Bir Kent ya da Bir Medeniyet İnşa Etmek

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

         

        Geçen ay en fazla tartışılan konulardan birisi CHP’nin seçim vaadi olarak Anadolu'da yeni bir şehir kurma projesiydi. "Merkez Türkiye” adlı bu projebir lojistik üssü kurulmasını öngörüyor

         

        [1]. Burada maalesef kültür, eğitim ve ekolojiöncelenmiyor. Hatta bunlardan bahsetmiyor.

         

        Gelir artışıyla insaniliğin artışı arasında yeterli korelasyon yok. İkisini beraber ele almalıyız. Tabii ki ihracatımız artsın, Türk Lirası’nın değeri artsın. Peki, hangi siyasal proje insan olarak birbirimize verdiğimiz değeri arttıracak? Bunu araştırmalıyız. Yaşadığımız şehirler ruhlarımıza şekil veriyorsa ki, veriyor… O hâlde biz bütün anlamlarıyla “çevreyi” özenle oluşturmak zorundayız. Bunu tespit edebiliyorsak önce ekonomi sonra kültür; önce ekonomi sonra çevre de diyemeyiz.

         

        İhracatımız artsın, Türk Lirası’nın değeri artsın. Peki, hangi siyasal proje insan olarak birbirimize verdiğimiz değeri arttıracak? Bu ihmal edildiği için küresel bir çöküş yaşanıyor. Batı’da da bizde de insaniliğin arttırılmasına yönelik yeterli bir politika yok.

         

        Biz de 2009’da kamuoyuna yeni bir şehir kurma önerisi sunmuştuk[2]. “Sıfırdan yeni bir şehir” fikrine farklı bir yerden başlamış ve şunu tespit etmiştik. Bugün çalıştığımız işyerleri, yaşadığımız konutlar, sosyal alanlarımız olumsuz koşullara sahip. Büyük şehirlerde yaşayanların her gün evden işe gidip gelmelerinin ülkemize zaman kaybı, stres, hava kirliliği gibi büyük maliyetleri var. "Sıfırdan" rasyonel bir şehir kurulmasının ekonomik temeli budur. “İstanbul’da sadece araç ve yakıtlara harcanan parayla yeni bir şehir kurulabilir.” dedik.

         

        Bu büyük israflar bizi kemiriyor. Hayatlarımızı verimsiz hâle getiriyor. “Şimdi gelin bu kaynakları başka yere aktaralım.” diyoruz. “İstanbul’u daha fazla büyütmeyelim” diyoruz. Yeni bir şehirde “Pozitif Sosyal Çevre’yi (PSÇ)” oluşturmak istiyoruz. Bunun içinde sosyalliğin iki temel unsuru olarak saygı ve üstün niteliği desteklemeyi, birbirine enerji sağlayan boyutlara sahip bir şehir ideolojisi kurmayı amaçlıyoruz. Teknolojik / yapısal uyarlamalarla eğitimi desteklemeyi, bilginin para ikamesi olabildiği alternatif bir yapı kurmayı amaçlıyoruz.Yüksek mekân kalitesine ulaşmayı, ormanlar ve yeşil alanlar içinde kaliteli konutlar işyerleri, sosyal alanlar oluşturmayı amaçlıyoruz.

         

        Yine bir başka boyut, Safranbolu gibi bize ait ama geçmişin yerli ve yabancı formlarını taklit etmekten çok yeni Türk sanatının ve mimarisinin ortaya koyulacağı, dünya çapında marka olacak bir kültür şehri iddiasıydı.

         

        Burada neyi kastettiğimizi şöyle ifade edelim. Avrupa tarihine baktığımızda Gotik mimarinin, Rönesans’ın Barok’un altında bir felsefenin olduğunu görürüz. 12. yüzyılda bir Avrupa köylüsünün görebileceği en etkileyici şey bir Gotik katedral olmalıydı. Rönesans sanatçıları aynı şekilde kiliseye hizmet ediyor. Barok yine kiliseye ve imparatorluğa hizmet ediyor. Sanattaki aslında bir fikirdir, ideali aksettirmedir.

         

        Biz Ahlat mezarlığına baktığımızda atalarımızın üstün bir kültür ortaya koyduğunu görürüz. İstanbul’u dolaştığımızda yine bunu görürüz. Bugün şehirciliğimizin geldiği nokta ise içler acısıdır. Ruhsuzluktur. AVM ve rezidans kültürü tarafından kuşatıldık. Şu andaki tabloyu ortaya çıkaran şey kültürel kuşatma karşısında yeterli savunma yapmayışımızdır.

         

        Kendi kültürümüze ve özümüze dönelim. Bir de yeni sanatımızı üretelim.

         

        1899’da Amerikan Patent Dairesi Başkanı Charles Duell “İcat edilebilecek her şey icat edildi, artık yeni bir şey beklemiyorum.” diyor. Daha ilk uçak bile havalanmadan söylüyor bunu… Şimdi biz de Duell gibi diyebilir miyiz ki, mimaride yeni bir stil çıkmayacaktır. Kültürde yeni bir şey üretmek mümkün değildir. Tabii ki hayır…

         

        Frank Gehry’ninDans Eden Ev’ini görenler bunun için şaşırıyor. On yıllar sonra yeni bir form çıkmış diyorlar. Postmodern mimari diyoruz buna…

         

        Biz de diyoruz ki, bir sonraki büyük olay Türkiye’den çıksın. Sadece mimaride değil sanatın ve kültürün her alanında iddialı olalım. Osmanlı camilerinin ucuz taklitlerini yapmaktan vazgeçelim. Neden yeni bir formda ahşap direkli Selçuklu camisi yapmayalım?

         

        Bir Rönesans sanatçısı AntonioAverlino diyor ki, “Sanatçı ana ise sanat hamisi de babadır.” Yani, biz de kendi sanatçılarımızı bulup destekleyeceğiz. Çocuklarımızı bu yönde yetiştireceğiz.

         

        Geçmişte sıfırdan kurulan şehirlerin Brezilya’nın Brazilya’sı, Kazakistan’ın Astana’sı, Birleşik Devletler’in Washington DC’si gibi örnekleri var. Bugüne baktığımızda Mısır, New York’un Central Park’ının 2 katı büyüklüğünde bir parka, Disneyland’ın 4 katı büyüklüğünde bir tema parkına sahip olacak bir şehir planlıyor[3], Rusya, Tataristan’da 1.200 hektarlık alana İnnapolis adında bir tekno-kent, bir bilişim kenti kuruyor[4]. Bunlar arasında ekolojik şehir, dijital şehir perspektifi bulunanlar var. Dünyada böyle bir trend var. O hâlde biz taklit değil orijinal işler yapmalıyız. Türkiye için en iyisini araştırmalıyız.

         

        

         


        


        

        [1]Merkez Türkiye Broşürü, http://www.chp.org.tr/Public/1/Yayinlar/merkez_turkiye_brosur_2.pdf


        

        [2]“Atabolu: Türkiye için Fütürist Bir Öneri”, Turizmde Bu Sabah, 17.03.2009

        http://www.turizmdebusabah.com/yazarlar/atabolu-turkiye-icin-futurist-bir-oneri-mustafa-kadir-atasoy-44871.html


        

        [3]“Sisi’nin Çılgın Projesi” 23.03.2015 http://www.businessht.com.tr/yazarlar/burak-arzova/1057039-sisinin-cilgin-projesi


        

        [4] “Yüzyılın İlk Rus Kenti İnnapolis Açıldı”, 10.06.2015 http://tr.sputniknews.com/rusya/20150610/1015924194.html


Türk Yurdu Temmuz 2015
Türk Yurdu Temmuz 2015
Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele