Prof. Dr. Hakan Poyraz

Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

        1.

        Milletlerin tarih içinde ürettiği değerler ile sahip oldukları birikim ve yaşama tecrübelerinin farklılığı, milliyetçilik anlayışlarını da çeşitlendirmektedir. Buradan hareketle milliyetçiliğin tek biçimi olmadığını, değişik milliyetçilik telakkilerinin var olduğunu ısrarla yinelemek istiyorum.

         

        Kendi tarihsel ve kültürel arkaplanı nedeniyle Türk milliyetçiliği hem diğer milletlerin milliyetçiliğinden hem de diğer ırkçı-ulusalcı milliyetçilik anlayışlarından ayrılmaktadır.

         

        Önce milliyetçilikten ne anladığımı ifade etmeliyim:

         

        Milliyet duygusu, millete aidiyeti ifade eder. Bu duygu, milletin tarihi kadar eskidir. Milletler birden bire oluşmaz. Tarihsel süreçte yaşanan olayların birikimi yahut toplumda derin sarsıntılar meydana getirmiş olan fevkalade bir olayın neticesinde, millete ait irade, tarih sahnesine çıkar. Farklılık ve farkındalık duygusu olarak milliyet fikri de bu duygudan doğar. Milliyetçilik, bu temel duygu üzerine oluşan, millet adını verdiğimiz, tarih kültür ve inanç bağlarıyla bütünleşmiş bir topluluğun, şimdisine ve geleceğine dair inanç ve tasarımlarını içeren bilinç üzerine temellenir.

         

        Her milletin tarih pratiğinden türettiği milliyetçilik biçimleri de farklıdır. Farklılığı oluşturan ortak yan, tarihî tecrübedir. Alman milliyetçiliğinin ırkçı görünümü, ekonomik refahı temel alan İngiliz milliyetçiliğinin pragmatist biçimi, dil ve kültüre göndermede bulunan Fransız milliyetçiliği gibi.

         

        Türk milliyetçiliğinin anti-emperyalist özelliğini, doğuş şartları ve tarihsel tecrübesi itibarıyla diğer milliyetçiliklerden ayrılan yanlarını, daha önce de yaklaşık aynı ifadelerle Türk Yurdu dergisinde dile getirdik. Türk milliyetçiliği, herhangi bir etnisiteye karşı kendini üstün biçimde konumlandırarak değil, Batı emperyalizmine karşı varoluş mücadelesi içinde oluşmuştur. İmparatorluk sınırları içindeki milletler, milliyetçilik ateşi ile bizden koparken, bu milliyetçilik biçimi, yok edilmek istenen bir milletin varlık mücadelesi içinde hayat bulmuştur. Yok etmeye değil, var olmaya yönelik bir varoluşa sahiptir ve imparatorluklar kurmuş bir milletin tecrübesi içinde meydana getirdiği değerlerden hareket eden bir değerler milliyetçiliğidir. Bu nedenle Türk milliyetçiliği hayalî ve zihinde kurgulanmış, milleti oluşturan temel değerleri göz ardı edip içeriksiz bir milliyetçilik biçimi olan ulusalcılığa indirgenemez.

                    

         

        2.

         

        Soruya soru ile cevap verelim: Hangi milliyetçiliğin? Ulus devletin alternatifi nedir? Bunun somut örnekler nelerdir? Milliyetçilik ulus-devletin varlığı ile kaim midir? Niçin ulus-devlet dışı başka yapılarda var olamaz?

         

        Varsayımlar değil, gerçeklik üzerinden konuşursak, en azından iki yüzyıldan beri milliyetçiliğin dünya tarihini şekillendiren siyasal-ideolojik bir gücü olduğunu söyleyebiliriz. Bu güç, millet merkezli devlet biçimlenmesini, bilindik adıyla ulus-devletin teşekkülünü sağlamıştır. Bunun can yakıcı yanı da olmuştur. İmparatorlukları çözen, onu yıkıma götüren milliyetçilik akımlarıdır. Bu esnada girişilen etnik temizliğe cüret veren de milliyetçiliktir. Üstelik de bu durumda canı en fazla yananlardan birisi de biz olmuşuz. Trakya’da, Balkanlar’da, Sırp, Yunan, Bulgar milliyetçileri bizim canımızı milliyetçilik ateşi ile yaktılar. Müslüman kavimler dahi milliyetçilik fikrini takip ederek imparatorluğun bünyesinden koptular. Günümüzde millî bütünlüğün koruyucusu olarak düşündüğümüz milliyetçilik fikri, bir yüzyıl önce, bölücü ve parçalayıcı idi.

         

        Yine de milliyetçiliğin ötekileştirici ateşinden, onun kalkanıyla korunuluyor. Milletlerin bağımsızlık mücadeleleri özgürleştiricidir ve işgale karşı direnme gücü verir. Osmanlı parçalanırken ne Osmanlıcılık ne de ittihad-ı İslam, dağılanı toplamada başarılı oldu. Sonunda, devletin kurucu unsuru olan Türk dahi, milliyetçilik fikri ile kendi bilincine vardı ve kendini parçalayanlara karşı kendisini korudu.

         

        Ulus-devlet ile milliyetçilik arasında bir eşdeğerlik kursak da bu ikisi arasındaki nedensellik bağının gevşek olduğunu düşünmekteyim. Türk milliyetçiliği, imparatorluk tecrübesi yaşamış bir milletin değerlerinden beslenen bir milliyetçilik olarak ulus-devlet şeması ile de sınırlanamaz. Hatta milliyetçilerin artık pek sık telaffuz etmediği Turancılık fikri bile ulus-devlet çerçevesi ile açıklanmaz. 


Türk Yurdu Ocak 2013
Türk Yurdu Ocak 2013
Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele