Clavijo’nun Kaleminde Erzincan

Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Bu yazı, sevgili eşim Doç. Dr. Nurcan Toksoy’a ithaf edilmiştir.

 

        Tarih kaynakları yanında seyyahların vermiş olduğu bilgiler de son derece önem arz etmektedir. Özellikle Avrupalı seyyahların Türk ülkeleri hakkında vermiş oldukları bilgiler bunlar arasında önemli bir yere sahiptir. Esasen Avrupa’nın doğu ile ilgisi XIII. ve XIV. yüzyıllarda artış göstermiştir. Doğuya gelen ve önemli bilgiler veren seyyahlardan bir kaçı, Gilliame de Ruysbroeck (Rubruquis), Marco Polo (1271-1295) vb. XV. yüzyılda ise önemli seyahatnameler yanında, seçkin yerini koruyan Ruj Gonzales de Clavijo’dur. Onun yazmış olduğu eser, aynı asır Anadolu tarihi açısından zikre şayandır[1].

         

        Doğuya yönelen seyyahlar, İstanbul-Tebriz yolculuklarında iki yol kullanmışlardır. Birinci yol, deniz yoludur. İstanbul’dan hareket eden yelkenliler, Karadeniz iskelelerine uğruyorlar, Trabzon’da yolcularını karaya çıkarıyorlardı. Trabzon-Erzurum güzergâhında Zigana ve Kop dağlarının zorlukla aşılabilen vadileri vardı. Cevizlik, Torul, Gümüşhane, Bayburt, Aşkale, Ilıca kış mevsiminde bu yol genelde kapalı olurdu. İkinci yol ise Anadolu’nun kuzey vadilerini takip ediyordu. İstanbul, İzmit, Bolu, Kastamonu, Tokat, Sivas, Sivas’tan sonra Köse dağı dönülerek Suşehri’ne Karahisar’a ve Refahiye’ye, buradan da Erzincan’a varılıyordu. Erzincan’dan sonra yolcular, Cibice ve Sansa boğazlarını aşmak zorundaydılar. Sansa boğazının çıkışındaki Vican/Bican’dan sonra Kargın ve Kötür kalesi ovasındaki konaklama yerleridir[2]. Makalemizin konusu olan Clavijo ise, Trabzon-Gümüşhane-Erzincan yolunu kullanmıştır.

         

        XIII. yüzyılın meşhur gezgini Venedikli Morco Polo, Erzincan’dan geçmiştir. O, Erzincan ve çevresinin Büyük Han’a (Moğol hanına) bağlı olduğuna dikkati çekmiştir. Seyyahın Arzingan olarak kaydettiği Erzincan, zamanın büyük kentleri arasındaydı. Ayrıca Zigana, Kop ve Erzincan yöresinin otlaklarla dolu olduğunu, Göçebe Türklerin bu yerlerde yaz aylarını geçirmekte olduklarını, kışın ise kar hayatı etkilediğinden dolayı göçerlerin, daha ılık olan güney bölgelerine gittiklerini belirtmiştir[3].

         

        Esasen Yukarı Dicle ve Fırat’ın ana akarsu sisteminin yanı sıra çok sayıda dere ve akarsu ile sulanan Doğu Anadolu Bölgesi, yüksek ve engebeli bir arazi yapısı içerisinde yer alan platoları ve tarım yapılabilen verimli nehir vadileri ile hayvancılık bakımından göçerlere muazzam bir yaylak imkânı sunmaktaydı. Buna karşılık Diyarbakır bölgesini kuzeyden kuşatan dağ silsilesinin çizdiği yayın güneyinde yer alan ve Rakka hattına kadar uzanan saha ise kuzeyin sert kışlarına nispeten ılıman bir sığınak durumundaydı. Bu bölgede kışlayan göçerlerin Doğu Anadolu’da birliği sağlayan otoritenin kalktığı dönemlerde yaylak -kışlak arasındaki yollarla beraber, kuzeyde Kemah, Erzincan, Bayburt, Erzurum, güneyde ise Urfa, Diyarbakır ve Mardin gibi şehir merkezleriyle kadim ticaret ve göç yolları üzerindeki stratejik konuma haiz çok sayıda küçük kale ve savunulması kolay yerleşim birimlerini denetimleri altında tutma mecburiyeti vardı[4].

         

        Balducci Pegolotti, XIV. asır İtalyan seyyahlarındandır. Kervan yolu ve güzergâhlar hakkında verdiği oldukça önemlidir. XV. yüzyılda ise Ruj Gonzales de Clavijo, Doğu Anadolu’dan geçmiştir. Clavijo, aslen İspanyol olup, kaleler ve şatolar ülkesi anlamına gelen Castillia’dandı. Hayatı hakkında bilinen, seyahatnamesi dışında azdır. XIV. yüzyılda dünyaya gelmiştir. Sarayda mabeyincilik makamına kadar yükselmiş ve bu sebeple de Kral Don Henry ile yakın ilişkileri olmuştur. İspanya kralı, Doğuda meydana gelen siyasi olayları yakından takip etmekte ve bu sebeple de Timur ile dostluk tesis etmek için 1402’de onun huzuruna elçilik heyeti göndermiştir. Bu elçilik heyeti, Adalar Denizi’nden karaya çıkmışlar ve Timur ile Ankara’da görüşmüşlerdir. Timur bu elçilik heyetini çok iyi karşılamış ve Ankara savaşını müteakip, yavaş yavaş doğuya dönmeye başlamış ve kışı Azerbaycan’da Karabağ’da geçirmek istemiştir. Esasen o, daha Ankara’da bulunduğu sırada Hacı Mehmed ismindeki adamını İspanya’ya göndermişti. Don Henry, bu elçiyi iyi bir şekilde karşılamış ve Semerkand’a gidecek olan ikinci elçilik heyetini yola çıkarmıştır. Mayıs 1403’de yapılan görevlendirme için Clavijo şunları ifade etmektedir[5].

         

        “Don Henry, üç kişiden meydana gelen elçilik heyeti tayin etti. Bunlardan biri Rahip Alfonso Paez de Santa Maria, diğeri kraliyet muhafızlarından Gomez de Salazar ve bendim. Kral hazretleri, bu heyete mektup ve kıymetli hediyeler verdi. Kafilemiz uzak yerlere gönderildiğinden seyahat ettiğimiz yerleri tasvir ve bu sırada başımızdan geçen hadiseleri unutulmaktan kurtarmak için yazmayı uygun gördüm.”[6]

         

        Clavijo ve beraberindekiler, Port St. Mars’tan yelkenli ile hareket ettiler. Cebel-i Tarık Boğazı’nı geçerek, Akdeniz’e girdiler. 1404 yılı baharında İstanbul’a vardılar. İlk Karadeniz yolculuğu fırtına dolayısıyla başarılı geçmemiş ve zorunlu olarak İstanbul’a geri dönülmüştür. Kısa bir konaklamadan sonra Clavijo, Karadeniz kıyısını takiben, Ereğli, Amasra, Sinop, Giresun ve Akçaabat yolu ile Trabzon’a varmıştır[7]. Nisan ayının 27. Pazar günü Trabzon’dan hareket etmişlerdir. Yolculuk sırasında Palima adındaki kalenin yanından geçerek Zigana dağlarına tırmanmışlardır. Burada Zegan kalesine varmışlardır. Clavijo’ya göre, Zegan kalesi yüksek bir tepe üzerinde idi. Kale girişi civardaki bir kayanın üzerinde kalenin kapısına kadar uzanan bir köprüdür. Kale Kabasika adında bir Rum’un adamlarının elinde idi[8]. Sonraki gün yollarına devam eden heyet Kavaka kalesine ulaşmış, buradan da hareket ederek Dorileh (Torul) kalesine ulaşmışlardır. Clavijo’ya göre uğradığı kalelerin Kabasika adındaki bir eşkıyaya bağlı olduğunu bildirmektedir. Kabasika ve adamları, bölgede Türklerle muharebe etmek için adam toplamakla meşgul idi. Yolculardan aldıkları vergi ve yağma ettikleri mallarla geçinirlerdi.

         

        Dorileh/Torul kalesinden sonra Erzincan hududu dâhilindeki Alanza köyüne varılmıştır[9]. Bu havalide Çobanlı kabilesine mensup Türklerle meskûn idi. Alanza’da elçilik heyetini bir Türk asilzadesi karşılamıştır. Kaynağa göre bu asilzade Erzincan valisi adına burada hüküm sürüyordu. Türk emiri, elçilik heyetine son derece hüsnü kabul göstermiş, ikamet için yer göstermiş, levazım ve erzak vermiştir. Heyet burada bulunduğu sırada Büyük Cihangir Emir Timur’un, İran’ın Sultaniye havalisine ilerlemiş olduğunu öğrenmişlerdir[10].

         

        3 Mayıs günü Alanza’dan hareket ederek yine bir Türk köyüne gelinmiş elçiler burada da Türk misafirperverliğinin en güzel örneği ile karşılanmışlardır. Clavijo’nun anlattığına göre, gerek gece, gerekse gündüz yolculukları sırasında nerelere uğramışlarsa bütün ihtiyaçları karşılanmış ve onlardan para alınmamıştır. Kendilerine her türlü yiyecek ve içecek ikram olunmuştur. Nihayet elçilik heyeti, 4 Mayıs 1404 günü Erzincan’a ulaşmıştır[11].

         

        Erzincan’da kendilerine ayrılmış olan ikametgâhlarına geçen heyet, Emir Timur’un valisi tarafından hürmetle karşılanmıştır. Clavijo’nun bildirdiğine göre, şehrin valisi (emiri) tarafından kendilerine,- Erzincan’da bulundukları süre içerisinde- belli bir miktar para verileceği bildirilmiştir[12]. Elçilik heyeti daha sonra valinin gönderdiği atlara binerek şehrin dışarısındaki mesire yerinde dinlenmekte olan valinin yanına gitmişlerdir. Clavijo, mesire yeri hakkında ise şunları belirtmektedir, “... Vali, alçak bir sedir üzerinde oturmuştu. Altında ise ipek bir şilte vardı. Valinin etrafında önemli bir cemaat oturuyordu. Biz göründükten sonra, birçok asilzadeler ilerleyerek bizi karşıladılar. Bizi valinin bulunduğu yere götürdüler. Vali yerinden kalkarak bizi karşıladı”[13].

         

        Clavijo’nun Erzincan valisi hakkındaki görüşleri de şöyledir, “Erzincan valisi Pitalibet[14], güzel yüzlü, kırk yaşlarında, esmer ve siyah sakallı idi. Vali, Erzincan’ı Emir Timur adına yönetiyordu[15]. İpekten mamul elbisesi vardı. Başında ise atkuyruğu bulunan sorgucu görülüyordu. Pitalibet, Erzincan dışında Gümüşhane-Alanza çizgisine kadar hâkimdi[16]. Clavijo, kendilerine verilen ziyafet hakkında ise aşağıdaki güzel bilgileri vermektedir, “Hizmetçiler, sırtlarında tahtadan sandıkları taşıyan hayvanları getirdiler. Bunların içinde yemeğe müteallik eşya ile seyyar ocaklar bulunuyordu. Yükler indirildikten sonra sofralar kuruldu. Etler sinilere konuldu. Aşağı yukarı yüz tencere çıkarıldı. Bunların hepsi de yuvarlak ve derindi. Etler sinilere konulduktan sonra tencereler de et ve pirinç ile dolduruldu. Her tabağın manzarası başkaydı. Vali ile bizim karşımıza konulan sofranın örtüsü ipekten idi... Herkesin et kesmek ve yemek yemek için bir bıçağı ve bir tahta kaşığı vardı[17]. Bu arada ziyafet esnasında vali, Timur nezdinden dönmekte olan İsfendiyar Bey ailesinden biri ile de görüşmüş ve onlara izaz ü ikramda bulunmuştur”[18].

         

        Clavijo, o devir Erzincan’ını şöyle tasvir etmektedir; “Erzincan, nehir kenarında olan bir ova üzerindedir. Bu nehir herkesin bildiği gibi, cennetten kaynayan Fırat nehridir. Şehrin üzerinde bulunduğu ova, geriden bir dağ silsilesi ile çevrilmiştir. Dağların tepeleri karla örtülü olduğu halde, vadilerde kardan bir iz yoktu. Etrafta ve her yerde bağlı, bahçeli köyler gözüküyordu. Bütün ova buğday tarlaları ile üzüm bağlarıyla doludur. Adım başında güzel bahçelere, verimli tarlalara tesadüf olunuyor. Şehir pek geniş değildir ve kuleli bir duvarla yani surla çevrilidir. Şehrin her evinde teraslar vardır. Evlere damdan dama gidilebiliyor. Şehir çok kalabalıktır. Birçok caddeleri ve meydanları vardır. Buradaki memurların çoğu zengin adamlardır. Bunlardan başka şehirde birçok muteber ve zengin tüccarda bulunuyordu”[19].

         

        5 Mayıs 1404’e kadar burada kaldıktan sonra nihayet elçilik heyeti, Erzincan’dan ayrılmıştır. Bundan sonra Fırat nehri kenarında, bu nehre dökülen çay civarında bulunan ve küçük bir kalesi olan Shah Bagh (Şahbağ)[20]’a varmışlardır. Verilen bilgelere göre köy halkı ziraatla uğraşmakta ve buğday ekmekte idi. Bu köyün etrafında çeşitli köyler de bulunuyordu. Şahbağ/Shah Bagh’dan sonra Pegarich (Pekeriç[21])’e gidilmiştir. Bagariç veya Pekeriç diye tanınan kale, Tercan havalisinde bulunan bir yerleşme yeridir. Emir Timur burayı ele geçirmiş ve kendine bağlamıştı.[22]

         

        Clavijo’nun seyahati esnasında bölgedeki siyasi ve mülki vaziyet şöyle idi; Trabzon merkez olmak üzere Karadeniz kıyısına ve iç kısımlara Komnenoslar[23] hükmediyorlardı. Erzincan’da ise Timur’un çağdaşı olan Mutahharten’in halefi, Gümüşhane -Alanza çizgisine kadar hâkimdi. Yukarıda da söylendiği gibi Erzincan valisi Timur adına burayı idare ediyordu. Emir Timur’un vurduğu darbe ile varlıklarını ve güçlerini önemli ölçüde kaybeden Kara Koyunlu Kara Yusuf’a bağlı olan Türkmen aşiretleri genellikle akarsu boylarında hayatlarını sürdürmekteydiler[24]. Ancak onların bıraktığı boşluğu biraz sonra Akkoyunlu veya kaynaklarda geçen ismi ile Bayındırlılar[25] doldurmaya çalışacaklardır. İki Türkmen boyu Erzincan ve çevresinde kıyasıya bir hâkimiyet mücadelesi vereceklerdir. Kara Koyunluların iyice zayıflamasından sonra da Akkoyunlu Devleti gücünün zirvesine çıkacaktır.

         

         

        Sonuç

         

        Erzincan ve çevresi, Hazar’ın Araplarla yaptıkları savaş sonucunda, bu Türk devletinin eline geçmiştir. Böylece Türk hâkimiyetiyle tanışan Erzincan ve havalisi, ikinci Türk hâkimiyetini, Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu vatan yapmak için başlattıkları akınlara kadar beklemiştir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun 1040 Dandanakan Savaşı ile kurulmasından sonra sultanlık tahtına oturan Tuğrul Bey, Anadolu’nun fetih planının uygulanmasını kendi üzerine almıştır. 1044 tarihinde düzenli akınlar başlamış ve şehzade Hasan’ın Büyük Zap Suyu kenarında şehit edilmesi üzerine, 1048/49 tarihinde İbrahim Yinal Anadolu üzerine akınına çıkmış ve bu akın Erzincan’a kadar uzanmıştır.

         

        İkinci büyük Selçuklu akını bizzat Sultan Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu akın sırasında Türk süvarileri üç yönde hareket ederek çeşitli yerleri ele geçirmişlerdir. Üç kola ayrılan süvarilerden bir kısmı ise Erzincan ve çevresinde faaliyette bulunmuş ve karşısına çıkan Bizans kuvvetlerini yenilgiye uğratmışlardır. 1067 tarihinde ise Türkler akıncıları Kayseri ve Niksar çizgisine kadar faaliyette idiler. Bundan da anlaşıldığı üzere Bizans doğu bölgelerinden hemen hemen eline çekmişti.

         

        Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan, 1071 tarihinde Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’i, Malazgirt Meydan muharebesinde yenmesinden sonra Erzincan ve çevresinde Mengücek Beyliği kurulmuştur. Böylece ikinci Türk hâkimiyet dönemi başlamıştır. Gerek bu beylik döneminde gerekse daha sonraki dönemlerde, Erzincan ve çevresinin dağına ve taşına Türklük mührü vurulmuştur.

         


        


        

        [1] Enver Konukçu, “Clavijo’nun Doğu Anadolu (Erzincan-Doğu Bayezid) Yolculuğu 1404-1405”, XI. Türk Tarih Kongresinden ayrı basım, Ankara 1994, s. 795.


        

        [2] Enver Konukçu, “Tercan Tarihi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Tercan, Ankara 1998, s. 129.


        

        [3] Marco Polo, The Travels of Marco Polo, The Venetion, yay. M. Komroff, New York 1930, s. 25; A. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s. 257; Konukçu, Tercan Tarihi, s.129.


        

        [4] Salim Cöhçe, “Otlukbeli Savaşına Kadar Akkoyunlular”, Anadolu Birliğinin Sağlanmasında Otlukbeli Savaşının Yeri ve Önemi, Ankara 1997, s.124.


        

        [5] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s.795, Klaviyo, Timur Devrinde Semerkand’a Seyahat, Çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1975, s. 11.


        

        [6] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s. 795.


        

        [7] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s.796.


        

        [8] Klaviyo, Timur Devrinde, s.63.


        

        [9]Alansa, XVI. Yüz yılın başlarında Kelkit’e bağlı köyler arasında olup, şimdi Gümüşgöze’ye karşılık olup kasabanın kuzeyindedir. Enver Konukçu, Otlukbeli Meydan Savaşı, Ankara 1998, s. 37.


        

        [10] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s.796; Klaviyo, Timur Devrinde, s.66-67.


        

        [11] Klaviyo, Timur Devrinde, s. 67.


        

        [12] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s. 796; Klaviyo, Timur Devrinde, s. 68.


        

        [13] Klaviyo, Timur Devrinde, s. 67.


        

        [14]Clavijo’nun Pitalibet olarak isimlendirdiği gerçekte Şeyh Ali Bey idi. O, Timur adına Erzincan’ı idare ediyordu. Emir Şeyh Ali’den sonra Şeyh Hasan tahta geçti. Kara Koyunlu hükümdarı, Azerbaycan’ı koruması için oğlu Şah Mehmed’i Tebriz yakınındaki Ucan yaylağında bıraktıktan sonra Erzincan üzerine hareket etti. Şehri elinde tutan Şeyh Hasan, savunma tedbirleri uygulayarak Türkmen ordusunu karşıladı. 40 gün devam eden kuşatmadan sonra Şeyh Hasan, yanına aldığı şehrin eşraf ve ayanıyla Kara Yusuf’un huzuruna çıkarak şehrin anahtarlarını sundu. Bunun üzerine Kara Koyunlu hükümdarı Erzincan’ı Pîr Ömer’in yönetimine bıraktı. O, burada bulunduğu sırada Sultan Ahmed-i Celayir ordusu ile Tebriz üzerine hareket ederek Şah Mehmed’i mağlup etti. Bunun üzerine Kara Yusuf, Erzincan’dan tekrar Tebriz’e geri döndü (1410). Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, Nşr. C.N. Seddon, Baroda 1931, s. 80.


        

        [15]Bilindiği gibi, Emir Timur Anadolu harekâtı sırasında Erzurum bölgesine geldiği zaman Erzincan Emiri Mutahharten’e elçi göndererek onu, kendisine itaat etmeye davet etti. O da çeşitli hediyelerle Timur’un katına gelerek itaatini arz etti. Bundan sonra şehir Timur’un hâkimiyetini kabul etmiş oldu. Bkz. Nizamüddin Şami, Zafername, Çev. Necati Lugal, Ankara 1987, s. 103.


        

        [16] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s. 797.


        

        [17] Klaviyo, Timur Devrinde, s. 68-69.


        

        [18] Konukçu, Clavijo’nun Doğu Anadolu, s. 797-798.


        

        [19] Klaviyo, Timur Devrinde, s. 71.


        

        [20] Prof. Dr. Enver Konukçu, Otlukbeli Meydan Savaşı adlı eserinde; “… Pekeriçten önce gösterilen bu yer neresi? Acaba, Kötür kalesi ile aynı yer mi? Bu şimdilik meçhul kalmaktadır. Sansa Boğazı’nın Vican/Bican girişinde Karasu’nun sağ sahilinde Bağlar ismindeki yerleşme yeriyle aynı olduğu söylenebilir mi?” yorumunu yapmaktadır. Geniş bilgi için bkz. Konukçu, Otlukbeli Meydan Savaşı, s. 14-15.


        

        [21] Erzincan iline bağlı Çadırkaya. “İlk ve Ortaçağ’da önemli kasaba ve kaledir. Fırat’ın kaynağını teşkil eden Karasu’nun güneyinde kalmaktadır. Mengücek ve Saltuklu arazisi üzerinde sınır bölgesi idi. Kara ve Akkoyunlular devrinde aynı isimle anılmıştır”. Konukçu, Otlukbeli Meydan Savaşı, s. 15-16.


        

        [22] Konukçu, Clavijo’nun Doğu, s. 799.


        

        [23] Komnenoslar hakkında bakınız; Ahmet Toksoy, “Selçuklu- Trabzon İlişkileri ve Trabzon Komnenoslarının Tabiiyete Alınması”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu, C.I, Trabzon 2001.


        

        [24] Konukçu, Clavijo’nun Doğu, s. 797.


        

        [25] Bayındırlılar için bakınız; Konukçu, Otlukbeli Savaşı, s. 36; Ahmet Toksoy, “Kitab-ı Diyarbekriyye’de Bayındırlılar (Kara Yülük Osman Bey’e kadar)” Turkish Studies, Fahrettin Kırzıoğlu Armağanı, ¾, Erzincan 2008.


Türk Yurdu Haziran 2013
Türk Yurdu Haziran 2013
Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Basılı: 15 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele