eğitimin kendi alanı içinde değişikliği, yenileşmesi, gelişmesi, bilimsel metotlar içinde tartışılması kolaylaşır.

         

                    Yetişmiş eğitim yöneticileri uzun müddet görevde kalma imkânına kavuşur.

         

                    Öğretmen atama ve yer değiştirme işlemleri pratikleşir.

         

                    Eğitim alanında adam kayırmacılık en aza iner.

         

                    Öğretmen istihdamında tasarruf artar, sıkıntı azalır.

         

                    Öğretmenin, öğrencinin birbirini daha çok tanıma fırsatı doğar. Anlaşma kolaylaşır. Milli birlik ve bütünlüğün fiili temeli atılır.

         

                    Farklı yörelerimizin farklı niteliklerini aynı potada eriterek yeni bir zenginleşmeye yol açar, bir toplumsal duyarlılık alanı oluşur.

         

                    Ortak laboratuvarlar, kitaplıklar, konferans salonları oyun ve yarışma alanları çalışmaları kolaylaştırır.

         

                    Elbette her türlü ve her seviyedeki okul müfredat programları yeni baştan Türk milletinin kimliği dikkate alınarak değiştirilir, buna bağlı ders kitapları da hazırlanır.

         

                    Ayrıca, diyanet işleri başkanlığının özerkleştirilmesi de düşünülebilir. Diğer görevlerinin yanında okulların din eğitim ve öğretimi programları öğretmenleri sonuçlarıyla birlikte bu başkanlığa devredilebilir.

         

                    Kuruluş devrinde cumhuriyeti kuran erkin yarısında duraklayan, yarım kalan laiklik ilkesi tamamlanır. Kavga bitirilir. Cumhuriyeti kuran erkle milli irade barıştırılmış olur.

         

                    Eğitim sistemimizin genel yapısı, öğretmenlik mesleği, okul; bina ve tesisleri, eğitim araç ve gereçleri ve devletin eğitim - öğretim alanındaki görev ve sorumluluğu ile ilgili temel hükümleri bir sistem bütünlüğü içinde götürülecek ve mutlaka “Eğitimde fırsat ve imkân sunma” prensibi, hükmü uygulanacaksa bu yeni model ve sistem içinde Türk toplumunun ihtiyaçları dikkate alınarak “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesillerin yetiştirilmesi yolu açılmalıdır.

         

                    Her gelen siyasal iktidarın keyfince Türk milli eğitiminin esasları ve sistemiyle oynama devri kapanmalıdır.

         

                    Bu araştırma ve çalışmada milli eğitim tarihimizin kuşbakışı bir özeti yapılmış, kıyaslamalarla başarılı ya da başarısız yönleri üzerinde durulmuştur.

         

                    Adil ve doğru, “fırsat ve imkân eşitliği” sunan, milli ve medeni bir eğitim sistemi ve modeli nasıl kurulur?

         

                    Hiç şüphesiz güçlüklerin, uyumsuzlukların, anlaşmazlıkların kargaşa ve kaosun, siyasal çalkantıların arka planında yanlış, yetersiz bir eğitim sistemi ve buna bağlı yetiştirilebilen insan gücü yatmaktadır.

         

                    Bütün zamanlarda “öğretmen eksikliği, para, eğitim yasası, eğitim örgütü, belirli bir eğitim politikası, prensip ve sistemlerin” olmayışının ön plana çıktığı görüşü önem kazanmaktadır. Nasıl bir sistem ve modelle eğitim, hürriyet ve eşitlik içinde, yeni nesillerde fazilet, fedakârlık, düzen, disiplin, kendisine ve milletimizin geleceğine güven duygularını arttırabilir. Yine, nasıl bir eğitimle, bütünüyle toplum cehaletten kurtarılabilir? Onun bilgi ve ahlak düzeyi yükseltilebilir, kabiliyetleri ortaya çıkarılıp geliştirilebilir?

         

                    Kültür dersleri “millilik” noktası açısından, matematik ve fen dersleri “doğa bilimleri metoduna dayalı olanlar” ise çocuğun zihnini geliştirecek biçimde okutulmalıdır. Boş ve lüzumsuz bilgiler ayıklanmalıdır.

         

                    Cumhuriyet eğitimi matematik ve fen dersleri üzerine kurulmuş, din dersleri ihtiyacı ihmal edilmiştir. Bunun için başarısız olunmuştur. Aydın – halk çatışması elitlerin “doğa bilimleriyle yetişip halk kültüründen kopmaları, halka yabancılaşmaları, halkın güvenini kaybetmiş ve çatışmanın hızlanmasına sebep teşkil etmiştir.” O halde arzulanan biçimde olamayışımız, geri kalmışlığımız eğitimin hatasıdır. Bunun için önce eğitim ve öğretimdeki problemlerin tespiti ve önerilen çareler, araştırmanın önemli konusunu teşkil etmektedir.

         

                    Kitapta geçen bütün bu önerilerin dikkate alınması; eğitim sisteminde yapılacak değişikliklere yol göstermesine ve eğitimin aydınlanmasına büyük katkı sağlayacaktır.

         


Türk Yurdu Eylül 2013
Türk Yurdu Eylül 2013
Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele