7 Haziran Seçimlerinde Siyasi Partilerin Türk Dünyası Ufku

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

         

        Türkiye, siyasi tarihinin en önemli seçimlerinden birini 7 Haziran’da gerçekleştirdi. Ülkemiz böylece stratejik konumu, tarihi ve kültürel coğrafyası, tarihi derinliği ile sadece kendi iç siyasetini değil, çevre coğrafyaları, Türk dünyasını, İslam âlemini ve küresel siyaseti etkileyecek kararların alınacağı yeni bir döneme başladı. Seçim sonuçlarının bize verdiği en önemli sonuç ise böyle kritik bir dönemde ülkemizi tek bir partinin yönetemeyeceği yönünde oldu. Peki yeni döneme adım atarken siyasi partiler Türkiye’nin ortak tarih, ortak dil, ortak kültür ve ortak soy sahası olan Türk dünyası için neler söylemişlerdi? Bu nokta çok önemlidir. Çünkü günümüzde yaşanan pek çok uluslararası krizin ya da çıkar çatışmasının yaşandığı bölgelerde Türk soylu topluluklar yaşamakta, Türk cumhuriyetleri bulunmaktadır. Orta Doğu’da yaşanan çatışmaların göbeğinde Türkmenler bulunmaktadır. Rusya, Kırım Tatarlarının anavatanı Kırım’ı yeniden işgal etmiştir. Doğu Türkistan’daki Çin zulmü, Azerbaycan topraklarındaki Ermeni işgali devam etmekte ve pek çok uluslararası krizin merkezinde Türkler bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Türkiye ile kuvvetli bağları bulunan diğer Türk toplulukları hakkında doğru politika üretmek, Türkiye’yi yöneten ve yönetecek olan iktidarlar için siyasi, tarihi, millî, dinî ve insani bir zorunluluktur.

         

        Yazımızda 7 Haziran seçimlerinde TBMM’ye girmeye hak kazanmış dört siyasi partinin, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin seçim beyannamelerini ve programlarını inceledik. Bunlar üzerinden değerlendirmeler yaptık. Aslında seçime giren diğer siyasi partiler arasında da detaylı ve ilginç çalışmalar yapmış vaatler sunmuş partiler var. Ancak biz güncel olarak siyaseti etkileyecek partileri değerlendirmeyi daha uygun bulduk.

         

         

        AK Parti’de Türk Keneşi Öne Çıkıyor

         

        AK Parti, Türk dünyası konusunda en çok eleştirilen partilerden. Türk dış politikasını Orta Doğu’ya hapsettiği, Türk dünyasına gereken önemi vermediği iddialarıyla ciddi eleştiriler alıyor. AK Parti seçim beyannamesinde, dış politikaya yönelik hususlar ve genel diğer meseleler “Neler yaptık, neler yapacağız?” şeklinde iki bölümde aktarılmış. AK Parti’nin “Neler yaptık?” noktasındaki en somut icraatı “Türk Keneşi”. Ayrıca Türk Dili Konuşan Parlamenter Asamblesi (TURKPA), Yurtdışı Türkler Başkanlığı ve TİKA faaliyetleri de burada sayılanlar arasında. Ancak bunların etkinliği ya da Türk dünyasına yönelik çalışmaları tartışılır seviyededir. Özellikle TİKA’nın daha çok Orta Doğu ve Afrika’ya yönelmesi ciddi eleştiri alıyor. Yurtdışı Türkler Başkanlığı ise önemli bir adım olmasıyla birlikte bölge ve ülkelere yönelik kalifiye eleman eksikliği yaşadığı ve yetersiz kaldığı eleştirileriyle karşı karşıya. Türk Keneşi ise burada başarılı bir kurum olarak görünüyor. Avrasya coğrafyasındaki dengeler gözetilerek siyasi alanda ve tabi ki kültür, eğitim alanında daha somut çalışmalar ortaya koyması ve Türkmenistan (daimi tarafsızlık statüsü engel olmaz, bugün AB üyesi tarafsız ülkeler mevcut) ile Özbekistan’ı da üye yapmasıyla daha faydalı ve önemli bir uluslararası örgüt hâline geleceği aşikâr.

         

        AK Parti’nin dış politika vaatlerini sıraladığı bölümde ilk maddede Kıbrıs var. AK Parti Kıbrıs Türklerinin eşit toplum olacağı, müzakere edilmiş ve iki halkın ortak sahibi olduğu bir Ada düşüncesiyle çalışacaklarını ve BM’yi destekleyeceklerini belirtmiş. Garantörlüğün de altını çizmiş. AK Parti iki devlet mi, ortak devlet mi; bu konularda belli bir şey söylememiş.

         

        Orta Doğu ile ilgili konuların anlatıldığı bölümde Irak ve Suriye’ye iki bölüm ayrılmış. Ancak önceki bölümlerde IŞİD zulmünden kaçan Yezidilere neler yapıldığı anlatılmışken, AK Parti Türkmenler için ne yapılanları ne de yapılacakları hiç ifade etmemiş. Bu noktada AK Parti Orta Doğu’da genel bir hat çizerek “etnik gruplar” kavramını kullanmış.

         

        AK Parti, Rusya ve Ukrayna meselesini değerlendirdikten sonra Kırım meselesine değinmiş. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapan beyannamede “Kırım TatarTürkleri”nin Kırım’ın asli unsuru olduğu ifade edilmiş ve Rusya ile Ukrayna arasında diplomatik girişimlerle Kırım Tatarlarının haklarının sağlanması için çalışılacağı ifade edilmiş. Beyannamede Kırım’a özel bir başlık açılması olumlu bir girişim olmuş. Bu kriz hakkında tartışmalı olan “işgal” veya “ilhak” kelimeleri hiç kullanılmamış. Kırım konusunda makul seviyede icraatlar yapıldığı söylenebilir. Ancak Rusya karşısında ciddi bir tavır konamamıştır. Özellikle Putin’in Ermenistan’a giderek sözde soykırım anıtını ziyaret etmesi üzerine, Kırım kartı çok daha kararlı ve aktif bir şekilde kullanılabilir, ciddi bir tavır alınabilirdi.

         

        AK Parti, Güney Kafkasya’da Azerbaycan meselesinde net ifadeler kullanmış. Azerbaycan’daki Ermenistan işgalinin sonlandırılması için çalışılacağı ve Ermenistan ile ilişkileri geliştirmeye çalışacakları ifade edilmiş. Ancak 13 yıldır bu yönde bir adım atılmamış olması, üzerine yapılan “Ermeni açılımı” da göz ardı edilmemesi gereken bir ayrıntıdır. Ayrıca Kafkasya’da oluşturulan Türkiye - Azerbaycan - Gürcistan, Türkiye-Azerbaycan-İran ve Türkiye - Türkmenistan – Azerbaycan üçlü mekanizmalarının çalışmaya devam edileceği ifade edilmiş. Ancak bu mekanizmaların çalışmaları hakkında ne basında ne de beyannamede ciddi ifadeler yok. Basın tarandığında da dış işleri bakanları seviyesindeki bazı toplantılardan başka somut veriler karşımıza çıkmıyor.

         

        Beyannamede Türkistan coğrafyası ya da Türk dünyasının bütününe dair bir vaat göremiyoruz. Arada bir kaç cümlede “Orta Asya Ülkeleri” ile ilişkilerin güçlendirileceği ifade edilmiş. “Yerinde Burslandırma” dedikleri proje kapsamında Ahıska Türkleri ve Türkmenler başta olmak üzere destek sağlanacağı, Orta Asya arkeolojisine destek verileceği, Orta Asya’daki stratejik araştırma merkezleriyle iş birliği yapılacağına dair olumlu ama kapsamı net olmayan vaatler var.

         

        AK Parti’nin “Yeni Türkiye” söylemini bildirileştirdiği diğer bir metinde ise Türk dünyası kavramına yönelik bir atıf bulunmuyor.

         

        Kısaca değerlendirirsek AK Parti beyannamesinde Türk dünyasının bütününü görmemiş. Türk dış politikasında, geçmişten bugüne yer alan Kıbrıs ve Azerbaycan meselesinde klasik söylemleri devam ettirmiş buna ek olarak Kırım meselesini eklemiş, bu önemli ve olumlu bir gelişme. Özellikle Azerbaycan noktasında Ermeni açılımı vs. gelişmeleri de göz önünde tutarsak AK Parti’nin bu noktalarda söylemden ileriye gitmediğini görmekteyiz. Bu noktada AK Parti’nin Türk dünyasına yönelik olumlu fikirleri ve icraatları olduğu görülse de bütüncül bir yaklaşımı ve öncelikli bir planı olmadığı aşikâr. AK Parti’nin içinde olacağı bir hükümetin, bu çizilen çerçeve içinde, AK Parti yönünden yapabileceği en iyi iş Türk Keneşi’nin daha aktif hâle getirilmesi ve geliştirilmesi olacaktır.

         

         

        CHP’de Göze Çarpan Maddeler: Batı Trakya ve Kırım

         

        Seçim döneminde göze çarpan kaliteli projeleri olan CHP Türk dünyasına da değinmiş. Sırayla gidersek genel bilgilendirme yapılan bölümde, AK Parti’nin Orta Doğu’ya gömüldüğünü ve bir kaç bölgeyle birlikte Orta Asya’ya da sırt döndüğü ifade edilmiş. Metinde “Orta Asya”, “Orta Asya Cumhuriyetleri” ve “Orta Asya TürkCumhuriyetleri” kavramları kullanılmış. Batı’yla ilişkilerini güçlendiren bir Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri için de bir ekonomik fırsat olacağı ifade edilmiş. AB üyeliğini kesin hedef olarak koyan ve medeniyet hamlesini Avrupa üzerinden dizayn eden CHP, Orta Doğu coğrafyasına geldiğinde Irak, Suriye, Mısır ve İran’a özel birer başlık açmış. CHP Irak maddesinde Türkmenlere değinirken Suriye’de Türkmenlere değinmemiş. CHP “Türkmenlerin sorunlarının adil biçimde çözümlenmesine katkıda bulunacağız.” derken Bölgesel Kürt yönetimiyle ilişkilerini Irak Hükümetiyle birlikte zikretmiş. Buradan Türkmenleri doğrudan politika merkezi yapan değil ama görmezden de gelmeyen bir politika seziyoruz.

         

        CHP Yunanistan ile ilgili planlarını anlatırken, bir alt başlık olarak bütün partilerden farklı bir biçimde “Batı Trakya Türkleri”ne değinmiş. Lozan vurgusu yapılan bölümde Batı Trakya Türkleri’nin sorunları için yapıcı müzakereler yapılacağı ve Lozan’da kazanılan hakları kararlılıkla koruyacaklarını ifade ediliyor. Bu noktada müftü meselesine CHP’nin sahip çıktığı ve seçimi destekleyeceği sonucuna varıyoruz. Bu konunun burada gündeme getirdiği için CHP’yi tebrik etmek lazım.

         

        CHP Kıbrıs konusunda iki alternatifli çözüm öneriyor. Kıbrıslı Türklerin kazanılmış haklarının korunduğu eşit iki siyasal yapının olduğu birleşik bir Kıbrıs hedefleyen CHP, bu olmazsa da KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için çalışacaklarını ifade ediyor. Burada “makul sürede” ifadesi kullanılmış. İlk planın “makul sürede” gerçekleşmemesi durumunda ikinci plana geçileceği ifade edilmiş. Bu sürenin ne olduğu meçhul olduğu için bir şerh koymakta fayda var. CHP’nin AB kararlılığıyla bu yan yana koyulduğunda her ne kadar açıklamalar getirilse de gerçekçilik biraz yitirilmiş durumda. Akıncı’nın seçilmesinden sonraki CHP tavrı da bu tezimizi destekleyici hâlde. Burada ayrıca KKTC-Türkiye ilişkilerine de değinilmiş. Burası Erdoğan-Akıncı polemiğine karşı yazılmış maddeler gibi durmakta.

         

        CHP, Azerbaycan ve Karabağ meselesine “Kafkasya” başlığı altında değiniyor. Azerbaycan’ın Karabağ’da toprak bütünlüğü vurgulanıyor ve ilişkilerin önemi de belirtiliyor. 

         

        Rusya başlığı altında olumlu bir madde var: “İlhakını tanımadığımız Kırım’da Tatarların haklarının korunması konusunda ısrarlı olacağız.” Burada CHP’nin en başında beri takındığı net tavrın devamını görüyoruz. CHP Rusya ile ilişkileri çok önemsemiş görünse de Kırım’da “ilhak”ı tanımadıklarını net bir biçimde ifade ediyor. Buna değinilmiş olması da güzel bir durum. Ancak “işgal” yerine “ilhak” kelimesinin kullanılması Kırım Tatarlarını rahatsız edici bir detay.

         

        CHP “Orta Asya Cumhuriyetleri” başlığıyla Türkistan coğrafyasına değiniyor. Başlık altında somut bir öneri yok. Genel olarak ilişkileri iyi tutacakları, işbirliğini artıracaklarını ve özellikle enerji noktasında Avrupa’ya bağ kuracakları ifade ediliyor. Tarihsel ve kültürel akrabalıktan bahsedilse de bu bölümde “Türk” kelimesinin bir kez dahi kullanılmaması ilginç. Hâlbuki önceki bölümlerde “Orta Asya Türk Cumhuriyetleri” ifadesi vardı.

         

        Bu bölümün hemen peşinde ise “Balkanlarda Yaşayan Türkler” başlığı “Balkanlar” ana başlığı altında yerini almış. Batı Trakya’dan sonra Balkan Türklerine de ilgi gösterilmiş olması bir bütünlük arz ediyor. Burada hakların korunması, eşit yurttaşlık ve demokrasiye katkı vurgusuyla Balkan Türklüğünün yaşadıkları ülkelere entegrasyonu destekleniyor.

         

        Bunun sonrasında Türklerle ve Türk dünyası ile alakalı bir plan yok. Türk dünyasının bütüne dair herhangi bir projenin olmadığı metinde, daha çok Türk dış politikasının geleneksel ilgi alanlarındaki ve ek olarak Kırım’daki Türk nüfusuyla ve Balkanlarla ilgilenilmiş. Burada CHP’nin dış politikada daha geniş alanlara hitabeden bir bakış açısının olduğu görülmekte. Tek yönlü olmayan dış politikada Türk dünyasına yer verilmiş olması önemli. Bu noktada CHP’nin iktidar ortağı olması durumunda bu vaatlerinin ne kadar takipçisi olacağı, Türkiye’de solun Türk dünyası meselelerine ön yargılı bakması sebebiyle ortaya çıkan durumu ne derece aşmaya çalışacağı izlenerek görülmesi gereken bir meseledir.

         

         

        HDP Etnikçi Siyasetiyle Türkiye Partisi Olmaktan Uzak

         

        Bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı konumunda olan HDP’nin programına ve seçim beyannamesine baktık. HDP Kıbrıs ve Azerbaycan’ı gündemine almış. Kıbrıs’ta “Ada’nın bölünmüşlüğü”nün sona ermesi için Türk ve Rum tarafının destekleneceği ifade ediliyor. Özellikle parti programında Türkiye’nin Kıbrıs’ı askeri üs, gladyo merkezi, kara para aklama istasyonu olarak kullandığını, Kıbrıs’a nüfus aktararak kolonileştirme yaptığınıyazarak açıkça belirtmese de Türkiye’nin işgalci olduğunu ima etmişler. Azerbaycan ve Ermenistan’ı birlikte değerlendiren HDP, Ermenistan’la koşulsuz olarak sınırların açılması gerektiği, Karabağ sorunun çözümü için de destek verecekleri ifade edilmiş. Karabağ’da bir işgal olduğunu ifade etmiyorlar. Burada daha çok Ermenistan lehine konuşmak isterken mecburen Azerbaycan’ı katmış oldukları seziliyor. HDP’nin “Türkiye partisi” olma tezine buradan baktığımızda “etnikçi siyaseti” açıkça görüyoruz. Programının büyük bir kısmını “Kürt meselesine” ayıran HDP, Türkiye’nin tarihi coğrafyasına hiç değinmemiş. Kendilerince Türkiye’deki “Kürt gerçeği”nden bahseden HDP’nin, koskoca bir coğrafyadaki “Türk gerçeği”ni görmezden gelmiş olduğu aşikârdır.

         

         

        Milliyetçi Hareket Partisi, Türk Dünyasına En Çok Değinen Parti

         

        MHP tarihi sürecinde Türk milliyetçiliği fikriyatı doğrultusunda Türk dünyasını fikir, söylem ve icraat olarak merkeze almış bir parti. Geçmiş seçim bildirgelerine ve parti programına göre 2015 seçim beyannamesi Türk dünyası açısından oldukça zengin vaatlerle dolu. MHP beyannamesinde “Türk Dünyası ile İlişkiler” başlığıyla dış politika vaatlerini sıralarken muhtelif yerlerde Türk dünyasına yönelik farklı çalışmalarından da bahsetmiş. “Türk dünyası, dış politikamızın ayrıcalıklı ilgi alanı olacak.” diye başlayan bölümde Türk dünyasına verilen önemi anlatan bir metinle giriş yapılmış. İlişkilerin geliştirileceği, siyasi bağımsızlıkların ve stratejik ortaklıkların öneminin vurgulanacağı bir siyasi çerçeve çizilmiş. Siyasi ve ekonomik bir iş birliği programından bahseden MHP, bunun işletilmesi için kurulacak bir “Türk Dünyası Genel Konseyi”den bahsetmiş. Ancak Türk Keneş’inden farkının ne olacağı ve kapsamı burada belirtilmemiş.Altının doldurulması gerekli.“Türk Dünyası Enerji Konseyi” ve “Türk Dünyası Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Merkezi” adlı iki uluslararası yapının oluşturulacağını vadeden MHP, bu noktada diğer partilere göre daha detaylı ve kapsayıcı düşünmüş. Özellikle enerji konseyi fikri aynı zamanda stratejik bir hamle. Bu noktada en önemli çıkış ise “Türk Dünyası Bakanlığı”. Bütün Türk Dünyası politikalarının koordine edileceği bir bakanlığı vadetmiş MHP.

         

        Kıbrıs meselesini “millî dava olarak tanımlayan MHP “Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve yaşayabilir çözümün; iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanmasına dayanması gerektiğine inanmaktadır.” diyerek net bir tavır sergilemiş. Ayrıca Rumların uzlaşmaz tavrına da değinen MHP, AB noktasında Kıbrıs’ın ön şart olmasına karşı çıkacaklarını ifade etmiş.

         

        Rusya ile ilişkiler içerisinde Kırım meselesine değinen MHP, “işgal” yerine “ilhak” kelimesini kullanarak olumsuz bir giriş yapsa da Kırım Tatarları bu konuda hassaslar, sonrasında Kırım Türklerine yönelik “imha, asimile ve sürgün” girişimlerinden bahsederek bunlara karşı durulacağı ve Rusya ile anlaşılmaya çalışılacağını belirtmiş. Bu noktada MHP’nin Kırım Türklüğünün hakları için her şeyi yapacağını ifade ettiğini görüyoruz.

         

        Genel olarak Orta Doğu’daki Türkmen varlığının korunması gerektiğini ve bunun esas mesele olduğunu belirten MHP, ayrıca Irak ile ilişkilerde Türkmen varlığına değinerek “meşru hakların ve güvenliğin” korunması gerektiğine değinmiş. Suriye noktasında özel olarak Türkmenlere değinmeyen MHP’nin genel manada Türkmen meselesine öncelik vereceğini ifade etmesi çok olumlu bir vaat olarak görünmekte. İcraat alanında da MHP ve gençlik teşkilatı olan Ülkü Ocaklarının, Türkmenlere yönelik insani yardım çalışmaları ciddi boyutlardadır.

         

        Bunların yanı sıra MHP bir kaç bölgeyle birlikte millî bir petrol arama şirketi kurarak Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde de bunu yapacaklarını vadetmiş.Türkçenin bütün Türk dünyasında kullanılan bir bilim dili olarak gelişmesine çalışacağını ifade eden MHP, Türkiye ve Türk dünyası gençlerinin bir araya geleceği kamplar yapacaklarını belirtmiş. Olimpiyatlar benzeri “Türk Dünyası Dostluk ve Kardeşlik Oyunları” düzenleyeceğini söyleyen MHP, Türk dünyasının tüm kütüphane, müze ve arşivlerindeki kültür eserleri tespit ve konularına göre tasnif edilerek yararlanılabilir hâle getirilmesi için proje başlatacaklarını da eklemiş.

         

        Gaspıralı’nın “Dilde, İşte, Fikirde Birlik” sloganını programına alan MHP, iktisadi ve kültürel iş birliği geliştirmenin temel unsuru olarak, Türkçe konuşulan ülke ve topluluklara yönelik dil ve kültür araştırmalarına önem verileceğini, Türkçenin bütün lehçeleriyle anlaşılabilir ve kullanılabilir olması için şartlar oluşturulmaya çalışılacağını da beyannamesinde ifade etmiştir.

         

        Genel olarak baktığımızda MHP, dış politikada Türk dünyasına ciddi önem vereceğini söylüyor. Yurt dışına, dile ve kültüre dair bütün vaatlerinde Türk dünyasını ön plana çıkarıyor. Somut siyasi ve ekonomik hedefler de ortaya koyan MHP Türk dünyasına en çok önem veren parti olarak karşımıza çıkıyor. MHP’nin bu noktada seçim dışında da mutat olarak raporlar yayımlaması, bu noktada çalışmalar yapan merkezlere sahip olması elzemdir. Ayrıca parti programını da bu seçim beyannamesi gibi zengin bir biçimde güncellemesi gerek. MHP’nin iktidar ortağı olacağı bir seçenekte, yapması gereken en önemli iş, Türk dünyası meselelerini devlet politikası hâline getirmeye çalışması olacaktır.

         

         

        Sonuç

         

        7 Haziran seçimlerini geride bıraktığımız bu süreçte yaptığımız inceleme bize şunu göstermektedir: Türk dünyası, Türk soylu topluluklar kavramları siyasi partilerce kabul görmüş, Türkiye dışındaki Türk soylu toplulukların dış politika alanında bir yerlerinin olduğu fikri yerleşmiştir. 1940’lı yıllarda “dış Türk” kavramını kullanmanın suç olduğu 1944’lerde, bu düşünceye sahip olan insanların “Irkçı-Turancı” denerek ciddi işkencelere maruz kaldığı, ilerleyen süreçte de bu bakış açısının uzun zaman değişmediği göz önünde tutulursa Türk milliyetçilerinin siyasi ve kültürel alanda devam eden etkinliğinin ve 1990’larda Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının Türkiye siyasetinde Türk dünyası algısının yerleşmesine ciddi katkı sağladığı görülmektedir. Bugüne gelindiğinde meclisteki partiler, etnik siyaset yapan HDP dışında, Türk dünyası için özellikle dış politika alanında fikir üretmekte ve çalışmalar yapmaktadır. Bu noktada elbette ki düşünce dünyasında Türk dünyası kavramının önemli yer tuttuğu Ülkücü-Milliyetçi hareketin siyasi temsilcisi olan MHP’nin daha çok vaatte bulunmuş olması ve daha çok çalışma yapmış olması normaldir. Tabi ki, burada MHP’nin daha somut fikirler üretmesi, seçim dönemleri dışında da toplumu bu noktada yönlendirecek siyasi raporlar ve çalışmalar yapması gerekir. Bu şekilde köklerini Türk milliyetçiliği fikrinden almayan diğer siyasi partilere de öncülük edebilecektir. Türk Ocakları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının da bu alanda siyasete daha çok malzeme sunacak bir yapıya erişmesi elzemdir. Siyaset üstü üslubuyla meclisteki partilere bu konuda öncülük yapabilecek sivil toplum kuruluşlarının başında Türk Ocakları gelmektedir.

         

        Türk dünyası; Türkistan ve Kafkasya’nın enerji hatları üzerinde olması, Batı bloğunun “karşıt” olarak gördüğü Rusya ve Çin’in komşuları olması ve etki alanlarında yer almalarıyla stratejik olarak ciddi öneme sahip hâle gelmiştir. Doğu Türkistan ve Kırım da aynı durumdadır. Orta Doğu’da yaşanan çatışma hâlinde Türkmenler önemli bir unsur hâline gelebilecek potansiyeldedir. Bu noktada mezhep farklılıklarının yarattığı olumsuz havayı dağıtacak bir Türkmen siyaseti sadece Türkmenler için bir birlik aracı değil bölgedeki bütün mezhep çatışmaları için önemli bir model olabilecektir. Keza Balkanlardaki Türk varlığı da her an kaynamaya hazır bu coğrafyada önemlidir. Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Kosova gibi ülkelerdeki Türk nüfusları bu ülkelerin iç siyasetlerinde de etkin unsurlardır. Suudi Arabistan gibi Selefi akımları destekleyen sermayelerin ve devletlerin bu bölgeye ciddi ilgi gösterdiği düşünülürsecoğrafyanın barış ve huzur anahtarı da Türk nüfusun aktif bir şekilde dini ve sosyal hayatı yönlendirmesinden geçmektedir. Bunun öncülüğünü de Türkiye yapabilir. Her şeyden önce Orta Doğu’ya sıkışıp kalmış olan Türk Dış Politikası, Türk Dünyası açılımlarıyla rahatlayacak, alanını genişletecek ve gündemini genişletecektir. Bu hem iç siyasetimiz için hem de “lider ülke” olma hedefindeki ülkemizin gelecek projeksiyonu için gereklidir.

         

        7 Haziran seçimleri öncesinde Türkmen meselesinin günlük siyasete malzeme olması ise en üzücü olaylardan biri olmuştur. Yakalanan MİT TIR’larının Bayır Bucak Türkmenlerine silah götürdüğü iddiasını ve bunun karşı tezlerini ortaya koyan siyasi partiler seçim dönemince bunlar üzerinden ciddi gerilimler yaşamıştır. Doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana bırakırsak, Türkmenlerin böyle ciddi bir mevzuda sadece seçim dönemi hatırlanması ve gündemin birinci maddesi olması üzücüdür. 7 Haziran sonrası ne hikmetse bu mesele gündemden bir anda düşmüştür. Bu noktada siyasilerin daha duyarlı olması gerekmektedir. Sonuçta bölgede bütüncül ve sürece yayılmış bir Türkmen politikası yoktur ve silah gönderildiği iddiasının ortaya çıkması terör örgütlerinin Türkmenlere daha çok zarar vermeye yönelmesine yol açacaktır.

         

        Burada görülen en büyük eksiklik hiç bir siyasi partinin Çin ile ilişkilerde ya da tek başına Doğu Türkistan’ı ele almamış olmasıdır. Bu Türk siyasetinin ciddi bir eksikliğidir ve acilen giderilmelidir. Yine aynı şekilde İran’daki Azerbaycan Türkü nüfusla ilgili de artık alt yapı çalışmalarının yapılmaya başlaması gerekmektedir.

         

        Önümüzdeki süreçte olası koalisyon senaryolarında Türk dünyasının dış politikada ne derecede yer alacağı üç aşağı beş yukarı seçim beyannameleri ve programları değerlendirildiğinde ortaya çıkmaktadır. Ancak Türk dünyası meselelerinin siyasi partilerce belirlenmekten öte doğrudan devlet politikası hâline getirilmesi gerekmektedir. Partiden partiye, iktidardan iktidara değişen dış politika içerisinde Türk dünyasının gerektiği önem sırasıyla yer alması mümkün değildir. Bu yüzden Türk dünyasına önem veren siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları daha çok bu konuda kamuoyu yaratmak zorundadır. Böylece seçmeni bu konuda duyarlı hâle getirebilir ve dolayısıyla her kanattan siyasi partiyi bu konularda politika üretmeye zorlayabilirler.


Türk Yurdu Temmuz 2015
Türk Yurdu Temmuz 2015
Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele