Prof. Dr. Mustafa Kafalı: Türk Dendiği Zaman Zihinlerde Sadece Türkiye’de Yaşayanlar Vardı

Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

 

Prof. Dr. Mustafa Kafalı: Türk Dendiği Zaman Zihinlerde Sadece Türkiye’de Yaşayanlar Vardı; Suriye, Irak Gibi Eski Türk Yurtları Sanki Unutulmuş Gibiydi.

Söyleşi: Dr. Fahri Atasoy-Prof. Dr. Üçler Bulduk

Türkiye’de Suriye Türkleri Üzerine İlk Dikkat Çeken Kişilerin Başında Gelen Prof. Dr. Mustafa Kafalı İle Sohbet ettik

 

        Muhterem hocam, Suriye konusu gündeme geldiğinde sizin isminiz hemen öne çıkıyor ve ilk akla gelen isimler arasında yer alıyor. Bunun sebebi nedir?

        Biz gençlik yıllarımızdan beri Türklüğü kendimize dert edindik. Nerede Türk var, ne yaparlar, ne durumdalar, biz onlar için ne yapabiliriz gibi dertlerle uğraştık. Türkiye’de o zamanlar sanki bir hafıza kaybı vardı. Türk dendiği zaman zihinlerde sadece Türkiye’de yaşayanlar vardı. Suriye, Irak gibi eski Türk yurtları sanki unutulmuş gibiydi. Suriye sanki tamamıyla Arap idi. İnsanlar “Suriye’de de Türk var mı imiş” gibi şaşırıyorlardı. Ben ilk kez Kerkük’ü anlattığımda “Kelkit değil mi orası?” diye eğlenenler vardı. Biz bunları yaşadık. Hatta hiç unutmam yıl 1958-59 idi. Şehit edilen rahmetli Nejdet Koçak Türk Ocağı’na gelmişti, Kerkük Türklerini anlatmıştı. Sonrasında geldi bana “Galiba bizim oradansınız” dedi yok ben Konyalıyım dedim. Ama bizim gibi orayı iyi biliyorsunuz dedi. Ben de tarihçi olduğumu belirttim. Size ağabey diyebilir miyim diye sordu. Yaşça da uygundu. Ziraat Fakültesindeydi o zaman Koçak. Bağdat’a gittiğimizde bizimle çok ilgilendi. 2 sene kaldık orada. Irak devleti sınırları içinde çok sayıda Türk olduğunu hem tarih bilgilerinden hem de bizzat orada yaşayarak öğrendik ve anlatmaya çalıştık. Benzer şekilde Suriye’de yaşayan Türkleri yerlerinde görmeye giden bir kişiyim. Suriye’ye Üniversite’de öğrenci iken gittim. 1955-56 yıllarıydı. Suriye’de Türklerin yaşadığını biliyoruz fakat hiçbir bağlantımız yok. Resmi olarak oralara girmek mümkün değil. Ben de sınırdan kaçak yollarla gittim. O dönemde zaten Suriye sınırında bölünmüş parçalanmış aileler gidip geliyorlar.

         

        Hocam sınıra yakın bölgede Türk nüfus yoğun olsa gerek. Bayır Bucak Türkmenleri buralarda mı yaşıyor?

        Türkiye sınırının hemen altında çok sayıda Türkmen köyü var. Bunlar Bayır Bucak köyleri olarak biliniyor. Bayır Bucak köyleri Lazkiye’ye bağlıdır. Orada aşağı yukarı 50-60 kadar köy vardır. Şehrin dörtte biri Türkmen’dir. O zamanlar 1956 yılında Bayır – Bucak nüfusu 50 bin civarındaydı. Lazkiye’de 15 bin civarındaydı. Tabi o zaman Suriye’nin nüfusu 6 milyon idi. Şimdi 20 milyon civarında.

         

        Suriye’deki Türk varlığı hangi dönemlere dayanır? Türkler Anadolu’ya yerleşmeden buralara yerleşmişler değil mi?

        Suriye’deki Türk nüfusu Anadolu’nun fethinden önceye dayanır. Ardından Anadolu ile birlikte Türklere yurt olmuştur. Suriye’nin kuzeyi ve Halep zaten tarih boyunca Türk toprağı olarak bilinir. Size bir hikâye anlatacağım: Halep’teyiz. Lahmacun olarak bildiğimiz etli ekmeği Halep’te bulursunuz ama Şam’da bulamazsınız. İtalyanların pizzası bizim pide veya etli ekmekten bozmadır. Oğuz yapısı iki kanattır. Boz-oklar ağabeylerdir Üç-oklar kardeşlerdir. Suriye’de Boz-oklara ait Bayat, Avşar, Beğdili; Üç-ok kanadından olanlar ise Bayındır, Kınık, Yüreğir Türkmenleri gelmiştir. Ramazanoğulları Yüreğir boyundandır. O bölgenin köylerini dolaştım. Dolaştığım tüm köylerin adları Türkçe idi. Sadece bir tane köy vardı bunların arasında ve Ermeni köyüydü. Selçuklular Suriye’ye geldiklerinde Halep harabe halindeydi. Selçuklular döneminde Halep ihya oldu. O yüzden Türk nüfusu o dönemde ağırlıkta idi. Bizim güneyimizdeki birçok şehir Halep vilayetine bağlı idi. İşte bu yüzden Halep bölünmüş durumda yarısı Türkiye’de yarısı Suriye’de. Atatürk bu bölgeyi elinde tutmak istedi ama başaramadı. Bütün halinde olan bu vilayet 20 Ekim 1921’e kadar Çukurova müdafaası bittikten sonra yapılan hudut anlaşması ve sonrasında 1939’da Hatay Devleti Türkiye’ye bağlandı. Orada önder durumunda bulunan aile Bayat boyundandır. Bugün Kırıkkale’deki Bayat boyundakiler Halep Bayatlarıdırlar.

         

        Siz Suriye’ye gittiğinizde bu köyleri dolaşabildiniz mi? Gezdiğiniz yerler hakkında bilgi verebilir misiniz?

        Halep köylerinde kaçak dolaştım. Henüz talebeydim o dönemde. 1955-56 yıllarıydı. Gittiğim yerde yazılar yazdım. Doğramacı dâhil beni, “Hocam, yazmaktan vazgeç” diyerek uyardı. Makaleler kitabım yanımda olsa da versem sizlere. Halep’te Çarşı- Pazar Kalesi vardır. Kale Selçukluların yaptığı kaledir. Türkmenler Halep’e girdiklerinde Halep harabeydi. Sebebi Halep’i Bizans İmparatoru 900’lu yıllarda silmiş süpürmüş. İran Urumiye’ye kadar. Urumiye adı oradan gelir. Rum, Romalı demektir. Erzen-i Rum sonra Erzurum olmuştur mesela. O zamanlar Doğu Anadolu’da Akkoyunlular, Karakoyunlular var daha öncesinde Danişmentliler vs. var. Gene Suriye’ye döndüğümüzde, Suriye’de ne görürsek onları Türk vatanı haline getirenler Türkmenlerdir. Suriye Selçuklularından sonra Zengiler var, Eyyübiler var. Selahattin Eyyübi Zengilerin kumandanıdır.

        Halep, Gaziantep gibi, Hatay gibidir. Çöl değildir. Ama biraz daha güneye indiğinizde çöl başlar artık. Güneyde de Türkler yaşar. Mesela bugün Şam Yahudilerin değilse oradaki 25 tane Bayat köyü sayesindedir. İsrail’e direndiler. Oradaki köylerin direnmesi sayesinde Şam kurtuldu. Rakka’da Caber kalesi vardır. Bizim Fransa ile yaptığımız Ankara Antlaşması ile bu kalede bir bölük asker bulunacak ve Türk bayrağı dalgalanacak. Ancak yaklaşık 15 yıl kadar önce baraj yaptılar ve oranın bir kısmı zarar gördü. Suriye bölgesinin acısını en çok çekenler Bozoklardan Avşar Bayat ve Beğdililerdir.

        Suriye ve Irak’ın kuzeyi Türkiye’nin devamı niteliğindedir. Toprak olarak, insan yapısı olarak ve bugünde aralarındaki akrabalık bağları çok çok kuvvetlidir. Ancak Suriye oradaki Türk varlığını silmeye çalışmıştır. Türkler yalnız bir millettir. Tarihin hiçbir devrinde kimse bize yardım edip bizim yükselmemize yardımcı olmamıştır. Bir tartışmada iki Arap ile bir Türkmen tartışıyor. Arap sayıyor: Peygamber Arap, Kuran Arapça… Türkmen oradan atılıyor; Allah da Türk… Ben de araya girdim Peygamberlere kavmiyet atfedilmez ve siz o kadar kötüsünüz ki size peygamber göndermiş. Sonra döndüm Türkmen’e dedim ki öyle şey olur mu? Allah Türk olur mu? O da; ne diyeyim bize bir tek o kaldı dedi.

        Kaçak vaziyette Suriye’de iki ay dolaştım. Yalnız dolaştım. Ama o iki ay boyunca gittiğim Türkmen köylerindeki Türkmenler bana rehberlik etti. Zaten o dönemde Türkçe bilmek yeterliydi. Halep’deki Ermeniler de çok iyi Türkçe bilir. Bunun sebebi nasıl ticaret yapacaklarını bilmeleridir. Türkler ticareti bilmezler. Savaşmayı bilirler ama ticareti bilmezler. Türkiye sınırında Baraklar, Ceritler vardır. Bu bölgenin Türkmeni, Sivas’a kadar gelip yaylaya çıkarlar. Halep kışlaktır. XIX. yüzyıla kadar böyle devam etmiştir. Hatta Tokat’a kadar gelmişlerdir.

         

        Muhterem hocam bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

         

        Bu Bölüm Zeminli ve Çerçeve İçinde Verilecek

 

SURİYE TÜRKLERİ-I*

        “… 23 Mayıs 1040'da Selçuklular'ın Dandanakan zaferinden sonra Oğuz İli veya diğer adı ile Türkmen-İli, dalgalar halinde yurt tutmak üzere Ön-Asya'ya intikâl ederken, birçok Türkmen boy ve oymakları, 1063 yılından itibaren Suriye'ye girerek kendi hayat şartlarına uyabilecek bölgeleri vatan edinmişlerdi. Suriye'deki ilk Türkmen yerleşmesinin Halep ve Lazkiye şehirleri Ve bunların kuzeyindeki bölgede olduğu anlaşılıyor. Daha sonra Türkmen iskânı Akdeniz sahili tarafında Lazkiye'den güneyde Trablusşam'a doğru ve iç kısımda da Âsi Irmağı vadisi boyunca Hama, Hums ve Şam istikametinde gelişmişti. Anadolu Selçuklu Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman (1077-1086), Çukurova, Maraş, Gaziantep, Antakya bölgeleri ile birlikte Halep-Lazkiye hattının kuzeyinde kalan bölgeleri Ermeni ve Bizanslılar'dan fethederken; Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş (1078-1095), Sina Yarımadası'na kadar uzanan Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'i Fanmîler'den almışlardı. Suriye Selçuklu Devleti'nin zaafa uğramasından sonra kuzeyde Haleb bölgesinde Musul Atabegler'i; güneydeki Şam bölgesinde ise Börüler veya Tuğ-Tiginliler adındaki Şam Atabegler'i hakim oldular. Bu devrede Haleb bölgesine Oğuz boylarından Yıvalar'a mensup Yaruklu Türkmenleri, kendilerinden önce buraya gelerek yurt tutan Türkmenler gibi, dirlik sahibi oldular. Musul Atabeği İmadeddin Zengi'nin oğlu Nureddin Mahmud Zengi (1146-1174), 1154 yılında Şam Atabeğliği'ne son vererek, böylelikle bütün Suriye'yi Musul Atebeğli'ne bağlamış oldu. Daha sonra kumandanlarından Selâhaddin Eyyübî vasıtasıyla, 1171 yılında Mısır Fatımî Devleti'ni de ortadan kaldırarak; kudretinin en yüksek derecesine erişti. Daha sonraları Atabeg Devletine, Selâhaddin Eyyübi’nin kurduğu Eyyubîler Devleti (1183-1250) ona da Türk Memluk Sultanlığı (1250-1517) halef olmuştur.

        1243 yılında Anadolu Selçuklu ordusu, Kösedağ Muhaberesi'nde Moğollar'a mağlûp olunca Anadolu'daki nizam bozulmuş dolayısıyla bazı Türkmen boyları, Anadolu'dan ayrılarak Memlûk Sultanlığı'na bağlı olan Suriye'ye göçmüşlerdir. Sultan Baybars (1260-1277) zamanında 40 bin çadırlık büyük bir Türkmen topluluğu Haleb bölgesine gelerek yerleşmişlerdi. Bunların kışlığı Kuzey Suriye, yaylakları ise Maraş, Uzun yayla ve Sivas'a kadar uzanmaktaydı. Böylelikle XIII. Yüzyılın ikinci yarısında bilhassa Suriye'nin kuzeyi tam manâsıyla Türkmen yurdu haline gelmişti. Bunlar Türkmen İli'nin tarihî yapısına uygun şekilde Bozok ve Üçok teşkilâtını da muhafaza etmekteydiler. Bozoklar, Amik Ovası'ndan itibaren doğuya doğru Haleb bölgesinde ve buradan da Âsi Irmağı vadisi boyunca Şam bölgesine kadar yaygındılar. Bozoklu Türkmenler içinde en mühimleri Bayat, Afşar, Beğdili ve Döğer boyuna mensup olan oymaklar yer almaktaydı. Üçoklar ise Amik Ovası'ndan güneye doğru, Lazkiye ve Trablusşam istikametinde Ensariye Dağlarının batısında meskûn idiler. Bunların en meşhurları Yüreğir, Yiva, Kınık, Bayındır, Salur ve Eymür boylarına bağlı oymaklardı. Kaynaklarda Suriye'nin kuzeyinde oturan Türkmenler'e "Haleb'li Türkmenleri", güneyinde oturanlarına ise "Şamlı Türkmenleri"  denmektedir.     XIV. yüzyılda varlıklarını gösteren Dulkadırlı Türkmenleri, kuzey Suriye'de oturan Bayatlarla, Akkoyunlular Bayındır boyuyla, Karakoyunlular, Yiva-boyuyla, Ramazanoğulları, Yüreğir boyu ile doğrudan doğruya alakalıdırlar. Bundan başka Köpekli, Gündüzlü ve Kut-Beğliler, Afşar boyuna İnallular, Beğdili boyuna, Bozcalılar, Pehlivanlılar ve Reyhanlılar, Bayat boyuna bağlı Halebli Türkmenleri'nden idiler. 1402 yılında, Ankara muharebesini kazanan Timur, Anadolu'dan ayrılırken, 1243 yılından sonra Anadolu'ya yerleşen Kara Tatarlar'ı Türkistan'a geri götürünce, Halebli Türkmenleri yurtlarını muhafaza ettikleri halde, güney Suriye'de oturan Şam Bayadı başta olmak üzere Şamlı Türkmenleri, umumiyetle kuzeye ve iç Anadolu'ya tekrar dönmüşlerdi. XV. Yüzyılda Yuva boyuna bağlı oymaklar ile Akça-Koyunlu ve Ağçalı Türkmenleri'ni artık kuzey Suriye veya Anadolu'da görmekteyiz. XV. Yüzyılın sonu ve XVI. Yüzyılın başlarında Halebli Türkmenleri arasında Boz-Ulus bakiyesi Harbendelü, Acurlu, Bahadırlu, Hacılu, Karkın, Kızık, Peçenek, Kınık, Döğer boy ve oymaklarına bağlı unsurlar da bulunmaktaydı.

        XVII. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu bölümünde, Celâli hareketlerinin gelişmeğe başlaması üzerine, bir çok köy ve kasabalar, harabe haline germişti. Aynı şekilde Haleb'in kuzeyindeki Azez, Bab ve Münbiç'e bağlı bazı köyler ile Urfa vilâyetinin güneyindeki Harran ve Culab Havzası ile Fırat Irmağı'na dökülen Belih Irmağı boyu ve Fırat boyundaki Balis ve Rakka bölgeleri yer yer bu tahribattan zarar görmüştür. Bu bölgedeki Celâlîlerin en büyüğü 1603-1607 yılları arasında Antep ile Haleb sırasındaki havaliye hükmeden Canpolatoğlu'dur. Bilahare üzerine ordu gönderilerek bertaraf edilmiştir. XVII. Asrın ortalarında Arabistan'ın Necid bölgesinden gelen Şammar Arab aşireti, Suriye çölüne hâkim olduktan sonra, kuzey Suriye'deki Türkmen köylerine de baskınlarda   bulunarak   tahribat   yapmağa   başladılar. Şammar aşiretini takiben 20 sene sonra diğer bir Arab aşireti olan Anezeler, bu bölgeye geldiler. Şammar aşireti, Anezeler'in baskısına dayanamayarak Fırat Irmağı'nın doğu tarafına geçtiler. Şammarlar'ın yerine hâkim olan Aneze aşireti ise Haleb'e kadar bütün Suriye Çölü'nü hâkimiyetleri altına aldılar. Önce Şammar sonra da Aneze aşiretlerinin bu yerleşme hareketleri her şeye rağmen Türkmenler'in iskân sahasına nüfuz etme kudretini gösterememiştir. Ancak Haleb hattının kuzeyinde kalan Azez, Bab, Münbiç ve Harran'a bağlı birçok Türkmen köyü ile bilhassa Fırat boyundaki Balis bölgesi, Urfa'nın güneyindeki Culab Havzası ve Fırat'a dökülen Belih Irmağı boyundaki Türkmen köyleri yer yer bu mücadeleler neticesinde tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine XVII. yüzyılın sonlarında, nüfusu yer yer eksilen bu bölgeye, kuzeye çıkmış olan Haleb'li Türkmenlerinden bir kısım oymaklar ile Yeni-îl Türkmenleri'ne bağlı bütün Beğdili abaları ve Bozuluş Türkmenlerinden bazı topluluklar Harran ve Akça-Kale'den itibaren güneye doğru Culab ve Belih Irmakları boyunca Rakka'ya kadar iskân olundular. Bu meyanda, Sivas ve Amasya bölgesinde oturan Ulu-Yörük cemaatından İl-Beğli Oymağı Münbiç merkez olmak üzere, bütün çevre köylerine ve Kilis istikâmetinde yerleştirildiler. İl-Beğliler'in bir kısmı ise Amasya tarafında kalmıştı. Sivas-Malatya arasındaki Yeni-İl Türkmenleri'ne bağlı bütün Beğdili obaları ve Boz Ulus Türkmenleri'nden bazı topluluklar Harran ve Akça-Kale'den itibaren güneye doğru Culab ve Belih Irmakları boyunca Rakka'ya kadar iskân olundular. Sivas Amasya bölgesinde oturan Ulu Yörük cemaatından ÎI-Beğli Oymağı, Münbiç merkez olmak üzere bütün çevre köylerine ve Balis istikametinde yerleştirildiler. İl-Beğliler'in bir kısmı ise Amasya tarafında kalmıştı. Sivas, Malatya arasındaki Yeni-İI Türkmenleri'nden Beğdili'ye bağlı oymaklardan başka Akça-Koyunlu, Musacah (Musa-Hacılı), Ceritîer'in bir kolu olan Barak Oymağı, imanlı Afşar'ı, Çimeli Oymağı, Karkın ve Çepni boylarına bağlı bazı topluluklar ile Boz-Ulus'dan İzzeddinli, Köçekli, İnallı, Acurlu, Hamza-Hacılu, Ak-Başlı, Kızıl-Koyunlu ve Kırıntılı oymakları iskâna tabi tutulanlar meyanındadır. Yalnız Rakka ve Balis ile Belih'in Fırat'a katıldığı bölgeler, çöl ikliminin hâkim olduğu, sıcak ve kurak rüzgarların kavurduğu sahalar olduğu için Türkmenler'in yerleşmesine uygun değildi. Aynı zamanda çöle hakim olan Suriye tarafındaki Anezeler ve Irak tarafındaki Şammarlar ile de devamlı surette mücadele etmek mecburiyetinde kalıyorlardı. Dolayısıyla Rakka bölgesindeki bu Türkmenler, ağır ağır kuzeye hicret ederek, Azez, Bab, Münbiç, Carablus, Çobanbeğ ve Gazİantep'in güneyinde oturan diğer Türkmen kardeşlerinin yanına iltihak ettiler. Zira bu bölge, deniz seviyesinden yüksek yayla mesafesinde olan ve Türk hayat şartlarına elverişli karakterdeki Gaziantep ovasının Haleb'e kadar uzanan devamı, mahiyetindeki yerlerdi. Yani çöl ikliminin tesiri dışındaki sahalardı. Bu şekilde devam eden hareket neticesinde XIX. Yüzyılda Rakka bölgesi, yerleştirilen Türkmenler’in terk ettiği bir saha durumuna gelmişti. Bunun üzerine bu yüzyılın ikinci yarısında Toroslar üzerinde ve Uzunyayla'da oturan Afşar oymakları, buralara zorla iskân edilmişlerse de halen Afşarlar arasında acı hatıralar halinde nakledilen destani parçalardan anlaşıldığına göre; yayla havzasına alışkın olan bu oymaklar, alışkın olmadıkları çöl ikliminden ve hastalıklardan nüfus kırılmasına duçar kalmışlardı. Netice onlar da bir önceki Türkmen oymakları gibi daha kuzeye göçerek, Münbiç'e bağlı Afşar Bucağı çevresine yerleştiler.”

         


        


        

        * Okuyucularımız için Mustafa Kafalı hocamızın Töre dergisi (Şubat 1973) 21. sayısında yayımlanan “Suriye Türkleri-I” makalesinden bir bölümü de sunmak istiyoruz. Makalenin tamamına <http://ulkunet.com/UcuncuSayfa/tore_021_5878.pdf> web adresinden ulaşabilirsiniz.

         


Türk Yurdu Ocak 2014
Türk Yurdu Ocak 2014
Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele