Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Zonguldak Müdafaası ve Türk Saflarına İltica Eden Müslüman Askerler

Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

        Birinci Dünya Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekilmiş, toprakları da galip devletler tarafından işgal altına alınmıştır. Başta İngiltere olmak üzere, Fransız ve İtalyan kuvvetleri, yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla iştah kabartan ve jeo-stratejik konumuyla göz dolduran Anadolu’da nüfuz bölgeleri oluşturarak işgal faaliyetlerine başlamıştır. Anadolu’da işgal edilen yerlerden biri de zengin kömür rezervlerine sahip olan ve önemli stratejik konumuyla dikkat çeken Zonguldak ve havalisi olmuştur. Osmanlı döneminden beri Batılı devletlerin ilgisini çeken bölge, Mondros sonrasında Fransızların işgaline girmiş ve Sakarya Zaferi’ne kadar işgal altında kalmıştır. Bu makale, Bartın ve Havalisi Kumandanı olarak Zonguldak’ta Fransız kuvvetleriyle mücadele eden ve yaptığı “İslam kardeşliği” propagandasıyla Fransız ordusunda bulunan çok sayıda Müslüman sömürge askerinin Türk saflarına iltica etmesini sağlayan kahraman Türk evladı Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in eşsiz vatan müdafaasını anlatmaktadır.  

         

         

        Fransızların Zonguldak ve Civarını İşgali

         

        Zonguldak, öteden beri Fransızların tarihi ve ekonomik parametrelere sahip olduğu bir muhittir. Osmanlı Devleti’nin 1853 Kırım Harbi’nden sonra Fransızlara verdikleri imtiyazlar arasında Zonguldak madenleri önemli yer tutmaktadır. Bu şekilde Fransızlar, bölgeye yerleşmeye ve yatırım yapmaya başlamışlardır. Buradaki Fransız mevduatlarının önemli bir bölümünü yeraltı zenginlikleri oluşturmaktadır. Zonguldak’ın önemli bir kömür ve hammadde deposu olması sebebiyle Fransızlar bu bölgeyle özel olarak ilgilenmişlerdir. Fransızların Zonguldak kömürlerine karşı izledikleri siyaset sonucu, 1896 yılında, bölgede “La Societe Francaise d’Heraclee” adında (Ereğli Fransız Şirketi) bir şirket kurulmuştur. Adı geçen şirket kurulduktan yedi yıl sonra, bölgeye yaptığı toplam yatırım bir milyon frankı geçmiştir.[1] 1914 yılında, bu şirketin yaklaşık olarak 700 mühendis, uzman vb. memuru, 4.500 civarında da işçisi vardır. Bu rakamlar, bölge madenlerinin Fransızlar için taşıdığı hayati önemi göstermektedir.[2]

        Aşağıdaki tablo, Fransızların Zonguldak madenlerine gösterdikleri ilgiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır:

        Maden kesiminde Fransız, İngiliz ve Alman sermayesinden oluşan yabancı yatırımlar 1914 yılı itibariyle şöyledir:[3]

         

         

        Yabancı Sermaye

        Kuruluş Tarihi

        Madenin Nevi

        Sermaye

        (Milyon TL)

        Yatırım

        (Milyon TL)

        Fransız Sermayesi

         

         

         

         

        Balya-Karaaydın

        1892

        Simli Kurşun

        0.290

        0.492

        Kesendere Madenleri

        1893

        Manganez

        0.198

        0.250

        Ereğli Maden Sr.

        1896

        Maden Kömürü

        1.386

        1.860

        Karasu Madeni

        1900

        Kurşun Çimento

        0.220

        0.250

        Toplam

         

         

        3.094

        2.852

        İngiliz Sermayesi

         

         

         

         

        Boraks Şirketi

        1887

        Borasit

         0.275

        0.395

        Potorson ve Ort.

        1885

        Krom

        -

        0.100

        Toplam

        -

        -

        0.275

        0.495

        Alman Sermayesi

         

         

         

         

        Sarıca Ocakları

        1913

        Maden Kömürü

        0.100

        0.135

        Krupp Rochling vs.

        1911

        Krom

        -

        0.075

        Toplam

        -

        -

        0.100

        0.210

        Genel Toplam

        -

        -

        3.469

        3.557

         

         

        Görüldüğü üzere Zonguldak ve çevresindeki kömür madenleri, dönemin yabancı güçleri tarafından yatırımın ve sermaye mevduatının en fazla olduğu Osmanlı madenleridir. Kömür madenine Alman ve İtalyan menşeli şirketler de ilgi duymuşlar ancak Fransa, kömür madenine yapılan yatırım hususunda lider olmayı başarmıştır.

         

        Zonguldak, Milli Mücadele döneminde işgal devletleri için oldukça önem ihtiva etmiştir. Bölgenin önemi sadece madenlerle sınırlı değildir. Zonguldak, aynı zamanda Karadeniz’e kıyısı olan bir liman ve Ankara’ya giden en kısa yola sahip bir güzergâh idi. İşgal güçleri için, Zonguldak ve çevresine sahip olunması halinde, hem Karadeniz’de önemli bir liman elde edilmiş olacak hem bölgedeki Pontusçulara yardım edilebilecek hem de Ankara’ya giden yollar denetim altına alınabilecekti.[4]

         

        Zonguldak’ın böylesine jeostratejik bir öneme sahip olması, işgal devletlerini özellikle de Fransa’yı harekete geçirmiştir. Fransa, bölgedeki kömür ocaklarında asayişi korumak bahanesiyle 8 Mart 1919’da bir miktar polis, jandarma ve piyade askerini Zonguldak’a çıkarmış ve işgallerin yakın zamanda başlayacağının ilk sinyallerini vermişti.[5]

         

        Fransa bununla da yetinmeyerek, 3 Nisan 1919 tarihinde 400 kırmızı fesli müstemleke askeri birliği ile 4 Nisan 1919 tarihinde bir torpido eşliğinde bir Fransız albayı Zonguldak’a getirmiştir. Ancak, Kilikya civarında olayların yoğunlaşması sebebiyle 12 Nisan 1919 tarihinde, Zonguldak’taki birlikler güneye inmek zorunda kaldığından, muhtemel bir işgal faaliyeti gerçekleşmemiş fakat bu tarihten yaklaşık bir sene sonra Fransızlar, Zonguldak’ta yeniden birlik oluşturmaya başlamıştır.[6]

         

        Zonguldak’taki birlikler 1920 senesinde yeniden yapılandırılsa da bu sene içerisinde Güneydoğu Anadolu’da ortaya çıkan Kuvayımilliye direnişi sebebiyle işgale başlanamamıştır. Fransa, olayların yoğunlaşması ve birliklerinin büyük zafiyetler yaşamaları sebebiyle, 30 Mayıs 1920 tarihinde Ankara Hükümeti ile yirmi gün süreli bir mütareke imzalamıştır.[7] Ancak Fransız tarafı bu mütarekeye sadık kalmayarak Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanıp, 18 Haziran 1920 tarihinde Zonguldak’ı işgale başlamıştır.[8]

         

        Fransızların Zonguldak’ı işgal etmelerinin amaçları şöyle özetlenebilir:[9]

         

                  1)Anadolu’nun karadan geniş olan deniz sınırlarında yapılacak abluka ve işgaller, İtilaf Devletlerinde yararlı olduğu kadar Milli Hükümete zararlı olacağından Karadeniz’i abluka altında tutmak.

         

                  2) Bölgeye yakın olan Düzce ve Bolu isyanlarını destekleyerek halkın Kuvayımilliye’ye olan desteğini kesmek.

         

                 3) İstanbul’dan ve Doğu Karadeniz’den Zonguldak’a gelecek yardımları kesmek.

         

                 4) Bölgenin zengin maden yataklarında kalıcılık sağlamak, ısınma ve enerji üretimini kömürden elde etmek.

         

                Bütün bu planlamalar dâhilinde Zonguldak’ı işgale başlayan Fransız birliklerine karşı ilk tepki bölge halkından ve Cevat Rifat Beyin kumandasındaki Bartın ve Havalisi Kumandanlığından gelmiştir. Sözü edilen kumandanlık ve yöre halkı, ivedi olarak gerekli müdafaa tedbirlerini almışlar ve düşmana karşı harekete geçmişlerdir.

         

         

        Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Bartın ve Havalisindeki Askeri Faaliyetleri

         

        Cevat Rifat Bey[10] yaverliğini yaptığı Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın İngilizler tarafından tutuklanıp Malta’ya sürgün edilmesinden sonra İstanbul’dan firar ederek Kastamonu’ya gelmiştir.[11] Bunun üzerine, Fransızların Zonguldak ve çevresini işgal etme amacını gören Ankara Hükümeti Cevat Rifat Bey’i Bartın ve Havalisi Kumandanı olarak atamıştır. Cevat Rifat Bey’in kumandan olarak bölgeyle tanışması Garb Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşa’nın 20 Nisan 1919 tarihli telgrafıyla, Kastamonu ve civarındaki Fransız işgallerine karşı bir savunma oluşturması görevini teslim etmesiyle olmuştur.[12] Bu tarihten sonra Cevat Rifat Bey, Kastamonu, Zonguldak ve Bartın muhitlerinde askeri çalışmalarda bulunmuştur.

         

        Fransa’nın 1920 yılının başlarında, Zonguldak’ta bulunan kuvvetlerini takviye amaçlı olarak, 19 Şubat 1920 tarihinde Fransız bandıralı Bulgar vapuru ile bir subay ve sekiz er, 20 Şubat 1920’de de Venizelos Vapuru ile 5 subay ve 353 er İstanbul’dan Zonguldak’a getirilmiştir. 32’nci Alay Komutanlığı, 10’uncu Kafkas Tümen Komutanlığı’na gönderdiği telgrafta, aynı günlerde Fransızların Zonguldak’a 30 ton cephane ve mühimmat çıkardıklarını belirtmiştir.[13]

         

        Fransızların bölgede geniş çaplı işgal planlarını gören yöre halkı, bazı kıdemli askerlerin de desteğiyle 1920’lerin ilk yarısında Zonguldak ve çevresinde Kuvayımilliye birlikleri oluşturmuştur.[14] Bölgedeki Kuvayımilliye hareketinin önderlerinden birisi de Yüzbaşı Cevat Rifat Bey olmuştur.

         

        Bartın ve Havalisi Kumandanı Yüzbaşı Cevat Rifat Bey, Fransız işgaline karşı direnç oluşturabilmek için yörenin imkânlarından azami derecede faydalanma yoluna gitmiştir. Bu bağlamda Bartın ve havalisinde sözü geçen insanlarla temas kurmuş, bölgede bildiriler dağıtmış ve Kuvayımilliye’ye asker sağlamak için yöreden insan toplamıştır. Bölgedeki müftülerle, imamlarla, Kuvayımilliye’yi finanse edebilecek insanlarla görüşmeler yapmış, bu şahıslara ordu mücadelesine destek vermelerini öğütlemiştir. Bu arada, Ankara Hükümeti ile de mümkün olduğunca bilgi paylaşımı yapmış ve hükümetin gösterdiği yoldan uzaklaşmamaya dikkat edilmiştir.[15]

         

        Cevat Rifat Bey’in belirttiklerine göre yürütülen faaliyetler olumlu sonuç vermiştir. Bartın ve çevresindeki bölgelerde bulunan din âlimlerinden, mücadele için tam destek aldığını belirten Cevat Rifat Bey, aynı zamanda yöre halkının da hem askeri hem de ekonomik yardımda bulunduğuna dikkat çekmektedir. [16]

         

        Cevat Rifat Bey’in Fransızlarla mücadelesi sadece yukarıda belirtilenlerden ibaret olmamıştır. Aynı zamanda Fransız kuvvetlerinin bulunduğu bölgeler ve asker sayıları ayrı ayrı saptanmış ve Fransızlara karşı taarruzda izlenecek stratejiler belirlenmiştir.[17] Ayrıca, bölgedeki en ufak bir hareketlilik dahi rapor edilerek gerekli mercilerden yardım istenmiştir. [18] Bütün bunlar göz önüne alındığında, Cevat Rifat Bey’in bölgenin savunması için tüm askeri önlemleri mümkün mertebe aldığı görülecektir.

         

         

        Cevat Rifat Bey’in Fransız Ordusuna Yönelik Propaganda Faaliyetleri

         

        Bilindiği üzere Fransa, Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılmak üzere Afrika’daki müstemleke topraklarından çok sayıda siyahî insanı Anadolu topraklarına getirmiş; Cezayir, Fas, Tunus ve Senegal gibi ülkelerden getirilen bu askerler çeşitli amaçlar doğrultusunda savaş alanlarında kullanılmıştı. [19] Gelen bu askerlerden yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nda faydalanılmamış, Birinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın işgal ettiği bölgelerde de bu askerlerden istifade edilmek istenmiştir. Getirilen bu askerlerin büyük bir bölümü Müslüman askerlerden teşekkül etmekteydi.

         

        Milli Mücadele Dönemi’nde, Fransa’nın getirdiği müstemleke askerlerinin istifade edildiği yerlerden birisi de Zonguldak idi. Zonguldak ve havalisine gelen yaklaşık 2.000 kişilik Fransız kuvvetlerinde bulunan erlerin üçte ikisinin Cezayir ve Tunuslu Müslüman askerlerinden oluştuğunu görmekteyiz.[20] Cezayir ve Tunuslu Müslüman askerlerin yanı sıra, Senegal vb. ülkelerden getirilen askerler de Fransız birliklerine takviyeler yapıyorlardı.[21]

         

        Müstemleke askerlerinin Osmanlı kültürüyle yetiştikleri, giydikleri kırmızı feslerden belli oluyordu.[22] Yüzbaşı Cevat Rifat Bey, Fransız ordusunda belirgin şekilde dikkat çeken siyahî askerlerin, Afrika’daki sömürgelerden getirilen Müslümanlar olduklarını fark etmiş ve dindaşı olan bu askerleri dâhiyane bir planla etkileme yoluna gitmiştir. Cevat Rifat Bey, ilk olarak bu askerlere yönelik olarak Arapça yazılmış bir beyanname hazırlatmıştır. Bölgenin önemli din âlimlerinden Nusrat Efendi ve Bartın Jandarma Komutanı İsa Bey tarafından kaleme alınan beyannamenin Türkçe metni şöyledir:[23]

         

        “Aziz din kardeşlerimiz!

         

        Karşınızda, bin küsur seneden beri livây-ı İslam’ı imanlı ellerinde taşıyan ve onu yeryüzünün üç kıt’asında şanlar ve şerefle dalgalandıran İslam’ın ordusu ve Yeryüzünün halifesinin askerleri var. Vatanımızı müdafaa ediyoruz. Bu vatan İslam’ın son kalesidir. Bizler asırlardan beri sizlere hizmet ettik, uzun seneler bir bayrak altında yaşadık, bu bayrak yerlere düşmeyecektir.

         

        Sizi saflarımıza davet ediyoruz. Silahlarınızla ve cephanelerinizle bize iltihak ediniz. Evet, gayet iyi biliyoruz ki, bu takdirde bir daha aziz vatanınıza gidemeyecek, evlâdü iyâlinizi göremeyeceksiniz. Fakat buna mukabil, ebedi âlemde Allah’ın büyük mükâfatına mazhar olacak, daimi cennetlerde yaşayacaksınız. Allah Teâlâ kitabımızda müminler kardeştir diyor. Kardeş kardeşe silah atmaz, Allah Teâlâ Kuran’ı hâkiminde ‘’Bir miskal hayır işleyenlerin, iyilikleri boşa gitmez’’ buyuruyor. Sizi Allah ve Müslümanlık namına saflarımıza davet ediyoruz.

         

        Esselâmu aleyküm ve rahmetullahi berekâtuhu. El’ izzet lil İslam.

         

                                                                   Karşınızda Müslüman askerlerin kumandanı

                                                                               Esseyid Cevat Rifat’’

         

                    Yukarıda Türkçe tercümesi verilen beyanname, Karadeniz Taburu Kumandanı Sürmeneli Rifat Kaptan ve Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in okuldan arkadaşı Mahir Bey aracılığıyla Fransız birliklerindeki Müslüman askerlere el altından ulaştırılmıştır.[24]

           

        Görüldüğü üzere beyanname titizlikle ve Müslüman askerlerin duygularına hitap edecek şekilde yazılmıştır. Beyanname de Kur’an-ı Kerim’den ayetler yer almış, halifenin ismi zikredilerek, İslam’ın şerefini kurtaracak son memleketin Anadolu’da olduğuna atıfta bulunulmuştur. Beyannamenin sonundaki ‘Esseyid’ ibaresi de oldukça dikkat çekicidir. Kendisi seyid olmadığı halde ‘Esseyid’ unvanını kullanan Cevat Rifat Bey bununla, beyannamenin Müslüman askerler üzerinde daha da fazla tesir etmesini amaçlamıştır.

         

        Bahsi geçen beyanname, Kuvayımilliye’nin Fransız birlikleriyle Sapça Geçidi’nde karşılaştığı zaman dağıtılmıştır. Beyannamenin dağıtılmasından kısa bir süre sonra Sapça Geçidi’nin müdafaasında yaşananlar bizlere bu beyannamenin oldukça müteessir olduğunu göstermektedir. Yüzbaşı Cevat Rifat Bey bölge savunması sırasında yaşananları şöyle belirtmektedir:[25]

         

        “…Kıt’alara şu emri verdim, ilerlemekte olan Fransız kıt’alarının içinde birçok Cezayirli ve Tunuslu Müslüman vardır. Ben emir vermedikçe kat’iyyen ateş açılmayacaktır.

         

        Fransız müfrezesi, önde bayrakları ağır ağır ilerliyor. Bize iki yüz metre yaklaştıkları zaman mevzi aldılar. Ateş açmağa hazırlanıyorlardı. Askerlerimiz siperlerde ben ve müftü efendi ayaktayız. Sağ yanımızda bulunan sancağı siperin üzerine diktik. Bu sancak Gerede’de sırma ile işlenmiş kelime-i tevhid yazılı idi. Siperin üzerine dikildiği zaman sanki vaktiyle haber verilmiş ve öğretilmiş gibi hep bir ağızdan:

         

        Allahüekber ekber Allahü ekber Lâ ilâhe illâllahü vallahu ekber. Allahuekber ve lillâhil hamd!

         

        … Karşı tarafta bir kıpırdanma oldu ve Müslüman askerler Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, nidalarıyla bizim tarafa yaklaşıyorlardı. Onları takibe çıkan Fransızları mıhlamak için askerlere bir himaye ateşi açtırdım.

         

        Bir kısmı Arap, bir kısmı Türk iki Müslüman millet karşı karşıya gelince ağlayanlar, tekbir getirenler, birbirlerine sarılıp öpüşenler, görülecek göz yaşartıcı bir manzara idi. Bu manzara karşısında şaşırdım kaldım.’’

         

        Cevat Rifat Bey’in anlattıklarından beyannamenin amacına ulaştığını ve Fransız saflarındaki çok sayıda Müslüman askerin Türk saflarına doğru iltica ettiklerini görmekteyiz. Yürütülen bu propaganda faaliyeti ve akabinde Sapça Geçidi’nde Fransızlara karşı verilen başarılı mücadele Ankara Hükümeti’ne bildirilmiş, Hükümet de Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’i tebrik etmiştir.[26]

         

        İlerleyen süreçte, Fransız Birlikleri’nde Müslüman askerlerin Türk saflarına ilticası devam etmiştir. Cevat Rifat Bey, 22 Kasım 1336 (Miladî 1920) tarihli raporunda Zonguldak’taki Fransız Birliği’nden 1304 doğumlu bir Muhammed oğlu Bekr ile yine aynı doğumlu Said oğlu Davud isimli iki Tunuslu askerin Türk tarafına iltica ettiğini ve bu askerlere hüsn-ü muamelede bulunulduğunu belirtmektedir.[27] Beyannamenin etkisiyle, Fransız işgal kuvvetlerinden 10 civarında Müslüman neferin Türk birliklerine iltica ettiğini gören C. Rifat Bey, Müslüman askerlere dağıtılan beyannamenin oldukça müteessir olduğunu belirtmiş; bu tür beyannameleri zaman içerisinde yayımlamaya devam edeceğini rapor etmiştir. [28] Zaman içinde ilticalar devam etmiştir. 12 Şubat 1337 (1921) tarihinde 6 Tunuslu Er Çaycuma’daki Türk Birliği’ne iltica etmiştir. Böylelikle, o tarihe kadar iltica etmiş olan Müslüman müstemleke askerlerinin sayısı 50’yi geçmiştir.[29] Din propagandalarının olumlu sonuçlarını gören Cevat Rifat, propagandaların aktif bir şekilde devam etmesi için çaba harcamış bunun karşılığını da görmüştür. Yine aynı senenin 24 Şubat’ında bir Müslüman er silahıyla Zonguldak’taki Türk müfrezesine[30], 21 Nisan tarihinde bir Fransız nefer Çaycuma karakoluna[31], 26 Nisan tarihinde ise silahsız bir Cezayirli nefer Zonguldak müfrezesine iltica etmiştir.[32] Kastamonu ve Zonguldak havalilerinde görev yapmış bir subay olan Nurettin Peker’in anlattığına göre; ikisi subay dördü çavuş olmak üzere 30 kadar Müslüman Cezayirli asker kaçarak Türk müfrezelerine teslim olmuş ve Fransızlarla çatışacaklarını beyan etmişlerdir.[33]

         

        Yürütülen propaganda faaliyetleri sadece bu beyanname ile sınırlı kalmamıştır. Aynı zamanda Fransız birliklerine casuslar sokularak, Müslüman askerler Türk saflarında mücadele etmeye ikna edilmişlerdir. Türk müfrezelerine gelen askerler, en ön cephelerde savaşmak istemişler ancak güvenlik sebebiyle buna izin verilmemiştir. Bu askerlerin firar etmemeleri için de birtakım önlemler alınmış, bu sayede askerlerin firarı önlenmeye çalışılmıştır.[34]

         

        Türk birliklerine iltica eden Müslüman askerlerden bilgi sağlama ve çatışma gibi sahalarda da faydalanılmıştır. 6 Aralık 1920 tarihinde Türk tarafına firar eden bir Tunuslu çavuş sayesinde, Zonguldak’taki Fransız kuvvetlerindeki asker sayısı, tümen, alay kuvvetleri ve mevcutları; gemileri, makineli tüfek mevcutları ve bu tüfeklerin yerleştirildikleri noktalar; mevcut toplarının cinsi, miktarı ve nereye konuldukları; Fransız bölük ve tabur komutanlarının isimleri ve rütbeleri, en büyük komutanın ismi ve rütbesi; Zonguldak’taki Fransız kuvvetlerinin karargâhı, bölgedeki Yunan-Fransız ilişkilerine dair bilgiler öğrenilmiştir.[35]

         

        Nurettin Peker anılarında, Türk saflarına geçen, eğitim ve tercümanlıklarını yaptığı askerlerin isimlerini ve doğum tarihlerini şöyle sıralamıştır:[36]

         

        Eltah Oğlu Muhammed (1893), Süleyman Muhammed (1899), Muhammed (1891), Laad Likadar (1898), Bahleki Tayyip (1897), Muhammed Ceylani (1898), Abdülkadir Abdürrahman (1902), Ali Abdülkadir (1900), Nuri Said (1898), Muhammet Ahmet (1894), Emir Muhammed (1896), Muhammed Beşir (1898), Said Mevlüd (1891). Getirilen bu askerlerden biri, bir Türk kızıyla evlenip bölgede yaşamaya devam etmiştir.[37]

         

        Propaganda faaliyetlerinin tesiri yalnızca Fransız Birlikleri’ndeki Müslüman askerlerini etkilememiş, aynı zamanda, Hindistan, Pakistan gibi Milli Mücadele’yi destekleyen ülkelerden gelen gönüllülerin de birliklere katılmasına vesile olmuştur.

         

        Peker, Hindistan’dan gelen gönüllülerin isimlerini ve doğum tarihlerini de şu şekilde not etmiştir.[38]

         

        Mekumeddin oğlu Hüseyin (1899), Merbidin Mustafa (1899), Bedrettin İsmail (1899), Natan Muhammet (1896), Nan Ali, Zivhan, Nuriddin, Abbaseddin. Cemil, Mehamet Besim, Kara Molay, Sirhan. Laalhan, Mehmed Şah, Abdürreşat Ceza, Ali Mehmet, Ramazan Ahad Bek, Veli Merdin, Mahmud. Şehabettin, Abdi Mehemmet Şerif, Mehemmet Ramazan, Hasan Fevri.

         

         

                    Sonuç

         

                    Dinler, insanlık tarihi kadar eski olan olgulardır. Asırlar içerisinde birçok medeniyet, devlet ve güç merkezi yok olmuş ancak dinler baki kalmışlardır. Bu sebeple, dinlerin büyük bir birleştirici, kamuoyu oluşturucu ve saf aldırıcı yönleri bulunmaktadır. Tarihe bakıldığında da önemli savaşlar ekseriyetle din temelinden teşekkül etmiştir.

         

                    Türkler, İslamiyet’i 1.300 yıla yakın bir süredir yaşaya gelmişlerdir. Temelini İslam kanunlarından alan birçok Türk devletini tarih şeridi içerisinde görmek mümkündür. Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu halifelik makamı da İslam âlemi içerisinde bir prestij kaynağı olmuştur.

         

                    Halifelik, özellikle II. Abdülhamit döneminden itibaren siyasi bir boyutta kullanılmıştır. Halifeliğin siyasi nüfuzuyla emperyalist güçlere direnme mücadelesi veren Osmanlı Devleti, sahip olduğu bu parametreyi, İslam’ı ve kendisini ilgilendiren her mevzuda kullanmaya çalışmıştır.

         

                    Halifelik makamının İslam âlemini birleştirici gücünden I. Dünya Savaşı’nda istifade edilmeye çalışılmış, ancak ortaya çıkan sonuç Osmanlı Devleti’nin aleyhine olmuştur. “Cihad” çağrısıyla, Hint Müslümanlarından başka bir milletten kayda değer bir destek alamayan Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan devletler kervanına katılmıştır.

         

                    Ancak, halifelik makamının ve dinin birleştirici gücünden Milli Mücadele’de etkili bir şekilde istifade edilmiştir. İslam ülkeleriyle kurulan temaslar, bu temasların sonucu ortaya çıkan bir takım ittifaklar, Milli Mücadele’nin lehimize sonuçlanmasına katkıda bulunmuştur. Milli Mücadele din kardeşliğinden faydalanılan bölgelerden biri de Zonguldak ve havalisidir. Balkan Savaşları’nda ve I. Dünya Savaşı’nda görev yapmış kıdemli bir subay olan Bartın ve Havalisi Kumandanı Cevat Rifat Bey, Müslümanların duygularını iyi analiz etmiş, bölgedeki din âlimleriyle görüşmüş ve onlardan destek istemiştir. Fransız kuvvetleri’ndeki Müslüman askerlerin, mühim bir çoğunlukta olduğunu bilen Cevat Rifat, din propagandası yaparak bu askerleri Türk müfrezelerine kazandırmayı amaçlamıştır.

         

                    Buna yönelik olarak Müslüman askerlerin dini duygularına hitap eden Arapça beyannameler yayımlanmış ve Fransız Birlikleri’ne casuslar sokulmuştur. Böylelikle, Fransız işgal kuvvetlerindeki Senegal, Cezayir, Fas ve Tunus gibi Müslüman müstemleke topraklarından Anadolu’ya getirilen askerlerin bir kısmı Türk saflarına iltica etmişlerdir. Bu askerler, düşmana karşı çarpışmakla kalmamış, aynı zamanda istihbarat da sağlamışlardır. Bu şekilde, Fransız işgal kuvvetlerinin bölgeye dair planları öğrenilmiş, bu da Kuvayımilliye’nin duruma uygun strateji oluşturmasını sağlamıştır. Askerlerinin, Türk saflarına geçtiğini gören Fransız kuvvetleri içerisinde bir telaş yayılmış ve çarpışma verimleri düşmüştür. Bu da Kuvayımilliye’nin bölge savunmasında daha etkili olmasını ve düşmanın saf dışı edilmesini sağlamıştır. Milli Mücadele yıllarında Türk müfrezelerine iltica eden askerler arasında savaş sonrası, anavatanı gördükleri Türkiye’ye yerleşenler ve burada yuva kuranlar olmuştur.

         

         


        


        

        [1] Rahmi Doğanay, Milli Mücadelede Karadeniz (1919–1922), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2001 s.153.


        

        [2] Tevfik Çavdar, Milli Mücadele Başlarken Sayılarla… Vaziyet ve Manzara-i Umumiye, Milliyet Yayınları 1. Baskı, İstanbul 1971, s.40.


        

        [3] Çavdar, a.g.e., s.37.


        

        [4] Doğanay, a.g.e., s.154–155.


        

        [5] Ali Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’ Askeri Tarih Bülteni, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Yıl 18, 1993, S.34, s. 203.


        

        [6] Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’, s.204–205.


        

        [7] Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, 1919-1922,Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1975,s.128.


        

        [8] Nurettin Peker, Öl, Esir Olma, Okat Yayınevi, İstanbul 1966, s.128.


        

        [9] Peker, Öl, Esir Olma, s.128.


        

        [10] Cevat Rifat (Atilhan), 1892 yılında İstanbul Vefa semtinde doğmuştur. Babası, Şam Mutasarrıfı Hasan Rifat Paşa’dır. Kuleli Askeri Lisesi’ni, ardından 1912 yılında Harbiye’yi bitirmiştir. Osmanlı Devleti’nin dâhil olduğu, Birinci ve İkinci Balkan harplerine iştirak etmiştir. Edirne müdafaasına katılmış, ardından Bulgarlara esir düşmüştür. Burada gösterdiği cesaret ve kahramanlığı Bulgarlarca takdir edilmiş, Bulgar Kralı Ferdinand tarafından kendisine, “Bulgar İmtiyaz Madalyası’’ verilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda, Filistin-Suriye cephesinde mücadele etmiş ve Mersinli Cemal Paşa’nın şifre subaylığını yapmıştır. Osmanlı Devleti’nin savaşta yenilmesinden sonra Mersinli Cemal Paşa ile İstanbul’a gelmiş, Paşa’nın Konya’da gerçekleştirdiği Milli Mücadele faaliyetlerine iştirak etmiştir. Cemal Paşa’nın, Ali Rıza Paşa Hükümeti’nde Harbiye Nazırı olmasıyla birlikte bu nazırlığın yaverliğine getirilmiştir. Bkz. Celil Bozkurt, Yahudilik ve Masonluğa Karşı Cevat Rifat Atilhan, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2012.


        

        [11] Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Arş. İSH, K.578, G.49, B.49-1


        

        [12] 20 Nisan 1919 tarihli, Cevat Rifat Bey’in şahsına şu telgraf yazılmıştır: “Hoş geldiniz. Sizinle burada görüşmek isterdim. Fakat karargâha gelinceye kadar vakit geçecek ve şahsiyetinizden istifade edilemeyecektir. Kastamonu mıntıka-i garbiyesi fena vaziyettedir. Orada mücerreb olan ehliyetinizden istifade etmeleri için Kastamonu Kumandanlığına emir verilmiştir. Gözlerinizden öperim. “Garp Cephesi Kumandanı; Ali Fuat Cebesoy”. Bkz. Cevat Rifat Atilhan, İstiklal Harbinde Sarıklı Kahramanlar, Yaylacık Matbaası, İstanbul 1967, s.40-41.


        

        [13] ATASE Arş. Kls: 379, Dos: 2-7, Fih:8, (Nak): Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’, s.205.


        

        [14] Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’, s.205.


        

        [15] Atilhan, İstiklal Harbi’nde Sarıklı Kahramanlar, s.40-72.


        

        [16] Aynı eser, s.60-75.


        

        [17] Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’ , s.218-219.


        

        [18] Peker,Öl, Esir Olma, s.54-65.


        

        [19] Şir Tufan Bozpınar, “Fransız Sömürgeciliği”, Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, s.184-186.


        

        [20] ATASE Arş. Kls.952, Dos.13, Fih.29’dan (Nak): Sarıkoyuncu, ‘’Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’, s.218-219.


        

        [21] Fransızlar, Ereğli’yi işgal sırasında 300 mevcutlu Senegalli yaya birliğini de kuvvetlerine dâhil etmişti. Peker,Öl, Esir Olma, s.130.


        

        [22] Sarıkoyuncu, ‘’Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’, s.204-205.


        

        [23] Atilhan, İstiklal Harbi’nde Sarıklı Kahramanlar, s.66-67.


        

        [24] Atilhan,İstiklal Harbi’nde Sarıklı Kahramanlar, s.66.


        

        [25] Aynı eser, s.68-70.


        

        [26] Atilhan, İstiklal Harbi’nde Sarıklı Kahramanlar, s.70-71.


        

        [27] ATASE Arş. İSH, K.106, G.5, B.5-1.


        

        [28] ATASE Arş. İSH, K.1065, G.76, B.76-1a.


        

        [29] ATASE Arş. İSH, K.702, G.87, B.87-1.


        

        [30] ATASE Arş. İSH, K.702, G.104, B.104-1.


        

        [31] ATASE Arş. İSH, K.712, G.12, B.12-1.


        

        [32] ATASE Arş. İSH, K.712, G.35, B.35-1.


        

        [33] Peker, Öl, Esir Olma, s.131.


        

        [34] Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Zonguldak Kömür Havzasında Fransızların Faaliyetleri’’,s.221.


        

        [35] Aynı makale, s.220-221.


        

        [36] Peker, Öl, Esir Olma, s.133.


        

        [37] Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri; İnönü, Sakarya, Dumlupınar Zaferlerini Sağlayan İnebolu ve Kastamonu Havalisi Deniz ve Kara Harekâtı ve Hatıralar, Gün Basımevi, İstanbul 1955, s.324-325.


        

        [38] Aynı eser, s.325.


Türk Yurdu Mayıs 2013
Türk Yurdu Mayıs 2013
Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele