YÜZ ON SENENİN YÜKLEDİKLERİ

Nisan 2022 - Yıl 111 - Sayı 416

Türk Ocakları 110 yaşında... Bir fikir ve ülkü teşkilatını bu kadar uzun süre yaşatmak elbette başarıdır. Bu sebeple, hem Türk Ocaklarının 110. yaşını hem de bu kuruluşu, bu güne kadar başarıyla getiren Türk Ocaklıları tebrik etmek bir kadirşinaslık gereğidir.

Ancak, bu gibi önemli yıldönümleri hem geriye doğru bir muhasebe yapma, hem ileriye doğru yeni hedefler tayin etme imkân ve fırsatını verir. Bu gibi imkân ve fırsatları iyi değerlendiren kurumlar canlılıklarını devam ettirir, müessiriyetlerini artırır ve kurum yönetici ve sorumluları da aynı zamanda mirası devraldıkları seleflerine karşı vazifelerini yerine getirirler. Böylece milletine, ecdadına borçlarını ödemiş olurlar.

Türk Ocaklarının 110. kuruluş yılı da böyle bir fırsatı bize vermektedir. Aslında 100. yılda da böyle bir değerlendirme yapılmış, ancak devamlılığı sağlanamamıştır. Bu yakın zaman tecrübesi de göz önünde bulundurularak, bu yılın iyi, faydalı ve verimli geçeceği ümidindeyim.

Her şeyden evvel bilmeliyiz ki, biz aslında sadece bir kurumun 110. yılını kutlamıyoruz, değerlendirmiyoruz. Biz, esasen Türkçülük fikrinin, tarihi daha eski olsa da, günümüzdeki müessiriyet durumunu ve gelecekte de milletimizin büyük yarınlarını nasıl inşa edeceğini düşünüyoruz.

Zira yakın geçmişte neo-liberal ve küresel akımlar, millî devletlerin sonunun geldiğini, milliyetçiliğin, halklar arasında düşmanlık meydana getirmekten başka şeye yaramadığını ve dolayısıyla onun da ömrünü tamamladığını iddia etseler de sonraki yıllarda dünyada cereyan eden olaylar ve hatta günümüzde meydana gelen hadiseler göstermektedir ki; devletlerin hareketlerine millî menfaatler yön vermekte, neticede milliyetçiğin ömrünü tamamlası bir yana, canlılığını ve diriliğini devam ettirmektedir.

Aynı zamanda, Cihan Devleti’mizin son yıllarında devletin bekasının temini, millet istiklalinin devamı için ortaya atılan çarelerden Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük fikirlerinden sadece Türkçülerin dünyayı ve geleceği iyi okuyup değerlendirdiklerini görüyoruz.

Yusuf Akçura, daha 1904'te Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesinde bu fikirleri kurtuluşa çare olmak bakımından tahlil etmiş; henüz milliyet fikirlerinin yeniliği sebebiyle kitleler üzerinde din kadar müessir olamayacağını kabul etmekle beraber Türk varlığına istinat eden bir yapının çare olabileceğinin düşünülmesini sağlamıştır. Bunun için önce Türk milî şuurunun uyanması, Türk Kültür halkası için bir millî kimliğin inşası birinci hedef hâline gelmiştir. İşte Türk Ocakları, bu millî uyanışı sağlayan, ama aynı zamanda her bakımdan yükseltilmesi gereken Türk milletinin, kültür bütünlüğünü sağlarken iktisat ve medeniyet alanında da gelişmesini temin etmek gayesiyle; milletin geleceği olan gençlerin talebi üzerine kurulmuştur. Ancak, daha baştan kuvvetli şekilde vurgulanmıştır ki Türk milletini yüceltmek, başka milletlere düşmanlığı doğurmayacaktır. Tüzük’teki "Türk Ocakları, Türklüğün saadet ve selametini beşeriyetin saadet ve selametinde görür." ifadesi bunun delilidir. Böylece Türk milliyetçiliği, kendisinden öncekiler ve hatta sonrakiler gibi, ötekine düşmanlığı daha baştan reddetmiştir. Sonraki yıllarda da bu anlayış, Türk Devleti’nin temel siyasetine hâkim olmuştur. Atatürk'ün "Yurta Sulh, Cihanda Sulh" sözü, Türk Ocaklarının henüz kuruluş sırasında ve devletin geleceğinin tartışıldığı günlerde vaz ettiği düsturun istiklal temin edildikten ve millî devlet hayat bulduktan sonraki şartlarda yeni bir uslup ve kalıp içinde ifadesinden ibarettir.

Türkçülerin o günkü kamuoyunun dikkatine getirdiği bir diğer husus şudur: Türkler sadece Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayanlardan ibaret değildir ve Türklerin İslamiyet’i kabulünden evvel de şerefli bir tarihleri vardır. Bu tez, Türkçülerin dinsizlik ve milletin dinini değiştirmek ithamına maruz kalmasına sebep olmuştur. Ancak onlar, fikirlerini ifade ve delillendirmekten geri kalmamışlardır. Esasen Tükçülüğe ve Türk Ocaklarına hayat veren şahsiyetler arasında zaten canlı olarak diğer coğrafyadan gelen kişiler mevcuttu.

Geçen zamanda cereyan eden olaylar ve hayatın zorlaması, Türkçülerin her iki düşüncelerinin de isabetli olduğunu ortaya koymuştur. Devletimizin devamı; millî kimliğin tahkimi sonunda, aynı zamanda büyük Tük varlığı ile ileride teşekkül edecek büyük Turan'ın gerçekleşme heyecanının meydana getirdiği enerji ile verilen Millî Mücadele ile sağlanmıştır. Türk dünyası, inkârı mümkün olmayan bir hakikattir. Aralarında kültürel, iktisadi, sosyal işbirliğini gerçekleştirmek ve dünya barışını sağlamakta önemli bir amil olmak üzere, henüz bebeklik çağında olsa da "Türk Devletleri Teşkilatı" gibi bir yapı ile dünya sahnesinde yerini almış; Türk boylarının dil, tarih, iktisat, turizm, enerji gibi alanlardaki münasebetlerini geliştirmekte; iklim, ekolojik denge gibi bütün insanlığı ilgilendiren meselelere ortak çareler aramakta; demokrasi ve insan hakları, hukukun ütünlüğü alanlarında Türk devletlerinin standardının yükselmesi konularında, insanlığı tehdit eden terörizm vb. sahalarda işbirliğini sağlama gibi birçok hususta münasebetlerini geliştirmekte; milletimizi ileride oynayacağı büyük role hazırlamaktadır.

Yapılan arkeolojik kazılarla Türklüğün geçmişte de büyük medeniyetler kurduğunun delilleri ortaya çıkmaktadır.

İşte Türk Ocakları, kurucularının isabetli görüşleri, haklılıkları hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde ispat edilmiş bir mirasın sahibi olmakla müftehirdir. Ne var ki, sadece iftiharla yetinmek, Ocaklılar için, Kurucularına karşı vazifelerini yaptıkları rahatlığını vermez. Bu aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir. O da, bu günü iyi okumak, geleceği iyi yorumlamak ve neticede milletin önüne yeni hedefler koymaktır.

Büyük bir tarihe sahip olmak, geçmişte önemli işler yapmak; kişilerin, devletlerin ve elbette Türk Ocakları gibi kurumların: yeniden büyük hamleler yapmalarına vesile olacağı gibi, rehavetlerine, eski alışkanlıkların tekrarlarına da sebep olmaktadır. Bu son hâl ise, onların izafi olarak üstünlüklerini kaybetmeleri ve zaman içinde geri kalmaları neticesini doğurur. Büyük bir medeniyet meydana getirmiş İslam dünyası ve ö


Türk Yurdu Nisan 2022
Türk Yurdu Nisan 2022
Nisan 2022 - Yıl 111 - Sayı 416

Basılı: 35 TL

E-Dergi: 15 TL

Sayının Makaleleri İncele