Suriye Türk Halk Kültüründen Bazı Kesitler

Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

                    Yakın dönemin Golan/Kolan Türkmenleri günümüzün Şam Türkmenleri, Suriye Türkmenleri oldular. Suriye Türkmenlerini, halk inançları, göçleri, bayramları gibi konu başlıkları altında incelemek kültür adına bazı kazanımlar sağlayabilmektedir. Onların Bayır-Bucak Türkmenlerinde olduğu gibi, farklı yerleşim yerlerine rağmen birbirlerinden ayrı olmadıkları, farklı inanç yapısı içermedikleri gerçeğini göstermiş olmaktadır. Türkmenlerin tarihî coğrafyalarına dair bilgi verirken, halk inançlarındaki ayrıntıyı yansıtmak, tespitleri zenginleştirme adına da yararlı olacaktır.

         

                    Kolan Tepeleri, 1967 yılında İsrail tarafından işgal edilmiştir. Bölge halkı Arap Türkmen ve Çerkezlerden oluşmakta ve toplamda 80 köyde yaşamaktaydılar. Bu köylerden 17’si Türkmen, 7-8’i Çerkez ve diğerleri Arap köyüydü. Şu anda Kolan’ın % 70’i İsrail işgali altındadır. Türkmenlere ait olan köylerin ise tümü işgal edilmiş durumdadır. Bütün Türkmen köyleri bölgeden göçtükleri için Kolan’da halen Türkmen kalmamıştır denilebilir. Türkmen köyleri tamamen yıktırılıp yerlerine modern Yahudi köyleri yapılmıştır.[1] Yahudi köylerinin oluşturulmasında Alman, İngiliz ve İtalyan Yahudi sermayesi de katkıda bulunmuştur.[2]

         

                    Kolan Türkmenleri, Suriye Türkmenleri arasında kimliğine en sıkı bağlı olan kesimdir. Araplaşmamak için sosyal hayatları çok sınırlandırılmıştı. Mesela Kolan Türkmenleri Kürt ve Arap aileler ile kız alıp vermezlerdi. Şehir merkezlerinde %1’e varan evlilikler olurdu. Kolan’dan göçen Türkmenlerin hepsi Şam’a yerleştiler. Türkmenlerle Çerkezler arasındaki akrabalık oluşturma Araplara nazaran biraz daha yoğundur. Türkmenler Çerkezlere pek kız vermezler, ancak onlardan kız aldıkları olur. Kolan Türkmenlerinin hepsi Suni-Hanefi inancına sahiptirler. İçlerinde Alevî veya Şii-Caferi yoktur. Toplam nüfusları 350 kadardır. Çerkezlerden de Şii-Caferi ve Alevî yoktur.[3]

         

                    Arap yönetiminin nazarında Türkmenler “Müslüman halk”tırlar. Şehir merkezlerine gelenler anadillerini unutup Araplaşmaktadırlar. Ana dillerinde herhangi bir özel eğitim, yayın, örgütlenme hakkı olmayan Türkmenlerin Suriye genelindeki gerçek miktarları 1–1,5 milyon kadardır.[4]

         

                    Türkmen olmayan bir kesimden Türkmen aileye gelin olarak girmiş bir kimse, 2 yıllık zaman sonunda Türkmen töresi itibariyle adeta teste tabi tutulur. Sosyal anlamda akrabalığa kabulü, almış olduğu bu eğitimden sonra belirlenir. Töreye uyum sağlayamamış ise kabul gördüğü söylenemez. Bu uygulamada anılan töre, kız çocuklarına ilkel davranılması, kan davası, çok eşlilik türünden olan bir uygulama değildir. Töre ile kastedilen, edep, hayâ, saygı, sevgi, bağlılık, görgü ve geleneklerin yaşatılmasıdır. Bu arada bir Türkmen’in evinde Arapça konuşulması ayıp sayılır, töreye aykırı bulunur.[5]

         

                    Kolan Türkmenlerinde çift eşlilik yoktur. Bu tür evlenme çok nadir görülür. Türkmenler bir eş alır ve hayatını onunla tamamlar. Kızların 18 yaşından evvel evlenmeleri pek mümkün değildir, onlar için evlenme yaşı daha ziyade 22–23’tür. Kolan Türkmen’i olarak Şam’a yerleşmiş olanlar Bayır-Bucak veya Halep Türkmenleri arasında akrabalık kurulabilmektedir, ancak bu duruma sık rastlanmaz.[6]

         

                    Kolan Türkmenlerinde evlendirilecek kızlara fikirleri sorulur ve muhakkak onayı alınır. Kızlar evlenmeyi istemez veya damat adayını beğenmezlerse evlilik gerçekleşmez Gençlerin evlenmeden evvel tanışmalarına fırsat verilir.[7]

         

                    Kolan Türkmenlerinde başlık, “baş vergisi” olarak bilinir. Yaygın ve ağır şartları olan bir başlık uygulaması yoktur. En fazla 500 dolar başlık alınır. Bu miktara harçlık gözü ile bakılır. Başlığın miktarını daha ziyade evliliğin olmasını istemek veya istememek tayin eder. Aday Türkmen değilse veya melez ise, ondan istenilecek baş vergisinin miktarı artar. Bu miktarın 10.000 dolara kadar ulaştığı olur.

         

                    Türkmenlerinin evliliklerinde “beşik kertmesi” uygulaması yoktur. Türkmenler arasında yakın akraba evliliğine pek rastlanılmaz, ayrıca makbul de sayılmaz. Bir yasak yoktur, ama istenilen bir uygulama biçimi değildir.

         

                    Uygulamaya göre bir ailenin kızı dışarıdan bir kimse tarafından istenirse, ilkin kızın dayısının ve amcasının oğluna sorularak öncelik onlara tanınır. Onlar bu haklarından vazgeçerlerse dışarıdan gelen görücüye kızı alma şansı doğar. Dışarıdan gelin almak maddi açıdan zor bir iştir. Bu durum Anadolu ve Azerbaycan Türk kültür coğrafyalarında da farklı değildir.

        “Evlekleri değirmi

        İnekleri yiğirmi

        Vardım isem ben vardım

        Emmim oğlu değil mi?”[8]

         

        Evlenen kızın evlenme sürecinde ufak tefek hataları varsa ve evleneceği kişi akrabadansa bunlar yok sayılabilirler. Zira amca oğlu el sayılmaz.

                       Emimoğlu biçinde

                       Köyneyi ter içinde.

                       Gettim terin silmeye

                       Kaldım tikan içinde”[9]

        “Yolda buldum bir değnek

        Pontulu/pantolonu benek benek

        Emmim oğlu dururken

        El benim neme gerek”[10]

                       “Saçın uzun değil mi?

                       Soyun bizim değil mi?

                       Alırısam/alırsam ben aldım

                       Emmim kızı değil mi?”[11]

         

        Emmi kızı için geçerli olan sosyal kurallar doğal olarak emmi oğlu için de geçerlidir. Bayan iseniz ve aynı soydan iseniz, sizin seçilmede ve hoşgörü ile karşılanmada farklı bir konumunuz vardır.

        “Kayadan atın beni

        Kumlara katın beni

        Emmim oğlu almazsa

        Pazarda satın beni”[12]

         

        Ailede emmi oğlu yok ise veya emmi oğlunun eş olarak seçtiği başka birisi var ise o durumda emmi kızı için başka bir eş bulma durumu söz konusudur.

                       “Emmim oğlu piyade

                       Ömrü de çok ziyade

                       Emmim oğlu dururken

                       Niye gidiyon yade”[13]

         

                    Kolan Türkmenlerinde bir ailenin en fazla üç çocuğu olur. Türkmenlerin çoğunluğu şehir merkezlerinde meskûndurlar. Kolan Türkmenleri göçlerden sonra, Şam’da yerleşmişlerdir.[14]

         

                    Kolan Türkmenlerinde kız kaçırma yöntemi ile evlenme çok nadir olur. % 1’i geçmez. Kan davası da yoktur. Aşiret yapısı yok sayılır, ancak aileye mensubiyet çok katıdır. İsim konurken dedelerinin adlarını verme geleneği vardır. Adı Yusuf olan birisi birkaç göbek dedesinin ismi ile adlandırılır. Yusuf, Musa, İsa, Cuma, Ahmet, Şabanî denilirken, Şabanî aşiretinden Yusuf tanıtılmış olur.[15] Şabani, bir Türkmen tiresidir. Kolan’da on beş Türkmen köyü ve çok sayıda tire vardı.[16]

         

                    Büyük aileler, küçük ailelerden pek kız istemezler. Bir aileden bir fert alkol alıyor ise, o ailenin kızının istenilmemesi için bu yeterli bir sebeptir. Buradan hareketle kız babası birçok aile reisi, kızlar büyüyünce alkolü bırakırlar.[17]

         

                    Kolan Türkmenlerinde yeni bir ev yapılacağı zaman, temel atma safhasında bir koç kesilir. Mevlit okutulur. Hayırlı olsuna gelenler, hediye getirirler. Binanın çatısı çatılırken eskiden dama Ağ bayrak dikilirdi.[18]

         

                    Ev yapılınca temeline, araba alınınca tekerine, gelin gelince ayağına kurban kesip kan akıtmak inanç ve uygulaması Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Çatı çatılınca ev sahibi tarafından bayrak asılır ve ustası tarafından bir ip gerilir ve bu ipe havlu mendil, çorap türünden hediyeler asılır. Düğünlerde düğün bayrağı, bey bayrağı, gelin bayrağı asma uygulamaları vardır.

         

                    Dünyaya yeni gelmiş çocuğa ismi babası koyar. Çoğu kere ailenin  büyüklerinin adı konur.. Bir dedenin ismi Ahmet ise birkaç nesilde bir tekrarlanan veya süreklilik arz eden Ahmet ismine rastlanır. Türkmenlerde eskiden Arap isimlerine sık rastlanılırken, son yıllarda Türkçe isimler yaygınlaşmıştır.

         

                    Türkiye –Suriye gerginliği yaşanmadan evvel 1990 yılına kadar Suriye Türkmenleri yüzlerini Türkmenistan’a çevirmiş ve her yıl Türkmenistan’a 10–15 öğrenci yüksek tahsil için gönderilirken, şimdilerde kimse okumak için Türkmenistan’ı seçmemektedir. Lâskîye Türkmenleri her yıl Türkiye’ye 50 öğrenci göndermeye başlamıştır. Türkiye’de yükseköğrenim görmüş Suriyeli Türkmenlerin mezuniyete müteakip Suriye’de iş bulmaları çok kolaydı. Ancak İç Savaş ve Türkiye-Suriye gerginliğinden sonra doğal olarak bu durum tersine dönmektedir.

         

        Türkmen halk kültüründe Yaş Günü değil, Ad Verme Günü kutlanır ve “Ad Vurma” olarak bilinir. Ad Vurma Toyunda konu-komşu ile yenilir içilir. Bu şenliklerin 10–15 gün sürdüğü olur. Doğum günü anlayışı Türk kültür coğrafyasına son yıllarda girmeye başlamıştır.

         

                    Şam Türkmenlerinde çocuğun ilk süt dişi çıkınca Diş Toyu yapılır ve bu toyun ismi Diş Kutlaması’dır. Türk kültürlü halklarda Hedik olarak bilinen özel ikram, Kolan Türkmenlerinde de yapılır. Bunun için nohut, buğday haşlanır, üzerine şekerleme türünden tatlandırıcılar konulur. Çürüyüp yerinden çıkan diş bacaya atılırken, “benim çürük dişimi al bana altın diş ver” denir. Bu uygulama Anadolu’da da yaşamaktadır.

         

                    Diş kutlaması, dişin kutlanması anlamında sıradan herhangi bir kutlamadan farklı bir anlam içerir. Bu, yeni dişin hayırlanması, hayır dua alması, sahibine hayırlı sağlıklı helal lokmalar nasip etmesi anlamını taşır.           Kolan Türkmenlerinde Saç Toyu yapılır ve bu toy bu coğrafyada da diğer Türk halklarınınkinden farklı değildir. Burada da kesilen saç altınla tartılır ve değerince zekât verilir. Çocuğun saç tıraşını daha ziyade amca veya dayısı yapar. Türkmenistan Türkmenlerinde ise, çocuğun ilk saçını dayısı sağdan başlayarak tıraş eder, ona bir hediye alır. Kesilen saçlar atılmaz saklanırlar. Saçın sahibi olan çocuk 6–7 yaşına gelince çocuğa gösterilir ve “bu senin saçın, senin saçın böyle idi” denir.[19]

         

                    Yetişkinlerin kesilen veya dökülen saçları ulu-orta atılmaz. Tarak döküntüsü saçlar çiğnenmeyecekleri yerlere sokuşturulur.

         

                    Kolan Türkmenlerinde erkek çocuklarının sünnet işlemi, çocuk 3–18 aylık dönemi arasında yapılır. Bu münasebetle yapılan Sünnet Toyu’nda müzik ve ikram söz konusudur. Sünnette kesilen parça bir çubuğa sarılır ve bacaya kaldırılır, evin yukarı kısmına konur. Kolan Türkmenlerinde Kirvelik uygulaması yoktur.[20]

         

                                Kolan Türklerinde nazar çok önemsenir. Nazardan korkulur. Korunmak için nazar boncuğu takılır. Nazar boncuğu bu kültürde “nazar bozan” olarak bilinir.[21]

         

                    Suriye Türkmenlerinde nazar boncuğuna nazar bozan denilmesi bize göre üzerinde durulması gereken bir adlandırma şeklidir. Adeta gözü veya kalbi ile nazar büyüsü yapan kimsenin büyüsünü bozmaya yönelik bir mesaj verilmektedir. Ardanuç’ta yağmur duasına “nazar duası” ve Yağmur Alayı’na da “Nazar Gezme” denir[22]. Anadolu Türk kültür coğrafyasının sair kesimlerindeki uygulamadan bir farklılık göstermeyen ve “nazar gezdirme” olarak bilinen uygulama da çocuklar “nazar nazar ne gezer, nazar burada ne gezer” diye başlayan dualarını okurlar. Bu çevrenin Türklerinde “Ses Orucu”, “Ses Saklama”, “Ses Sakınma” olarak bilinen yeni gelinlerin kayınları ve kayınpederleri yanında uzun süre konuşmama uygulaması yoktur.

                    Kolan Türkmenlerinde bir kimse ölmüş bir yakınını rüyasında görür ise, bu hale “rüyaya gelmek” denir. Böyle hallerde “ekmek zekâtı” yapılır, fakir fukaraya ekmek dağıtılır. Rüyada gelen yakın aç ise, fukara komşulara yemek ikramında bulunulur.[23]

         

                    Ekmeğin kutsallığı inancı Kolan Türkmenlerinde de vardır. Ekmek yere düşmemeli, bel hizasının aşağısında tutulmamalı, siniye, sofraya konulurken ters konulmamasına dikkat edilmelidir. Ekmek kesinlikle çöpe atılmamalıdır.

         

                    Yukarı yer ve yön, kutsallık itibarlı aşağıdan itibarlıdır. “yukarıya tükürülmez” denir. Ayak yukarı kaldırılmaz, ayağın altı yukarıya tutulmaz. Ters dönüp alt kısmı yukarı gelen ayakkabının bu pozisyonu muhakkak düzeltilir. Ancak Kolan Türkmenlerinde yağmur duasında elbiseyi ters giyme uygulaması yoktur. Bu arada kıble yönü de aynı coğrafyanın diğer halklarında olduğu gibi kutsaldır. Tuvaletin oturak taşının yönü kıbleye dönük olamamalıdır. Arapçada “aymen” kelimesi hem sağ tarafı ve hem de bereketi anlatır.[24] Türk halk tefekküründe sağ itibarlı, uğurlu olandır. İlkin sağ adım atılır. Sağdan kalkılır. Bereketli olması için iş yerleri sağ el ile açılır.

         

                    Ters etrafında Türk kültürlü halklarda bir hayli inanç oluşturmuş, adeta “ters” bir kültü olmuştur. Dua ederken eller yukarı kaldırılırken, beddua edilirken aşağıya doğru, ters tutulur. Yağmur duasında elbiseler ters giyilir. Namazdan sonra seccadenin ucu ters çevrilir.[25]

         

                    Kolan Türkmenlerinde “Asker Çöreği” yapılır. Askere gidecek gencin ailesi küçük çaplı bir ikramla yakınlarını evine toplar. Asker adayına sembolik hediye ve harçlıklar verilir. Hazırlanan özel ekmekten askere gidecek olan kimseye bir lokma ikram edilir. Çöreğin kalan kısmı asker teskere alıncaya kadar bekletilir. Asker Ağa gelince çöreğin kalan kısmını yer. Kısmetinin kişioğlunu çekeceği inancı vardır. Teskere alınıp dönülünce de göz aydını verirler, yakınlarla ufak bir şenlik yapılır.[26] Bu uygulama Anadolu Türk kültür coğrafyasında da bilinmektedir. Çok kere çörek simit şeklinde yapılır. Asker adayı bir ısırık aldıktan sonra kalan kısmı duvarda asılarak bekletilir.

         

                    Kolan Türkmenlerinde ilk mahsul olan meyveden, hayvan ürünlerinden, bazen de toplu pişirilen ekmekten ev sahibi tattıktan sonra yakın çevresine ikram eder, daha sonra ürün sahibi o mahsulden yiyip içer. Kanaatimizce bu uygulama nefis bahsi ile ilgidir.

         

                    17 Nisan günü bütün Türkmenler (20 bini bulan katılımlarla) toplu piknik yaparlar, bunun için erkenden yola çıkılır, öğle ve akşam yemekleri piknik yerinde yenir, sonra evlere dönülürdü. İdarenin baskısı sonucu Türkmen halkının toplanması sakınca doğurabileceği görüşünden hareketle bu uygulama yasaklanmıştır. Bugün Kolan Türkmenlerinde Nevruz diye bilinir. Kolan Türkmenleri Hıdrellez kutlamazlar.[27]

                    Kolan Türkmenleri Yağmur Duası için Kunteyra şehrinin batısındaki el İmam Ali, Ali Dağı olarak bilinen tepeye çıkarlar. Bu merasimde Türkmenler sarı bir inek kurban ederler. Yağmur duasından sonra toplu halde yenilir içilir ve dağdan inilince yağmurun yağacağına inanılır.[28]

         

                    Yağmur duası için yüksek tepelere çıkmak, yüksek tepelere ulu zatların isimlerini vermek, Türk kültür coğrafyasında çok görülen ve Eski Türk İnanç Sistemi’nden kalmış bir uygulamadır. Hz. Ali’nin bu coğrafyada dağlara, tepelere, kayalara isim verdiğini Zülfikar ve Düldülle adlandırılmış birçok ismin olduğu bilinmektedir.

         

                    Kolan ve Anadolu Türkleri arasında sözlü kültür ürünleri de doğal olarak ortaktır. “Boş laf garın/karın doyurmaz”, “Yorganınca ayağın son”, “Aldığın abdest ürküttüğün kurbağaya değmez”, gibi örnekleri çoğaltmak ve Yunus Emre’den ilahi okuyanı bulmak zor değildir.[29]

         

                    Bu çevrede, yaslı kadının erkek cemaati ile birlikte mezarlığa gitmesi uygun bulunmaz. Kadınlar, cenaze evinin eşiğinden dışarı çıktıktan sonra, onun ardı sıra kapıya dahi çıkamaz. Kadınlar mezarlığa yalnız başına gidemez yanında erkek kardeşi veya eşi olmalıdır. Cenaze defin edildikten sonra mezarına bir bitki ekilir. Her Cuma namazından sonra mezar ziyaret ediliri ve bitkilere su verilir.[30]

         

        Mezarın üstüne veya baş tarafına bir bitkinin daha ziyade ağacın dikilmesi, ziyaretlerde bu bitkinin üzerine su dökülmesi, “kabir ateşi”ni düşüreceği inancı ile mezarın sulanması inancı da çok yaygındır. Mezarlara suluk yapılması veya definden sonra testi gibi bir kapla su konulması uygulaması da bu inancın bir tezahürüdür. Dikilen ağaç “hayat ağacı” inancı ile bağlantılı olmalıdır.

         

                    Ulu zatların mezarlarının ziyaret edilmelerinde onlardan bir yardım umulmasında ana dili farklılığı bir tercih sebebi değildir. Esasen bu çevrede mezarda yatandan bir medet umulmaz. Ziyaret edilen ve edenin ana dilleri ve mezhepleri farklı olabilir ve bu farklılık ziyarette engel teşkil etmez. İmameddin Zengi, Muhiddin bin Arabî, Hz. Hüseyin’in başının bulunduğu mekân bu tür kutsal yerlerdendir.

         

                    Geçmişte Sünni inançlı Müslüman halk ihtiyaç duyunca, “Ya Muhammed” ve Şii inançlı Müslüman halk da daha ziyade, “Ya İmam Ali” veya “Ya İmam Hüseyin” derken, şimdilerde halk bu üç ulu zatın adeta aynı istikamete mensup olduğunu daha iyi anlamış olmalılar ki daha ziyade “Ya Muhammed” söyleminde birleşmişlerdir. Suriye iç savaşından sonra Irak iç savaşında olduğu gibi mezhepler arası gerginlik artmıştır.

         

                    Bu yörenin halk inançlarında mezarın etrafında dönmek suretiyle tavaf uygulaması yoktur. Ulu zatların mezarlarının mezar taşına taş yapıştırılmaz. Bu mekânlarda ağaç ve türbe parmaklıklarına çaput bağlamak da yoktur. Bu çevrede ulu zatların mezarların ziyareti şifa veya herhangi bir ihtiyacın karşılanması için değil, Allah rızası için yapılıp, Fatiha okunur.

         

                    Türk kültüründe gece aynaya bakılmaz. Aynaya gece bakan kimse aynada kendisini aynı ile göremeyebilir. Aynen görünmeyen kimse bir kötülüğe uğrayabilir, başına bir hal gelebilir. Bu nedenle aynalar bir örtü ile kapatılır veya ters çevrilirler.

         

                    Aynaya gece bakılmayacağı, ölü evinden cenaze çıkmadan aynaya bakılmayacağı ve Kur’an-ı Kerim okunurken aynaların açık bırakılmayıp, üzerlerinin örtülmesi uygulaması Türk kültür coğrafyasının ortak inançlarındandır. Bazı hallerde loğusa veya kırklı kadın da aynaya baktırılmaz, bakması uygun bulunmaz. Yasın ilk günlerinde aynaların açık bırakılmaması, “mevtanın ruhunun henüz evinden ayrılmadığı, kendisini ölen kimse olarak görmesinin” veya “ölen kimsenin ruhunun aynaya yansımış aksinin başkaları tarafından görülmesinin uygun bulunmayacağı” şeklinde de izahı vardır.

         

                    Bu çevrede matem üç gündür. Ölü evinde ateş yakılmaz, ocak çatılmaz/kalanmaz. Bu durum “ateş hayattır ölüm olayı ile o hanede ateş, ocak sönmüştür.” şeklinde izah edilir. Ocağın ateşi söndüğü için o eve üç gün yemek dışarıdan gelir. Kolan Türkmenlerinin halk inançlarında da od/ateş önemli bir yer tutar. “Ateşle oyun olmaz” diye özlü bir söz vardır. Ateşle oynayan çocuğun altını ıslatacağına inanılır.

         

                    Kolan Türkmenlerinde ölümden sonra bir hafta geçip Cuma günü gelince hatim yapılır/. Yakın çevre ile birlikte yemek yenir. Ölümden sonra bir hafta geçmiş ise, taziyeye gitmek uygun bulunmaz. Yas süresi bir haftadır. Bu hal “gömülen derdi eşmek olmaz” şeklinde açıklanır. Acının tekrarlanması yerinde bir hareket olarak kabul edilmez.[31]

         

                    Türkmen halk kültüründe cenazeye çiçekle iştirak etme uygulaması yoktur. Cenaze evine, fakir iseler ayni ve nakdi yardım yapılır. Yaslı fakir aileye yapılmış ilk toplu yardımdan sonra, o aileye mahalle halkı tek tek yardım ederler. Yardım usulünce yapılır, yardım edilen mahcup edilmez. Şam’da Türkmenler yardımlaşmada başarılı, toplum içinde daha dik durabilen, sözüne sadık, dürüst kimseler olarak bilinirler.[32]

         

                    “Kara kedinin gözü iyi değil” inancı vardır. Kara kediyi gören kimsenin bu kültür coğrafyasının diğer halklarında olduğu gibi Felak ve Nas Surelerinin okuması gerektiğine inanılır. Onun cin olduğu inancı vardır. Kara kedinin tekin olmadığı inancı Türk kültürlü halklarda çok yaygındır. Tatar Türklerinde yeni alınan eve ilkin kara kedi sokularak var ise sakıncalı güçler, evden temizleneceği inancı vardır. Bazı yörelerde de bütün kara kedilerin değil de bazılarının ağızlarının mühürlü olduğuna inanılır ve bu inanç etrafında uygulamalar geliştirilmiştir Şam Türkmenlerinde karakuş da tekin sayılmaz.[33]

         

                    Ayrıca eşeğin anırma sesi de tekin sayılmaz. Bu sesi duyan kimse “suyu bulandıran eşeği tanıyorum” demesi gerektiği inancı vardır. Eşekle ilgili bu halk inancı tespitine ilk defa rastlanılmıştır. Bulanık suyun tekin olmadığı ve suyu kirletmenin de doğru olmadığını gösteren inançların varlığı bilinirken bu bulgu yeterince anlamlandırılamamıştır. 

         

        Bazı hallerde bebekler bilhassa ayak parmakları beş değil altı olarak dünyaya gelirler. Bu hale de iyi gözle bakılmaz. Çok kere bebek dünyaya geldiğinde hastaneden çıkmadan bu fazla parmak ameliyatla alınır.

         

                    Kolan Türkmenlerinde kurtla ilgili bir “kurtalma” diye bilinen bir söz vardır. Normal yollarla alınamayan, elde edilemeyen, söz anlatarak anlaşmaya varılamayan hallerde “Kurtalma” yöntemi uygulanır. Bu yöntemde, zor kullanma, gerektiğinde tehdit unsuru vardır.[34]

         

                    Kolan Türkmenlerinde çocuk tuvalete bilhassa gece yalnız gönderilmez. “Bir şeye uğrayıp, bir şeye rast gelebilir.” inancı vardı. Tuvalet türü yerler tekin olmayabilir. Pislikler bazen kara İyeler için uygun ortamlardır. Tuvaletlerde, loş ve karanlık yerlerde, cin türü yaratıkların bulunabilecekleri ve zararlı olabilecekleri inancı Türk halklarında oldukça yaygındır.

         

                    Şam-Kolan Türkmenleri gece eşikten dışarı sıcak su dökmezler. Sapa yerlerde, çok kullanılmayan dip köşelerde cinlerin bulunabileceği inancı vardır. Sıcak su mutfağa, tuvalete veya banyoya dökülecek olsa besmele çekilerek dökülür.

         

                    Bu çevrede yemekten artan kemikler/ ayrı bir kap veya torbada toplanırlar, bunların döküldükleri yer farklı olur. Bu kemikleri “Yiyenler” olduğuna inanılır. Bir takım kara iyelerin bu kemiklerle beslendikleri, onların besinlerine mani olunmaması gerektiği inancı çok yaygındır.[35]

         

                    Kars yöresinde bulaşık yemek tabakları ortada bırakılmaz, temizlenmeleri ertesi sabaha bırakılmaz. Üzerlerinin açık bırakılmaları, onların cin türü varlıklar tarafından yenilebileceği inancından hareketle uygun bulunmaz. Esasen yemekler ve suyun ağzı da aynı gerekçe ile açık bırakılmaz. Çocuklar korkmasınlar diye “içine bir şey düşmesin” iye örtüldükleri söylenilir. Üstü gece açık bırakılmış suyun şeytanlar tarafından içilip artıklanabileceğine inanılır.

         

                    Türk halk kültüründe kemik falı, eti yenilen hayvanın ilgili duası okunup kemiklere üflenmesi halinde hayvanın canlanabileceği gibi inançların olduğu bilinmektedir. Kara iyelerin daha ziyade soğan ve sarımsak kabukları ile beslendiği gibi hususlar da bilinmektedir. Ancak bir kısım kara iyelerin kemikle beslendiği ve bunlara yiyiciler denildiği tespiti bizim için yeni olmuştur.

         

                    Sonuç

                    Kolan Türkmenleri, Suriye Türk kültür coğrafyasının asli parçalarından biridir. Türkmen halk kültürü, genel Türk kültürünün yapı taşlarındandır. Bu özellik başlangıçta BAAS Partisi kültür politikaları ile az çok gerilemiş, Kolan bölgesinin İsrail tarafından işgalinden sonra yaşanılan göçler de etkilemiştir. Bölge Müslüman halklarının halk inançları, anadili ve mezhep farklılığına rağmen Türkmen, Çerkez, Kürt ve Araplar arasında fazla farklılık yansıtmamakta olup “bölgesel karakterli”dir. Halklar arası kültür ortaklığı daha ziyade ulus devletlerin millî politikalarından etkilenmektedir. Millî politikalar adına atılan ‘yok sayma’ veya ‘yok etme’ adımları, halklara, kültürlerini korumaları adına gösterdikleri tepki şeklinde yansımaktadır. Bu durum da bölgesel kültür birliğinin aleyhinde şekillenme biçiminde gelişmektedir.

         

                    2012 yılında yaşanılan iç savaş Suriye halkları halk kültürüne doğal olarak “ihtilaflı kesimlerin kültürleri” şeklinde bir yapılanmaya yol açacak tarzda yansıyabilecektir. Bölge kültürünün mimarı da banisi de ve varisi de bize göre bölge halklarıdır. Bölge dışı yabancı güçlerin bölgeye müdahaleleri ile kayba uğrayan sadece maddi kültür değil aynı zamanda bölgedeki halk kültürüdür de.


        


        

        [1]Ali Şamil’in tespitlerine göre göçe zorlanan Türkmenler Şam merkez olmak üzere Suriye’ye dağılmış olmakla beraber Kanetra’da ve bir miktar da Damaşk’ta yaşamaktadır. Kolan Türkmenleri Küfür Nafak, Ayn Sümsüm, Bobya, Gadiriyye, Ahmediyye, Gaziniyye, Gafar, Ayn Gurra, Muğayyur, Ayn Ayişe, Cevize yerleşim merkezlerinde ikamet etmektedirler. Bunlardan başka Türklerin ve Çerkezlerin karışık yaşadıkları köyler de vardır. (Ali Şamil, “Golan Türkmenlerinin Kaderi”, Derleyenler; Prof. Dr. Ü. Özdağ, Dr. Yaşar Kalafat, M.S. Erol, 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği, Muzaffer Özdağ’a Armağan, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi yayınları, Ankara, 2003, s. 183–193)


        

        [2] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [3] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [4] Ali Şamil, “Golan Türkmenlerinin Kaderi”, Derleyenler; Prof. Dr. Ü. Özdağ, Dr. Yaşar Kalafat, M. S. Erol, 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği, Muzaffer Özdağ’a Armağan, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi yayınları, Ankara, 2003, s. 183–193


        

        [5] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [6] A.g.e.


        

        [7] A.g.e.


        

        [8] Müjgân Üçer, Fatma Peşken, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas ve Çevresi Manileri

         Kitabevi, İstanbul, 2009,  s. 211.


        

        [9] Mehseti Rüstem Kızı İsmail, El Sözü-Yurd Yaddaşı, Bakı ELM 2010, s.90.


        

        [10] Ertuğrul Kapusuzoğlu, 194 Yozgat Kültür Takvimi


        

        [11] Müjgân Üçer, Fatma Peşken, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas Ve Çevresi Manileri

         Kitabevi, İstanbul, 2009, s. 212.


        

        [12] Ertuğrul Kapusuzoğlu, 194 Yozgat Kültür Takvimi


        

        [13] Müjgân Üçer, Fatma Peşken, Murat Türkyılmaz, Mâni Benim Ezberim Sivas Ve Çevresi Manileri

         Kitabevi, İstanbul, 2009, s. 109.


        

        [14] Suriye Türkmenlerinin millî kimliklerini koruma konusunda hep ciddi sorunları olmuştur. İç Savaş çıkıncaya kadar, yeni nesiller anadillerini ancak ailelerinden öğrenebilmekteydiler. Bu hal ailede Türkçe konuşma zaruretini getirmektedir. Ancak okul yaşına kadar eğitim dili Arapçayı ailede öğrenememiş çocukların, Arapçayı öğrenmek için uğraş verirken mezuniyet süreleri uzamaktadır. Türkmenler için anadillerini koruyabilme şansları daha ziyade kırsal kesimde mümkündür. Türklerin toplu halde ve yakın ilişki halinde bulundukları yerler köylerdir. Şehir merkezlerine gidildikçe Arap toplumu içinde dağınık yaşamak zorunda kalmakta ve birbirleri ile sıkı ilişki şanslarını yitirmektedirler. Köylerine yakın kasabalarda küçük esnaflıkla hayatlarını idame ettirmek zorunda kalan Türkmenler, az gelirli topraklarını tamamen elden çıkarmamak için, köylerindeki bağ-bahçelerinde ailelerinin yaşlılarını bırakıp çiftliklerindeki ağır işler için bir dönem yardımcı tutmaktadırlar. Ancak bir iki nesil geçip kırsal kesimdeki yaşlılar vefat edince topraklar çoğunluktaki Arap toplumunun eline geçmekte Türkmenlerin kırsal kesimden bağları tamamen kopmaktadır. Türkmen geleneklerinin sürdürülebildiği yegâne yaşam alanları köylerdir.


        

        [15] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [16] Ali Şamil, a.g.e.


        

        [17] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [18] A.g.e.


        

        [19] A.g.e.


        

        [20] A.g.e.


        

        [21] A.g.e.


        

        [22] Ülkü Önal, “Ardanuç-Sakarya Köyü Folkloru” Bizim Ahıska, 2ooo1o, S.S. 17, s. 46–48


        

        [23] A.g.e.


        

        [24] A.g.e.


        

        [25] Yaşar Kalafat “Türklerin Dini Tarihi Türk Halk İnançlarında (Ters Motifi)” Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı’ya Armağan, Ankara 1995. sh. 297–307; Türk Dünyası Tarih Dergisi Mart 1997, S. 123, s. 15–19.


        

        [26] A.g.ş.


        

        [27] A.g.ş.


        

        [28] Kaynak kişi; Yusuf Issa.


        

        [29] Ali Şamil, a.g.e.


        

        [30] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [31] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [32] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [33] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


        

        [34] Kaynak Kişi; a.g.ş.


        

        [35] Kaynak Kişi; Yusuf Issa


Türk Yurdu Ocak 2014
Türk Yurdu Ocak 2014
Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele