Prof. Dr. Leylâ Karahan ile Söyleşi

Ağustos 2013 - Yıl 102 - Sayı 312

        

         

         

         

         

        Prof. Dr. Leylâ Karahan: Her kelimeyi seçerek kullanan, kullandığı dille bütün toplumu kucaklayan, kin ve öfke saçan değil sevgi ve şefkat yayan devlet adamlarına ihtiyacımız var.

         

        Türkoloji alanında Türkiye’nin ileri gelen hocalarından biri olan, Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Leylâ Karahan’ın, eğitim-öğretim hayatındaki 40. hizmet yılı dolayısıyla geçtiğimiz günlerde bir armağan kitap çıkarıldı (Akçağ Yayınları, 2013). “Prof. Dr. Leylâ Karahan Armağanı”na 65 bilim adamı makaleleriyle katkıda bulundu. Türkolojinin kaynak eserleri arasında yerini almış olan “Prof. Dr. Leylâ Karahan Armağanı”nda, Prof. Dr. Karahan’ın özgeçmişi, eserleri, kendisiyle yapılan bir söyleşi ve fotoğraflarının yanı sıra, kendi kaleminden çıkan yağlı boya çalışmaları da yer almakta. Armağanın çıkması vesilesiyle hocamızla Türk Yurdu dergisi için de bir söyleşi yaptık. Söyleşiye geçmeden önce hocamızın özgeçmişinden biraz bahsetmek istiyoruz.

         

        Prof. Dr. Leylâ Karahan 1951 yılında Ankara'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara, Konya ve İstanbul’da tamamlayan Karahan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi-Yüksek Öğretmen Okulu Türkoloji Bölümü’den 1971-1972 öğretim yılı yaz döneminde iyi derece ile mezun oldu.

         

        1976 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamlayan Karahan, 1982 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nde öğretim görevlisi kadrosuna atanmış, 1986 yılında bu üniversitede Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun'un gözetiminde yaptığı "Erzurumlu Darir, Kıssa-i Yûsuf" konulu çalışması ile doktorasını tamamlamıştır.

         

        Karahan, 1987 yılında yine Gazi Üniversitesinde yardımcı doçent, 1992 yılında doçent, 1998 yılında da profesörlük kadrosuna atanmıştır. Gazi Üniversitesi’nde Türk Dili Dersleri Bölüm Başkanlığı, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü Türk Dili Eğitimi Anabilim dalı başkanlığı yapan Karahan, Türk Dil Kurumu aslî üyeliği gibi görevleri de yürütmüş, TDK’da Gramer Bilim ve Uygulama Kolu, Dil Bilimi Bilim ve Uygulama Kolu ve diğer bazı kollarda çalışmıştır.

         

        Prof. Dr. Leylâ Karahan hâlen Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hocamızla Türk dilinin bugünkü durumu ve geleceği üzerine bir söyleşi yaptık.

         

         

         

  • ·Sayın Hocam, pek çok bilim adamının katkısıyla sizin için hazırlanan “Prof. Dr. Leylâ Karahan Armağanı” yayımlandı, öncelikle bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.

         

  • ·Beni onurlandırdı bu armağan… Duygulandım… 62 yıllık bir ömür; bunun 40 yılı eğitime ve bilime ayrılmış. Benim için hazırlanan bu armağan, bana bir ömrün özeti gibi geldi. Hissettim ki içinde dostluk var, sevgi var, vefa var. Hocalarım, meslektaşlarım, dostlarım, öğrencilerim hepsi bir emek ürünü olan araştırma yazılarını böyle bir armağana ayırmışlar. Bu kadirşinaslık karşısında armağanı hazırlayanlara ve yazılarıyla katkıda bulunanlara şükran duygularımı ifade etmek isterim. Bu kitabın aynı zamanda Türkolojiye de bir armağan olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde dil ve edebiyatla ilgili 65 özgün makale var; yani bir Türkoloji kitabı…

         

  • ·Hocam Anadolu ağızları ve söz dizimi konusunda Türkiye’nin önde gelen bilim adamlarından birisiniz. Anadolu ağızları ile ilgili, Ahmet Bican Ercilasun Hocamızın deyimiyle sizin bu konudaki çalışmalarınızı taçlandıracak olan bir çalışmanız yakında yayımlanacak. Türkiye Türkçesi ağızları hakkında yapılan çalışmaları yeterli görüyor musunuz? Sizce bundan sonra neler yapılmalı?

         

  • ·Yaklaşık 25 yıldır Türkiye Türkçesi ağızlarıyla ilgileniyorum. Ağızlar, bir hazine. Zengin bir söz varlığı, yazı dilinde kullanılmayan ekler, kalıplar… İnceledikçe sizin geçmişle bağlarınızı daha da pekiştiren bir kelimeyle, bir ekle karşılaşıyor ve şaşırıyorsunuz. Bu şaşkınlık hiç bitmiyor. Çünkü ağızlarda fark etmediğimiz o kadar çok şey var ki…  Ömer Asım Aksoy’un şu sözleri ne kadar doğru. Diyor ki ağızlar “Özelliklerini bir bir, sırasıyla önümüze dökmez. Bunlar biz istediğimiz vakit değil, rastgele ortaya çıkarlar… Konuşulan ağzın eksiksiz olarak dikkat süzgecimizden geçmesi için gereken vakit, bizim ömrümüzden çok uzundur.” Gerçekten de öyle... Ağızları sınıflandırmak üzere malzeme topladığım yıllarda, bu konuda çok az çalışma vardı. Az malzemeyle bir sınıflandırma yapmaya çalıştım. Son yıllarda ağızlarla ilgili çok değerli çalışmalar yapıldı. Malzeme çoğaldı. Şimdi bunların yardımıyla Türkiye Türkçesi ağızlarını toplu olarak değerlendirmeye çalışıyorum. Bugün bu alanda çalışan pek çok genç bilim adamı var. Teknolojiyi iyi kullanıyorlar. Onlardan daha derinlikli, karşılaştırmalı çalışmalar bekliyoruz. Yıllardır yapmak isteyip de çeşitli sebeplerle yapamadığımız ağız atlasını da genç arkadaşlarımızın yapacağına inanıyorum.

         

  • ·Türkçede Söz Dizimi adlı eseriniz de hem liselerde hem de üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan çok önemli bir çalışma. Söz dizimi konusundaki çalışmalar hakkında düşünceleriniz nedir?

         

  • ·Bugün Türkçenin her alanında çalışmalar yapılıyor. Özellikle söz dizimine ve anlama yönelik çalışmalar son yıllarda yoğunlaştı. Dil anlama ve anlatma aracı; biz de meramımızı cümlelerle anlatıyoruz ve ancak cümlelerle anlıyoruz. O halde söz dizimi çok çok önemli. Türkçenin son derece esnek ve kullanıcısına geniş anlatım imkânları sunan çok mükemmel bir söz dizimi yapısı var. Bizlerin görevi, bu imkânları tespit etmek. Dil, donmuş bir varlık olsaydı araştırma konularının da sınırı olurdu; ama yaşayan, yaşadığı için de değişen ve gelişen bir varlığın arkasından yetişmek çok zor. Türkçenin arkasından koşuyoruz. Onun inceliklerini anlamaya, derinliklerini görmeye çalışıyoruz. Önceleri sadece şeklin bizi götürdüğü anlamla yetinirken şimdi anlamın bizi hangi şekillere götürdüğüyle de ilgileniyoruz. Hatta sadece Türkiye Türkçesiyle değil, Türk dünyasında kullanılan lehçeler de bizim ilgi alanımız içinde… Dille ilgili her konuda yoruma dayalı sorgulayıcı dikey çalışmaların arttığını görmek doğrusu memnuniyet verici… Benim Türkçede Söz Dizimi adlı kitabım neredeyse yirmi yıldır üniversitelerde okutuluyor. İlk baskısından on yıl sonra bazı değişiklikler yaptım, çünkü zamanla düşünceleriniz değişebiliyor, bilgilerinizi sorguluyorsunuz. Zaten ben yaptım oldu dememek, yeni görüşleri, yeni yorumları dikkate almak ve değerlendirmek bilimsel anlayışın gereği… Son yıllarda söz dizimi konusunda yeni çalışmalar yapıldı. Ben de birkaç makale yazdım. Bütün bunları kitabıma yansıtmak istiyorum.

         

  • ·Türkçedeki bozulmalar herkesin bildiği bir gerçek, hocam. Günümüzde sosyal medyada kullanılan Türkçenin yozlaşması hakkında ne söylemek istersiniz?

         

  • ·Dil değişir, zaten dilin tabiatında var değişmek… Bir de buna toplumun, çağın yansımalarını ekleyelim… Değişmelerin çoğunu fark edemeyiz bile. Koruma içgüdüsü, bizde hissedebildiğimiz değişmelere tepki oluşturabiliyor. Dilimizin elden gittiğini, bozulduğunu düşünüyoruz. Hâlbuki dilde çeşitli sebeplerden kaynaklanan bazı sapmaların olması tabiidir. “Sosyal medya”da zaman zaman rastladığımız savruk ve özensiz dil kullanımını da bu sapmalardan sayabiliriz. Her dönemde benzer durumlar olmuştur. Ben bunların Türkçe için çok çok büyük tehlikeler olduğunu zannetmiyorum. Bugün, çoğu az okuyan ve her şeyi “sayısal” olarak değerlendiren bir genç kuşak var. Böyle bir gençlik, dili de “sayısal” kullanacaktır. Aynı cep telefonlarındaki ya da iletilerdeki kısaltmalar gibi. Belirli yaşların, geçici eğilimleri… Yine de bizim olan her şeye, dilimize, sanatımıza, kültürümüze karşı hassas olmak zorundayız. Aynı bayrağımıza, “Türk” adımıza, vatanımızın bütünlüğüne olan hassasiyetimiz gibi. Kutsallarımız için, hele hele dilimiz için her dönemde endişe duymuşuzdur. Duymaya da devam edelim. Ama şunu biliyoruz ki Türkçe, her şeyden önce güçlü bir edebiyat dilidir. Böyle bir dilin bozulması, yok olması mümkün değildir. Bugün edebiyatın hemen her türünde Türkçenin bu gücünü bize hissettiren yazarlarımız var. Türkiye Türkçesi artık sınırlar ötesine taştı; Türk dünyasında iletişim dili olma yolunda.

         

  • ·Hocam Türk Dil Kurumunun bugünkü durumu ve günümüzdeki rolü nedir sizce? Kurum bu rolünü yeterince yerine getirebiliyor mu?

         

  • ·Türk Dil Kurumu, bir bilim kuruluşu. Türkçe, tarihî ve coğrafi boyutuyla bütün Türkçe, bu kuruluşun ilgi alanı içinde. Bugüne kadar pek çok bilimsel kitap yayımlayarak, bilimsel faaliyetleri destekleyerek veya bu faaliyetleri bizzat yaparak önemli hizmetler gerçekleştirdi. Her ne kadar yaptırım gücü yoksa da Batılı kelimelere karşılıklar teklif ederek, bunları kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayarak yabancı kelimelerin dile yerleşmesini engellemeye çalıştı. Devlet Bakanlığına bağlı, ama akademik olarak özerk bir kuruluştu bugüne kadar. Ümit ediyorum bundan sonra da böyle olacaktır. Çünkü, bilim, siyasetin malzemesi değildir. Siyasi tercihlerin, siyasi kararların Kurum’un akademik kararlarını etkilememesi gerekir. Zaten başkanlığı bir bilim adamı tarafından yürütülen, yönetiminde ve kurullarında değerli bilim adamlarının görev aldığı bir kurumdan başkası beklenemez. Bu, aynı zamanda onların bilime ve kendilerine olan saygılarının da bir gereğidir.

         

  • ·Biraz da imlâ kuralları üzerine konuşalım mı hocam? Sık sık değişen kurallar hakkında ne düşünüyorsunuz?

         

  • ·İmlanın iki belalısı var; biri ayrı mı bitişik mi yazılacak meselesi, diğeri düzeltme işareti, diğer bir deyişle şapka var mı yok mu meselesi. Kurallar üzerinde bu kadar çok oynanma, insanlarda aldırmazlığa, boş vermişliğe, bezginliğe sebep oldu. İmla kurallarını ciddiye almaz oldular. Bunu çevremde gözleyebiliyorum. “Nasıl olsa yine değişir” diyorlar, ya da “A! Yine mi değişti”, diyorlar. Bazen de “Duydunuz mu şapka kalkmış” diyorlar, açıp da kılavuza bakmaya ihtiyaç duymuyorlar. Çoğu zaman değişiklikleri takip edemiyorlar. Kısacası zihinler karışıyor. Güven duygusu azalıyor. Bütün bunların sonucu olarak yazım kargaşası ortaya çıkıyor. Şapkanın özellikle kâr, rüzgâr gibi ünsüzleri ince söylenen kelimelerde hiç kalkmadığını biliyoruz. Buna rağmen “kalktı” haberi bazen öğrenciler arasında o kadar yaygınlaşıyor ki mesela rüzgâr kelimesindeki g’yi kalın söyleyen birini uyardığınızda “ama şapka kalktı” diyebiliyor. Yani söyleyiş hatasını, şapkanın yokluğu ile ilişkilendiriyor.

         

        Kurallarla keyfî oynanmamalı ve kurallar sık sık değiştirilmemeli. Mutlaka yapılan her değişiklik Kurumun dergisinde, internet sitesinde defalarca vurgulanmalı. Ve herkes, özellikle yazılı iletişim araçları bu konuda titiz olmalı.

         

  • ·Hocam bugünkü Türk millî eğitiminin durumundan bahsedelim mi biraz da? Gençlerimizin, çocuklarımızın eğitimi yeterli mi sizce? Özellikle de dil konusunda… Bu konudaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

         

  • ·Çok geniş ve çok yönlü bir konu. Ben sadece dil eğitimi konusunda bir şeyler söyleyeyim. Türkçenin güçlü bir edebiyat dili olduğunu söylemiştim. Yetişkinlere düşen görev, genç kuşaklara bunları fark ettirebilmek. Ancak iyi bir eğitimle olur bütün bunlar… Suyun başına gitmemiz gerekiyor. Her şeyin başı eğitim…  Dilin inceliklerini, güzelliklerini gençler nereden öğrenecek? Tabii ki bu dili iyi kullanan yazarların eserlerinden. Eğitim, gençlere okuma alışkanlığı kazandıramıyorsa ana dilini de yeterince öğretemiyor demektir. Türkçeyi bilmek, sadece bu dille anlamak ve anlatmak değildir. Bu dille düşünmek demektir. Ne kadar dil o kadar düşünce… Gençlere iyi bir Türkçe eğitimi verirken aynı zamanda onların düşünce dünyalarını zenginleştirmiş, bilimsel zekâlarını kullanmalarına yardım etmiş oluyoruz.

         

        Nasıl iyi bir eğitim verelim? Tek başına okumayı sevdirmek bile iyi bir Türkçe eğitiminin yarısı demektir. Yazmayı sevdirmek, kendisini sözle ifade edebilmesini sağlamak iyi bir Türkçe eğitiminin sonuçları. Neler gerekiyor bunun için. Program, kitap, derslik vs.. Ama ille de öğretmen.

         

        Biraz önce sık değişen imla kurallarından söz etmiştik. Bir de sık değişen öğretim programları var. Öğretmen yeni programa daha intibak edememişken, bir bakıyorsunuz yeni Milli Eğitim Bakanı programı değiştirmeye kalkıyor. Adı da “reform”. Sil baştan. Sınav sistemi değişiyor. Öğretmen de öğrenci de serseme dönüyor. Bizde şekli değişiklikler çok, ama niteliğe, kaliteye yönelik değişikler az.

         

  • ·Peki çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimizin eğitimi? Onlar gerektiği şekilde yetişiyor mu sizce?

         

  • ·Öğretmen yetiştiren kurumların durumu, bugünlerde yine yoğun bir şekilde tartışılıyor. Fen-Edebiyat Fakülteleri mezunlarının durumu, Eğitim Fakültelerinin misyonu, öğretmen istihdamı, seçme sınavları vs. Üniversitelere pek çok akademisyen, liselere pek çok başarılı öğretmen yetiştirmiş bir “Yüksek Öğretmen Okulu” modeli yok artık. Buna rağmen geçmişin tecrübelerinin, yeni model arayışlarında rehber olması gerektiği kanaatindeyim. Bugün iyi bir üniversitenin yeterli ve yetkin öğretim kadrosuna sahip eğitim fakültesine yüksek puanla girmiş bir öğrenci, hem alan hem de alan eğitimi bilgisine sahip olarak mezun olur. Ama her üniversite, ne yazık ki öğrenci bakımında da öğretim üyesi bakımından da aynı özelliklere sahip değil. Böylece karşımıza yeterliliği bakımından aralarında dağlar kadar farklar bulunan iki öğretmen modeli çıkıyor. Bu öğretmenlerden hangisinin yetiştirdiği öğrenci şanslı? Eğitimde işimizi şansa bıraktıysak vay hâlimize!

         

        Öğretmen yetiştirmede sistem ne olursa olsun, öğretmen adaylarına öncelikle çok iyi bir alan bilgisi kazandırmak zorundayız. Alan eğitimi, ancak iyi bir alan bilgisi almış öğrenci için yararlıdır.

         

  • ·Hocam Türkçemizin geleceği için gençlere neler tavsiye edersiniz?

         

  • ·Gençlere ve gençlerle birlikte herkese Türkçeyi sözde ve yazıda hakkıyla kullanmalarını tavsiye ediyorum. Hepimizin yaradılışında var. Kendi hatalarımızı fark etmeyiz. İçimizde hep şu endişe olmalı: Kelimeleri doğru telaffuz edebiliyor muyum? Cümlelerim hatasız ve anlaşılır mı? Kelime seçimim doğru mu? Ve ağızla kulak arasındaki iletişimi hiç kaybetmemeliyiz. Yani ağzımızdan çıkanı duymalıyız. Özenle kullanmalıyız dili. Sadece gençler değil, hepimiz, öğretmen, doktor, mühendis, yaşlı, genç… Ve tabii devlet adamı. Nasıl Türk diline sahip çıkmak bizde bir devlet geleneği ise bu dili en iyi şekilde kullanmak da öyle. Biz, özlü ve etkileyici sözünü taşa nakşeden hükümdarlara alışığız; biz şair padişahlara, savaş meydanlarında yüz binleri arkasından sürükleyen hatip sultanlara alışığız. Türkçemizin geleceği için gençlere neler tavsiye edersiniz diye soruyorsunuz, ama asıl devlet adamlarına tavsiyede bulunmak lazım. Her kelimeyi seçerek kullanan, kullandığı dille bütün toplumu kucaklayan, kin ve öfke saçan değil sevgi ve şefkat yayan devlet adamlarına ihtiyacımız var.

         

        Tekrar gençlere gelelim… Kitap okumanın, dili geliştirdiği çok açık. Okumak, söz varlığımızı, düşünce dünyamızı, ruh iklimimizi zenginleştirir. O hâlde yapılacak şey, okumak ve okutturmaktır. Okudukça dilimizin inceliklerini, güzelliklerini fark edebiliriz. Türkçenin yetersizliğinden dem vuranlar emin olun ki Türkçeyi tanımayanlardır. İnsan tanımadığı şeye karşı da duyarsız ve ilgisiz olur. Son günlerde gençliğin Türkiye’nin kutsalları karşısındaki dik duruşu, Türkçenin geleceği konusunda da beni asla karamsar yapmıyor.

         

  • ·Hocam, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

         

        


Türk Yurdu Ağustos 2013
Türk Yurdu Ağustos 2013
Ağustos 2013 - Yıl 102 - Sayı 312

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele