MİLLÎ EĞİTİM ÇIKMAZI VE AYVAZ GÖKDEMİR

Nisan 2022 - Yıl 111 - Sayı 416

1970’li yıllarda Türkiye üzerinde oynanan büyük ve tehlikeli bir oyunu fark ederek canını ortaya koymanın yanında bilgi ve becerisiyle de üzerine düşen görevi fazlasıyla yapan yegâne kişilerden biri olan Ayvaz Gökdemir; idealist bir öğretmen, iyi bir eğitimciydi. Ancak, ne var ki onun döneminde siyasi iktidarların basiretsizlikleri yüzünden eğitim camiası, âdeta dışarıdan güdümlü sol örgütlerin tekeline geçmiş; yurdumuzun pek çok yerinde ortaokul ve liseler bile birer anarşi yuvası hâline getirilmişti. Yazımızda, bu duruma nasıl gelindiğini belgelendirerek buhrandan çıkış yolunda Ayvaz Gökdemir’in verdiği mücadeleyi anlatmaya çalışacağız.

Arşivimde, bana nasıl ve nereden geldiğini hatırlayamadığım ama bir ibret vesikası olarak yıllardan beri sakladığım resmî bir belgenin fotokopisi var. Yıllardan beri saklamama rağmen kullanmak bu yıla kısmet oldu ve ikinci defa dikkatlere sunuyorum. Bir bakıma da konumuza giriş açısından tam yerini bulan bir belge “TÖB-DER İdare Heyeti” imzasını taşıyor ve Malatya İl Emniyet Müdürlüğü tarafından “Aslının Aynıdır” damgası basılarak 31.3.1971 tarihinde işleme alınmış.

Okulların nasıl birer anarşi ve ahlaksızlık yuvası hâline geldiğini göstermesi bakımından solcu bir öğretmen kuruluşu olan TÖB-DER tarafından, üyeliğe kabul edilen bir bayan öğretmene yazılan 5 maddelik talimattan söz etmek istiyorum. “Sayın Üyemiz A…” hitabının ardından, “Okulda devrimci arkadaşlarınızı tanıyıp onlarla birlik olacaksınız.” diye başlayan talimatın 3 ve 5. maddelerini buraya alırken bile iğreniyorum ama onlar bunu yapmışlar, yaşamışlar ve utanmamışlar:

“Madde 3: Okulunuza yeni giren, ortada olan gençleri faşistlerin tepkisinden kurtarıp kadın olmanız hasebiyle kızlık mevhumunu ortadan kaldırıp onlarla her çeşit zevke katılacaksınız.

Madde 5: Devrimci erkek arkadaşlarınızın bütün dertleri ile ilgilenip zevkinizi onlarla tatmin edip birleşeceksiniz.”

Peki, kimdir, nedir, necidir bu TÖB-DER?

12 Mart 1971’den önce devlet memurları sendikalara üye olabiliyorlardı. Ancak bu çok istismar edilen bir konuydu ve özellikle solcu, sosyalist, hatta komünist olarak vasıflandırılan kişi ve gruplar, işçi sınıfında olduğu gibi devlet memurları arasında da hızla teşkilatlanıp birbirleriyle dayanışma içine giriyorlardı. Öğretmenler ve hatta emniyet mensuplarının ideolojik olarak sendikalaşması onulmaz yaralar açtı. Solcu öğretmenler, kısa adı TÖS olan Türkiye Öğretmenler Sendikası adı altında teşkilatlanmışlardı ve kanun dışı olan TKP (Türkiye Komünist Partisi) ile aynı doğrultuda faaliyet gösteriyordu.

12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra yapılan Anayasa değişiklikleri ile memurların sendikalara üye olamayacakları kesin hükümlere bağlanınca aynı gruplar, bu defa kısa adı TÖB-DER olan Türkiye Öğretmenler Birliği Derneğini kurdular. Aslında değişen bir şey yoktu ve tabir yerinde ise Kanun arkadan dolanılmıştı. Yukarıda bahsettiğimiz belge, zaten bu yapının ne olduğunu, milletimizin, devletimizin başına ne büyük belalar açtığını gösterdiği için başka söz söylemeyip açıklama yapmaya gerek yok.

İşte o yıllarda hemen her ilde benzer olaylar yaşanırken Süleyman Demirel’in Başbakanlığı altında Adalet Partisi, Millî Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin koalisyon ortaklığı ile Birinci Milliyetçi Cephe Hükûmeti kuruldu. Milliyetçi dünya görüşüne sahip olan Ali Naili Erdem Millî Eğitim Bakanı, Ahmet Nihat Akay da Millî Eğitim Müsteşarı olmuştu. Ayvaz Gökdemir ise, daha sonra kendisinin “Buhranın Kaynağı” olarak adlandıracağı Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Ona “Komando Ayvaz” deniyordu ve anlaşılan, millîlikten uzaklaşarak sol örgütlerin yuvalanma yeri hâline gelen Millî Eğitim’deki düzenin yeniden sağlanabilmesi için kendisine ihtiyaç duyulmuştu.

Özellikle Kars/Susuz, Artvin, Tunceli, Mardin, Diyarbakır, Malatya/Akçadağ, Gaziantep ve Eskişehir gibi illerde Ayvaz Bey’in doğrudan sorumluluğu altında bulunan okullar, neredeyse okulluktan çıkmıştı. İdareci dayanmıyor, atanan öğretmenler görev yapamıyordu.

1975 yılının Mayıs ayında göreve başlayan Ayvaz Gökdemir, biriken dertler yumağının ya da kaynayan kazanın ortasına düşmüştü. Çünkü bir önceki CHP/MSP koalisyonunun Millî Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ’ın oluşturduğu sol/komünist kadrolar, okullarda öyle bir iklim oluşturmuştu. Tunceli İlk Öğretmen Okulunda görevli öğretmenlerden, Genel Müdürleri Ayvaz Gökdemir’e gelen mektup, durumu tamamıyla özetliyordu:

“Bizler Tunceli Öğretmen Okulu’nun beş çileli öğretmeniyiz.

Okulumuz tamamen eğitim ve öğretimden yoksun bir anarşi yuvası hâline gelmiştir. Okul içinde bir öğretmen olarak hiçbir görev yapamamaktayız. Okulda durum böyle iken şehirde de tepkiler olmaktadır. Şehir içine bir ekmek almaya dahi gidememekteyiz. Sebepsiz yere laf atıp küfür etmektedirler. Solcu olmayan öğrenciler okulu terk etmişlerdir. Okul içinde öğrenciler de bize laf atıp küfür ve zaman zaman hücum etmektedirler. Okul idaresi olaylara seyirci kalmaktadır. Bir öğretmen olarak şahsiyet ve otoritemizi muhafaza edememekteyiz. Bu şartlar altında hizmet imkânsızdır. Tutunacak hiçbir dalımız yok. Çaresizlik içindeyiz. Durumu bildirir, hürmet ederiz.”[1]

Diyarbakır’daki Dicle Öğretmen Lisesi ve Ergani Lisesinde de durum farksızdır ve sağduyu sahibi öğretmenlerin görev yapması mümkün değildir. İşte, o bölgede görevli bir başka öğretmenin dilekçesinde ifade ettikleri:

“Okullar açılmadan birkaç gün önce Ergani’ye geldiğim için kazanın genel durumu hakkında az çok fikir edinmiştim. Yabancı olduğum için dikkat çekiyordum. Bazı şahıslar öğretmen olduğumu öğrenince, ‘Faşist MC’nin 49 ajanı, Ayvaz’ın fedaileri…’ şeklinde, o zamanlar garibime giden ithamlarda bulunuyorlardı. Berberde otururken gelen bir bakkal ve kahveci: ‘Hoca! Bizim burası Kürdistan’dır. Ayağınızı denk alın’ diye daha ilk günden tehdit etmek istediler.

Okul, İstiklal Marşı’nın, Kürtçe ‘Hernepeş Kürdistan’ şeklindeki marşla karışık olarak okunduğu gayri nizami bir törenle başladı.”[2]

Örnek elbette çok ve birbirinden ilginç, birbirinden tehlikeli. Hepsi de 1970’li yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu tehlikeyi gözler önüne seriyor. Öyle ki, bütün iyi niyetine, Ayvaz Bey’e güvenerek göreve getirmiş olmasına rağmen siyasi ve mahallî baskılardan bunalan Millî Eğitim Bakanı, değerli insan Ali Naili Erdem bile, Kars Susuz’da bulunan Kâzım Karabekir Öğretmen Okulundaki anarşi yuvasını dağıtma gayretlerinin engellenmesi üzerine, “Kardeşim, bırak Türkiye batacaksa Susuz’dan batsın! İstediklerini yap, şu adamlardan yakamızı kurtaralım da işimize gücümüze bakalım.” deme noktasına gelebiliyor.[3] Ancak kazanılan bir zamanın ardından Kâzım Karabekir Öğretmen Okulu da adına layık bir eğitim kurumu olma hüviyetine kavuşturulabiliyor.

Sanırım daha fazla örnek vermeye gerek yok. Ancak Ayvaz Bey’in kendi memleketi olan Gaziantep’teki duruma göz atmadan geçmek olmaz:

“1976 Haziranı’nda Gaziantep’e gittiğim zaman Atatürk Lisesi için ‘Solun kurtarılmış lisesi’ dediler. Lisenin bulunduğu semt böyle bir isimlendirilişe müsait değildi. Sebebini sordum, sekiz veya on iki eski TÖS ve TÖB-DER başkanının bu okulda öğretmen olduğunu söylediler. Karşılarında da kimse yoktu. Böyle bir okulda ancak Moskof eğitimi yaptırılırdı! Burası Türk Milleti bakımından bir okul değil, olsa olsa bir insan harcama makinesi olabilirdi. Elem duydum. Çocukluğumun geçtiği bir semtte bir TÖB-DER Okulu ve biz de sözüm ona selahiyet sahibiyiz! Zoruma da gitti…”[4]

Sonra müfettiş göndermeler, tahkikatlar, olaylar derken yeni atamalar yapılır; gidenler ortamı görünce rahatsız olarak oradan kaçmak isterler; derken denge sağlanır ve Ayvaz Gökdemir, Ağustos 1977’de görevden alınır ama işler bir nebze de olsa yoluna girmiştir. Biraz dinlenmek için memleketine gittiğinde, Ülkü-Bir’de Gaziantep Atatürk Lisesi Müdür Vekili Hidayet Sert ile karşılaşınca takılır:

“- Atatürk Lisesi’nde çalışılır mı oğlum? Kaçmıyor musunuz, tayin istemiyor musunuz?

Hidayet Bey, Ayvaz Bey’in bu latifeli takılışına yine latife yaparak cevap verir:

“- Kaçmıyoruz Ağabey! Kaçmayacağız! Atatürk Lisesi’ni Türkiye’nin en düzenli, en disiplinli lisesi yapacağız; hatta yaptık bile.[5]

Tabii, iş yalnızca okullarda bozulan asayişi düzenleme meselesi değildi. Bir de ve belki ondan daha önemlisi şuurlu, bilgili; vatanına, milletinin değerlerine bağlı eğitim öğretim kadrosunun yetiştirilmesi gerekiyordu. 1975-1976 öğretim yılının ara tatil döneminde Mersin’de bir Program Geliştirme Semineri düzenlendi. Öğretmen Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir’in seminerde yaptığı açış konuşması, bir hayli ses getirmişti. Öyle ki, aylar sonra bile sol çevreler o konuşmayı gündemde tutarak Ayvaz Bey’i yıpratmaya çalışıyorlardı. 10 Kasım 1976 tarihinde, Eğitim Enstitüsü giriş sınavları Bakan tarafından iptal edilince Milliyet gazetesi yazarlarından Örsan Öymen, Ayvaz Bey’in Mersin’deki seminerde yaptığı konuşma metninden alıntılar yaparak onu yıpratmaya ve iktidara ayar verme gayretine girdi. Öymen, 21 Kasım 1976 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan “Ayvaz Bey’in Nutku” başlıklı yazısında özetle şu ifadelere yer veriyordu:

“30 bin kadar öğretmen adayı öğrencinin bir numaralı sorunu Eğitim Enstitüsü sınavları…

Geçen haftanın en çok tartışılan konusu bu. Bir nedeni olmalı bunca tartışmanın…

Öğretmen deyip geçmemeli, geleceğin insan mimarlarının eğitilmesi, yetiştirilmesi ve daha öğrenci sıralarında aşılanmaları çeşitli çıkar hesaplarına dayanmasa, konu üzerinde bu denli fırtına kopartılamazdı.

Ne oluyor?

Sınavların iptal edilmesi üzerine en büyük tepki Ülkücü gençlerden, Milliyetçi Hareket Partililerden ve bu partinin Başbuğundan geliyor.

İki Bakanıyla koalisyona rest çekecek kadar ağırlık koyma gereğini duyuyor Milliyetçi Ülkücü Hareket’in Başbuğu.

Bir Başbakan’ın, bir Millî Eğitim Bakanı’nın prestijini sarsacak kadar, hükümet otoritesini sıfıra indirecek kadar yetkili ve güçlü görüyor Öğretmen Okulları’nın başında bulunan Milliyetçi, Ülkücü ve Hareketçi bir Genel Müdür kendisini…

Genel Müdür Ayvaz Bey davasından mı döndü? Dize mi geldi? Hayır!

Aksine, Eğitim Enstitüsü sınavlarını ‘Ayvaz kasap bir hesap’  hizmet ettiği ülkünün doğrultusuna oturtuverdi. Bağlı bulunduğu Bakan’ı ve Başbakan’ı da dize getirerek. Helal olsun haftanın adamı Ayvaz Bey’e… Yenilenecek olan sınavlarla 25 binin üstüne bir 10 bin Ülkücü daha alınacak geleceğin insan mimarlarını yetiştiren okullara…”

Örsan Öymen yazısında, “Ayvaz Bey’in eğitim planı nedir? Öğretmen okullarına nasıl bir yön vermek istemektedir? Ülküsü nedir?” gibi sorular sorduktan sonra cevaplarını da onun 1976 yılının Şubat ayında Mersin’de yapılan seminer toplantısında yaptığı konuşmada arıyor:

“…Hepimiz Milliyetçi olmak zorundayız. Yetişen öğretmenim Milliyetçi olmak zorunda. Yetiştirdiği öğrenci milliyetçi olmak zorunda.

Türk Milleti’nin manevi ve maddi değerleri ancak bu sayede korunur ve ayakta tutulabilir. Biz aksiyon hâlinde bir milliyetçilik istiyoruz. Yani içimizle dışımızla, yaptığımız görevle, Türk Milleti’ne hesap verebilecek bir Milliyetçilik istiyoruz. Benim Millî Eğitim’den istediğim, arkadaşlarıma söylemek istediğim hususlardan bir tanesi budur…”

Anlaşılan, Örsan Öymen ve sözcüsü olduğu sol çevreler, Ayvaz Bey’in bu ve benzeri ifadelerinden son derece rahatsız oluyorlar. Örsan Öymen, yazısını şu cümlelerle bitiriyor:

“Pazarınızı zehir ettikse affola…

Ancak bendeniz bu nutku kendi sesinden dinlerken pek duygulandım. Ve bu tarihi belgeyi buraya aktararak, geleceğimizin eğitim tarihçilerimize ışık tutacağım kanısına vardım.

Bu arada bir de öneri geldi aklıma…

Ayvaz Bey’in adını Büyük Millet Meclisi kararıyla değiştirmek…

Nasıl mı değiştirmek?

- Mustafa Kemal Ayvaztürk, olarak!”

Bu ifadeler, Türkiye’nin yetmişli yıllardaki durumunu, Türkiye’mizi komünizmin pençesine atma gayretlerine karşı Ülkücü camianın, Ülkücü gençlerin ve özellikle o yıllarda sayıları az da olsa Ayvaz Gökdemir gibi Ülkücü bürokratların verdiği mücadelenin karşı taraftaki rahatsızlığını ortaya sermesi bakımından önem taşıyor.

Ayvaz Gökdemir, askerlik görevini, Milliyetçi, Ülkücü düşünce adamı ve dava arkadaşı Nevzat Kösoğlu ile birlikte Kars’ta yapmıştı. Onun için oradaki yapıyı, kültürü, çekilen çileleri çok iyi biliyor ve Kâzım Karabekir Öğretmen Okulu örneğinde olduğu gibi nasıl o hâle getirildiğini görüp kahroluyordu:

“Ben askerliğimi Kars’ta yaptım. 18 ay ekmeğini yedim, suyunu içtim. Ozanlarını, türkülerini dinledim. Evliyasını ziyaret ettim, camiinde namaz kıldım. Dağında bayırında talim ettim. Gecesinde gündüzünde, seherinde nöbet tuttum, devriye dolaştım. Fetih yıldönümünde nutuk söyledim, Kurtuluş Günü’nde merasim düzenledim. Susuz’a giden yol, benim görev yaptığım Karargâhın önünden geçerdi. Kars toprağında dolaşırken hiçbir hususi kasıtla değil, kendiliğinden postalınız bir tümseğe çarparsa, önünüze bir kafatası, bir kaval kemiği çıkabilir; hiç şüpheniz olmasın ki o bir şehit kemiğidir! Bu vatanın her karış toprağında bin can olduğunun ispatını arayan Kars’a gitmelidir…”

Ve ne yazık ki o vatan toprağı komünist ideolojinin maşaları tarafından tanınmaz hâle getirilmişti ve Ayvaz Gökdemir, o satırlarını âdeta ağlayarak şu ifadelerle bitiriyordu:

“… Anadolu’da ilk fethedilen toprak, bu benim Moskof’a karşı beklediğim vatan, bu sınır kulelerinde Mehmetçiğin, ‘Gözlerim Sovyetler Birliği topraklarında, (1968-1969) kulaklarım komutanlarımda, vatanım için ölmeye hazırım komutanım!’ diye haykırdığı serhat, üç buçuk soysuzun elinde bize haram oluyordu. Ben, vazife yapsın, hizmet etsin diye gönderdiğim, kız kardeşimden fazla mes’uliyetini taşıdığım bir Türk kızını Kars’ta koruyamıyordum. Bir akşam vakti gelen ve odamda hıçkıran o ıstırap heykelini unutmam mümkün değil.”[6]

Yalnızca Kars mı? Mesela Artvin de bir serhat diyarı. Orası da 93 Harbi’nde Kars gibi Moskof işgaline uğramış, kırk yıl esaret altında kalmıştı ama yetmişli yıllarda Moskof uşakları tarafından tarumar edilmiş, Kafkasların kucağındaki Artvin’de, mahallî oyunlar oynanırken Kafkas Kartalı Şeyh Şamil şiiri okutulmuyordu.

İşte, Ayvaz Gökdemir ve arkadaşları Türk Millî Eğitimi’ne bu zihniyetin hâkim olduğu bir dönemde hizmet ederek eğitimimizi yeniden millî bir rotaya oturtmak için kelle koltukta savaş verdiler. Ancak ne var ki siyaset kurumu çok vahşi idi ve ne yazık ki milletimizi kandırmak çok kolay olabiliyordu. Ayvaz Gökdemir’in vazifesine 1977 yılının Ağustos ayında son verildi. Sonrası malum; yine kargaşa yine kargaşa ve ardından 12 Eylül 1980…

İki binli yıllardan sonra Ak Parti dönemi başladı ve Millî Eğitim’de “Yap-Boz Dönemi”ne girildi. Geçen 20 yıl içerisinde kaç Millî Eğitim Bakanı gelip geçti bilmiyorum. Bildiğim tek şey her gelen Bakan, “Böyle sistem olmaz, değiştireceğiz.” diyordu ve değiştiriyorlardı. Hatta içlerinden “Prof.” etiketi de taşıyan birinin Bakanlık’tan ayrıldıktan sonra, “Millî Eğitim’in içine ettik, elli senede düzelmez.” dediği söyleniyordu. Partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra ise işler iyice sarpa sardı. Millî Eğitim Temel Kanunu âdeta rafa kaldırıldı ve geçmişten ders alınmamış olmalı ki devletimizin bu en hassas kurumu âdeta birtakım tarikat ve cemaatlerle işbirliği yapar hâle getirildi. Kısacası Türk Millî Eğitimi, çıkmaz sokaklardan bir türlü kurtulmuyor, kurtarılamıyor. İnşaallah Allah sonumuzu hayra çıkarır ve Millî Eğitimimiz Ayvaz Gökdemir’i örnek alacak idealist yöneticilere emanet edilerek yeniden millî rotasına oturtulur.

Biyografilerinde “Türk siyasetçi, eski Milletvekili ve eski Devlet Bakanı” olarak tanımlanan Ayvaz Gökdemir’in asıl vasfı Ülkücü bir Türk Milliyetçisi olması idi. Öyle ki, ömrü boyunca bu vasfını yitirmedi. Ölümü de yine 19 Nisan 2008 tarihinde, asırlık Türk Ocağının Genel Kurulu’nu takip ederken vuku buldu. Bu vesileyle ve rahmetli Galip Erdem’in Ülkücülük tarifine uygun olarak “Ömrü boyunca ideallerinden sapmadığı için” arkasından rahatlıkla “O bir Ülkücü idi.” diyebileceğimiz Ayvaz Gökdemir Ağabey’e Allah’tan rahmet diliyorum.


         

[1] Ayvaz Gökdemir, Buhranın Kaynağında, Ötüken Neşriyat, 1979, s. 63.

[2] A. Gökdemir, age., s. 129, 130.

[3] A. Gökdemir, age., s. 18.

[4] A. Gökdemir, age., s. 249.

[5] A. Gökdemir, age., s. 250-251.

[6] A. Gökdemir, age., s. 31-32.


Türk Yurdu Nisan 2022
Türk Yurdu Nisan 2022
Nisan 2022 - Yıl 111 - Sayı 416

Basılı: 35 TL

E-Dergi: 15 TL

Sayının Makaleleri İncele