Altan Deliorman’ın Baskısını Göremediği Eseri: Atsız

Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

                    Her kitabın bir yazılış, basılış hikâyesi vardır ve bu, eşyânın tabiatındandır. Ancak, bâzı kitapların okuyucuyla buluşmadan önce yaşadığı serencâm, çok sıra dışı ve bahse değer olabiliyor. Rahmetli Altan Deliorman’ın, vefâtından sonra yayımlanan “Atsız” isimli kitabı, bu son kategoriye giriyor.

         

                    2007 yılının Nisan ayı içerisinde, Türk Dil Kurumu, yazılı mürâcaatla Altan Deliorman’dan, Hüseyin Nihâl Atsız hakkında bir kitap hazırlamasını istemişti. Kurumun, “Türkçeye Hizmet Edenler” dizisinde yayımlamayı düşündüğü eser için, yazarına tanıdığı süre, üç ay gibi oldukça kısa bir zaman dilimi idi. Ehline mâlûm sürüyle endîşe ve sebeplere rağmen, Altan Deliorman, o senenin temmuzunda, yâni tanınan vakitte, çalışmasını tamamlayıp TDK’ya teslîm etmişti.

         

                    Bu satırların âciz ve kemter sâhibi de zamâna karşı yürütülen bu mesâî koşuşturmacasının içinde hasbelkader bulunduğundan, ortaya çıkan kalem meyvasının, ne menem bir yorgunluğun bedeli olduğuna, bedeni ve zihniyle zabıt tutmuştu. İstanbul’dan Ankara’ya, hattâ Almanya’ya uzanan arşiv tarama ve materyal bulma gayretleri, arka arkaya, maraton mesâfeli yürüyüşlerle gerçekleşiyor; toplananlar, en serî şekilde eserin bünyesine yerleştiriliyordu. Sözü edilen üç ay, uyku ve istirâhatin tâtile çıkarıldığı müstesnâ bir dönem olmuştu.

         

                    Vaktinde teslîm edilmesine ve TDK’nın kendi prosedürü îcâbı hazırlanan inceleme raporunda “çok mükemmel” kaydının düşülmesine karşılık, eser, Kurum tarafından bir türlü yayımlanmadı. Altan Deliorman, üç ayda hazırladığı kitabının basılmasını, tam dört buçuk sene bekledi. Bu arada, yazılı ve şifâhî yollarla, gecikmenin sebeplerini öğrenmeye çalıştı; en ufak bir bilgi ve gerekçe bildirilmedi. Bu durum, zâten yığınla sağlık problemi yaşayan Altan Deliorman’ı, ziyâdesiyle üzdü, ona ilâve rahatsızlıklar yaşattı. Sonunda, bu, fevkalâde hâle, verdiği nihâî kararla çözüm buldu. “Atsız”ın, TDK’ca bastırılması fikrinden vazgeçerek bir başka yayınevi ile anlaştı. Şimdi elimizde olan kitap, böylesine zorlu virajları olan bir yoldan geçerek basıldı. Ne var ki, müellifi bunu göremedi.

         

                    1905-1975 yılları arasına sığan bir ömrü; Türk fikir, ilim ve edebiyat hayatlarına esaslı damgalar vurarak; vatan ve millet sevgisi uğruna mert polemiklere girerek; kalabalık bir Türkçü mağdurlar grubunun tabiî üyesi sıfatıyla mahkûmiyetler alarak dolu dolu yaşayan Hüseyin Nihâl Atsız, ölümünden sonra da hakkında en çok söz edilen isimlerdendir. Eserlerini okumadan ve birtakım peşin hükümlerle Atsız’dan bahseden bâzı tâlihsiz kalemler, onu hacimsiz bir-iki paragrafa hapsetmeyi mârifet bilseler de; Atsız’ın fikir, ilim ve san’at mîrâsı, gün geçtikçe daha da büyümektedir.

         

                    Nihâl Atsız, hepsi aynı cüssede olmak üzere; edebî, fikrî ve akademik hamûleleri zihnine, dimâğına yerleştirmiş, “kendisine benzeyen” nâdir insanlardandı. Çok usta bir teşkilâtçı olmanın yanı sıra, yayın faaliyetleri ile - bilhassa dergi neşrinde- yılmaz bir azmin taşıyıcısı idi. Eğitim târihimizin unutulmaz hocaları arasına da meslekî hasletleri, pedagojik kâbiliyetleri nümâyân olarak girmişti.

         

                    Türk Dil Kurumu, Hüseyin Nihâl Atsız hakkında bir kitap hazırlama işini, çok büyük bir isâbetle Altan Deliorman’a vermişti. Çünkü, Nihâl Atsız’ı, onunla müşterek hâtırâlar yaşayarak yakından tanıyan çok az kalem sâhibi içinde, ilk akla gelen Altan Deliorman’dı.

         

        Haydarpaşa Lisesi’nde başlayan “hoca-talebe” tanışıklığı, ilerleyen gün ve yıllarda daha sıkı, daha sıcak merhâlelere atlayacak ve Atsız’ın en önde gelen hayrü’l-haleflerinden biri Altan Deliorman olacaktı. Nihâl Atsız’ın Haydarpaşa Lisesi’nden alınıp Süleymâniye Kütüphânesi memurluğuna tâyini, Altan Deliorman’ın hocasına dâir alâkasını azaltacağı yerde arttırmış, ikilinin gönülleri arasına ülkü bağları kurdurmuştu. Altan Bey’in, sık sık tekrarladığı ve kendi hayâtında köklü değişiklikler yaptığına inandığı üç isim arasında, ilk sırada hep Atsız yer alıyordu.[1] Atsız-Deliorman birlikteliğinin yayın dünyâsına düşen ilk kitabı “Tanıdığım Atsız” adını taşıyordu. Ortadoğu gazetesinde tefrika edilen Deliorman’ın Atsız’lı hâtırâları, 1978 yılında kitaplaşmış ve okuyucuyla buluşmuştu. 2000’de, bir kısım ilâvelerle yeniden yayımlanan bu eser, Atsız’ın biyografisi olduğu kadar, Altan Deliorman’ın da daraltılmış bir otobiyografisi hükmünde idi.           

         

        Orkun dergisini müteaddid def’âlar yayın hayâtına koymak gibi, “Atsız ahdi”ne vefâ hareketleri gösteren Altan Deliorman, TDK’dan gelen kitap yazma teklîfine de aynı nazarla bakmış, anlatılmaya çalışılan hızlı çalışma temposuna, sırf bu, “hocasına gayretli gönül selâmları gönderebilme” temennîsiyle katlanmıştı.

         

        “Tanıdığım Atsız”, Altan Deliorman’ın kalemiyle bambaşka edebî vâdilere taşınan bir biyografi-otobiyografi-portre çalışması idi. Tabiî olarak da çok fazla sübjektif özellikler taşıyordu. Üstelik, anılan eserde, Atsız’ın müellif ve fikir adamı tarafları etraflı şekilde ele alınamamıştı. Bunun sebebini, tamâmen çalışmanın tarzında aramak gerekiyordu. Atsız’ın fikrî ve edebî hasletlerini, tesiri altında kaldığı şahıs, çevre ve cereyânlarla birlikte sindire sindire anlatabilecek kalem ehli, yine Altan Deliorman’dı. Önüne konulan teklifi, “Tanıdığım Atsız”daki – bilhassa eserlerin edebî tahlîllerine dâir - boşlukları doldurabilmek maksadıyla ve fırsat telâkkîsiyle kabûl eden Altan Deliorman, çalışmasını tamamladığında, azîz hocasına karşı çok mühim bir gönül borcunu ödemenin mânevî huzûrunu duyuyordu.

         

        İmrenilecek bir hâfıza gücüne sâhip olan Altan Deliorman, zihin kilerine attığı irili, ufaklı hâtırâ ve bilgi malzemesini, ihtiyaç duyduğu ânda yerinden çıkarıp kullanabilen nâdir bir beyne sâhipti. Onun, konu ve başlıklarına göre tasnîf edilmiş bir zekâ arşivi vardı. “Atsız” kitabını yazmaya niyetlendiğinde, bu arşivin ilgili bölümü, kâğıda geçirilmeye hazır bir şekilde, Altan Bey’in önünde duruyordu.

         

        Musavver eserin, yazıya âit kısmında herhangi bir mâlûmât sıkıntısı bulunmadığından, sür’atle, yeni ve orijinal fotoğraf teminine girişildi. İstanbul’daki mevcut kütüphânelere Ankara’daki Millî Kütüphâne taraması da ilâve edilip bir hayli malzeme toplandı. Atsız’ın Almanya’da yaşayan oğlu Yağmur Bey’den de çok çok özel âile fotoğrafları gelince, bu husûsdaki endîşeler asgarî seviyeye indi.

         

        “Atsız”ın en uzun ve teferruâtlı bölümü, eserin başında yer alan “Hayatı” başlıklı kısımdır. Hiçbir kaynakta bulunmayan yektâ paragraflarla süslenmiş bu Atsız biyografisinin bir numaralı mehâzı, Altan Deliorman’ın, birçoğuna kendi hayat akışında bizzat katıldığı sahnelerdir. Kitabın sipâriş formatı yüzünden üslûba aksettirilemeyen bu ortak yaşayış hislenmeleri, dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacak sıcaklıkta ve yakınlıkta, satır aralarına sinmiştir.

         

        3 Mayıs 1944 Türkçülük Dâvâsı’nın anlatıldığı sayfalara, Orhan Şâik Gökyay ve Zeki Velidî Togan başta olmak üzere, pek çok tanınmış isim, Atsız’ın kader arkadaşları olarak girerler. Altan Deliorman’ın, bahsi geçen bu isimlerle de müşterek hâtırâ yekûnu, hayli zengindir.

         

        “Ötüken, Orhun, Orkun” gibi bizzat Atsız’ın yayımladığı dergilerle, çoğunda Deliorman’ın idâre ve yazı kadrosunda bulunduğu yığınla mevkûte, zaman tayfında sayfalara aktarılırken, Atsız’la Deliorman’ı hep yan yana görürüz. Tanığım Atsız’daki anlatış tarzını terk etmiş olsa da Atsız’ı anlatan kalemin Altan Deliorman’a âit olduğunu, daha ilk nefeste anlarız.

         

        1975 yılının 10 Aralık gününe rastlayan Atsız’ın ebedî âleme irtihâli, “en hissî anlatılış şeklini bu kitapta bulmuştur” dersek, mübâlâğa ve hatâ yapmamış oluruz. Reşide Sançar, Muzaffer Eriş, Refet Körüklü ve Kâniye Hanım’ın şâhitliğinde, Altan Deliorman’ın kalem darbelerine teslîm edilen o satırları okumak için, bir tâkat takviyesine ihtiyaç duyuluyor.

         

        “Atsız”da ikinci bölüm, büyük ‘Türkçü’nün görüşlerine ayrılmıştır. Bu, pek mühim kısmın başında, onu etkileyen şahsiyetler anlatılıyor. Atsız’a istikâmet verenler arasında; Ziyâ Gökalp, Dr. Rızâ Nur ile Zeki Velidî Togan öne çıkıyor. Ziyâ Gökalp’ın uzaktan tâkib ettiği yazı ve fikirleri; Rızâ Nur ile Togan’ın hayâtına derin izlerle giren şahsî yakınlıkları, Atsız’ın görüşlerinin teşekkülünde mühim roller oynamıştır. Bu üç sîmâdan Dr. Rızâ Nur, Atsız’ı mânevî evlâd edinecek derecede onu benimsemiş ve kalbî bağlarla ona yönelmiştir. Kitabın bu bölümünü okuyanlar, aynı zamanda Türk fikir hayâtının temel taşlarından olan üç önemli ismi, Deliorman’ın çarpıcı tesbitleriyle ve Atsız merkezli tahlîllerle tanımış olacaklardır.

         

        Atsız’ın görüşlerine ayrılan kısmın müteâkib paragrafları, “Karakter Yapısı”, “Düşünce Yapısı”“Atsız ve Din” başlıkları altında toplanıyor. İnandığı fikir ve yoldan aslâ dönmeyecek bir karaktere sâhip olan Atsız’ın, milletine bağlılığı ile soyuna duyduğu aşk, onun düşünce yapısının temel harcı olmuştur. Altan Deliorman, nicesine şâhit olduğu Atsız tavırlarını, özlü biçimde sıraya koyup, hocasının Türk milleti ve târihi önündeki asîl duruşunu gösteriyor.

         

        Atsız’ın, en çok güft ü gûya malzeme taşıyan tarafı, ne hikmetse, “din” etrâfında teşekkül ettirilmeye çalışılmıştır. Hattâ, bu konuda lâfına endâze tutturamayan bir kısım kasıt ehli, onu İslâma muhâlif gösterme gayretkeşliğine bile düşmüştür. Bütün bunların, ne kadar hak ve hakîkat dışı olduğunu anlamak için, Altan Deliorman’ın buı kitabındaki “Atsız ve Din” başlıklı satırlar okunmalıdır.

         

        Türk düşünce âleminin, bütün milliyetçi kıpırdanışlara kucak açmasıyla tanıdığı ve “Fethi Ağabey” hitâbındaki samimiyete ilticâ ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nun, Atsız’ın İslâmın neresinde olduğunu gösteren şu anekdotu, pek mânidârdır: 1975 yılı Kurban Bayramı’nın ilk günü, Kadıköy Osmanağa Câmii’nde kılınan Atsız’ın cenâze namazı esnâsında, İmam Efendi’nin “Er kişi niyetine!” sedâsı duyulunca, ön safda bulunan Fethi Gemuhluoğlu, nârâya benzer bir kükreyişle: “Hoca, hoca! Bu musallâ taşı, şimdiye kadar böyle bir er görmemiştir!” demişti.

         

        “Atsız”daki son bölüm, müellif Atsız’ı anlatan son derece seviyeli ve doktora çalışması değerinde sayfalardan teşekkül ediyor. Önce, Atsız’ın edebî şahsiyetini inceleyen Altan Deliorman, ne kadar dikkatli bir edebîyat araştırıcısı olduğunu, satır satır isbât ediyor. Atsız’ın romanları; târihî, mizâhî-satirik ve sembolik olmak üzere üç başlık altında ele alınıyor. Târihî romanları[2], geniş özetleriyle tahlîl eden Altan Deliorman, en çok sembolik roman kategorisinde gördüğü “Ruh Adam” üzerinde duruyor.

         

        Günümüz anlatış tekniklerinden “flash-back” uygulamasına sık sık mürâcaat eden Atsız, bu romanında, 2200 yıl öncesinin Türk insanıyla 20. yüzyıl İstanbul’undaki şahsiyetler arasında benzerlikler, bağlar kurar. Atsız’ın kendisi dâhil, âile fertleri ve yakın çevresi, müsteâr isimlerle “Ruh Adam”da yer alırlar. Altan Deliorman, romanın gerçek şahıslarını yakından tanımaktadır ve onların hayat hikâyeleri hakkında bir hayli mâlûmâta sâhiptir. Bunlara arasında, “Yek” adıyla “Ruh Adam”a giren Osman Reşer’in, çok özel bir yeri vardır ve Altan Bey, onun gizliliklerini açığa çıkarır. “Cezmi Oğuz”un, gerçek hayattaki Dr. Cezmi Türk oluşu gibi, romanın baş kahramânı “Selim Pusat”ın bizzat Atsız, “Ayşe Hocânım”ın Bedriye Atsız olduğu, bilinen diğer “Ruh Adam” hakîkatleridir.

         

        Atsız’ın mizâhî-satirik romanları “Dalkavuklar Gecesi” ve “Z Vitamini” olmak üzere iki eserden ibârettir. Altan Deliorman, bu iki romanın da geniş özetlerini vererek, okuyucuyu asıllarını okumaya dâvet eder.

         

        Atsız, nesirleri kadar, şiirleri ile de şöhret yapmış bir edebî şahsiyettir. “Yolların Sonu” isimli kitapta toplanan Atsız şiirlerini, muhtelif tema gruplarına ayıran Altan Deliorman, bir-iki şiir örneğini de sayfalarına taşıyor.

         

        Daha sonra, Atsız’ın hâtırât[3] ve edebiyât târihi[4] üzerindeki çalışmalarını anlatan Altan Deliorman, “Atsız’ın Türkçeciliği” başlığı altında, onun Türkçeye hâkimiyetini ve bu husûsdaki san’at kâbiliyetini, misâlleriyle gösteriyor.

         

        “Atsız ve Kültür” kısmında, büyük gayret ehlinin kültür hamûlesi, Altan Deliorman’ın ince dikkatiyle takdîm ediliyor.

         

        Nihâl Atsız, edebiyât târihi kadar, Türk târihi vâdisinde de çalışmış ve eserler vermiştir. Kitabın son kısmında, “Tarihçiliği” başlığıyla, târihçi Atsız incelenmiştir. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” adıyla 1935 yılında yayınlanan eserinin ışığında, Atsız’ın Türk târihi hakkında geliştirdiği düşünce sistemini anlatan Altan Deliorman, bu hayli farklı düşünceyi, mukâyeseli bir biçimde ele alıyor.

         

        “Atsız”, Altan Deliorman’ın baskısını göremediği bir eseridir. Lâkin, çıktığı son yolculuğun onu ulaştırdığı durakta, hocası ile buluştuğuna ve bu kitabı karşılıklı okuyarak kritiğini yaptıklarına inanmamız için, ikisinin müşterek geçmişinden çıkarılan bol delîle sâhibiz. Her ikisinin de rûhu şâd olsun…

         

         


        


        

        [1] Diğer ikisi İbrâhim Kafesoğlu ve Kemâl Ilıcak.


        

        [2] Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt.


        

        [3] Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri ve Çektiklerimiz.


        

        [4] Dîvân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati- XVI. Asır Şâirlerinden Edirneli Nizâmî’nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti- Türk Edebiyâtı Târihi, En Eski Çağlardan Başlayarak Büyük Selçukluların Sonuna Kadar.


Türk Yurdu Eylül 2013
Türk Yurdu Eylül 2013
Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele