Seyyahlar (Gezginler), Yeni Yerler Görmeye Meraklı İnsanlar mı? Devletlerinin Haber-Alma Görevlisi mi? Gözlemler Düşünceler

Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

                    Bir tarih araştırıcısı olarak seyahatnameler ve onların kaynak olarak değeri üzerinde uzun boylu durmuşumdur. Daha tarihçi olmadan önce, belki bir tesadüfle bir Fransız seyyahının (P. Lucas) XVIII. yüzyıl başlarına ait eserinde kendi köyümü, Yatağan’ı bulmam beni etkileyen önemli bir unsur olmalıdır. Sonraki tarihlerde meslektaşlarımın, isimleri ne kadar büyük olursa olsun, bunlara yeteri kadar eğilmediklerini görünce üzerinde daha çok durmaya başlamışımdır.

         

                    Seyyahların eserlerinde, başka kaynaklarda bulunmayan bilgiler ve gözlemler bulunmaktadır. Mesela tarafımdan kaleme alınan “93 Harbi’nden Önce ve Sonra Anadolu” makalemde, 1876 ve 1879 de özellikle İç Anadolu’da seyahat edip gözlemlerde bulunan iki İngiliz seyyahının F. Burnaby ve H. Tozer’ın yazdıklarına, yani gözlemlerine dayanmıştım. Ancak 1878’de Anadolu içlerini dolaşan Barkley’den nedense istifade etmemişim.

         

                    Öncelikle “insanlar niçin seyahat ederler” in cevabını bulalım. Bugün bizler, eğer mali imkânımız varsa, merak ettiğimiz yere ve yerlere gideriz. Burada iki önemli unsur, mali imkân ve merak edilen yerdir. Merak edilen yer gibi, bazı yerlere de görevle gidebiliriz. Aslında konu, hem ülkemize gelenleri hem de Türklerin yurtdışı seyahatlerini kapsamaktadır. Türklerin, ülke içi seyahatlerini bir tarihçi olarak merak edip incelemeye çalıştım. Fakat yurt dışı seyahatleri, itiraf edeyim ki ilgimi çekmedi.

         

        Bizim için daha çok dikkati çeken, ülkemize gelen seyyahlar ve onların yazdıkları, yani seyahatnamelerdir. O zaman hemen aklımıza gelebilir. Seyyahlar veya insanlar niçin ülkemize geliyorlar. Bunun da çok çeşitli sebepleri olabilir ki, makalemizin konusu bütün bunlara dair olacaktır.

         

        İlk düşüncemiz, Devletimizin, yani Türkiye’nin veya Osmanlı Devleti’nin, yüzyıllardır dünyanın en güçlü, en önemli, düzeninin mükemmelliği ve başarıları ile nam yapmış bir ülke olmasıdır. Bunlara ek ve belki de daha da önemlisi Müslüman bir ülke oluşudur. Bu sonuncu özelliği de birçok yönüyle çok merak edilmektedir. Yakın ve uzak coğrafyada var olup, bir şekilde dost-düşman olarak hesabı olanlar, bu ülkeyi enine boyuna bilmek ve tanımak isterler. Çünkü düşmanını bilmek, onu bütün yönleriyle tanımak başarının temel şartlarından birisidir.

         

                    Burada seyyahların öncelikle devlet görevlisi olmak ihtimali bulunduğuna işaret ediyoruz. Gerçi bunların edindikleri bilgiler, çok önceleri sözlü olarak, daha sonraları yazılı olarak da ilgili yerlere iletilmişlerdir. Bunlardan bizlerin haberdar olmamız, nadiren mümkün olabilir. Yani arşivlerde bu hususta kayıtlara muttali olunca öğrenebiliriz. Dolayısıyla seyyahların hareketlerinde Devletimizin başarılarını sağlayan mükemmel düzeninin bilinmesi amaçlanmıştır. Burada yukarıda da dediğimiz gibi iki unsur, bilinmek ve merak unsurları yan yanadır. Bilinmeyi sağlamak için başka görevliler gönderilmiştir ki, casus bu tür bilmeyi sağlamak amacındadır. Seyyahlarda ise, bununla merak iç içe girmiş olabilir.

         

                    İnsanların seyahat etmesinin bazı şartları vardır demiştik: Bunlar arasında öncelikle mali imkân gelmektedir. Hele yolculukların kolay olmadığı XIX. yüzyıl ortalarına kadar olan dönemde seyahat bir hayli masraflı ve zahmetli bir iştir. Fakat XIX. yüzyılda yolculuk imkânları (vapur, yüzyılın son çeyreğinde tren) artıp ayrıca gidilecek yerler hakkındaki rehber kitapları ortaya çıkıp bilgilendirme arttıkça, gelenler arasında çok zengin olmayanlar da başlamıştır.

         

        Ülkemiz hakkında toplu bilgi veren bu rehberlerden misal olarak şunları verebiliriz:

         

  1. İngilizlerin Murray rehberi, 1840’dan sonra birçok baskısı ve güncellemesi yapılmıştır. Burada seyyahlar hakkında gerekli ön bilgiler mevcut olup, görülebilecek yerler, özellikler büyük şehirlerde, kalınabilecek oteller hatta yemek yenebilecek yerler hakkında da bilgi vardır. Tabii bu ayrıntılar XIX. yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyıldakilerde çok daha artmaktadır.
  2. Fransızların rehberleri: A. Joanne-E. Isambert, Paris 1861; .Ph. Blanchard;  
  3. Almanların Baedeker rehberi. Vaktiyle 1905 Leipzig baskılı olanını görebilmiştim ki, içinde şehir planları da vardı. Ayrıca Meyer Reisebücher de (mesela 1914) vardır.
  4. Bunlar yanında Türkiye hakkında ayrıntılı toplu bilgi veren eserler de vardır. Avrupa Türkiye’si hakkında erken tarihte Ami Boue’nin önce 1840 da Fransızca çıkan, dört ciltlik eseri, sonra Almancası da yayımlanmış olup, Avrupa Türkiye’sinin sosyal ve ekonomik haşyatı ve tarihi için güzeldir. Asya Türkiye’si için geç tarihlerde; 1890’larda Vital Cuinet tarafından dört ciltlik, eser yayımlanmıştır (1891-1894). Daha az ayrıntılı eserler de her üç dilde bir hayli çoktur. Alman Coğrafyacı K. Ritter’in Kleinasien’i gibi (Leipzig 1858). Özellikle Kırım harbi yıllarında ve sonrasında bu türden eserler artmıştır. Bunlar seyyahların yazdıklarından istifade eden araştırma eserleri olduğundan biz fazla söz konusu etmeyeceğiz.  

         

        Seyahatnamelerin bazılarının değerlendirmesini, daha önceleri, tarihçi değil, fakat sanat tarihçisi Semavi Eyice Türk Yurdu’nun eski sayılarında ve Belleten’de yapmıştı. Tarihçilerden İ. H. Danişment de bunlardan daha doğrusu gözlemlerinden yararlanmıştı (Prut Savaşı konusunda A. N. Kurat ile polemiklerinde). Tarihçilere Vakanüvis tarihlerinin sırf bilgi dolu sahifeleri dururken, bu tür kitaplardan adeta satır satır bilgi toplamak zor ve zahmetli geliyor olmalıdır. Ayrıca tarihçilerimizin yakın zamanlara kadar sosyal konulara yeterince yatkın olmamaları da bunların kenarda kalmalarına yol açmış olabilir.

         

                    Seyyahlar kitaplarını kendi dillerinde veya dünyanın o yıllardaki en yaygın ve gözde dillerinde yayımlamışlardır. Önceleri çoğunlukla Fransızca iken, XIX. yüzyılda İngilizceler artmaktadır. Yüzyılın sonlarına doğru Almanca seyahat kitapları çoğalmaktadır. XVII-XVIII. yüzyıl seyyahlarının eserleri, özgün bilgiler içerdiği takdirde daha o yıllarda öteki dillere de çevrilebilmektedir. Nadir bir misal vermek gerekirse, M. Compte de Forbin’in seyahat (Voyage dans le Levant en 1817 et 1818 par le cornte de Forbin) kitabının 1823 Prague baskısı bir sahife Almanca bir sahife Fransızcadır.

         

                    1960’lı yıllarda İnternet yoktu, kitaplara ulaşmak ancak kitaplıklarda mümkündü. Dolayısıyla seyahatnamelerden ancak kitaplıklarda istifade etmek mümkündü. Ben kendim, iki ana merak veya araştırma konumda seyahat kitaplarını özellikle aradım ve bulmaya çalıştım. Bu iki ana konu İzmir şehri ile Türkiye’nin medenileşmesinin ilk zamanları (1826-39)’dır. Bu konulardaki çalışmalarımda yabancı gözlemcilerin büyük yeri olacağından onları titizlikle kitaplıklarda aradım. 1960’lı yıllarda, Bayezid Meydanındaki Bayezid Umumi Kütüphanesi ile o vakitler meydandaki medresede olan Belediye kitaplığındaki koleksiyonlarda da bazı nadir kitaplar vardı, taramıştım. Daha sonra İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Genel Kitaplığı ile Tarih Seminer Kitaplığı’nın da bu hususta zengin olduğunu gördüm. Bunların ardından Alman ve Fransız arkeoloji enstitülerinin kitaplıkları da sık sık ziyaret edilmiştir. Diğer kitaplıklardaki az sayıda seyahat kitaplarını da gördüm ve istifade ettim.

         

         O zamanlar daha iyi bildiğim Fransızca ve biraz bildiğim İngilizce ile kitapları karıştırıp notlar alıyordum. Almanca olanları ise sadece nereden geçtiklerini kaydetmekle yetiniyordum. Bu amaçla gotik harfleri ile basılan eserlerden de istifade etmek için çok çaba göstermiştim.

         

                    Ankara’ya geldikten (1973) sonra buradaki iki hatta üç kitaplık önemliydi. Öncelikle o aylarda çalıştığım ‘Harp Tarihi’ne yakın olup, 1973 yazı, yeni seçimler dolayısıyla boş gibi olan Meclis kitaplığındaki seyahat kitaplarını, yedek subay üniformamla gözden geçirdim. Türk Tarih Kurumu kitaplığı ile Milli Kitaplık da uzun zamanımı almıştı. Bir ara İçişleri Bakanlığı kitaplığını da gördüm. İzmir’e gidince, Milli Kütüphane’de önceden görmediğim seyahat kitabı nadiren çıkıyordu; bazen başka bir dildeki çevirisi (Pockocke gibi) ile karşılaşıyordum. Bazen olmadık bir yayın ile karşılaşıyordum. Fakat bir süre sonra onun İzmir ile ilgili kısmı, jiletle kesilecek, Ege Üniversitesi mensubu hırsızın koleksiyonuna dâhil olacaktır. Keşke o kitabı Ankara veya İstanbul’da göremediğimi sohbetlerde söylemese idim diyorum. Böylece İzmir uzmanı olmayı tasarlayan kişi, bu nadir ve hatta Türkiye’deki ünik metne sahip olmuştu ve o zamanlarda başkaları ondan istifade edemeyecekti.

         

                    Seyahat kitaplarıyla münasebetim güçlü olduğundan bunlardan bazılarının da haberdar olmalarını istedim. O zamanlar bir sene İngilizce okutulan Hacettepe’de muhtelif bölümlere o zamanki adıyla Türk Devrim tarihi okutuyordum. Özellikle filoloji (İngilizce, Fransızca ve Almanca) bölüm talebelerine memleketleri veya merak ettikleri yerler hakkında seyahatnamelerdeki 10-15 sahifelik birer kısım veriyor, tercüme edip ödev halinde getirmelerini istiyordum. Filoloji mensupları dışında isteyenlere, kendi memleketleriyle ilgili kısımlarını da verebiliyordum. Böylece bu çeviriler birikecek, sonrasında meraklı bir filolog meslektaşım bunları toplayıp yeniden gözden geçirip, ödev sahiplerinin adlarını da yazarak yayım için hazırlayabilecekti. Bunu tamamlamak kısmet olmadı; bölüm içindeki tepkilerin yanında ben de o dersi vermeyince iş yarım kaldı. Yapılanlar bölük pörçük durmakta.

         

        Tarihçi olup epey de eser (makale ve kitap) sahibi olduktan sonra, üstadım Zeki Velidi Togan’ın Metod /Tarihte Usul kitabının yeni nesil gençler için çok ağır olduğunu görerek kendim bir metot kitabı hazırlamak istemiştim. Burada özellikle kitap ve bilgi imkânlarının sınırlı olduğu taşra üniversitelerindeki talebeler gözetilmişti. Ve bunun için, yani tarih yazımı konusunda Seyahatnameler bu defa daha ciddi olarak karşıma çıktı.

         

        Kanaatime göre tarih metodu açısından bu kümeyi, yazılı kaynaklarda ve gözlemciler (olayı görenler) kapsamı içinde değerlendirmek daha doğru olacaktı. Hemen bunların aynı zamanda birer “hatıra/anı” olduğu da akla geliyor. Bir kimse hatıratının belirli bir kesimini, seyahatname olarak bölebilir. Ancak gözlem unsuru etkin olduğundan “şahit”ler kesiminde de değerlendirilebilir. Mesela iki devlet arasındaki bir muharebeyi seyreden seyyah, gözlemci olarak, her iki tarafa da uzak olduğundan yazdıkları belirli bir değerde olmalıdır. Nitekim ben, 93 Harbi Öncesinde ve Sonrasında Anadolu’yu incelerken iki ayrı seyyahın yazdıklarına çok önem vermiş, hatta biricik kaynak olarak kullanmışımdır.

         

                    Seyyahlar (gezginciler) iki türlü haber veya bilgi verirler. Birincisi gördüklerini sözlü olarak etraflarına veya yetkililere anlatırlar. Biz Türkler genellikle bu türü tercih ederiz. Fakat bir kısmı bunları yazarlar, el yazması olarak kitaplıklarda bulundukları gibi, yayımlanma imkânı olanlar da çoktur. Bizler daha çok yayımlanmış olanlara önem vermekteyiz. Bununla birlikte el yazması seyahat kitaplarına da dikkat etmemiz gerekir. Böyle kitaplar Batılı kitaplıklarda olabileceği gibi, bizim yerli yazarlarımız için de geçerlidir.

         

                    Gezginler kabiliyetli iseler resim veya kroki çizerek de gördüklerine ve yazdıklarına daha anlam katabilirler. Bazı çok zengin seyyahlar, fotoğraf yaygınlaşmadan önceleri yanlarında gravür ve resimde usta birer yardımcı da bulundururlardı. Gördüğümüz birçok seyahat kitabındaki gravürlerin bazıları asıllarına çok uygun, fakat önemli bir kesimi de gerçekçi değildir. Bu ikinci küme, adeta tarif üzerine çizilmiş gibi görünürler. Marchebeus’ün İzmir gravürü böyledir. Buna karşılık Leon de Labord’nu bütün resimleri, çizimleri şaheser güzellikle ve doğruluktadır.

         

                    Bu arada güzel resim yapan, gravür çizenlerinkini esas alıp, onların resimlerine yazı yazanlar vardır. Bu resimlerin izahlarını seyyahlar yapmışlardır. Th. Allom’un çok kullanılan gravürlerine izahlar R. Welsh tarafından yapılmıştır. L. de Laborde’un güzel gravürlerine dikkat çekmiştik. Ch. Texier, Ph. Lebas, J. Carne’ın eserlerindeki güzel resimleri gravürlerini de belirtmek gerek.

         

                    Gezginler, seyyahlar varlıklı iseler veya görevleri gereği mecbur olduklarında İstanbul veya İzmir’de diller bilen tercüman da götürüyorlardı. Türkçe, Rumca ve Arapça bilen bu tercümanlar genellikle gayrimüslim unsurlardan oluşuyordu. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren artan kalabalık kümeler halinde gelenler ise o yerlerdeki mahalli rehberlerin bildiklerini eserlerine yansıtıyorlardı. Ciddiye almadığım için künyesini maalesef kaydetmediğim bir seyahatnamede, İstanbul’a XIX. yüzyıl sonlarında gelen bir seyyah, şehirde yeniçeriler ile sultan kuvvetleri arasında pek çok meydan muharebesini anlatmaktadır. Çünkü rehber bir meydanda “Burada Majeste Maşallah II’nin kuvvetleri ile yeniçeriler arasında savaş oldu” demekte, bir başka meydanda ise bu defa “Sultan İnşallah III’ün kuvvetleri ile yeniçeriler arasında savaş oldu” hikâyesini belirtmektedir. Belki seyyah bunları ilginç bulduğundan kaydetmiştir, ama tabii ki bunların ülke gerçeği ile zerrece alakası yoktur. Bu sebeple seyyahlar, bir bakıma rehber veya tercümanlarının naklettiklerini bize aksettirmektedir. Türklerin önemli bir kesimi, seyyahların ülkemize eski harabelerdeki hazineleri bulup alıp götürmeye geldiklerine inandıklarından verdikleri bilgiler yanıltıcı da olabilmektedir. Bu hazineleri devlerin, cinlerin koruduğuna dair hikâyeler de bu arada nakledilir.

         

        Seyyahlar, gezilerine devletçe izin verildiğini gösteren bir ferman alırlar ve bunu hemen her gittikleri yerlerdeki yetkililere gösterirlerdi. Bazen bunun yanında yöneticilerden ‘Buyrultu’ da alırlar, o valinin sorumluluk sahasında daha rahatça hareket ederlerdi. Seyyahlar gezilerinde Osmanlı ülkesinin olağan nakil vasıtalarından istifade ederlerdi. Bunlar da at sırtı olup, bu atlar menzil teşkilatı ile sağlanırdı. Bazen bu art sırtında gezi belirtilir (F. Burnaby gibi). “Foot” diye kitabına başlık atanlar W. J. Childs) herhalde yaya dolaşmamıştır. Bu arada vapurla gelenler ve bunu belirtiyorlardı bazen (Marchebeus).

         

        Ülkemize Gelen Seyyahları Birçok Kümede Toplamak Kabildir

         

  1. Doğrudan ülkemize gelen, o zamanki Türkiye’yi ve özellikle İstanbul’u bilmek, tanımak ve belki de tanıtmak isteyenler; 1826 sonrası artan bu ilgi, İngilizlerin dikkatini çekecektir. Yüzyılın (XIX) sonlarından bir misal Alman E. Naumann’dır. XX yüzyıl başlarında Almanların yerel araştırmaları da dikkati çeker: F. Sarre, A. Philppsıoın, L. Leonhard gibi.
  2. Dinî amaçla, o zamanlar Türkiye toprakları içinde olan Kudüs ü ziyaret amacıyla gelenler (Polonyalı Simeon gibi). Bu arada yöredeki diğer Hristiyan kutsal yerlerini, Antakya, Tarsus veya Batı Anadolu’daki Yedi Kilise’yi ziyaret etmek isteyenler. Bunlar da bir hayli çoktur. Bazen Ermenileri merak edip gelenler de vardır: E. Smith gibi.
  3. Sadece Hristiyanlar değil, İslam’ın kutsal yerlerini görüp hacı olmak isteyen, öteki Türk ve İslam dünyasından gelenler. Bunların geri dönüşlerinde Macar Türkolog A. Vambery bir derviş olarak Türkistan’a gitmiştir.
  4. Aslında İran’a veya Asya içlerine gitmekte iseler de yolu üzerindeki Türkiye’ye uğrayanlar; Tavernier, Ch. Chardin, J. P. Tournefort vs. böyledir. XIX. yüzyılda İran’a gidenler veya gelenler de önemli sayıdadırlar. Mesela H. Southgate, İran’a giderken İstanbul’da bir sene kadar kalıp Türkçe öğrenmişti. Keza E. Flandin de Türkiye üzerinden İran’a gitmiştir. G. Bonvalot Kafkaslardan Hindistan’a; İran’dan veya Hindistan’dan gelenler arasında J. A. Alexander, W. Heude bir misal olarak sayılabilir. XIX. yüzyıl sonlarında Türkistan’a gidenlerin bir kısmı da ülkemizden geçmiştir. Kafkaslara gidenler de bu arada sayılabilirler (C. Rottiers, V. Fontanier; E. Spencer). İran’dan Avrupa’ya gidenler de İngilizce ve Fransızcaya çevrilmiştir: Mirza Aboul Taleb Khan’ın seyahatleri gibi.  
  5. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren seyahat veya kümeler halindeki gezilere katılanlar. Bunlarda amaç hem İstanbul hem de eski Yunan kalıntılarını görmektir.  
  6. Diğerleri.

         

        Kendi yazdığım Tarih Araştırma ve Yazma Metodu (İstanbul 2007, s.64-66) adlı eserimde seyahatnameler oldukça uzun anlatılmıştır. Günümüzde “turist” olarak yaygınlaşan kavram, seyyah veya gezgin kavramlarını bitirmiştir. “Gözlemler, Hatıra ve Seyahatnameler” kesiminin ikincisi olarak saydığım seyyahları üç ana kümeye ayırmıştım.

         

  1. Haber edinme (gizlisi de dâhil) başta olmak üzere devlet görevlisidirler (Elçi gibi).
  2. Yeni ve değişik yerler görmek isteyen gerçek seyyahlardır
  3. Bilimsel araştırma yapmak üzere seyahat edilebilir.

         

        Bunları, görev, merak ve bilim ana başlıklarıyla da toplayabiliriz ki, sıralamada “merak”ı en başta almak gerekli olup, görev ve bilim bazen iç içe de girmektedir. Araştırmacıların, bir başka ifade ile haber toplayıcıların (casus) en rağbet ettikleri meslek geçmişte en çok arkeoloji yani eski eserlere merak duyulup onların incelenmesi idi. Lawrence gibi düz casuslardan, G. Belle (1868-1926) gibi yarı bilimsel casuslara kadar hepsi de tarihçi veya arkeologdurlar. Onlar görünüşte ülkeyi ve insanlarını değil, güya eski eserleri merak etmektedirler ve onları her şeyi ile bilmek istemektedirler.

         

         

        Merak Edip Seyahat Edenler

        Merak edip gelenlerin, çok varlıklı kimseler olmaları gerekir ki seyahat masraflarını karşılayabilsinler. Gerçekten de meraklılar genellikle çok varlıklı kimselerdir. Seyyahların büyük mali imkânları olması gerektiğinden yukarıda da söz etmiştik. XIX. yüzyıl ortalarından sonra, vapur seferleri ve daha ucuz seyahat imkânları olmadan önce doğuya seyahat edebilmek büyük maddi imkân isterdi. Bu imkânlar dolayısıyla ya devlet tarafından finanse edilirler yahut de ilim kuruluşlarınca desteklenir. Bu arada, mali gücü zengin meraklılar doğuya gelebilmektedirler.

         

        Aslında en tarafsız bilgileri veya gözlemleri bunların yazdıklarında buluyoruz.

         

  1. Gerçekten varlıklı zengin seyyahlara Prenses Belgiooso’u misal verebiliriz. Bu arada bazı hanımlar da seyyah olup, eser kaleme almışlardır. Lady Brassey gibi. Ayrıca 1880’lerde Güney Anadolu’yu, adeta eski Karamania’yı ziyaret eden Kıbrıs’ta görevli İngiliz’in eşi Mrs. Scot-stevenson vardır.
  2.  Şarkı, Osmanlı ülkesini merak eden edebiyatçılar, şairler, yazarlar. Bunlar da masum sayılabilecek gezginlerdir. Yazdıklarında sosyal gerçekler daha az olsa da kendi gözlemleri açısından dikkate değerdir. Bunlardan birkaç isim sayalım.  
  3. F. R. Chateaubriand (1788-1848)
  4. G. G. Byron (1788-1624)
  5. A. De Lamartine, (1790-1869)
  6. H. Cr. Andersen (1805-1875)
  7. G. de Nerval (1808-1855)
  8. Th. Gautier (1811-1872)
  9. G. Flaubert (1821—1880)
  10. Knut Hamsun (1859-1952)

         

  1. Ülkemize gelen, gezip gören askerleri, meslekleri gereği gözlemleri sebebiyle bu şemaya sokabiliriz. Maceracı bir Prusya askeri olan F. A. Baron de Riedesel (1738-1800), ayrıca H. von Moltke (1800-1891), A. Von der Goltz (1841-1916 ) gibi.
  2. Ünlü ressam Horace Vernet (1789-1863)’nin, M. G. Fesquet’nin kaleme aldığı 1839’daki seyahatini bu kümede alabiliriz.  

         

         

         

         

        Görevli Olarak Gelenler

         

         

        Görevliler aslında çok çeşitlidir. Mesela daimi elçi veya konsoloslar bu arada sayılabilir. Elçilerin doğrudan kendileri olmasa bile maiyetlerindekiler, patronlarının seyahatlerini kaleme almış olabilirler. 1789 Öncesi Fransız sefiri olan Choiseul Goufiier ( 1752-1817)’in eseri, hem bir seyahatname hem de bir tetkik eseridir. Ayrıca elçiliklerdeki görevliler, özellikle dinî görevliler de ülkeyi dolaşıp gözlemlerini kaleme almaktadırlar: Bunlar arasında İstanbul’da görevli iken yazan R. Walsh gibi.

         

                    Konsoloslar arasında yazanlar daha çoktur. P. Rycaut (1629-1700), İzmir’de İngiltere konsolosu olup, birçok eser kaleme almıştır. Sadece konsoloslar değil, onların yanında öteki görevliler de yazabilirler. İzmir, Osmanlı ülkesinin İstanbul’dan sonraki önemli şehri olduğundan orasının konsolosları da yazmışlardır. F. de Beujour, G. Mıostras bunlar arasında zikredilebilir. İngiliz konsolosluk dini görevlisi Arundell’in seyahatleri eskiden beri bilinmektedir. H. J. Van Liennep de bu arada sayılabilir.

         

                    Bazen doğrudan Kralın emriyle seyahat ettiklerini belirtenler de vardır. XVI. Louis’nin emriyle bilgi toplamaya çıkan S. A. Sonnini böyledir. 1778-80 arasında Osmanlı ülkesinde seyahat etmiştir.

         

                    Mahiyetini bilemediğimiz en eski seyyahlardan birisi, eseri birçok dile çevrilmiş olan C.de Bruyn (1652-1726)’dır. Aynı şekilde C. Niebuhr (1735-1815) ve R. Chandler (1738-1810)’in eseri de birçok dile çevrilmiştir. İsmi eskiden beri bilinen Lady Montagu’nun 1717’de yazdığı mektupların bizim gördüğümüz baskısında (1783) adı tam olarak yazılmamıştır. E. Lady Craven (Baroness)’de 1785-88’lerdeki seyahatinde, muhtemelen bir görevli eşidir. 

         

        Bunların önemli bir kesimi, antikaya meraklı kimseler olduğunu yukarıda söylemiştik. Bu bahane ile gerçek bilim adamlarıyla yakın ilişki de kurabilirler (G. Bell’in Ramsay ile ilişkisi gibi), Bu haber-eski eser tanıma bahanesi yanında, gerçek arkeologları ayırmak zordur. Ancak günümüzde de eski eser merakı, ülkemizi dağ-tepe gezmek için en önemli geçer sebeplerdendir. 

         

        Görevli gelenler arasında askeri yardım çerçevesinde gelenleri ve bu sırada eser yazanları da katmamız gerekiyor. Napolyon’un Mısır seferine karşı İngiliz desteği için 1799-1800’lerde gelen W. Witmman gibi. 

         

        Görevli gelenlerden birisi, kendisini Kaiser’le akşam yemeği yiyen birisi diye tanımlıyor ve eserinin adını “My Secret Service” olarak veriyor (NY 1916). Bu hiç olmazsa gizli görevini bir şekilde namusluca itiraf etmiştir.

         

         

        Bilimsel Araştırma Yapanlar

         

        Burada, bilimsel araştırma ile amaçlı gezileri birbirinden ayırmanın çok güç olduğunu belirtelim. Sözlerimizin başında da ifade ettiğimiz gibi, amaç Türkiye’yi en ayrıntılı şekilde tanımak olduğundan, bu bilimsel amaçlı geziler, seyahatler de dikkati çekmelidir.

         

        Bilimsel amaçlı geziler arasında dikkati çeken, Haçlı Seferleri tarihçisi M. Michaud (1767-1839)’indir. Michaud 1830 ve 31’de İzmir ve İstanbul’a gelmiş (Correspondance d’Orient), fakat Anadolu içlerine yardımcısı M. B. Poujoulat (1809-1864)’yı göndermiştir. Leyden Üniversitesi Doğu dilleri profesörü J. Heyman, XVIII. yüzyıl ortalarında (eserinin basım tarihi 1759) doğuyu, İzmir ve İstanbul u gezmiştir. 1785-86 yıllarında Troya’yı tespit için gelen J. B. Lechevalier, üç cilt metin ve bir cilt harita ve resimlerle kitabını bastırmıştır.

         

        Batı Anadolu hakkında fizikî coğrafyacı Dr. A. Philippson’un araştırmaları, ayrıntılı olarak önemli sayılabilir.

         

        Nitekim makalemin başlığında, ikinci ve üçüncü kümedekileri görev ve bilimi bir arada kabul etmişimdir. Fransız antik devir uzmanı sayılan Charles Texier, Anadolu’yu karış karış gezerken eski eserleri esas aldı, ama aynı zamanda Türkiye için de bilgili olmakta idi.

         

        Rus gezgini P. A. Çihaçef (1808-1890), fiziki coğrafyacıdır, ama yazdıkları ve gözlemleri sadece coğrafya bilimi için olmasa gerektir. Nitekim hayatına dair bir kayıtta onun 1834-36 arasında İstanbul’da elçilikte görevli olarak bulunduğu yazılıdır. Bu sırada Türkçe de öğrendi ve sonraki yıllarda bütün Anadolu’yu karış karşı gezdi. Onun bibliyografyasında ana dili Rusçadan başka üç dilden (Fransızca, İngilizce ve Almanca) yayını olup, Türkiye’ye dair olanlar 1848’de başlayıp 1887’e kadar devam eder. 1850’de Voyennıy Jurnal’da çıkan bir yazısı “Voyanno- statisçikye svedeniya o Turetskoy İmperii…” adını taşıyor. Yani “Türkiye İmparatorluğu Üzerine Askeri İstatistik”. Gerçi onun yazdıkları, XIX. yüzyıl ortaları Anadolu sosyal ve ekonomik hayatı için de çok önemlidir. .

         

        Bunun bir başka çarpıcı örneğini arkeolog olarak Ninova’da kazılar yapan İngiliz S. Henri Layard’da buluyoruz. Bu zat, Osmanlı ülkesini çok iyi bildikten sonra İstanbul’a elçi olarak gönderilmiştir. Onun eserinde Doğu Anadolu’ya dair çok güzel gözlemler vardır, o başka.

         

        Bilimsel (dinî) araştırma yapanlar arasında Nasturîleri araştıranlar da geliyor ki, kısa da olsa o zamanki ülkenin öteki insanları hakkında da bir şeyler yazarlar: A. Grant gibi.

         

        Bilimsel araştırma yapanlardan ikisi, XIX. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’yu dolaşıp dikkate değer gözlemlerde bulunmuşlardır: Bunların gizli görev veya amaçlarıyla ilgili şu anada kadar bir şey kulağıma çalınmadı. Bunlar Hamilton ile F. V. Ainsvorth. Her ikisinin madencilikle yakın ilişkisi vardı ve yazdıkları, doğudan batıya bütün Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Ainsworth, Nizip savaşına da şahit olmuş olup eserinde bu savaşa ait bir gravür de vardır.  

         


        

        Sonuç olarak diyebiliriz ki, seyyahların bazıları ülkeyi çok iyi tanımaktadırlar. Bunlardan A. L. Castellan, İstanbul Kız kulesinin efsanesini tercüme edip nakledecek kadar meraklıdır. Yanlarında namuslu tercüman bulunduranlar, özellikle Anadolu içlerindeki intibalarında, Türk kültürünün güzel özelliklerini yansıtmaktadırlar (Van Lennep gibi ).

         

        Sözlerimizin en başında da değimiz gibi, seyyahların genelde amaçları bu ülkeyi, yani Türkiye’yi en iyi şekilde tanımaktır. Bunu daha ziyade bilim adamı da olanlar yapmaktadır. Yukarıda, salt bilim adamı gibi telakki ettiğimiz W. M. Reamsay’ın, 1916 senesinde, o zamanki Osmanlı ülkesi hakkındaki 40 yıllık gözlemlerinin neticesini bir konferans şeklinde British Academy’ye sunmuştu: Burada adeta savaş sonrası diplomatlarına bazı ipuçları vermektedir.

         

        Kısacası Seyahatnameler, geçmişin bilinmesi için en önemli kaynaklar arasındadır.

         

         


Türk Yurdu Haziran 2013
Türk Yurdu Haziran 2013
Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Basılı: 15 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele