Miryokefalon Savaş Müzesi Projesi Üzerine

Şubat 2013 - Yıl 102 - Sayı 306

        16 Eylül 2012’de Hamideli Derneği ve Gelendost Belediyesinin daveti üzerine 1176 Miryokefalon Savaşı’nı Anma ve Elma Festivaline katıldım. Gelendostlulara gösterdikleri misafirperverliklerinden dolayı ayrıca minnettarım. Bu festival, bana çocukluğumun Yarımca Kiraz Festivallerini hatırlattı ve birey olarak tarihimle bağımı yeniden tazeledi. Hamideli Derneği Başkanı Yük. Müh. Ramazan Topraklı benden “Miryokefalon Savaş Müzesi” üzerine bir konuşma isteyince o an, aklıma ilk gelen fikirleri güneşin yakıcı ışınları altında dilim döndüğünce sıralamaya çalıştım ve zamanla bu fikirleri daha derinlemesine işledim ve bu metin ortaya çıktı. Bu metni, Türk Yurdu dergisi okuyucusu ile paylaşmayı bir görev bildim.

         

        Miryokefalon Savaşı, lise tarih ders kitaplarında “yurt tutan savaş” nitelemesiyle Türkiye’nin hafıza mekânı olarak hak ettiği yeri almaktadır. Bir hafıza mekânı olarak Miryokefalon Savaşı’nın da müzesi yapılmalıdır ve bu müze, dünyada müzecilikte gelinen çağdaş düzeyi yansıtan özellikleri taşımalıdır. Öncelikle bir müzenin başarısı ziyaretçisine sunduğu anlamlar dünyasının zenginliği ile mümkündür. Maalesef Miryokefalon Savaşı, onu anlatacak şairini, romancısını ve ressamını geçmişte yetiştirememiştir. Öte yandan planlanan bu müze geleceğin şairinin, romancısının ve ressamının yetişmesine hizmet edebilir.

         

        2004’te Uluslararası Müzeler Örgütü (ICOM), 1946’da yaptığı müze tanımını güncellemiş ve “eğitim, insanlığa hizmet, kâr amacı gütmeme, halka açıklık ve süreklilik” gibi işlevlerinin altını bir daha çizmiştir. Türkiye’de de resmî kurumların resmî belgelerde bu tanımı benimsediği anlaşılmaktadır. Genelde savaş müzelerinin ve savaş canlandırmalarının hiçbir eğitimsel değeri olmadığına dair kanılar vardır. Fakat İsveçli Stefan Seidel (1997), Avrupa Konseyi Kültürel İşbirliği Kurulu yayını olarak yayımladığı Müze Eğitimi ve Kültürel Kimlik adlı kitabında savaş ve barış kavramlarının daha iyi anlaşılmasında askerî müzelerin kullanılmasını önermektedir. Yapılacak olan bu müze de barış müzesi anlayışı içinde yapılmalı ve barışa hizmet etmelidir.

         

        Öncelikle Miryokefalon Savaşı’nın geçtiği yer "Tarihî Sit Alanı" olarak tescil edilmelidir. Bu, müzenin illa ki savaş alanına kurulması gerektiği anlamına gelmez. Savaş alanına bir heykel dikilebilir, komşu ilçelerin iş birliği ile müze imkânlar ölçüsünde ana yola yakın bir yerde ya da bir park alanında kurulabilir.  

         

        Savaş müzesi deyince ilk akla gelen panorama müzeleridir. Kanımca yapılacak olan müze “sadece” bir panorama müzesi olmamalıdır. Panorama resminin mucidi İrlandalı ressam Robert Barker (1785) olarak kabul edilir. Panorama müzeleri, Avrupa’da esasen XIX. yüzyıla özgü müzeler iken, Çin ve Kore gibi Asya ülkelerinde XX. yüzyılın son çeyreğinde yaygınlaşmıştır. Bugün dünyada yirmiye yakın tarihsel öneme sahip ve on iki tane de yeni tarzda yapılmış panorama vardır. İsviçre’de bir kent görüntüsü olarak Wocher Panorama 1814’te açılmıştır. Ahmet Mithat Efendi, 1890'da yayımladığı Avrupa'da Bir Cevelan adlı gezi kitabının Berlin'de Üç Gün adlı bölümünde, Berlin'de gördüğü Sedan Savaşı Panoramalarını detaylı olarak anlatmaktadır. 1870’de Fransa ile Prusya arasında Sedan Savaşı olmuş, on yıl içinde bu savaşın bir panoraması yapılarak halkın gezmesine sunulmuştur. 2010 yılında ABD’de Atlanta kentinde gezdiğim Atlanta Savaşı (1864)’nı anlatan Atlanta Savaşı Sikloramasını (Cyclorama) da 1885 ve 1886 yıllarında Alman ressamların yaptığını öğrendim. 2011’de Hollanda Lahey’ de gördüğüm Mesdag Panoraması (1881) XXI. yüzyılda yaşayan bir kişiyi o kentin kuruluş yıllarına götürebilme açısından oldukça başarılıdır. Ukrayna’daki Sivastopol Savaşı Panoramasını 1905’te halka açmışlardır. Belçika’da Waterloo Savaşı (1815) Panoraması 1912’de yapıldı. Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de panorama müzeleri açısından çok zengin olup buradakilerin yapım tarihleri 1977 ile 2002 tarihleri arasındadır. Bulgaristan’da Plevne Savaşı (1877) Panoraması 1977’de açıldı. Irak’ta Kadisiye Savaşı (637) Panoraması 1980’de, Mısır’da Arap-İsrail Savaşı (1973) Panoraması da 1989’da, Suriye’de Arap-İsrail Savaşı (1973) Panoraması 1998’de Koreli sanatçılar tarafından yapılmıştır. Türkiye’de Anıtkabir’in altındaki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde Rus ve Azeri sanatçı grubu tarafından dokuz ayda yapılan panoramalar 2002’de halkın ziyaretine açılabildi. Panorama 1453 Tarih Müzesi de 2009’da açıldı. Maalesef memleketimizde yetkili ve sorumlu resmî kurumların müzecilikte panorama tarzı sergilemeyi, çağdaş dünyanın çok gerisinden ve anakronistik olarak takip ettiği anlaşılmaktadır.  

         

        Miryokefalon Müzesi, oluşturmacı ya da yapılandırmacı bir müze olma özelliği taşımalıdır. Bu tarz bir müze yaklaşımını, 1995’te Massachusetts Lesley Üniversitesinde çalışmış olan Prof. Dr. George Hein ortaya atmıştır. Bu müze ziyaretçilerinin öğrenme stillerini dikkate alan bir müzedir. Oluşturmacı müze; ziyaretçilerine yönelik katılımcı ve interaktif sergiler ve programlar, hem zihinsel hem de pratik etkinlikler içermektedir. Bu çerçevede bu savaşa ilişkin bütün birinci ve ikinci elden yazılı ve görsel eserler toplanmalı, çok perspektifli bir anlayışa uygun olarak kurgulanmalı, ziyaretçinin kendi anlatısını özgürce oluşturacağı bir ortam hazırlanmalıdır. 

         

        Yapılacak olan müze, “sadece” bir müze değil aynı zamanda bilim, teknoloji ve tarihin birlikte ele alındığı bir merkez olmalıdır. 2009’da Portekiz Bilim, Teknoloji ve Yüksek Eğitim Bakanlığı Lagos’ta Coğrafi Keşifleri konu edinen bu türden bir Yaşayan Bilim Merkezi kurmuştur. 2010 yılında Türk Yurdu dergisinin müze konulu sayısında[1] bu merkezi elimden geldiğince tanıtmaya çalıştım. Şayet Miryokefalon Müzesi, bu türden bir müze olarak tasarlanacak olursa, sürekli sergilerin temaları olmalıdır. Bunlar; XII. yüzyılda ticaret, ulaşım, teknoloji, savaş teknolojisi, salgın hastalıklar, afetler, kültürel etkileşimler, savaş esirliği vb. olabilir.

         

        Sözünü ettiğimiz müze, “sadece” teknoloji gösterisinin yapıldığı bir müze de olmamalıdır. Bu müzede müze ziyaretçileri eski elbiseleri giyebilmeli ve silahların taklitlerini kuşanabilmeli, dönemin müzik aletlerini çalabilmelidir. Bu savaş ile ilgili belirlenen birkaç olayın tarihsel canlandırma (örneğin elçi kabul töreni vb.) icra edebilmelidir. Ziyaretçiler; tıpkı İsveç’te Stokholm’de 1990’da halka açılan Vasa Savaş Gemisi Müzesi’nde (batış tarihi:1628) olduğu gibi dönemin yemeğini tadabilmeli, halat yapımı gibi meslekleri öğrenebilmelidir. Arşivden öğrendiğimiz kadarıyla askerimizin uzun yıllar en önemli yemeği peksimet, soğan ve su olmuştur. Ziyaretçilere böyle bir ortamda askerlerin yedikleri bu yiyecekleri tatma imkânı verildiğinde bunu ömür boyu unutamayacaklar, böylece yıllar önce yaşamış insanlarla da bir tür tarihsel empati kurmuş olacaklardır.

         

        1176’da yaşanmış bir savaşı yeniden tasarlama söz konusu olduğunda, 1683 Viyana Kuşatması’ndan daha az şanslıyız. Çünkü Viyana Kuşatması ile ilgili Avusturya’ya, Polonya’ya dağılmış müzelik pek çok eser elimizin altındadır. Şüphesiz ki en büyük zorluk ziyaretçiyi 12. yüzyıl Anadolu’suna götürme aracı olarak kullanılacak nesne ve buluntuların çok sınırlı olması sorunu ile karşı karşıya olmamızdır. O günden kalma savaş meydanında bulunan bir ok ucunun veya bir kılıcın değeri çok büyüktür. Bu da hem Haçlı devletlerinin hem de Selçuklu Devleti’nin savaş araç ve gereçlerinin, tarihî giysilerin, giysilerin parçası olan aksesuarların, takıların, günlük hayatta kullandıkları eşyaların,mutfak malzemelerinin vb.nin imitasyonlarını yapmayı gerektirir. Bu tip malzemelerin üretimine duyulan ihtiyaç bunların yapılacağı bir kültür endüstrisi kolunun faaliyete geçirilmesini de zorunlu kılmaktadır.

         

        Planlanan bu müzede bilimsel hata yapmaktan kaçınılmalıdır. 2000’de Çanakkale'de bir komisyon toplanmış, komisyon tarafından Çanakkale Savaş alanlarında kitabelerdeki kişi isimlerinde, olayların tarihinde ve yer isimlerinde pek çok hata saptanmıştır. Hataları düzeltmek daha sonra çok zor olmaktadır.

         

        Müzelerin, insanlığın birikimini korumanın ve bir sonraki kuşağa aktarmanın yanı sıra yenilikçiliği ve yaratıcılığı geliştirmede de etkili olabildiği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu müze ziyaretçilerine ilham vermeli, onlarda yenilikçilik duygusu geliştirmelidir. Daha 1838’de müzelerin bu türden işlevini fark eden Avrupa müzelerini gezen Mustafa Sami Efendi’nin görüşleri dikkatimizden kaçmamalıdır.   

         

        Bahsettiğimiz müze, internet ortamında önce bir sanal ya da çevirim içi (online) müze olarak açılabilir. 1990’lı yılların başında sanal müzeler inşa etme fikri kendisine ait olan bilgisayar uzmanı Nicholas Pioch; sanat eserleriyle dolu, bilgilendirici metni olan ve ilginç çoklu ortam (multimedya) sunuları içeren bir web müzesi tasarlamıştır.

         

        Müzenin finansmanı konusunda, kamu tarafından meselenin bir kez önemi kavrandıktan sonra paranın bulunabileceğini düşünenlerdenim. Cumhuriyetin ilk yıllarında şehir meydanlarını süsleyen anıt-heykeller, gazetelerin öncülüğünde halka yönelik başlatılan kampanyalar ile mümkün oldu. Bu müze için de Türkiye çapında bir kampanya başlatıldığında, gerekli paranın bulunabileceğini düşünmekteyim.        

         

        Sonuç olarak Miryokefalon Savaş Müzesi, yukarıda sözünü ettiğim hususlar göz önünde bulundurularak çoklu bir bakış açısıyla barışa hizmet edecek şekilde inşa edilmelidir. Yakın dönem Türk tarihi ve arşivinin değişik gerekçelerle yapılamamış müze projeleri ile dolu olduğunun pekâlâ farkındayım. Ancak son on yılda ülkemizde pek çok yeni müzenin açılmış olması bu müzenin de açılabileceği düşüncesine dair inancımı pekiştirmektedir.


        


        

        [1] Müze Dosyası: Portekiz’in Lagos Kentindeki Yaşayan Bilim Merkezi: “Dokunmanın Yasaklandığı Yer!” Türk Yurdu, Cilt 30, Sayı 270, ss. 47-49, Şubat, 2010.


Türk Yurdu Şubat 2013
Türk Yurdu Şubat 2013
Şubat 2013 - Yıl 102 - Sayı 306

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele