Türkiye Seyahatnamelerine Dair

Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

        Anadolu ve Ortadoğu, insanlığın ortaya çıktığı ilk bölgelerden biri. Bu topraklarda yüzyıllar boyunca çeşitli medeniyetler kurulmuş. Daha sonra bu medeniyetler yıkılmış yerine başkaları ortaya çıkmış. Bu yüzden bilim adamları Anadolu’yu “Medeniyetler Mezarlığı” olarak adlandırmışlardır. Anadolu’da ortaya çıkan bu medeniyetler yıkılmış fakat insanlığa çok şeyler kazandırmıştır. Anadolu, Hindistan, Mezopotamya ve Eski Mısır dünyanın en eski medeniyetlerinin kurulduğu topraklardır.

         

                    Bu topraklar ve özellikle de Anadolu, tarih boyunca seyyahların, diğer adıyla gezginlerin uğrağı olmuştur. Seyyahlar, zaman zaman gezip gördükleri yerleri ve duyup işittiklerini anlatmışlar ve bunların bir kısmını da yazıya geçirmişlerdir.

         

                    Yazıya geçirilebilenler, eğer kaybolmamışsa, bize kadar gelmiş, geçirilemeyenler ise, unutulup gitmiştir. Buna rağmen, yurdumuzla ilgili yazılan seyahatnamelerin sayısı binlerle ifade edilebilir. Bu seyahatnamelerin bir kısmı çok önemli sayılırken, bir kısmı da daha az önemli kabul edilmiştir.

         

                    Seyahatname; Gezi notları ve bu gezilerle ilgili hatıralar anlamına gelir.

         

                    Seyahatname, yolculuk yapılan ülkeye ait gözlemler taşıdığı için çok önemlidir. Bazı seyahatnameler, bir yandan da tarihi belge özelliği taşırlar.

         

                    Bir kısım seyahatnameler, üslup özellikleri, yeni ülkeler ve çeşitli olaylar karşısında yazarın davranışını belirten ustalığıyla da edebi eserler arasında yer alırlar.

         

                    Bizim tam olarak açıklıkla sezemediğimiz eksiklikleri veya tam tersine üstün ve iyi yanlarımızı farklı kültürlerden gelen bir yabancı bazen bizden daha iyi görebilir. Nitekim yabancı seyyahlar, değişik bir gözle baktıkları Anadolu’da bizim göremediğimiz çok ilginç noktaları görmeyi başarmışlardır. Bir şairimiz yüzyıllar önce:

         

                    “Ol mahiler ki, derya içre yüzerler derya nedir bilmezler”. Yani balıklar denizde yaşadıkları halde, denizi bilmezler, demiştir. Bizim hiç düşünmediğimiz, ilginç bulmadığımız bir özelliğimiz, belki de çok önemlidir.

         

                    Seyahatname türü bizde oldukça yenidir. Daha eski seyahatnameler olmasına rağmen bir kısım araştırmacılar seyahatname türünü Evliya Çelebi ile başlatırlar.

         

                    Ünlü yazar Ahmet Mithat Efendi, seyahatname türünün önemini ve bizde bu türün ihmal edilmesini bir yazısında şöyle anlatır:

         

        “Ecnebilerin seyahatname adını verdikleri bir nesir vardır ki, bundan alacağım hisseler çoktur. Bir şehre gitmeden gitmiş gibi görüyorsun. Oranın her şeyini öğreniyorsun. Velev ki, oralı olan bile istese göremez, bilmek istese bilemez”

         

                    Kütüphanelerimizde, yüzlerce seyahatname yer almaktadır. .Gün geçmiyor ki, yeni bir seyahatname dilimize çevrilip yayımlanmasın. Ayrıca seyahatname türüne olan ilgi her gün biraz daha artıyor. Dergâh, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Kitap yayınevleri seyahatname türü eserler yayımlıyorlar. Hatta Kitap Yayınevi gibi bazı yayınevlerimiz çoğunlukla seyahatname yayımlamaktadırlar. Bu da seyahatname türünü gösterilen ilgiyi göstermektedir. Daha önceki yıllarda kısaltılarak çevrilmiş olan birçok seyahatname tam metin olarak basılmaktadır. Rahmetli Reşat Ekrem Koçu’nun 1940 öncesi çevirdiği seyahatnameler buna örnektir. Ama Koçu’nun çevirdiği Elizabeth Craven Seyahatnamesi o günden bu güne bir daha basılmamıştır.

         

                    Anadolu ve Türkiye seyahatnamelerinin en eskisi olarak bu gün “Herodot Tarihi” ile Ksenefon’un “OnBinlerin Ricadı” adlı eserleri biliniyor.

         

        Belki bu iki seyahatnameden önce yazılmış olan seyahatnameler vardır, ama bu eser veya eserler elimize geçmemiştir.

         

        Bu iki kitaptan sonra, yüzyıllarca çok önemli sayılabilecek seyahatname yayımlanmamıştır. Yani yüzyıllar süren büyük bir boşluk vardır.

         

                    Wilhelm Von Rubruk’un Moğolların Büyük Hanına Seyahat adında 1253-1255 yılları arısını anlatan seyahatnamesinin son bölümlerinde Doğu Anadolu’dan kısaca söz edilir. Eser 2001 yılında dilimize çevrilmiştir. 

         

                    Bu büyük boşluktan sonra, yeniden seyahatname türüne bir dönüş başlıyor. Önce karşımıza bir Arap seyyah çıkıyor. İlk olarak Anadolu’yu arkasından doğuyu gezen İbni Batuta adlı seyyah, 1300 yıllarının Anadolu’sundan ilginç kesitler sunar. İbni Batuta o tarihlerin şehir hayatı ve esnafını çok renkli bir biçimde anlatır. Batuta’nın seyahatnamesi bu günde; kaynak özelliğini korumaktadır. Batuta, Anadolu’dan sonra uzak doğuya ve Rusya steplerine kadar gitmiştir. Batı’da Batuta’nın seyahatnamesi üzerine çok sayıda doktora tezi yapılmıştır. Batuta bu gün dünyanın en önemli seyyahlarından sayılmaktadır. 2004 yılında İbni Batuta üzerine; Rosse Dunn’un yazdığı İbni Batuta’nın Dünyası adında çok önemli bir çalışma yayımlanmıştır. Batuta’nın seyahatleri 27 yıl sürmüştür. Son zamanlarda İbni Batuta’ya ilgi artmıştır. Daha önce Kültür Bakanlarımızdan biri kendisinden önce yayımlanan “İbni Batuta’dan Seçmeler” adlı kitap üzerine bundan böyle şeriat kitapları yayımlanmayacak diyerek demeç vermiştir. Bu aklı evvel kişiler sayesinde bu günlere geldik. Baştaki İbni adını gören sevgili bakanımız böyle bir demeçle çağdaşlığa adım attığını sanıyordu.

         

        1396 yılında Schiltberger, Niğbolu’da Yıldırım Bayezid’e esir düşer. Altı yıl sonra Yıldırım Bayezid Ankara Meydan Savaşı’nda yenilince bu sefer Timur’un esirleri arasında yer alır. Timur’un oğlu Şahruh, Miran Şah ve onun oğlu Ebubekir, Schiltberger’in efendileri olurlar. Daha sonra Karakoyunlu Kara Yusuf’un esiri olur. Esareti 1427 yılında sona erer. Başından geçenleri yazar. Kitap 1460 yılında basılır. Kitapta Anadolu, Orta Asya ve Sibirya anlatılır.

         

        1432-1433 yılları arasında Bertrandon Del La Broquire seyahatnamesi çok önemlidir. Denizaşırı Seyahat adıyla dilimize çevrilen seyahatnameye, 97 sayfalık giriş yazan Semavi Eyice’nin yazısı, seyahatname kadar önemlidir.

         

        Benedict Curipeschitz’ın 1530 yılında Bosna, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden İstanbul’a yapılan seyahatin günlüğü çok ilginçtir. Kitabın günlük tarzında sıcağı sıcağına yazılışı değerini daha da artırır. Kitap, 1977 yılında Özdemir Nutku tarafından yayımlanmıştır. Kitap Seyahatname Günlüğü adını taşır.

         

                    Bu arada çok sayıda seyyahla karşılaşıyoruz. Bunların en önemlilerinden biri Laleyi Avrupa’ya tanıtan Macar elçisi Busbecq diplomatik bir görevle ülkemize gelmiştir. Kanuni dönemi İstanbul’u ile Ege bölgesi hakkında çok ilginç bilgiler verir eserinde. Busbecq, seyahatnamesinde ülkesinin aydınlarına, o dönemin en büyük devleti daha doğrusu dünya devleti olan Osmanlı Devleti’ni tanıtmak ister. Bunda da başarılı olur. Daha sonra, ülkemize gelen birçok Avusturya ve Macar diplomat, çok sayıda seyahatname yazarlar. Ülkelerinin kralları tarafından seyahatname yazmaya mecbur edilirler. Ama hiç biri Busbecq’in başarısına ulaşamaz. Macar seyyahları Osmanlı Devleti ve Anadolu’ya özel bir ilgi duymuşlardır. Busbecq’in en iyi yayını 1939 yılında Hüseyin Cahit Yalçın tarafından Türk Mektupları adıyla yapılmıştır.

         

                    Busbecq’ten sonra en önemli seyahatname olarak Polonyalı Simeon’un eserini görüyoruz.

         

                    Simeon; Polonya’dan Anadolu’yu gezip görmek için gelmiş. Dini bütün bir Hristiyan olan Simeon, eserinde, gezip gördüğü yerlerde çeşitli dinlere mensup kişiler hakkında bilgiler veriyor. Ünlü seyyahın Doğu ve Kuzey Anadolu’yla ilgili yazdıkları çok ilginçtir. Başkent Ankara için de eserinde çok geniş yer ayırmış. Simeon’un seyahatnamesi Ankara tarihi üzerine çalışanların vazgeçemeyecekleri kaynakların başında gelir. 1608-1619 yılları arasını anlatan seyahatname Hrant D. Andreasyan tarafından 1964 yılında dilimize çevrilmiştir. Daha sonra da baskıları yapılmıştır.

         

                    1600’lü yıllarda Hans Dernschwam adlı bir seyyah İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü adlı eseriyle türünün klasikleri arasına girmiştir. Eserde, Balkanlar, İstanbul ve Amasya’ya kadar yapılan bir seyahat geniş olarak anlatılır. Eserde sadece gezilen görülen yerler anlatılmamış, Osmanlı Devleti’nin sosyal, ekonomik, askeri, idari ve kültürel yönlerine de çok geniş yer verilmiştir. Kitabı dilimize Yaşar Önen çevirmiş ve 1987 yılında yayımlanmıştır.

         

                     Julia Pardoe, erkeklerin giremediği birçok yeri görüp inceleyebilmiş; ayrıca seyahatnamesindeki gravürlerle eseri çok daha değerli kılıyor, Pardoe’nin eserinin orijinali bu gün bile kitap müzayedelerinde, astronomik fiyatlarla alıcılar buluyor. Eser, üslup olarak da türünün bir harikası olarak niteleniyor. Son zamanlarda çeşitli baskıları olan eserin çok güzel ve orijinal baskısı İş bankası Kültür yayınları arasından çıkmıştır. Eserin orijinalinde olan gravürlerde kitapta aynen yer almaktadır.

         

                    Venezuelalı General Miranda’nın Türkiye’ye Dair adlı günlük tarzında yazdığı seyahatnamesi yazar ve seyyah Jean Chardin’in anlattığı kalp para ticareti adlı ekiyle birlikte Fuat Carım tarafından 1965 yılında yayımlanmıştır. Kitap nedense pek ilgi çekmemiştir. Kitap önemli bir yayınevi tarafından yayımlanmadığı için arada kaybolup gitmiştir.

         

                    G. A. Oliver, bir Fransız devlet adamı. 1790 yılında Türkiye’yi anlatması için yollanmış bir görevli. Türkiye’nin ekonomik özelliklerini devletine aktaran Oliver’den o dönemin Osmanlı Devleti ve toplum yapısı konusunda çok şeyler öğreniyoruz. Büyükelçi Oğuz Gökmen, Oliver’in Türkiye Seyahatnamesi’ni çok titiz bir çalışmayla dilimize çevirmiştir. İki cilt olarak basılan kitabın ikinci cildi biraz zor bulunur.

         

                    Sir Henry Woods, kırk yıldan fazla Türk donanmasında görev yapmış bir İngiliz deniz subayı. Wood’un çok ilginç tespitleri var.

         

                    Batı’da ve yurdumuzda çocuk edebiyatına yaptığı hizmetlerle tanınan Edmond De Amicis için bir yazar:

         

        “Bu adam İstanbul’u ve Türkiye’yi hepimizden iyi anlattı. Onu ancak kıskanabiliriz” diye yazmış. Eseri dilimize aktaran Prof. Dr. Beynun Akyavaş, eseri o kadar titizlikle çevirmiş ki, çeviri adeta orijinali kadar güzel olmuş. Akyavaş kitabı 21 yılda çevirdiğini söylüyor. İtalyanca ve Fransızca baskısını karşılaştırarak çevirmiştir.

         

                    Moltke, Türkiye’ye yollanan Alman generallerinden. Türkiye Mektupları adlı eseri yazıldığı tarihten beri dünya seyahatname edebiyatının klasiklerinden sayılıyor. En iyi çevirisi Hayrullah Örs tarafından yapılmıştır.

         

                    Ünlü Rus yazarı Puşkin, bir seyyah olarak değil, daha çok şiirleri hikâyeleri ve romanlarıyla tanınıyor. Türk okuyucusu onu daha çok Yüzbaşının Kızı adlı küçük romanını bilir. Erzurum seyahatnamesi, son beş yılda Türk okuyucusunun dikkatini çekmiştir. Afrika asıllı Rus yazarının küçük seyahatnamesinde son iki yüz yıllık Rus politikası açık açık görülür. Prof İsmail Kaynak’ın 1978’de yayımladığı Aleksandr Puşkin’de Türk İslam Kültürünün İzleri adlı kitabında seyahatname hakkında geniş bilgi vardır.

         

                    Nerval, yıllarca İstanbul’da oturmuş bir yabancı ailenin çocuğu. On dokuzuncu yüzyılın sonları İstanbul’u ve Boğaziçi için değişmez bir kaynak.

         

                    Grace Ellison, ünlü kitabında Milli Mücadele dönemi Ankara’sını ele alır. Ege’de Yunan işgali altındaki bölgeleri serbestçe gezebilen Grace Ellison’un gözlemleri bu gün de önemini korumaktadır.

         

                    Son zamanlarda çok ilginç bir Macar seyyahı görüyoruz. Macar kültürünü anlayabilmek için Türk kültürünü öğrenmeye çalışan Türk masallarıyla, Türk halk türkülerini derleyen İgnac Kunoş çok ilginç bir kişidir. Çok az kişi, ünlü Plevne türküsünün ve çok sayıda Rumeli türküsünün İgnac Kunoş tarafından derlendiğini bilir. Kunoş yazdığı kitaplarında Türk masallarının üslubunu kullanır. Bu gün Tuna nehrinin suları arasında kalan Türk toprağı Adakale üzerinde çalışmalar yapmış, Adakale’den 120 türküyü aktarmıştır. Yazarın Adakale Masalları üzerine çok önemli bir kitabı vardır.

         

                    Anadolu gezileri, Antik çağlarda tarihin babası olarak kabul edilen Herodot’la başladığını zikretmiştik.

         

        Herodot, Antik çağda Anadolu için tek kaynaktır. Herodot Tarihi’nin başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere çeşitli tarihlerde çok sayıda baskısı yayımlanmıştır. Ünlü tarih Anadolu’dan başka Ortadoğu üzerine de tek kaynak olma özelliğini sürdürmektedir.

         

                    Arkasından, ünlü Yunan tarihçi Ksenefon’un eserini görüyoruz. Sokrates’in öğrencilerinden olan Ksenefon, Perslerle yapılan savaşa katılmak üzere Anadolu’yu geçer. Trabzon’a kadar gider. Adını taşıyan seyahatnamesinde gezip gördüğü yerleri anlatır. Kitap “On binlerin Ricadı” olarak dilimizde yayımlanır. Ksenefon Anadolu’nun yabani hayvan varlığı hakkında da geniş bilgi verir. Ünlü seyyah ve yazarın eserinden öğrendiğimize göre, o tarihlerde Urfa yöresinde aslan, yaban eşeği ve diğer tropikal hayvanların varlığını anlatır.

         

                    Bu arada, Haçlı seferleriyle Kudüs’e gitmek için gelenlerin yazdıkları seyahatnameleri görürüz.

         

                    Aradan yüzyıllar geçer. Venedikli Marco Polo ve kardeşleri yirmi yıl sürecek bir doğu gezisine çıkarlar. Onlardan hiçbir haber alınamaz. Bütün Venedik halkı onlara öldü gözüyle bakar. Marco Polo ve kardeşleri 1251 yılında ülkelerine dönerler. Bütün Anadolu, Asya ve Uzak Doğu’yu gezen Marco’nun anlattıklarını gülerek ilgiyle dinlerler. Marco’nun aklını yitirdiğine inanırlar. Hapiste, birlikte yattıkları bir yazar arkadaşı anlattıklarını yazar.

         

        Marco eserinde Asya’nın zenginliklerinden başka, petrol ve maden kömüründen de söz eder. Marco Polo’nun seyahatnamesi yüzyıllar sonra layık olduğu değere kavuşur. Petrol ve maden kömür için şunları söyler:

         

                    “Gürcistan sınırı yakınlarında çok büyük bir kuyudan bir taşımada yüz gemi dolduracak kadar koyu bir sıvı fışkırır. Bu sıvı içmede kullanılamaz. Yanar ve belli bir ısı verir. Katay bölgesinde topraktan koyu siyah parlak bir ağaç çıkıyor. Daha doğrusu ağaca benzer bir şey çıkarıyorlar. Artık siyah taş mı desem, ne desem bilmiyorum. Bu parlak ve siyah taşı ateşe atın öyle parlak yanıyor ki, göz kamaştırıyor. Sonra odundan da, çok fazla sıcaklık veriyor. Bu taştan burada çok.”

         

                    İngiliz asıllı John Mandaville’nin otuz dört yıllık bir geziden sonra yazdıkları ise, Marco Polo’yu bile gölgede bırakır. Fakat bu seyyah da Marco Polo’nun geçtiği ünlü Burma yolunu geçemez. Diğer adıyla Hayber geçidi ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılılar tarafından geçilebilir. Ünlü İsveçli seyyah Sven Hedin “İpek Yolu” adlı seyahatnamesinde Hayber Geçidi’ni anlatır.

         

                    Batı’nın Anadolu ve Doğu ile olan ilgisi, Haçlı Seferleriyle yaygınlaşır. Haçlı seferlerine katılan ve daha sonra ülkelerine dönen maceracılar gördükleri yerler hakkında yalan yanlış şeyler anlatırlar.

         

        Daha sonraki yüz yıllarda ülkelerine Yıldırım Bayezid’e esir düşen Hans Schiltberger esaretten kurtulduktan sonra ülkesine dönünce Türkiye, Moğolistan ve Suriye’de gördüklerini anlatan bir kitap yazar. Hans Schiltberger, Ankara Savaşı’ndan tam kurtuldum derken bu sefer Timurleng’e esir düşer. Timur, ünlü seyyahı beraberinde ülkesine götürür. Bu esaret tam yirmi dört yıl sürer. Daha sonra serbest bırakılan Schiltberger ülkesine döner. Seyahatnamesi matbaayı icat eden Gutenberg’in 1451 yılında ilk basılan kitaplar arasında yer alır.

         

        Seyahatname, bu kadar çok şeyler gören bir kişinin yazması gereken seyahatnameye göre oldukça kısadır. Kendisi de bunun farkındadır. Ancak köle olduğu için vakit buldukça yazabildiğini söyler. Bizi çok ilgilendiren bu seyahatname dilimize ancak beş yüz yetmiş yıl sonra çevrilir. Seyahatnamede Türk spor tarihiyle ilgili ilginç bilgiler vardır.

         

                    Matbaanın icadıyla seyyahların eserleri daha çok yaygınlık kazandı. Maddi durumu çok yüksek olmayanlar, daha rahat kitap alabilecek bir duruma geldiler. Bu arada yapılan seyahatlerin sayısı da arttı. Seyyahlık bir eğlence ve serüven olmaktan çıktı. Batı artık kendi dışındaki toplumlar ve ülkelerle daha çok ilgilenmeye başladı. Seyyahların bazıları resmi görevli olarak gönderildi.

         

        Seyyahlar, gezip gördükleri ülkelerin iyi ve kötü yanlarını kendi ülkeleriyle karşılaştırmaya başladılar. Seyahat edilecek ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik durumlarını incelemeleri sonucu yazılan eserler, basit serüven romanı olmaktan çıktı. Öğretici, aydınlatıcı ve bilgi verici eserler yazıldı.

         

                    On yedinci yüzyıldan başlayarak yeni keşiflerle birlikte seyyahların sayısı daha da artar. Seyahatnameler, Latince, Fransızca ve İtalyanca olarak basılır. Bu dönemden sonra, Batılıların Türkiye hakkında yazdıkları seyahatnameler amaç ve türlerine göre çeşitlenmeye başlar.

         

                    Bu dönemde, deniz yoluyla Kudüs’e giden hacıların bir kısmı dönüşlerinde Anadolu’ya uğrarlar. Daha sonra ülkelerine döndüklerinde bunları yazıp yayımlarlar. Ünlü yazar François-René de Chateaubriand’ın Paris-Kudüs yolculuğu böyle bir seyahatnamedir. Bu seyahatnameler bir tür hac rehberidir. Dindaşlarına hizmet amacı güdülmüştür.

         

                    Jean Baptiste Tavernier 1605 yılında Paris’te doğmuş. Bütün Anadolu’yu karış karış gezen Tavernier, Irak ve İran’a da gitmiştir. Anadolu’ya defalarca gelen Tavernier’in seyahatnamesi bu günde önemini korumaktadır.

         

                    Bu dönemin bir başka önemli seyahatnamesi Jean Thevenot tarafından yazılmış. Thevenot bir şarkiyatçı olduğu için seyahatname zaman zaman, seyahatname olmaktan çıkıp ders kitabı şekline dönüşüyor. Thevenot Ege bölgesi ve Ege adalarını seyahatini çok renkli bir biçimde anlatır.

         

                    Doğu’yla Batı’nın yaptığı periyodik savaşlarda esir düşenlerin bazıları esaretten kurtulduktan sonra, başlarından geçenleri ve gezdikleri yerleri anlatırlar. Bu esir düşenlerin biri de ünlü Don Kişot romanının yazarı Cervantes’tir. Cervantes Don Kişot adlı eseriyle roman türünde bir çığır açmıştır.

         

        Cervantes, 1575 yılında Türklere esir düşer. Ünlü yazarın esareti beş yıl sürer. İspanyollar, fidye ödemek istedikleri halde; Cezayirli Türk korsanları kabul etmezler, çünkü böyle akıllı bir insana ihtiyaçları vardır. Dilimize son zamanlarda çevrilen Cervantes’in bizi anlattığı kitap yeteri kadar tanıtılmadığı için ilgiyi çekmemiştir. Kitabın beş yüz yıla yakın gecikmeyle dilimize çevrilmesi pek hoş bir durum değildir. Bu konuda Prof. Ertuğrul Önalp’in çok önemli bir çalışması vardır. Kitap Türklerin Esiri Cervantes adını taşır.

         

        Baron de Tott, Fransa’ya sığınan bir Macar ailesinin çocuğudur. Paris’te topçu mühendisliği eğitimi gördü ve İstanbul’a Fransız elçilik tercümanı olarak geldi. Kırım hanlığında konsolosluk yaptı. 1770 yılında İstanbul’a gelerek Topçu ve mühendislik okullarının kurulmasını sağladı. Ülkesine döndükten sonra Doğu Akdeniz limanlarının teftişiyle görevlendirildi. Dürziler üzerinde çalışmalar yaptı. Türkler adını taşıyan seyahatnamesi çok önemlidir.

         

                    Bu tarihlerde, bazı kişiler yalnızca eğlenmek ve vakit geçirmek amacıyla da seyahat ediyorlardı. Resmi görevli seyyahlar ise, görevleri gereği, günlük, mektup veya sefaretname türünde eser veriyorlardı.

         

        Osmanlı elçileri de gezip gördükleri ülkeleri devrin padişahlarına sefaretname türünde sunuyorlardı. Sefaretname türü ilk olarak bizde Batı’daki birçok yeniliği ülkemize taşıyan Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet tarafından yazılmıştır. Kültürümüzde on yedi sefaretname yazılmıştır.

         

                    Fatih Sultan Mehmet döneminde, İsak Sarfati adında bir Yahudi İstanbul’a gelir. O yıllarda Yahudiler Avrupa’da çok büyük zulüm görüyorlardı. Fırsat bulabilen Yahudiler, soluğu Osmanlı ülkesinde alıyorlardı. Çünkü Osmanlılar soy ve din ayrımı yapmıyorlardı. İspanya’nın sürgün ettiği Yahudileri Osmanlı gemileri ülkelerine getirmişlerdi. İsak Safarati birkaç yıl sonra çok sayıda Yahudi’yi İstanbul’a getirir. İstanbul’da rahata kavuşan Yahudi muhacirler, Avrupa’ya çok sayıda mektup gönderirler. Bu mektuplarda genellikle de, Türkiye’nin özellikleri anlatılır. İstanbul’a gelen Yahudiler, İspanya’daki akrabalarına Osmanlı ülkesini ve özellikle de mektup türünde, İstanbul’u en ince ayrıntısına kadar anlatırlar.

         

                    Son zamanlarda bir Yahudi Sefaradin Gracia Mendes’in Bir Sefaradin Uzun Yolculuğu adında seyahatnamesi yayımlandı. Çok ilginç bir seyahatname olan eser Marianna Birnbuaum tarafından yayına hazırlanmış.

         

                    Daha sonra, mektup türüyle birlikte, bir Macar seyyahın ortaya çıktığını görüyoruz. Mikes adındaki Macar seyyahı, yıllarca Tekirdağ’da kalır. Buradan ablasına Osmanlı ülkesini anlatan mektuplar yazar. Bilim adamları yaptıkları incelemeler sonucu böyle bir ablanın olmadığını ortaya çıkarırlar.

         

                    On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, bu sefer Piyer Loti ve Jules Verne romancı olarak karşımıza çıkar. Piyer Loti, İstanbul ve Boğaziçi’ni anlattığı Aziyade ve Hayal Kadınlar adlı eserlerinde romantizmin zirvesine çıkar. Alain Qiella-Villeger tarafından yazılan Pierre Loti Gezegen Seyyahı adlı kitap yazarı anlatmaktan öte bize çok önemli bilgiler verir.

         

                    Jules Verne ise, Türkiye’ye gelmeden, İkinci Mahmut dönemi reformlarını ve İstanbul’dan, Bulgaristan, Kırım, Kafkasya, Anadolu üzerinden Üsküdar’a yapılan seyahati roman türünde aktarır.

         

        Kitap, Osmanlı döneminde Servet’i Fünun dergisini çıkaran ünlü gazeteci Ahmet İhsan Tokgöz tarafından dilimize çevrilmiştir. Daha sonra, Jules Verne’nin külliyatını dilimize çeviren Ferid Namık Hansoy, tarafından “İnatçı Kahraman Ağa” adıyla yayımlanmıştır. Son baskısında iki cilt olarak çıkarılan kitap, İnatçı Keraban adını taşımaktadır. Jules Verne, kafa olarak sürekli seyahat eden ve yeni yerleri arzulayan bir kişidir. Onun Dünyamızın Keşfi Meraklı Yolculuklar adlı iki ciltlik kitabı çok önemlidir ve sanıldığı gibi çocuk kitabı değildir. Jules Verne üzerine Faik Sabri Duran 1932 yılında Jules Verne hayatı ve eserleri ve Kiril Andreyev Görülmeyeni Gören Adam Jules Verne adında kitaplar yazmışlardır.

         

                    Bazı seyahatnameler ise, var olmayan kişiler tarafından yazıldıkları sanılır. C. N. F. adı ile İskender Fahreddin Sertelli tarafından tercüme edildiği yazılan eser böyledir. 1922 yılında Peyam-ı Sabah gazetesinde İstanbul’da Neler Gördüm adıyla tefrika edilen seyahatnameyi 2005 yılında yayına hazırlayan Burhan Erdebil ve Ahmed Nezih Galitekin, C. N. F. adlı bir seyyahın olmadığı ve eserin İskender Fahrettin tarafından yazıldığı görüşündedirler. İskender Fahrettin Sertelli’nin, Filistin’den İngilizler tarafından esir alınıp Hindistan’a götürdükleri bir Türk’ün hatıratının ele alındığı Hint Yıldızı ve Lavrens İstanbul’da adlı kitapları da böyledir.

         

                    Kırım Savaşı Türkiye’nin Batılılaşması yolunda çok önemli bir dönemeçtir. Osmanlı ordusu çok uzun bir süredir ilk olarak Ruslar karşısında galip gelmektedir. Savaşta Osmanlıların yanında İngiliz ve Fransızların yer alması Batılılaşmaya karşı olan direnişi de kırmıştır. Bu dönemle ilgili iki önemli seyahatnameyle karşılaşıyoruz. Birincisi Kırım Harbi Sonrası İstanbul adını taşıyor. La Baronne Durand De Fontmagne tarafından 1856-1858 yılları arasında İstanbul’da amcasının yanında kalan Fontmagne’nin seyahatnamesi İstanbul’un sosyolojik açıdan panoramasını verir. Kitap ilk olarak 1902 yılında Paris’te yayımlanmıştır. Bu dönemi anlatan ikinci seyahatname yine bir kadına ait. Lady Emelia Hornby’in eşine ve annesine yazdığı mektuplardan oluşuyor. 1855 yılı İstanbul’unu anlatan eser Kerem Işık tarafından dilimize çevrilmiştir. Kitap Kırım Savaşı Sırasında İstanbul adını taşıyor.

         

        Bunların dışında aynı dönemi anlatan bir başka seyahatname Türkiye Manzaraları, Murad Efendi tarafından yazılmış. Murad Efendi’nin asıl adı Franz Von Werner. Seyahatname Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un sosyal manzarası, bir fotoğrafı gibi. Alev Sunata Kırım tarafından Türkçeye çevrilen kitaba Mustafa Uysal çok güzel bir tanıtım yazısı yazmış.

         

        Şehabettin Mercani, Kayyum Nasiri ve Fatih Kerimi modern Türk tatar edebiyatının kurucularından sayılır. Fatih Kerimi’nin yarı hatırat yarı seyahatname sayılan İstanbul Mektupları eseri, Tatar aydınlarına İstanbul ve Osmanlı Devleti’ni anlatabilmek için kaleme alınmış.

         

        Bu arada İki Selçuklu tarihi ve medeniyeti uzmanının seyahatnameleri de çok önemlidir. Friedrich Sarre 1895 yılının yazında Selçuklu sanatı ve ülkenin coğrafyasını incelemek için gelmiş. Kitapta bu gün yıkılmış ve yok olmuş olan birçok Selçuklu eserinin fotoğraflarını da görüyoruz. Sarre’nin eseri tam bir baş eser. Seyahatname Küçük Asya adını taşıyor.

         

        Bir başka seyahatname ünlü şarkiyatçı Clement Huard tarafından yazılmış. Bursa; Eskişehir, Afyon üzerinden Konya’ya yapılan bir seyahati anlatan seyahatname 1891 yılında yayımlanmış. Dilimize Mevleviler Beldesi Konya, adıyla çevrilmiş.

         

        Macar araştırmacı Bela Horvath, 1913 yılında Macar Turan Cemiyeti ile İstanbul’daki Tahsil-i Sanayi Cemiyeti’nin yardımıyla Anadolu’da seyahat eder. İstanbul ve Ankara üzerinden Nevşehir, Niğde, Konya ve Karaman’a kadar at sırtında yolculuk yapar. Seyahatname yıllar sonra dilimize çevrilmiştir.

         

        Son zamanlarda Eugenia Popesku Judetz adlı Romanyalı Türkolog çok ilginç bir seyahatname yayımlamıştır. Klasik Türk müziğimizi sistemleştiren kişilerden biri olan Dimitri Kantemiroğlu’nun hemşerisi olan Judetz’in kitabı, “Tuna Boyunca Anılarla Ezgiler” adıyla dilimize çevrilmiştir. Seyahatnamede çok sayıda halk türküsü vardır.

         

        Bu yıl, 1840 yılında Londra’da yayımlanan gravürleri Thomas Allom, metni Robert Walsh seyahatnamesi dilimizde yayımlandı. Thomas Allom, çok ünlü bir gravür ressamıdır. Yazımızda, ülkemiz hakkında yazılan seyahatnamelerin çok azından söz ettik. Seyahatname ile hatırat arasında ince bir çizgi vardır demiştik. Seyahatname yazarları, başka bir ülkeye çeşitli amaçlarla gitmiş, oralarda gezip gördüklerini kaleme dökmüşlerdir. Bir eser seyahatname midir, yoksa hatırat mıdır, çoğu zaman karışır.

         

        Türkiye üzerine yazılan seyahatnamelerin binleri geçtiğini belirtmiştik. Bunların önemlilerinden birkaç örnek verelim.

         

        Clavijo; Timur Devrinde Semerkant’a Seyahat, Gıovannı Marıa Angıolello Seyahatnamesi 1471, Petrus Gyllıus Seyahatnamesi 1544, Pedro de Urdemalas Seyahatnamesi 1552, Salamon Schweigger; Sultanlar Kentine Seyahat 1578, Friederich Seidel Seyahatnamesi 1591, Thomas Dallam Seyahatnamesi 1599, Lady Elizabeth Craven Seyahatnamesi, General Miranda Seyahatnamesi, Yüzbaşı Frederick Burnaby; Küçük Asya Seyahatnamesi 1876, Frances Kinsley Hunchicson; Otomobille Balkanlar 1908, William M. Pickthall; Harpte Türklerle Birlikte, Lui Ramber; Gizli Notlar, P. A. Dethier; Boğaziçi ve İstanbul, C. C. Carbonnano; XVIII. Yüzyıl Sonunda İstanbul, Baron W. Wratislaw; Anılar, Lady Montagu; Türkiye Mektupları, Mrs. Max Müller; İstanbul’dan Mektuplar, Jules Laurens’in Türkiye yolculuğu, Charles Ryan; Kızılay Emri Altında Plevne ve Erzurum’da, Josephus Grelot; İstanbul Seyahatnamesi, James Barton; Türkiye’de Gündoğumu, Dorina Neave; Eski İstanbul’da Hayat, George William Howard; Türk Sularında Seyahat, James Ellsworth De Kay; 1831-32 Türkiye’den Görünümler, Henry Blount; Doğuya Yolculuk, Jerard Maclean; Doğuya Bakış, Dr. William Wittman Osmanlı’ya Yolculuk 1799-1801, Reinhold Seyahatnamesi, Stephan Gerlock; Türkiye Günlüğü, Tokmassa Berlete; Venedik ve Konstantiniye, Henry Chrismast; İstanbul ve Ege Yolları, Fresne Canaye Seyahatnamesi 1573, J. M. Mordhort; İstanbul’da Gezerken, Mauel Serrano’un yayımladığı el yazmasından; Türkiye’de Dört yıl 1552, Tephile Gautier; İstanbul, Willy Sperco, Yüzyılın Başında İstanbul, Jean Thevenot, Thevenot Seyahatnamesi, Joseph de Tournefort; Tournefort Seyahatnamesi, Gerard de Nerval; Muhteşem İstanbul, Blasco İbanez; Fırtınadan Önce Şark, Franciz Marion Crawford; 1890’larda İstanbul, Jean-Baptiste Tavernier; Tavernier Seyahatnamesi, Edward Racçzynsi; 1814’da İstanbul ve Çanakkale’ye Seyahat, Pierre Tchihatcher; İstanbul ve Boğaziçi, Aubrey Herbert: Ben Kendim Osmanlı Ülkesinde Son Seyahatler, Ubucini; 1855’lerde Türkiye’den Mektuplar, Mark Sykes; Dar’ül İslam, Fransz Carl Endes; Türkiye 1916, Knut Hamsun; Mücadeleli Hayat, Hans Christian Andersen; Bir Şairin Çarşısı, Samuel Ben David Yemşel Seyahatnamesi, Lamartin; İstanbul Yazıları, Hammer Seyahatnamesi, Arminius Vambery, Seyahatnamesinin Türkiye bölümü, Adolphus Slade; Seyahatname, Anatonie Galand; İstanbul’a Ait Günlük Hatıralar, Güstave Flaubert; İstanbul, Theophile Gautier Seyahatnamesi, William Kinglake; Doğu Hasreti, Karl Donitz Seyahatnamesi, Srisurang Poolthurya Seyahatnamesi, Claude Farrere; Türkiye Yazıları, Grace Mary Ellison; Kuvva-i Milliye Ankara’sı, Ernest Hemingway, İşgal İstanbul’u, Toynbee; Türkiye, Stephane Lauzanne; Hastanın Başucunda, Herman Melville; Seyahat, M. V. Frunze; Frunze’nin Türkiye Anıları, Frederich Courteney Selous; Av ve Gezi, Bertrand Bareilles; İstanbul’da Frenk ve Levanten Mahalleleri.

        Bu liste çok dar tutulmuştur. Ülkemizi anlatan Seyahatnameler kadar gravür sanatçısı ve ressamları da bu kervana dâhil edebiliriz. Auguste Boppe’nin Boğaziçi Ressamları adlı kitabı ve Semra Germaner ve Zeynep İnankur’un Oryantalizm ve Türkiye adıl eserleri çok önemlidir.

         

        Seyahatnamelerle ilgili olarak 1985 yılında Anadolu Üniversitesi “Seyahatnamelerde Türk ve Batı İmajı Sempozyumu” düzenlemiştir. Ayrıca Bülent Aksoy’un; Avrupalı Gezginlerin Gözüyle; Osmanlılarda Musiki, Gürsoy Şahin; İngiliz Seyahatnamelerinde Osmanlı Toplumu ve Türk İmajı, Gülgün Üçel Aybet; Avrupalı Seyyahların Gözünden Osmanlı Dünyası ve İnsanları (1530-1699), Özlem Kumrular Dünyada Türk İmgesi, Firdevs Çetin; Batılı Seyyahlara Göre İstanbullu Gayrimüslimler, Elif Süreyya Genç On dokuzuncu Yüzyıl İstanbul’u gibi önemli çalışmalar vardır.

                               

         


Türk Yurdu Haziran 2013
Türk Yurdu Haziran 2013
Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Basılı: 15 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele