Seyyah ve Diplomat İtalyan Luigi Ferdinando Marsigli’nin Osmanlı’sı (1658-1730)

Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

        Seyyah, diplomat, tarihçi, arkeolog, doğa bilimci, coğrafyacı ve asker gibi birçok sıfatı yaşamının içerisine sığdırmış Bolognalı Luigi Ferdinando Marsigli(veya Marsili)’nin farklı milletler nazarında değerini değişik açılardan değerlendirmek mümkündür. Fransızlar için Marsigli, deniz bilimi konusunda ilklerdendir ve önemli bir bilim adamıdır. Bir Avusturyalı için Marsigli, öncelikle bir askerdir, Osmanlı Devleti’ne karşı mücadele etmiş ve genel olarak Avusturya’nın savunulmasında öncü rol oynamıştır[1]. Karlofça Antlaşması’nın imzalanmasından sonra ise sınırların çizilmesi konusunda bir diplomat olarak görev yapmıştır[2]. Macarlar için Marsigli, Mattio Corvino’nun kitaplarını kurtaran kahramandır ve sonra Danubio[3] nehrinde yaptığı askeri ve bilimsel çalışmalar dolayısıyla önemli bir tarihi kişiliktir. Türkler için ise Marsigli, İstanbul Boğaz’ındaki akıntıları[4] bilimsel olarak inceleyen bir bilim adamıdır ve bunun yanı sıra esareti sırasında ve II. Viyana Kuşatması (1683) esnasında kahve[5] hakkındaki gözlemlerini kitaplaştıran kişidir[6]. Son olarak kendisinin Bolognalı olduğunu bildiğimizden yukarıda saydığımız bütün değerleri İtalyanların hanesine yazabiliriz.

         

        Özellikle Türk Tarihi açısından ortaya koyduğu eserleri göz önünde bulundurduğumuzda ve bunun yanı sıra Türklerin yemek, kıyafet, para ve askeri vaziyetleri hakkında incelemelerini de düşündüğümüzde Marsigli’nin değeri bu kadar kısa bir şekilde anlatılamaz.

         

        Luigi Ferdinando Marsigli, dönemi itibariyle oldukça seçkin bir entelektüeldir. Kaleme aldığı eserler ve çizimler bugün hala önemini korumaktadır[7]. İşte bu makale seyyah ve diplomat Marsigli’nin Türk Tarihi açısından değerini ortaya koymak ve özellikle 1680 yılında İstanbul’dan Venedik’e yaptığı yolculuğu çerçevesinde seyyah olarak nasıl değerlendirilebileceği konusunu açıklamak için kaleme alınmıştır.

         

         

        Marsigli’nin Hayatı: Tecrübe ve Gözlem ile İçi İçe Geçmiş Bir Yaşam[8]

         

        1658: 20 Temmuz günü Bologna’da Baba Carlo ve Anne Kontes Margherita Hercoloni’nin çocuğu olarak Aristokratik bir ailede dünyaya geldi [9].

         

        1674-1678: Bu zaman dilimi içerisinde İtalya’nın çeşitli bölgelerine; Venedik, Padova, Roma, Napoli, Pozzuoli, Firenze, Livorno e Lucca’ya seyahat etti. Bu seyahatleri sırasında değişik gruplardan farklı bilim adamlarının sohbetine misafir oldu.

         

        1679-81: Venedik Balyos’u Pietro Civran ile Venedik’ten ayrılarak İstanbul’a, onun hayatını derinden etkileyecek Osmanlı başkentine yolculuğa çıktı. 11 aylık süre boyunca İstanbul’da kaldı. İstanbul’da bulunduğu sıralarda Türk dünyasını yakından gözleme fırsatı buldu. Türk yiyecek ve içeceklerini, adetlerini ve özellikle giyim kuşamlarını dikkatli bir incelemeye tabi tuttu. Bunun yanı sıra coğrafya ve deniz bilimleri üzerinde incelemelerde bulundu. Bu özelliğinden dolayı Marsigli’ye deniz filozofu takma adı da verilmiştir[10]. Bu genel gözlemler onun sonraki yaşamını çok derinden etkileyecekti. Yine burada İstanbul’da fizikçi, coğrafyacı ve tarihçilerle bir arada bulunmuştur. İstanbul’daki bu kısa süren misafirliğinin sonunda Venedik’e geri dönüşünü ise Balkanlar üzerinden kara yoluyla gerçekleştirdi. Yolculuk sırasında birçok gözlemlerini ufak bir deftere not etti.

         

        1681: Osservazioni Intorno Al Bosforo Tracio Overo Canali Di Costantinopoli adlı eseri Roma’da basıldı[11]. Bu çalışma Marsigli’nin İstanbul’da bulunduğu 11 aylık süre zarfında İstanbul Boğazı üzerine yaptığı incelemelerinin ve notlarının bir ürünüdür. 

         

        1682: Asker olarak Leopoldo I’in ordusunda görev aldı[12]. Bu tarih aynı zamanda asker olarak görev yapmaya başlayacağı yılın da başlangıcıdır. Marsigli, hayatının önemli bir bölümünü (yaklaşık 20 yıl) Habsburg liderinin emri altında geçirmiştir. John Stoye’nin ifadesiyle söyleyecek olursak Marsigli, Leopold I’in güvenilir bir hizmetkârıdır[13].

         

        1683: Bu yılın Temmuz ayında Balkanlar’da Raab ırmağının yakınlarında yaralandı ve Türklerin eline esir düştü[14]. Bu esaret hayatı da Türk askeri yapısını ve adetlerini gözlemek adına ayrıca değerlidir Marsigli için. Türkler tarafından esir olarak Viyana kuşatmasına katılmış ve bu kuşatmanın tanığı olmuştur. Burada kahve yapımı konusunda Türklere hizmet etmiştir. Anılarında bu hizmetinin yorucu olduğundan, ölmeye yakın ancak mola verebildiğinden bahsedecektir[15]. Bu yorgunluğun karşılığını Marsigli, esaret sonrasında kahve hakkında yayımlayacağı bir kitapla atacaktır[16]. Marsigli’nin Viyana Kuşatması’na olan tanıklığı onun daha sonra Türk ordusu hakkında kaleme alacağı çalışmalarının da bir anlamda başlangıcı sayılabilir. Hatta daha sonra çeşitli görevlerle Leopold I’in ordusunda Türk ordusuna karşı mücadele ederken bu tecrübelerinden yararlandığını da kendisi ayrıca belirtmektedir.

         

        1684: Özgürlüğüne kavuşan Marsigli önce Macaristan’a oradan da İtalya’ya dönüş yapmıştır.

         

        1685: Viyana’da küçük bir kitapçık olarak Bevanda Asiatica adlı eseri basıldı. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu çalışma onun esaret yıllarında Türk kahvesi üzerine çalışmasının bir ürünüdür. Yine bu yıl içerisinde askeri bakımdan da unvan ve tecrübesini yükseltmiştir.

         

        1686: Viyana’da bir süre kaldıktan sonra Türkler tarafından kuşatma altında bulunan Buda savunmasına katıldı. Ancak bu savunma Marsigli açısından pek de olumlu sonuçlar vermedi ve Buda kenti Türklerin eline geçti. Yalnız burada önemli bir miras, kitap meraklısı Marsigli’nin eline geçecektir. Buda kuşatması sırasında ele geçirdiği Osmanlıca yazma eserler. Bu kitaplar onun Türk dünyasına daha ayrıntılı olarak vâkıf olmasının da yolunu açacaktır.

         

        1687: Bu yıl onun asker olarak görevine devam ettiği yıldır. Özellikle Balkanlarda Transilvanya’da görevini sürdürmüştür.

         

        1688: Roma’dan Marsigli’ye bir davet gelmiş ve 1688 yılında Belgrad’a karşı düzenlenecek bir seferde görev alması için talepte bulunulmuştur. Viyana’ya geri dönen Marsigli, akabinde Belgrad’a ulaşmış Bavyera Elettore’sinin komutası altında kuşatmaya katılmıştır. Belgrad kuşatması başarıyla sona erdikten sonra ise Marsigli, Viyana’ya geri dönüş yapmış ve burada Belgrad’ın savunma hattının ve özellikle kalelerinin sağlamlaştırılması konusunda çalışmalarda bulunmuştur. Altını özellikle çizmek gerekir ki, Marsigli kale ve savunma konusunda önemli bir askerdir. Bu özelliği onun seferlerde çeşitli komutanlar tarafından tercih edilmesindeki önemli nedenlerinden birisidir. Bugün Bologna Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan onlarca kale haritası bu söylediklerimizin bir anlamda canlı tanıklarıdır[17].

         

        1688-1690: Bu yıllar içerisinde Marsigli Mareşal Luigi di Baden’in birliğinde Macaristan’daki isyanlar ve Türklere karşı savunma amacıyla görev aldı. Özellikle sınır bölgelerinde incelemelerde bulundu. Bu tarihten itibaren sınır ve savunma hattı konusu, Marsigli için deyim yerindeyse, uzmanlık dalı olmaya başladı. Marsigli bu incelemelerinin meyvesini ileriki tarihlerde alacaktır.

         

        1691-1692: Bu yıl Marsigli açısından kötü başladı. Daha evvel Belgrad’ın ele geçirilme sürecinde yer alan Marsigli, şimdi Türkler tarafından bu şehrin alınmasının haberini alacaktı. 1691 yılının sonlarına doğru Türklerle barış anlaşması yapmak amacıyla İstanbul’a hareket etti. Bu konu hakkında Venedik raporları şu şekilde not düşecektir: “…Marsigli, İngiltere ve Hollanda adına barış anlaşması hakkında bilgi vermek ve ön görüşmeler yapmak için Vezir’e ilgili mektubu getirdi ve görevini tamamladıktan sonra tekrar Viyana’ya dönüş yaptı”.[18] Bu görev aynı yıl içerisinde hemen sonuç vermemiş olsa da gerçekten önemli idi. Daha sonra taraflar arasında yapılacak olan Karlofça Antlaşması’nın yolunu bir anlamda açacaktı. Biliyoruz ki, Karlofça Antlaşması’nda arabulucu olarak görev yapan iki ülke daha evvel girişimleri başlatan İngiltere adına William Paget ve Hollanda adına Jacobus Collier’di.

         

        1693: Bu tarihte genel olarak Marsigli, Danubio yani Tuna nehri bölgesinde incelemelerde bulundu. Tuna bir anlamda Doğu dünyası ile Batı dünyasını ayıran doğal sınırdı Marsigli için. Bu hattın iyi savunulacak olması Türklerin daha fazla ileriye gitmesini engelleyecekti. Marsigli’nin tahminleri doğru çıktı. Türkler, Tuna nehrini fazla geçemediler Tuna’nın öte yakasındaki Viyana’yı ise alamadılar. Marsigli, Tuna nehri üzerine gerçekleştirdiği gözlemlerinde devamlı olarak strateji adına planlar yapmıştır. Buradaki kalelerin konumları, Türk donanmasının durumu[19] ve askerlerin savaş sırasında alabilecekleri pozisyonlar vs. bunların hepsi daha evvel onun buralarda yaşadığı kuşatma tecrübelerinin bir ürünüdür. Bu tecrübelerin ürünleri Marsigli tarafından sadece yazılacak metinlere konu olmayacak aynı zamanda çeşitli çizimlere de malzeme olacaktır. Bu çizimlerin çoğu kaleler üzerinedir. Kalelerin yapısı, savunma biçimleri, muhtemel bir kuşatma sırasında ki durumları ve benzerleri. Bunların tümü onun gözlem ve birikimlerinin bir ürünüdür.

         

        1694: Transilvanya bölgesinde askeri gözlemlerine devam ettiği yıldır.

         

        1695: Tibisco üzerine bir köprü inşa edilmesi için kendisine görev verildiği yıldır. Yine bu görev onun askeri bazı ihtiyaçlar hakkındaki gözlemlerinin bir sonucudur[20].

         

        1696-97: Tuna ve Tibisco nehirleri arasında iletişimi sağlayacak olan yeni bir yolun inşa edilmesi projesine katıldı. 1696 yılında yakalandığı bir hastalıktan dolayı Viyana’ya dönüş yaptı ve 1697 yılının ilkbaharına kadar burada ikamet etti. Sassonia Elettore’si ile birlikte ordunun daha kolay ulaşımını sağlamak için Doğu sınırları bölgesinde gözlemlerde bulundu. Onun sınırlardaki gözlemleri daha sonra bu konu hakkında farklı görevlerde yer almasının da yolunu açacaktır.

         

        1698: Bu yıl Marsigli için önemli bir yıldı. Karlofça Antlaşması’nın hazırlıklarının yapıldığı ve görüşmelere Avusturya adına 3 temsilciden biri olarak kendisine görev verildiği bir yıldır.

         

        1683-1699: Bu yıllar arasında yıpratıcı bir savaştan çıkan Osmanlılar, Avrupalı muhatapları ile anlaşma için görüşme masasına oturmuş ve Alessandro Maurocordato[21]’nun önemli diplomasi tavrı ile zorlu süreci belirli kayıplarla atlatmıştı. Elbette bu anlaşma Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olacak, bu tarihten sonra devletin toparlanması pek de kolay olmayacaktı. Karlofça Antlaşması sonuçları bakımından ciddi getirileri olan bir anlaşmaydı. Bu anlaşma aynı zamanda Osmanlı diplomasi anlayışını da önemli oranda değiştirmiştir. Bir tarafta Rami Mehmed Efendi, Diğer tarafta Venedik’in temsilci Carlo Ruzini ve Habsburg’un 3 temsilcisinden birisi olarak Marsigli. Burada onun görüşmelerde seçilmesinin hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’ni iyi tanıyor olmasından ileri geldiğini söylemek gerekir. Her bakımdan Osmanlı Devleti’ni tanımaya çalışan Marsigli diplomasi alanında tercih edilen bir kişi olduğunu bu anlaşma ile göstermişti[22]. Karlofça görüşmelerinde Marsigli’ye müracat edildiği nokta ağırlıklı olarak coğrafya üzerineydi. Balkan coğrafyasını ve özellikle Tuna ve çevresini iyi bilen Marsigli, görüşmeler sırasında ülkeler arasında sınırın nasıl çizilmesi gerektiği konusunda bilgi verecektir. Yine bu yıl içerisinde Marsigli, kendi bilimsel araştırmalarını ihmal etmemiş diplomasi trafiğinden fırsat buldukça bu alana vakit ayırmıştır. Bir başka eserini; Dissertazione Epistolare Del Fosforo Minerale o Sia Della Pietra Illuminabie Bolognese başlığı altında bu yıl yayımlamıştır.

         

        1699-1701: 26 Ocak 1699 yılında Karlofça Antlaşması imzalandı ve ardından ise üç devlet arasında (Osmanlı-Venedik-Avusturya) yapılacak olan ve yaklaşık olarak çeşitli mekânlarda iki yıl sürecek olan sınır tartışmaları gündeme geldi. Bu sınır tartışmalarında Marsigli’ye doğrudan görev verilmiştir. Ona sınırlar konusunda görev verilmesinin nedeni elbette yaptığı sayısız incelemelerin bir sonucudur. Bu görev askeri ve politik kariyerinin bir anlamda zirvesi olarak kabul edilebilir.[23] Marsigli, sınır tartışmalarına özellikle iki ülkeyi ayıran bir hat olarak bakmamış, sınır konusuna iki medeniyeti ayıran bir çizgi, ticaret ve nüfus konusunun da içinde olduğu bir çerçeveden bakmıştır. Kaleme aldığı metinler onun bu konu hakkında ne kadar detaylı düşündüğünü ve yine bu göreve neden getirildiğini açıkça göstermektedir. Daha evvel bu coğrafyada yaptığı seyahat ve Türklerin eline esir düşerek buralarda vakit geçirmiş olması bu göreve getirilişinin önemli nedenleri arasındadır. Bu uzun ve yorucu sınır tartışmalarının hemen akabinde ise Marsigli’nin bir başka kitabı olan Danubialis Operis Prodromus basılmıştır.

         

        1702-1704: Bu yıllar genel olarak Avrupa için sıkıntılı yıllar olarak tanımlanabilir. Osmanlı Devleti hakkındaki sorunlar kısmi olarak çözülmüş geriye ise Avrupa’nın kendi içerisinde büyük bir sorun ortaya çıkmıştır: İspanya Veraset Savaşı. Hemen hemen tüm Avrupa’yı savaşın sardığı bu dönemde Marsigli’de bir asker olarak kale kuşatmalarında görev almıştır. 1704 yılında ise Marsigli savaş yorgunu olarak Viyana’ya dönüş yapacaktır.

         

        1705-1709: Marsigli 1706’da Paris’e yolculuk yaptı ve burada daha evvel gerçekleştirdiği çalışmaları düzenleyerek Histoire Physique de la Mer adlı yapıtını yayımladı. Bu süre zarfında İspanya Veraset Savaşı ise devam ediyordu. 1708 yılında İtalya’ya döndü ve daimi mesleği olan askeri görevlerini yerine getirmeye devam etti.

         

        1710-1714: Bu yılların başlangıcı hem Marsigli ve hem de Bologna’nın tarihinde oldukça önemlidir. Marsigli 1711 yılında Bologna’da Bilim Enstitüsünü kurdu ve uzun yıllar sonucu bir araya getirdiği zengin koleksiyonu buraya bağışladı. Bu enstitünün resmi açılış tarihi ise 13 Mart 1714’tür. Marsigli yine bu sıralarda yeni çalışmalarını da yayımlamıştır. 1711 yılında Brieve Ristretto Del Saggio Fisico Intorno Alla Storia Del Mare Venedik’te basılırken; Dissertatio De Generatione Fungorum adlı çalışması ise 1714 yılında Roma’da basılacaktır.

         

        1715: Academia des Sciences (Paris) üyelerinden biri olarak önemli bir bilim akademisinin üyesi oldu. Bu yıl içerisinde Roma’da Papa yeni bir görev için ona çağrıda bulunacaktır. Bu çağrının sebebi ise yaklaşan savaştı. Bilindiği üzere Venedik ile Osmanlı Devleti arasında yapılan savaşların en sonuncusu 1715-1718 tarihleri arasındadır. Bu savaş aynı zamanda Papalık merkezli Katolik dünya açısından Müslümanları Avrupa’dan çıkarmanın da önemli bir savaşıdır. Papa bu savaşın önemi dolayısıyla Marsigli’ye onun çok iyi bildiği Adriyatik bölgesinde görev yapması için çağrıda bulunmuştur. Marsigli’nin hayatındaki bu görev daha evvel Türklere karşı savaşırken aldığı göreve nazaran sönük kalacaktır. Ne Bologna’da ki yazmalar ne Avusturya Devlet Arşivi’nde ki belgeler ne de son olarak Venedik Devlet Arşivi’nde ki belgeler onun bu görevinden fazlasıyla bahsetmeyecektir. Bunun bizce önemli sebeplerinden birisi artık Marsigli’nin yaşlanmasıdır (bu sıralarda Marsigli 57 yaşındadır), diğer bir sebebi de bilim adamlığı vasfının biraz daha ona yüklediği ağırlıktır. Yoksa daha evvel onlarca belgeyi kaleme almış Marsigli’nin bu görev ve bu son savaş hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi elbette beklenirdi.

         

        1716-1730: Bu tarihler arasında Marsigli artık kendini daha fazla bilim dünyasına verecektir. Bir taraftan kurduğu Enstitü hakkında çalışacak ve öte taraftan ise yine bilimsel yayınları için gözlemlerine devam edecektir. 1722 yılında Marsigli Londra’da Royal Society’nin üyelerinden biri olmuş ve buradan Hollanda’ya geçerek bir yılı aşkın bir süre orada çalışmalarına devam etmiştir[24]. 1725 yılında l’Historie Physique de la Mer adlı çalışması ve daha sonra 6 ciltten oluşan Danubius Pannonico-Mysicus adlı çalışması yayımlanmıştır. 1730 yılında ise Marsigli doğduğu kentte yani Bologna’da yaşamını yitirmiştir.

         

        1732: Marsigli’nin ölümünden 2 yıl sonra onun önemli bir çalışması olan Stato Militare dell’Impero Ottomano yayımlandı[25]. Bu çalışma Türk tarihi açısından da önemli bir çalışmadır ve hala değerini korumaktadır. Bu çalışmanın en önemli özelliği bizim Marsigli hakkında kullandığımız Tecrübe ve gözlem ile içi içe geçmiş bir yaşam başlığı ile oldukça uyumludur. Osmanlı Devleti’nin askeri durumu adlı çalışma yıllar boyu gözlem ve tecrübe ile geçirilmiş bir hayatın yansımasıdır. Marsigli bu çalışmayı hayatta iken basmamıştır. Bu, onun çalışmayı henüz sonlandıramadığının bir göstergesidir. Her gün yeni bilgiler ve her gün daha evvel eksik gördüğü bilgileri düzelten Marsigli’nin Osmanlı Devleti’ne dair askeri gözlemleri neticesini, ancak o öldükten sonra verecektir. Bu çalışma 1732 şartları çerçevesinde hala bitmemiş bir çalışmadır, çünkü Marsigli sonraki yıllarda değişen Osmanlı’nın değişen askeri yapısını gözlemleyemeyecektir.

         

         

        Marsigli ve Osmanlıca Yazma Eserler

         

        Seyyah ve Entelektüel L. F. Marsigli aynı zamanda kitap meraklısı birisidir. Osmanlı Devleti’nden birçok yazma eseri gittiği seyahatlerinden, esaret altında bulunduğu sıralarda ve son olarak Osmanlı Devleti’ne karşı mücadele ettiği Viyana ve Buda kuşatmaları zamanında temin etmiştir. Bu kitaplar arasında Arapça, Farsça ve Osmanlıca eserler özellikle dikkati çeker[26]. Osmanlıca eserler arasında ise Mss. 3311 numarası ile kayıt altına alınmış 1683 Viyana Kuşatmasından, İslam Tarihi ve Dua kitaplarına, Mss. 3459 numara ile kayıtlı Kanije Kalesi’nin fethinden, Mss. 3359’a kayıtlı Osmanlı kıyafetlerinin ve özellikle sarıklarının resmedildiği yazma esere ve yine buna benzer Mss. 119 no’lu Turcarum Vestitu başlığı altında kayıt altına alınmış, görsel içerikleri oldukça zengin yazmalara kadar[27] ve edebi içerikli kitaplardan haritalara kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Bu geniş konu başlıkları onun Doğu dünyasına olan merakını açıkça göstermesi bakımından önemlidir. L. F. Marsigli bu kitapları birçok kez ziyaret ettiği Osmanlı sınırları içerisinde çeşitli zaman dilimleri içerisinde toplamıştır. Bunlardan bir kısmının Buda Müftüsünün kitapları olduğunu ayrıca belirtmemiz gerekir. 1684 yılında Marsigli’ye Viyana’dan gelen bir mektup Müftünün Kütüphanesi hakkında detaylı bilgiler verecektir[28]. Bu kitaplar daha sonra Marsigli tarafından Bologna Üniversitesi Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır. 21 Ekim 1718 tarihinde Bologna’dan Origo Legato tarafından yazılan bir mektup bağışlanan bu kitapların çerçevesi hakkında daha ayrıntılı bilgiler verir[29]. Buna göre genel olarak bağışlanan bu kitaplar;

         

        1-Asya, Afrika ve Avrupa’nın birçok bölgesinin iklimden şehirlerine kadar incelendiği coğrafya kitapları olarak; 101 adet

        2- Arap, İran ve Türk tarihi hakkında yazılmış kitaplar olarak; 192 adet

        3-Astronomi hakkında yazılmış kitaplar olarak; 220 adet,

         

        Bir taraftan Osmanlı Devleti’ne karşı mücadele içinde olan Leopoldo I’in emrindeki tecrübeli askeri, öte tarafta Osmanlı dünyasının meraklısı Marsigli. Bir tarafta savaş ve mücadele ve bir tarafta yanan meydanlardan ve camilerin içerisinden kitapları toplamaya çalışan Marsigli[30]. Barış dönemi içerisinde ise çeşitli vesilelerle İstanbul’u ziyaret etmiş ve orada çeşitli yazmaları kütüphanesine katmış bir bilim insanı. Genel olarak hayatını gözden geçirdiğimizde Marsigli için bu çabalar, önemli bir entelektüel mücadelenin yansıması olarak kalacaktır.

         

         

        Marsigli ve Osmanlıca

         

        Marsigli 1680 yılında İstanbul’dan Venedik’e yolculuğa başladığında yanında bir Dragoman (tercüman) ona eşlik edecektir. Bu dönemde 21 yaşında olan Marsigli Türk diline oldukça meraklı birisidir. Gittiği seyahatlerinde bu dili öğrenmek için çaba harcadığını biliyoruz. Önceleri Dragoman kullanan Marsigli daha sonra kendi çabalarıyla Türk dilini öğrenmiştir. İtalyan dili, bir Osmanlı için ne derece zor ise Marsigli için de Türk dili o derece zordu. Elbette Marsigli yaptığı yolculuklarda Osmanlıcaya ihtiyaç duymuştu. Muhataplarının çoğunun Latince ve İtalyanca bilme olasılığı düşüktü. Böyle bir gerçekliği İşkodra’dan Adem Paşa Venedik’li muhatabına yazdığı bir mektubunda açıkça dile getirir. Adem Paşa kendisine yazılacak mektuplarda eğer mümkünse “Quando vostra eccelenza mi scriva in lingua Turchiavona perche in lingua italiana non trovo chi la possa leggere perche prete italiano difficilissime lo posso trovare[31]” İtalyanca dilinin zorluğundan dolayı Türk dilinin tercih edilmesini rica etmiştir.

         

        Marsigli’nin her seyahatinde yanında bir dragoman bulundurması zordu. Bu durumda geriye yapılacak tek şey kalacaktır: Türk dilini öğrenmek. Bizzat Osmanlıca için çalışmalar yapan Marsigli’nin kendi kaleminden çıkan bazı metinler, yine Osmanlı tarihi ve Osmanlı kültürü üzerinedir.

         

        Son olarak onun esaret altına alınma anında kullandığı “Raab ırmağını geçerken saldırıya uğradık atım yaralandı ve bende dahi bir an öldüm zannettim… İstanbul’a seyahatim sırasında Türkçe öğrenmiştim ve onların Degma! Yani tutuklanmak anlamına gelen dur ifadesi(ni) (anlamıştım)”[32] sözleri Türkçe bildiğinin önemli bir göstergesidir. Yine Marsigli evrakı içerisinde bulunan ve kendi elinden çıkmış bazı Osmanlıca denemeler ise diğer başka önemli kanıtlardır[33].

         

         

        Marsigli’nin Günlüğü ve İstanbul’dan Venedik’e Seyahati[34]

         

        1679 yılında Venedik Balyos’u Pietro Civran[35] ile yola çıkan Marsigli 11 aylık süre boyunca İstanbul’da ikamet etmiştir. Balyos Civran’ın daha evvel savaşlar dolayısıyla bozulan Osmanlı-Venedik ilişkilerini yeniden tesis etmek gibi bir görevi olduğuna bakılırsa bu yolculuğun hassas bir yolculuk olduğunu söylemek gerek. Bu son derece hassas yolculuk, bir takım sıkıntılar da aşıldıktan sonra, sonunda İstanbul’un kapıları Marsigli’ye açılacaktır. Burada öncelikli olarak Balyos Civran’in Marsigli’yi seçme nedeni üzerinde durmak gerekir. 1679 yılını düşündüğümüzde Marsigli o sıralar henüz 21 yaşındadır. Civran, bu genç için verdiği yanına alma kararında hiç şüphesiz onda gördüğü merak duygusu ağır basmıştır. Bunun yanı sıra Marsigli’nin Bologna’nın önde gelen ailelerinden birine mensup olması ve dil konusunda ise yeteneği bu tercih edilişin bir başka sebepleri olarak söylenebilir. Civran, gemisine alırken Marsigli’yi "Camerata Del Bailo (Ambasciatore) Della Serenissima Pietro Civran” Balyos’un silah arkadaşı/arkadaşı unvanı ile adlandırmıştır[36]. Civran, bu “arkadaşın” daha sonra önemli bir bilim adamı ve asker olacağını önceden kestirmiş olsa gerek.

         

        11 aylık İstanbul süreci Marsigli için ağırlıklı olarak gözlemlerle geçmiştir ve özellikle İstanbul Boğazını gözlemlemiştir. Boğaz’daki akıntılar ve yaşam türleri hakkında önemli veriler elde etmiş ve bu verileri daha sonra kitaplaştırmıştır[37]. Yine bu süre zarfında Marsigli, Osmanlı adet ve gelenekleri, Osmanlı yaşam biçimi ve özellikle ordusu hakkında da notlar almıştır. Bu notlar daha sonraki yaşamının her noktasında ona ve görev aldığı işlerde yardımcı olacaktır.

         

        Geriye dönüş yolculuğu ise devamlı merak duyduğu İstanbul’a gelişinde olduğu gibi deniz yoluyla olmayacaktır. Balkanları takip ederek Adriyatik aracılığıyla kara yoluyla olacaktır[38]. Bu yolculuk yaklaşık olarak 2 ay sürmüştür ve Marsigli, Venedik’e 17 Ekim 1680 tarihi itibariyle ulaşmıştır.  

         

        22 Ağustos 1680 günü Marsigli için İstanbul’dan, onun Türk dünyasına ilk adım attığı ve Türk asker ve bilim adamlarıyla iletişim kurduğu şehirden, ayrılma vaktidir artık. Tuttuğu günlüğün ilk sayfasına; “si parti di qui Costantinopoli in campagnia di dragomano” (İstanbul’dan bir tercüman eşliğinde ayrıldım) yazacaktır[39]. Marsigli ilk dönemlerde yanında tercüman bulundurma ihtiyacı duymuştur. Henüz Türkçesi iletişimi sağlıklı bir şekilde sağlaması için yeterli değildir. Ama sonraları kendi gayretleri ile Türkçeyi öğrendiğini biliyoruz. Genel olarak bu yolculuk hakkında vurgulamamız gereken nokta onun ağırlıklı olarak nüfus yapısına önem vermesi ve bunun yanı sıra antik yapılara merak duymasıdır. Özellikle farklı etnik grupların bir arada yaşamalarına yaptığı vurgu ise ayrıca önemlidir. Osmanlı egemenliği altındaki bölgelerde han ve kervansaraylar hakkında, kale ve palankalar hakkında ve son olarak yine mesleğin vermiş olduğu zihniyetle doğa hakkındaki izlenimlerini verir çok boyutlu Marsigli, seyahatinde.

         

        Marsigli Edirne’den itibaren özellikle camiler hakkında gözlemlerini aktarır. Bir İslam kenti için vazgeçilmez yapı birimi olan cami, Marsigli’nin gözlemlerinde kaçınılmaz sembollerdir. Bu seyahatinde ve özellikle kendisinin asker olarak görev aldığı kuşatma zamanlarında ayrıntılı cami betimlemeleri vardır Marsigli’nin. Burada bir örnek olması açısından Osmanlı Buda’sı hakkında onun aldığı notlara bakalım;

         

        1-       Büyük giami Mustafa Passa Ciarsusinde,

        2-       Saga giamisi Toprak culesine iakin,

        3-       Orta giamisi cismegiler sirasinde,

        4-       Passa giamisi,

        5-       Sarai Giamisi,

        6-       Seih Giamisi Cazangilar socaghinde,

        7-       Hamam giamisi Jenisser ortalarinde iakin,

        8-       Chiuzzuk giami capaghanun ianinde,

         

         

        Bu şekilde İtalyanca söyleyiş biçimini kullanarak yazdığı bozuk bir Türkçe ile devam eden Marsigli, bir kentin doğasını oluşturan en önemli yapı birimi olan camilerin durumunu ayrıntıları ile verir. Bu bir anlamda ele geçirilecek kentin ya da ele geçirilmiş olan Osmanlı kentinin tanımlanması adına önemlidir asker ve seyyah Marsigli için[40]. Yolculuğa dönecek olursak Marsigli, 22 Ağustos 1680 günü daha sonra değişik konumlarda görevler alarak geri döneceği İstanbul’u bırakarak Edirne’ye doğru yola çıkar[41]. İlk istikamet onun için Cunfurgasi (Kumburgaz)’dir ve ardından Silivria (Silivri)’dır. Burada antik dönemden kalan bir kale ve iki kiliseyi görecektir. Buradan yolculuğuna devam ederek 5 saatte ulaşabildiği Zorlu (Çorlu)’da çok sayıda Türk’ün yaşadığı ve bunun yanı sıra kent dokusu içerisinde Ermeni, Yahudi ve Rumların da belli bir sayıda olduğundan bahseder. Bir Ermeni kilisesinin hemen yanında ise i Turchi una bella Moschea (Türklerin güzel bir camisinin) olduğunu kaydeder[42]. Ayın 25’inde Bugos (Burgaz)’a gelen seyyahımız burada Sokullu Mehmed Paşa’nın yaptırdığı kendisinin tabiri ile piu che bello e magnifico (çok güzel ve muhteşem) bir cami görecektir[43]. Bu bölgeyi de geride bıraktıktan sonra iki gün ikamet edeceği ve kendisini bir anlamda büyüleyen kente Edirne’ye varacaktır. Burada Selimiye Cami’sini ve Ug kriflli (üç şerefeli) camisini ziyaret edip notlar aldıktan sonra kentin nüfus yapısı çerçevesinde Türklerin, Yahudi, Ermeni ve Rumlarla iç içe birlikte yaşadıklarına vurgu yapmıştır[44]. Altı saatlik bir yürüyüşün ardından ise bu sefer Marsigli Mustafa Vassa (Mustafa Paşa) kazasına varacaktır. Burada kendisini hayretler içerisinde bırakan II. Murad zamanında yapılan ve kendisinin tabiri ile che va serpeggiando (yılan gibi uzanan) köprüyü görecektir. Bu köprünün onun notlarında önemli bir yeri vardır. Marsigli, antik dünyaya meraklı olduğu için köprüde antik dönemde inşa edilmiş köprülerin yapım tekniğinin kullanıldığını söyler[45]. Yine burada Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk hasekisinin yaptırdığı büyük bir Kervansaray’ı gezip notlar almıştır. Osmanlı hanları onun günlüğünde önemli yer tutar. Sebebi ise hiç şüphesiz bu hanlarda Marsigli’nin de muhtemelen kalmış olmasından ve Osmanlı misafirperverliğini tecrübe etmiş olmasından kaynaklanıyordu. Örneğin Filibe yakınlarında Köprülü’nün yaptırmış olduğu bir hanı ayrıntısıyla betimler Marsigli[46]. Eylül başı onun için yolculuğun 9. günü Osmanlı’nın Shilibi (Filibe) dedikleri yere geldiğini söyler. La citta’ dunque sta’ situata in loro meraviglioso (Kent Muhteşem bir mekânda konuşlanmıştır) diyerek şehrin her tarafında Türk yapılarının görülebileceğinden bahseder. Antik yapılara meraklı olduğunu bildiğimiz Marsigli, burada biraz hayal kırıklığını belirtmeden geçemez çünkü kent antik dönemden kalma hemen hemen hiçbir esere sahip değildir. Buradaki notlarında kentin meşhur mekânlarından biri olan Saat Tepesi’nin de çizimini vermiştir[47]. Tatar Pazarcık Kasabası’na 2 Eylül’de ulaşan Marsigli yorgunluğunu, Edirne’den yakından bildiğimiz Papaz yahnisi yiyerek atmıştır. Yine bu bölgenin hanlarının oldukça güzel olduğundan bahsedip kaldığı yolculuğuna devam edecektir. Yolculuğunun en ayrıntılı olarak anlatıldığı -yaklaşık dört sayfa- kent olan Sofya’ya bir sabah vakti varacaktır Marsigli. Burada ilk olarak kentte farklı dinlerden kişilerin bir arada yaşadığına vurgu yapmıştır. Her dinin kendine ait ibadet edebileceği mekânı vardır. Kendi merakını giderecek birkaç antik dönem yapısına rastlayıp onların üzerlerinde yer alan yazıları not etmiştir günlüğüne. 8 Eylül’de Şarköy ve ardından 9 Eylül’de Mustafa Paşa’ya varacaktır. Buradaki palanka hakkında Türkler tarafından kullanılan bu güçlü palanka bir dağın eteğindedir diyerek bölge hakkında askeri yapılara olan merakından dolayı detaylı bilgiler kaydeder[48]. Yine aynı şekilde Marsigli 11 Eylül’de Rasna’ya gelecek burada da bir hanın yanı başında bulunan Musa Paşa Palankası’nı ayrıntılı bir biçimde inceleyecektir. Söylediğimiz gibi genç Marsigli her noktada askeri yapılara olan merakını sürdürmüştür. İleriki dönemlerde ve özellikle Leopold I’in emri altında sınırlarda görev yaparken devamlı olarak sınır ve palankalar, kaleler hakkında detaylı tanımlamalarda bulunmuştur. Sınır ve savunma konuları hakkında yazdıkları arasında birçok metin vardır. Yine yaklaşık 1699 civarında yazdığı “Öncelikli olarak savaş sırasında bir sınır hattını korumak için ve iyi bir savunma için hem kale ve hem de palankalar ile çevrili yerleri ve doğal savunma hatlarının tüm avantajlarını bilmek gerekir[49]ifadesi incelediğimiz seyahatinde kısmi olarak gözlemlediği Osmanlı askeri yapılarına dair bir tecrübenin sonucudur hiç şüphesiz.

         

        Marsigli, 14 Eylül itibariyle kendi tabiriyle il di 14 due ore avanti giorno caminando per boschi e doppo la strada di tre ore scopersi il Danubio da Turchi detto Tuna, da Bulgari Duna (ayın 14’ünde üç saatlik bir yürüyüşten sonra saat iki civarında Türklerin Tuna, Bulgarların Duna dedikleri Danubio’ya ulaştık) Tuna nehri Marsigli için vazgeçilmez bir mekândır. Marsigli’ye göre bu nehir bir sınır çizgisidir. Buranın elde bulundurulması hem Türklerle savaş sırasında savunma hattı olarak kullanılması açısından hem de güvenlik açısından önemli konulardan birisidir. Onun aldığı hemen hemen bütün notlar içerisinde bir şekilde Tuna nehri geçecektir. Bu notlar elbette sadece savunma ve askeri amaçlar bakımından değil; aynı zamanda bilimsel açıdan da bir takım gözlemlerin kaydedilmiş olduğu notlardır. Yazdığı 6 ciltlik Tuna üzerine bilimsel kitabı buna örnek gösterilebilir.

         

        Seyahatinin Tuna kısmında Marsigli La citta di Belgrado sta’ situato dove la sava nel Danubio sbocca da Turchi chiamato Tuna[50]. (Türklerin Tuna olarak adlandırdıkları nehre dökülen Sava nehrinin olduğu yerde Belgrad şehri yer almaktadır.) ibaresiyle Belgrad şehrine girmiştir. Bu şehir sonraki yaşantısında Marsigli için daima uğrayacağı bir mekândır. Kentin Türklerin elinden alınmasında ve sonra Türkler tarafından tekrar emanetin teslim alınması sürecine canlı tanıklık edecektir. Bu bakımdan Belgrad her ne kadar Balkanların merkezi ise bir o kadar da Marsigli’nin yaşamının merkezindedir. Ona göre, Belgrad şehri öncelikli olarak farklı dinlere mensup olanların yaşam merkezidir ve bu kent Alman ve Ragusalı tüccarların ticari aktivitelerini gerçekleştirdikleri bir mekândır.

         

        Sava nehri ve onun çevresinden hareket ederek bölge üzerinde incelemelerde bulunmuş ve ardından belli bir süre burada ikamet etmiştir. Usachi Saim Passa (Uşaki Saim Paşa) hanında belli bir süre vakit geçirmiş ve yine özellikle gördüğü cami ve hanları değişik özellikleri ile defterine not etmiştir[51]. Yolculuğunun bundan sonraki kısımları biraz sıkıntılı bir sürecin de başlangıcı olacaktır. Marsigli, her ne kadar günlüğüne bu konu hakkındaki detayları yazmasa da daha sonra yayımlanan otobiyografisinde, bu sorunlu sürecin ayrıntılarını verecektir. Birinci sorun, daha evvel Edirne’den itibaren oldukça güzel olan yollarda hareket etmek kolayken artık sadece kiralayacağı at üzerinde bozuk yollarda yapacaktır yolculuğunu. İkinci sıkıntı ise, yüzyıllardır insanoğlunun büyük sıkıntısı olarak kalan ‘veba’nın bölgede ortaya çıkmasıdır[52]. Veba, beraberinde Marsigli’nin yol haritasını değiştirmesine ve hatta yolculuğunu daha kısa tutmasına da sebebiyet vermiştir. İki gün süreyle kimselerden uzak bir yerde bir çadırda vakit geçirmiş ve ondan sonra beş saatlik bir yürüyüşle Adriyatik kıyısındaki Clissa Kalesi’ne ulaşmıştır[53]. Daha sonra ise Venedik Kent Devleti’nin uzun yıllar hâkimiyeti altında kalacağı bölgeye Spalato’ya ve ardından onun hemen kuzeyindeki Zara’ya ulaşacaktır. Nihayetinde ise 17 Ekim tarihi itibariyle Deniz Cumhuriyeti Venedik’e adımını atarak yolculuğunu tamamlayacaktır[54].

         

         

        Sonuç      

         

        Makalenin girişinde Luigi Ferdinando Marsigli’yi farklı coğrafyalardan milletlerin nasıl değerlendirmeye tabi tutabileceğinden bahsetmiştik. Bize göre, bu önemli kişiyi yaşamının tüm çerçevesiyle bir arada değerlendirmek, onun aldığı notlara, çizdiği ve çizdirdiği haritalara ve özellikle seyahatnamesindeki ayrıntılara bu gözle bakmak yerinde bir yaklaşım olacaktır. Kısacası, seyyah Marsigli aldığı notlarla ve yaptığı gözlemlerle yaşamıyla örtüşen bir dünya yaratmıştır kendine. Bu dünyanın içinde ise Osmanlı ve Osmanlı kültürü her zaman olmuştur.

         

         

         

        

         

         


        


        

        [1] II. Viyana kuşatması hakkında Marsigli’nin raporları için bkz; Albano Sorbelli, Luigi Ferdinando Marsigli, Relazione dell’Assedio di Vienna, Bologna: Zanichelli, 1930.


        

        [2] Marsigli’nin sınırların çizimi hakkında kaleme aldığı raporlar için bkz; Raffaella Gherardi; L. F. Marsigli, Relazioni Dei Confini della Croazia e Della Transilvania a Sua Maestà Cesarea (1699-1701), Modena: Mucchi, 1986.


        

        [3] İtalyancada Tuna Nehri. Marsigli’nin Tuna nehri hakkında yaptığı bilimsel çalışmalar oldukça ayrıntılıdır. Bu konu hakkında kendisinin yazdığı çalışma için bkz; L. F. Marsigli, Danubius Pannonico Mysicus, 6 vol. 1726. 


        

        [4] Bu konu hakkında Marsigli’nin kitabı Osservazioni Intorno Al Bosforo Tracio Overo Canali Di Costantinopoli adıyla 1681 yılında basılmıştır.


        

        [5] Marsigli’nin Türk kahvesi üzerine yazdığı Bevanda Asiatica adlı kitabı 1685 yılında basılmıştır.


        

        [6] Paolo Rumiz, “Le Straordinarie Avventura”, La Repubblica, 18.12.2011, s.36.  


        

        [7] Marsigli’nin yaptığı çalışmalar Bologna’da Bologna Üniversitesi’na bağlı Biblioteca di Bologna’dadır. Yazara dair eserlerin kataloğu için bkz; Lodovico Frati: Catalogo Dei Manoscritti Di Luigi Ferdinando Marsigli: Conservati Nella Biblioteca Universitaria Di Bologna, Firenze: Leo S. Olschki, 1928. Yine başka bir çalışma için bkz; Mario Longhena; Le Carte e i Manoscritti di L. F. Marsigli Conservati a Bologna, Bologna: Cooperativa Tipografica Azzoguidi, 1934.


        

        [8] Nadia Pinardi: Misurare Il Mare: Luigi Ferdinando Marsigli Nell’Egeo E Nel Bosforo, 1679-1680, Bologna: Bononia University Press, 2009. ss.15-16; Raffaella Gherardi-Fabio Martelli: La Pace Degli Eserciti e Dell’Economia: Montecuccoli e Marsigli Alla Corte Di Vienna, Bologna: Mulino, 2009. ss.307-308. Bu iki çalışmanın yanı sıra daha ayrıntılı olarak şu çalışmaya bakılabilir; Raffaella Gherardi, Luigi Ferdinando Marsigli: Stato Militare dell’Impero Ottomano, Bologna: Rubbettino, 2012, ss.37-42.


        

        [9] Bologna kenti ifade yerindeyse Luigi Ferdinando Marsigli ile özdeşleşmiş durumda. Kentin her noktasında ve elbette kütüphanelerinde Marsigli hakkında bir şeyler bulabilmek mümkündür. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiler için şu esere bakılabilir; Peter Sarközy, Ricordi Ungheresi in Italia, Annuario: Studi e Documenti Italo-Ungheresi, Roma, 2005, ss. 59-62.


        

        [10] Camilla Giorgini - Nadia Pinardi: Luigi Ferdinando Marsigli: Scienzato e Generale, Bologna: Bononio University Press, 2010, ss.39.


        

        [11] Bu çalışma hakkında yapılan bir inceleme için bkz; Franca Moroni, Le Osservazioni Intorno Al Bosforo Tracio Overo Canali Di Costantinopoli Di Luigi Ferdinando Marsigli, Tesi di Laurea, Bologna: Universita di Bologna, 2003.


        

        [12] Leopold I’in biyografisi ve özellikle askeri faaliyetleri hakkında bkz; Jean Berenger, Leopold I (1640-1705), Fondateur De La Puissance Autrichienne, France: Presses Universitaires De France, 2004. Özellikle ss. 339-407.


        

        [13] John Stoye, Marsigli’s Europe: The Life and Times of Luigi Ferdinandi Marsigli, Soldier and Virtuoso, 1680-1730, New Haven-London: Yale University Press, 1994. s. 101. Bu kitabın İtalyanca çevirisi için bkz; John Stoye:Vita e Tempi Di Luigi Ferdinando Marsigl


Türk Yurdu Haziran 2013
Türk Yurdu Haziran 2013
Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Basılı: 15 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele