Dede Korkut Destanı’nda Sevgili Algısı

Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

        Edebiyatın temel konularından biri sevgilidir; sevgilinin gerçek hayattaki özellikleri ve sevgiliye gerçek hayatta verilen önem edebiyata yansımıştır. Divan edebiyatında şair, sevgilisini ve ona olan sevgisini sembollerle anlatmış, âşık edebiyatında âşıklar sazları ellerinde sevgili için diyar diyar dolaşıp şiirler söyleyerek âh etmişlerdir. Türk edebiyatında, Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatı terazinin bir gözüne, Dede Korkut diğer gözüne konsa, Dede Korkut ağır basar.” (Ergin 2008) dediği kadar önemli olan Dede Korkut Destanı’nda ise seven sevdiğinden övgüyle bahsetmiş, sevdiğini sadakatle beklemiş ve onun için ölümü göze almıştır.

         

        Bu destan bize oluşturulduğu dönemdeki Türk töresi, günlük hayatı, eğlence yaşantısı, aile yapısı, sembolleştirmeler, siyasi yapı ve fikir dünyası gibi pek çok konu hakkında bilgiler vermektedir[1]. Dede Korkut Destanı’nda kadın ve erkeğin vasıfları hakkında pek çok çalışma yapılmıştır; özellikle erkek ve kadının alp tipinin özelliklerini taşıdığı yönündeki çalışmalar ağırlıktadır[2]. Bu makalede ise kadın ve erkeğin kahramanlık özellikleri üzerinde durulmayarak sevgiliye övgü, sadakat ve sevgili için kendi canından vazgeçme hususları tespit edilerek değerlendirilecektir.

         

         

        Dede Korkut’ta Sevgiliye Övgü

         

        Sevgiliyi övme, sevilene güzel sözler söyleme, sevgilinin sahip olduğu güzel nitelikleri dile getirme birbirini seven kadın ve erkek için vazgeçilmezdir. Her insan, sevgilisinin kendisinden övgüyle bahsetmesini ister ve sevdiğinden onu öven bazen de yücelten sözlerle bahseder.

         

        Edebî eserler hayatın her alanını içine aldığı gibi bu övme ve övülme beklentilerini de içine almıştır; sevgiyi konu alan şiirlerde, şarkılarda, türkülerde hep sevgiliden bahsedilmiş, sevgilinin fiziksel güzellikleri yanında iyilik, dürüstlük gibi olumlu vasıflarından da söz edilmiş ve böylelikle ideal bir sevgili tipi oluşturma gayreti sergilenmiştir. Bu durum Türklerin hayatını, düşüncelerini ve beğenilerini dile getiren Dede Korkut Destanı’nda da kendini göstermiştir.

         

        Dede Korkut Destanı’nda pek çok bölümde sevgili övülmektedir; destanda hem kadının erkeği övdüğü hem de erkeğin kadını övdüğü bölümler vardır. Manzum şekilde olan bu övgü bölümlerinde bazen aynı ifadeler kullanılmıştır. Bu övgü bölümlerinde sevenin sevdiğinin kendisi için öneminden, sevgilisinin özelliklerinden ve güzelliğinden bahsetmesinin yanında sevgilinin sadece fiziksel özellikleri kullanılarak övgü yapılmamış; sevgilinin kişi ve ailesi için önemini belirten ifadelere de yer verilmiştir. Bu yapılırken bazen mübalağa sanatından, bazen teşbih sanatından faydalanılmıştır. Yine destandaki övgüler birer hitap şeklinde sevgiliyi tanıtıcı unsurları barındıran bir yapıya sahiptir.

         

        Dirse Han Oğlu Boğaç Han adlı destanda Dirse Han, hanımına:

        “Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

        Evden çıkıp yürüyünce servi boylum

        Topuğunda sarmaşınca kara saçlım

        Kurulu yaya benzer çatma kaşlım

        Çift badem sığmayan dar ağızlım

        Kavunum yemişim düvleğim” (Ergin 2008: 22) diye seslenir. Karısı da Dirse Han’a:

        “Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

        Han babamın güveyisi

        Kadın anamın sevgisi

        Babamın anamın verdiği

        Göz açıp da gördüğüm

        Gönül verip sevdiğim” (Ergin 2008: 29) diyerek karşılık verir.

        Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Destanı’nda da Kan Turalı Selcen Hatun’u şu sözlerle över:

        “Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim

        Yere basmayıp yürüyen servi boylum

        Kar üzerinde kan damlamış gibi kızıl yanaklım

        Çift badem sığmayan dar ağızlım

        Ressamların çizdiği kara kaşlım

        Kurumsu kırk tutam kara saçlım

        Aslan soyu sultan kızı (Ergin 2008: 141).

         

         

        Dede Korkut’ta Sevgiliye Sadakat

         

        İnsan ilişkilerinde oldukça mühim bir yere sahip olan sadakat, birbirini seven insanların bu sevgilerine ispat olarak gösterilmektedir. Gerçek hayatta sevgilinin sadık olması onun en önemli özelliği olarak kabul edildiği gibi, bu durum edebiyata da aynı şekilde yansımıştır. Bir türküde sadakat konusu “âşık olmak hoştur amma sadık kalmak başkadır başka” şeklinde dile getirilir. Halk içindeki genel kabul, marifet yanındaki insanı sevmek değil ona yanında olmadığı zamanlarda bile sadık kalabilmek, şeklindedir. Sevgiliye sadakatin zor şartlarda bile nasıl olması gerektiğini göstermesi bakımından Dede Korkut Destanı’ndaki Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı önemlidir:

         

        Dede Korkut Destanı’nın bu bölümünde “Bamsı Beyrek ve Banı Çiçek beşik kertmesidirler. Bamsı Beyrek ad alma töreni sırasında gördüğü bir geyiğin peşi sıra gider ve bir kırmızı otağa denk gelir. Otağı merak eder, avını avlar otak sahibinin dadıları aracılığıyla avdan pay istemesi üzerine tüm avı onlara verir. Bu sırada dadılardan otağın sahibinin Banı Çiçek olduğunu öğrenir. Yine Banı Çiçek de dadılarından av yollayanın Bamsı Beyrek olduğunu öğrenir ve hizmetçi kılığında Beyrek’in yanına varır. Geliş amacını sorar, kendisi için geldiğini öğrenince önce at yarıştırıp, ok atmaları ve güreş tutmaları gerektiğini söyler. Hepsini yaparlar ve hepsinde de Beyrek üstün gelir. Banı Çiçek sonunda kimliğini açıklar; Beyrek de parmağındaki altın yüzüğü çıkarıp nişan olarak Banı Çiçek’e takar.

         

        Daha sonra ikisi evlenir; ama düğün sabahı kâfirler Beyrek’i kaçırırlar. Banı Çiçek ak çıkarıp kara giyer, yüzünü gözünü yırtarak ağlayıp yas tutar. Bu yas on altı yıl sürer. Beyrek’in ölüsünden dirisinden haber alınamaz. Banı Çiçek ölü mü sağ mı olduğunu bilmediği sevdiğini on altı yıl bekler. En sonunda Banı Çiçek’in kardeşi, Bayındır Han’a, Beyrek’in ölü mü sağ mı olduğundan haber getirene mal mülk ve Banı Çiçek’i vereceğini söyler. Bunu öğrenen Yalancu Oğlu Yaltacuk eski bir gömleği kana bulayıp getirir ve Beyrek’in öldüğünü söyler. Düğün hazırlıkları başlar; ama Banı Çiçek ölüme gidiyor gibidir.

         

        Banı Çiçek tarafında bunlar olurken Beyrek, kâfirlerin zindanında tutsaktır. Zindan sahibinin kızı Beyrek’e âşıktır ve birlikte olmak ister; ama Beyrek bu isteği kabul etmez ve karısına sadakatini ortaya koyar. Banı Çiçek’in evleneceği haberi Beyrek’e kadar gelir ve Beyrek bu kızın yardımıyla zindandan kaçar.

         

        Beyrek, deli âşık kılığında elinde kopuzla düğün yerine gelir, kadınların olduğu bölüme geçer ve kendisinin kopuz çalacağını söyleyerek evlenecek kızın oynamasını istediğini söyler. İki tane başka kadını oynamaya kaldırsalar da inanmaz, sonunda Banı Çiçek oyuna kalkar. Beyrek söylemeye başlar:

         

        ‘Ben bu yerden gideli deli olmuş

        Pek çok beyaz karlar yağmış dize çıkmış

        Han kızının evinde kul halayık tükenmiş

        Maşrapa almış suya varmış

        Bileğinden on parmağını soğuk almış

        Kızıl altın getirin han kızına tırnak yontun

         

        Ayıplıca han kızı kocaya varmak ayıp olur’. Banı Çiçek bu ayıplamaya kızar, bu sırada parmağındaki yüzüğü Beyrek fark eder ve tekrar söylemeye başlar:

         

        ‘Beyrek gideli bam bam tepebaşına çıktın mı kız

        Kıvranıp dört yanına baktın mı kız

        Kargı gibi kara saçını yoldun mu kız

        Kara gözden acı yaşını döktün mü kız

        Güz elması gibi al yanağını yırttın mı kız

         

        Sen kocaya varıyorsun altın yüzük benimdir ver bana kız’. Bu sözler üzerine Banı Çiçek de aynı şekilde yanıt verir:

         

        ‘Beyrek gideli bam bam tepebaşına çıktığım çok

        Kangı gibi kara saçımı yolduğum çok

        Güz elması gibi al yanağımı yırttığım çok

        Vardı gelmez bey yiğidim han yiğidim; Beyrek diye ağladığım çok

        Seviştiğim Bamsı Beyrek sen değilsin

        Altın yüzük senin değildir

        Altın yüzükte çok nişan vardır

        Altın yüzüğü istiyorsan nişanını söyle’. Beyrek bu sözler üzerine alır kopuzu eline başlar söylemeğe:

         

        ‘Sabah sabah han kızı yerimden kalkmadım mı

        Boz aygırın beline binmedim mi

        Senin evinin üzerine yabani geyik yıkmadım mı

        Sen beni yanına çağırmadın mı

        Seninle meydanda at koşturmadık mı

        Senin atını benim atım geçmedi mi

        Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı

        Güreşte ben seni yenmedim mi

        Üç öpüp bir ısırıp; altın yüzüğü parmağına geçirmedim mi

        Seviştiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim?’ (Ergin 2008: 58-89).

         

        Bu sözler üzerine Banı Çiçek, Beyrek’i tanır ve cübbesi çuhası ile Beyrek’in ayağına kapanır. Dede Korkut Destanı’nın bu bölümü sevgililer arasında sadakatin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Beyrek zindanda iken kendisinden murat almak isteyen kıza karşı koyarak Banı Çiçek’e sadık kalırken Banı Çiçek de on altı yıl boyunca başka biriyle evlenmeyerek Beyrek’e sadakatini göstermiştir.

         

         

        Dede Korkut’ta Sevgiliye Canını Verme

         

        Sevgili için kendi canından vazgeçmek, onun için ölüme gitmek yapılabilecek fedakârlıkların en büyüğü olarak kabul edilebilir. Bu konunun edebiyatımızdaki en büyük örneği Dede Korkut Destanı’ndaki Duha Koca Oğlu Deli Dumrul bölümüdür.

         

        “Deli Dumrul kuru bir çayın başına köprü kurup geçenden otuz üç akçe geçmeyenden döverek kırk akçe alan biridir. Bir gün köprüsüne yakın bir yerde bir ağlaşma, feryat figan duyar. Azrail adlı birinin bir yiğidin canını aldığını duyunca ‘Ey Allah! Göster o Azrail’i, döğüşüp yiğidin canını kurtarayım.’ der. Bu sözler Allah’ a hoş gelmez ve Deli Dumrul’un canını alması için Azrail’i yollar. Azrail Deli Dumrul’un gözüne görününce Deli Dumrul korkar ve Allah’a yalvarır. Bu yalvarma Allah’a hoş gelir ve Azrail’e ‘Kendi canının yerine bir can bulsun, bulduğu kişinin canını al Deli Dumrul’u bağışladım’ der. Bunun üzerine Deli Dumrul babasından canını ister, babası kabul etmez; annesinden ister o da kabul etmez. Artık çare yok deyip kadere razı olur ve karısıyla vedalaşmaya gider. Karısına:

         

        ‘Biliyor musun neler oldu? Gökyüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi. Benim beyaz göğsüme bastırıp kondu. Benim tatlı canımı alır oldu. Babama ver dedim can vermedi. Anama vardım can vermedi. Dünya şirin can tatlı dediler. Şimdi, yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun. Soğuk soğuk sularım sana içme olsun. Tavla tavla koç atlarım sana binek olsun.

         

        Penceresi altın otağım sana gölge olsun. Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun. Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun. Gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse sen ona var.’ der.

         

        Deli Dumrul anasından babasından canlarını istemişken karısından istemez, ona kıyamaz. Hatta karısının mutlu olması için kendisi öldükten sonra istediğiyle evlenip, kendisinden kalan malı mülkü kullanabileceğini söyler. Karısı bu sözlere inanamaz ve şöyle karşılık verir:

         

        ‘Ne diyorsun ne söylüyorsun? Göz açıp da gördüğüm, gönül verip sevdiğim, koç yiğidim şah yiğidim, tatlı damak verip öpüştüğüm, bir yastıkta baş koyup emiştiğim, karşı yatan kara dağları senden sonra ben neyleyim? Yaylar olsam benim mezarım olsun. Soğuk soğuk sularını içer olsam benim kanım olsun. Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun. Tavla tavla koç atını biner olsam benim tabutum olsun. Senden sonra bir yiğidi sevip varsam beraber yatsam; alaca yılan olup beni soksun. Senin o namert anan baban bir canda ne var ki sana kıyamamışlar? Arş şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun; yer şahit olsun gök şahit olsun; Kadir Tanrı şahit olsun, benim canım senin canına kurban olsun.’

         

        Bunun üzerine Azrail kadının canını almaya gelir, ama Deli Dumrul karısının ölmesine, onsuz yaşamaya razı olmaz ve Allah’a:

         

        ‘Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin. Güzel Tanrı, çok cahiller seni gökte arar yerde ister; sen bizzat müminlerin gönlündesin. Daim duran cebbar Tanrı, ulu yollar üzerine imaretler yapayım senin için; aç görsem donatayım senin için; alırsan ikimizin canını beraber al; bırakırsan ikimizin canını beraber bırak. Keremi çok kadir Tanrı’ diye yalvarır.

         

        Karısı olmadan yaşamaktansa karısıyla beraber ölmeyi ister. Bu sözler Allah’a hoş gelir ve ikisinin canını da bağışlar; yüz kırk yıl daha ömür verir” (Ergin 2008: 112-122).

         

        Sonuç

         

        Banı Çiçek sağ mı ölü mü olduğunu bilmediği Beyrek’i yıllarca yas tutarak bekler; Beyrek zindanda kendisinden murat almak isteyen kıza yıllarca karşı koyar. Deli Dumrul’un karısı onun için canından geçer. Dede Korkut Destanı’nda sevgiye ve sevgiliye ait vasıflar etkili bir şekilde işlenirken sevgiliye övgüler düzmek de ihmal edilmemiştir.

         

        Bu destan bize yüzyıllar öncesinde de sevginin sadece ‘seni seviyorum’ demek olmadığını, fedakârlığın, sadakatin sevginin gereği olduğunu kanıtlamaktadır.

         


        


        

        [1] Bu konu hakkında geniş bilgi için bkz. Çobanoğlu 2011, Ergin 2008, Özsoy 2004, Boratav 1982, Özarslan 2011, Koca-Uğurlu 2010, Öncül 2010, Arı-Karateke 2010


        

        [2] Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Öncül 2008, Araz 2006, İnan 1998.

        Kaynakça

        Araz, Rıfat (2006), “Eski Türk Destanlarında ve Türk Şiirinde Öne Çıkan Tipler”, Bizim Külliye, Sayı 27, s. 32-38.

        Arı, Bülent - Karateke, Ercan (2010), “Dede Korkut Hikâyelerinde Kadın ve Çocuk Eğitimi”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 7, Sayı 14, s. 275-284.

        Boratav, Pertev Naili (1982), Folklor ve Edebiyat I, Adam, İstanbul.

        Çobanoğlu, Özkul (2011), Türk Dünyası Epik Destan Geleneği, Akçağ, Ankara.

        Ergin, Muharrem (2008), Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi, İstanbul.

        İnan, Abdulkadir (1998), Makaleler ve İncelemeler, Türk Tarih Kurumu, Ankara

        Koca, Selçuk Kürşad - UĞURLU, Serdar (2010), “Dede Korkut Hikâyelerinden Hareketle Türk Kültüründe Erkek Evlat Olarak Oğul Kavramı”, Akademik Bakış Dergisi, Sayı 22, s.1-10.

        Öncül, Kürşat (2008), “Dede Korkut Hikâyelerinde Savaşçı Kadın Tipi ve Animus Kavramı”, Turkish Studies, 3/2 Spring.

        Öncül, Kürşat (2010), Eski Türk Kültürü ve Halk Edebiyatı Ürünlerinde Başkaldırı Kavramı, Manas Yayıncılık, Elazığ.

        Özarslan, Metin (2011), “Dede Korkut Boylarında Toy, Şölen, Eğlence Kavramları Üzerine”, I. Altun ve T. T. Kaya (Ed.), Halk Kültüründe Eğlence Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, s. 600-616, Motif Vakfı, İstanbul.

        Özsoy, Bekir Sami (2004), Dede Korkut Kitabı, Manisa.

         


Türk Yurdu Eylül 2013
Türk Yurdu Eylül 2013
Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele