Çarpıtmalar veya Gerçekler

Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

               PKK terörünü nihayetlendirme, en azından kontrol edilebilir seviyeye indirme niyet ve arzusu doğrudur. Türkiye’nin geleceği, milletimizin yeniden bir büyük medeniyetin öncüsü olabilmesi için enerji ve gayretimizin artık içe değil, dışa yönelmesi gerekir. Bu tespitlere iştirak etmeyen Türk milliyetçisi hemen hemen yoktur. Ancak hedefin doğru tayini, neticenin de arzu edildiği gibi olacağını temin etmez. Meselenin doğru sıralanması ve metodun da doğru seçilmesi zarureti vardır. Öncelikli olan PKK’nın bölge halkı üzerindeki tehdidinin ve tesirinin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için, “Bağımsız Kürdistan” hayaliyle dağa çıkan ve önce adına hareket ettiği iddiasında bulunduğu halkı sindirmek için kadın, bebek ve ihtiyar demeden herkesi öldüren teröristin geleceği, nasıl cezalandırılacağı veya cezalandırılmayacağı hususları müzakere edilebilir. Ancak, sanki isyan teröristin başarısıyla sona ermiş gibi bir anlayışla, onun taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağı görüşülmez.

         

                Ancak ortada dolaşan bilgiler, sanki yapılanın böyle olmadığı intibaını veriyor.

         

               Hükümetin neyi müzakere ettiğini bilmiyoruz. Ama medyada konuşan, önemli kısmının da hükümete destek verdiği bilinen zevatın söz ve yazılarına bakılırsa, PKK’nın hedeflerinin ne kadarının, nasıl karşılanabileceği de müzakere konusudur. Özellikle anayasa değişikliği çalışmalarını da vesile sayarak, bu taleplerin bir bölümünün yeni anayasa da yer alması istenmektedir. Bu kişilerin son zamanlarda en çok gündeme getirerek, düşüncelerine gerekçe olarak kullandıkları metin, 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’dur.

         

         

                           Ankara’nın Meşruiyet Belgesi

         

                Denilmektedir ki, bu kanunda hiç “Türk” adı geçmemektedir, dolayısıyla yeni anayasada da “Türk” adının geçmesine gerek yoktur. Doğrudur: Kanun, hâkimiyetin millette olduğu hükmünü âmirdir. Ayrıca, “Türkiye Devleti” kavramını getirmiştir. Ancak, 1921’de henüz saltanat makamı mevcuttur. Yani Osmanlı Devleti devam etmektedir. Büyük Millet Meclisi de vatanı, milleti, devleti ve hilâfeti, maruz kaldığı tehlikeden kurtarmak üzere Ankara’da açılmıştır. Söz konusu Meclis, Osmanlı Mebusan Meclisi’nin belli bir takviye ile Ankara’da toplanmasıyla vücut bulmuştur. Halâ, 1876 tarihli I. Meşrutiyet Kanun-i Esasî, arada yapılan değişikliklerle yürürlüktedir. Esasen 1921 tarihli Kanun, tam bir Anayasa metni değildir. En başta, yargılama burada yer almamaktadır.

         

                Ne var ki, durum böyle olmasına rağmen, aralarında birçok anayasa hukukçusu da bulunan bir takım kimseler, bu gerçeği çarpıtmakta ve mükemmel bir anayasa metni ile karşı karşıya bulunulduğunu ifade ile bu yanlışın üzerine hüküm bina etmektedirler.

         

                Hâlbuki 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, Ankara’da çalışmalarına başlayan ve Millî Mücadele’yi yürütecek olan Meclis’in meşruiyet belgesidir.

         

                  Gerçekten, 1. madde ile hâkimiyeti bilâ kayd ü şartla millete vermek suretiyle, bütün dünyaya muhatabın İstanbul değil, Ankara olduğu ilân edilmiştir. Metin dikkatle incelendiğinde, her şeye yetkili olan meclistir. Bakanlar Kurulu da, meclis adına “icra vekilleri”nden mürekkeptir. Ancak 1876 Kanun-i Esasi de yürürlükte olduğu için milletin adı zikredilmemiştir. Çünkü orada “Devlet-i Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir” (8.madde) denilmektedir. Dolayısıyla 1921 kanununda “Türk” adının değil, 1876 kanunu yürürlükte olduğu halde orada zikredilen “Osmanlı” millet adının geçmemesi manidardır. İlk defa “Türkiye devleti” kavramı da yer aldığına göre, gelecekteki milletin adının ifadesine zemin hazırlanmakta denilebilir.

         

         

                  Osmanlı’da Etnik Vurgu Yok mu?

         

                   Bir diğer, aldatmaca da Osmanlı’da etnik vurgu olmadığıdır. Hâlbuki II. Abdülhâmid Hân’ın iradesiyle yürürlüğe giren, 1876 Kanun-i Esasi’sinde etnik vurgu vardır. Bir kere, Türk soyundan gelen hanedanın “Sülale-i Âli Osman’ın hukuku” teminat altına alınmıştır. 18. madde devletin “lisan-ı resmisi”nin Türkçe olduğunu beyan eder ve devlet hizmetinde bulunacakların Türkçe bilmelerini şart sayar. Meclis-i Umumî’de “Heyetlerin müzakeratı lisan-ı Türkî üzere cereyan eder ve müzakere olunacak layihaların suretleri tab ile yevmî müzakereden evvel azaya tevzi olunur.” (57.madde) denilerek hem resmî dil tekrar hatırlatılmakta, daha önemlisi Türkçenin Türklerin dili olduğu açıkça ifade edilmektedir.

         

                  Mebus olma şartları sayılırken de “Türkçe bilmeyen” mebus olamaz denilmekte, “Dört yıl sonra icra olunacak intihaplarda (seçimlerde) mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır” (68. madde) denilmektedir.

         

                  Bu Kanun-i Esasî’yi Mithat Paşa hazırlamıştır. Paşa’nın metninde “Türkçe” yoktur. Herhalde, Paşa gayri Türk ve gayrimüslimleri gücendirmemek, hatta rahatlatmak endişesi ile böyle davranmıştır. Şimdiki kimliksiz millet ve devlet anayasası teklif edenler de Paşa’nın yolundan yürümektedirler. Eski Marksist, yeni liberallerin Mithat Paşa’yı takip ve taklit etmeleri anlaşılır bir durumdur. Ancak, Paşa’yı cezalandıran, Taif’e süren II. Abdülhamid Han’ı tebcil edenlerin de aynı yolda olmalarını izah mümkün değildir.

         

                  Çünkü Mithat Paşa’nın hazırladığı metinde Osmanlı Devleti sınırları dâhilinde yaşayan herkesin kendi diliyle eğitim görmesi ve bu dili her yerde kullanabilme hakkına sahip olduğu hükmü yer almaktaydı. Abdülhâmid Hân, bu ifadeyi kaldırdığı gibi yukarıda zikredilen maddeleri koymuş ve Kanun-i Esasi’yi bu şekliyle ilân etmişti.

         

         

                  Tevhid-i Tedrisat’ın İlhamı da Kanun-i Esasi

         

                  Bugün, yine mevcut bölücü hareketin önemli bir sebebi olarak gösterilen ve tek tip adam yetiştirmenin mesnedi olduğu ifade edilen ve 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ilhamı kaynağı da Kanun-i Esasi’dir. Bilindiği gibi, İnkılâp Kanunu olarak da bilinen düzenleme ile bütün okullar Maarif Bakanlığının denetimine alınmıştır. Kanun-i Esasi’deki hüküm şöyledir: “Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaa-i Osmaniye’nin terbiyesi bir siyakı ittihat ve intizam üzere olmak için iktiza eden esbaba teşebbüs olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyesine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmeyecektir.” (Mealen; bütün mektepler devletin gözetimi altındadır, vatandaşın eğitiminin bir bütünlük ve düzen içinde olması için her türlü teşebbüste bulunacak, çeşitli milletlerin dinlerini öğrenmelerine halel getirilmeyecektir.) (16..madde).

         

                   Tevhid-ı Tedrisat Kanunu, devletin bu nezareti hangi birimi eliyle yürüteceğini tayin etmiştir. Zira Kanun-i Esasi’ye ve özel okullar ile ilgili kararnameler çıkarılmasına rağmen özellikle yabancı okullar ve azınlık okulları üzerinde yeterli denetim sağlanamamıştır.

         

         

                   Resmi Dil Tartışması Meclis Kapattırdı

         

                   Kanun-i Esasi’deki devlet hizmetinde görev alacakların Türkçe bilmeleri, Mebusların sonraki seçimde Türkçe okur ve bir miktar da yazar olma şartlarının aranması ve bütün okulların devlet denetimine alınması, Türkçenin bütün vatandaşlarca öğrenilmesi neticesini doğurmuştu. Ancak buna itirazlar oldu. Öğretim dilinin Türkçe olması bir yana, Türkçenin tek resmi dil olmasına karşı çıkıldı. Osmanlı Devleti’nde her tebaanın dilinin resmi dil olarak kullanılması dillendirildi. BDP’nin güçlendirilmiş mahalli idarelerde, mahalli meclisler karar verirse başka dillerin de o bölgede resmi dil olması teklifi ile benzerliğe dikkat ediniz. Yani, tarih tekerrür ediyor.

         

                    Nihayet bu tarz talepler Meclis kürsülerinden de yapıldı. Erzurum Ermeni Cemaati temsilcisi Hamazasp Efendi bütün azınlık dillerinin resmi dil olarak kabul edilmesini açıkça teklif etti. Bu konuda son derece hassas olan Sultan II. Abdülhâmid Hân bu hususu da en önemli gerekçe olarak zikrederek Şubat 1878’de Meclis’i tatil etti. Artık Meclis II. Meşrutiyet’e, 1908’e kadar açılmayacaktır.

         

         

                      Cumhuriyetle Ne Değişti?

         

                      Cumhuriyet’in ilânını müteakip kabul edilen 1924 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu 1876 Kanun-i Esasi’sini yürürlükten kaldırdı. Artık devletin adı “Osmanlı Devleti” değildir, “Türkiye Devleti”dir. 1928’de yapılan değişiklikle Kanun-i Esasi’nin 8. maddesinde vatandaşın adı “Osmanlı” olarak ifade edilmişti, yeni kanunda vatandaşın adı “Türk” oldu. Yani, vatandaşa isim verme, Cumhuriyet idarecilerinin, mevcut olan bazı etnisiteleri inkâr veya ret endişesiyle değil, içinden geldikleri Osmanlı’da mevcut olan bir anlayışın yeni döneme uyarlamasından ibarettir. Bu Türk, siyasî olarak bütün vatandaşları, sosyolojik olarak Osmanlı’da da anlaşıldığı gibi Müslüman herkesi ifade etmekteydi.

         

         

                                    Sözün Özü

         

                       “Çözüm süreci” adıyla yürütülen çalışmalarla Anayasa değişikliğini birbirine karıştırmamak lâzımdır. Sultan Abdülhâmid Hân’ın hassasiyetini iyi anlamak gerekir. Devlet’in her dönemde kurucu ve hâkim unsuru Türk milletidir. Dili Türkçedir. Bunun açıkça ifadesinden hiçbir zaman vazgeçilmemiştir. Bugün de vaz geçmek için sebep yoktur. Etnik farklılıkları öne çıkarmak ve bunu bazı huhukî ifadelerle desteklemek, barış değil, daha büyük dertler ve gailelere sebep olur. Çok dilli, çok dinli diye tavsif edilen Osmanlı Devleti’nin Sultan’ı bu söz konusu çok dilin resmileşme teklifine cevabını Meclisi kapatarak vermiştir. Vatandaşın ana dilini konuşması ve hatta öğrenmesi ayrıdır, bu dilin velevki belli bir mahalde dahi resmî dil gibi telakki edilmesi ayrıdır. Her hususta Ulu Hakan’ı örnek alanların, en fazla bu hassasiyete dikkat etmeleri gerekmez mi?


Türk Yurdu Mayıs 2013
Türk Yurdu Mayıs 2013
Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele