ERDOĞAN’IN UKRAYNA ZİYARETİ VE SONRASI

Şubat 2022 - Yıl 111 - Sayı 414

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 Şubat’ta Ukrayna’ya gidiyor; mevkidaşı ile görüşmesinde muhtemelen Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini bir kere daha belirterek moral verecek; sorunun çözümü konusunda arabuluculuk yapma teklifinin altını çizecek. Putin’in Erdoğan’ın davetini kabul ederek bu ay içerisinde ülkemize gelecek olması, ilk anda arabuluculuk konusunun gelişme fırsatı gibi görünse de Rusya’nın kendisinin belirlediği hedeflerinin dışında bir teklife rıza göstermesi, isteklerinden taviz vermesi mümkün görünmüyor. Yani arabuluculuk için gerekli ortam mevcut değil. Ancak Putin’in arabuluculuk konusu olmasa da bu kritik dönemde Erdoğan ile yüz yüze görüşmek istemesi önemlidir.

Rusya ile ilişkilerimizin, uçak krizinden bu yana birbirine zıt iki farklı yüzü var; bir tarafıyla aramızdaki beş asırlık jeopolitik rekabet ortadan kalkmış gibi görünüyor. Aramızda bazı sorunlar olsa bile iki devlet başkanının özel hattan görüşmeleriyle krize yol açmadan bunlar çözülebiliyor. Libya’da, Suriye’de hatta Karabağ’da böyle oldu. S-400’lerle ilgili ABD ve NATO ile yaşamakta olduğumuz sorunlar, bizi Rusya’ya biraz daha yaklaştırdı. Rus turistlerden gelen döviz, can simidi gibi işimize yarıyor. Rusya ise Türkiye’nin NATO’ya olan güvenini büyük ölçüde kaybetmiş olmasını, yıllardır beklediği bir gelişme olarak görüyor; ittifakın zaafı olarak değerlendiriyor.

Ancak fotoğrafın diğer yüzü, yüzyıllarca sürmüş olan, sadece Millî Mücadele ve erken Cumhuriyet döneminde kesilmiş olan bu rekabetin örtülü olarak günümüzde de devam ettiğini gösteriyor. Kremlin, PKK/PYD’yi terör örgütü olarak görmüyor; tam tersine destekliyor. Türkiye’nin Suriye’de örgüte yönelik operasyonlarını hedefine ulaşmadan ABD ile birlikte engellediler. Libya’da, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de karşımızda yer alıyor. Türk dünyasına ilgimizden rahatsızlık duyuyor, bu coğrafyayı arka bahçesi saydığından kontrolü dışında bir gelişmenin olmasına engel çıkarıyor.

Ukrayna konusunda da tablo aynı. Türkiye Rusya’nın eski Sovyetler Birliği egemenlik haritasına ulaşmak maksadıyla yaptığı atakları onaylamıyor. Kırım’ı ilhak etmesini kabul etmiyor. Kremlin’den gelen tepkilere rağmen Ukrayna ile ilişkilerimiz son yıllarda hem ekonomik, ticari ve teknolojik konularda hem de savunma sanayiinde gelişiyor; iki ülkenin ilişkileri imzalanan anlaşmalarla işbirliğine dönüşüyor. Rusya’nın tepkilerini duymazlıktan gelerek Ukrayna’ya çok sayıda SİHA sattık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, savaşın eşiğine gelmiş olan Ukrayna’yı ziyareti, sıradan bir protokol görüşmesinin ötesinde, Türkiye’nin bu ülkenin toprak bütünlüğüne verdiği önemi gösteriyor. Başka bir ifadeyle Rusya’nın, Kırım’dakine benzer bir emrivaki yaparak Ukrayna’nın doğusuna, fiilen kontrolünde bulunan Donbas Eyaleti’ne el koymasını istemiyoruz. Ancak Rusya ile ilişkilerimizi çok dengeli yürütmek zorunda olduğumuzdan, sürekli olarak sorunun barışçı yollardan çözülmesini tavsiye ediyor; arabuluculuk yapmayı teklif ediyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile yapacağı görüşmede de muhtemelen buna benzer tavsiyeler duyacağız.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in bu ay içerisinde ülkemize yapacağı ziyarete kadar nasıl bir gelişme olacağını, savaş çıkıp çıkmayacağını kestirmek mümkün değil. Rusya, aylardır kendi belirlediği planı başarıyla uyguluyor. ABD ve NATO karşısında geri adım atmıyor. Şu ana kadar istediğinin tamamı olmasa da önemli kazanımlar sağladı. Ukrayna’nın NATO’ya alınmasını engelledi. NATO’nun aslında kâğıttan bir kaplan olduğunu, askerî harekât kapasitesinin bulunmadığını, ABD’nin askerî gücünü dilediği gibi kullanamadığını, Almanya ve Fransa’nın Washington’unkinden farklı kulvarlar tercih ettiğini gösterdi. Avrupa’da artık savaş olmasın diyerek silahlı kuvvetlerini büyük ölçüde azaltan Almanya, Hollanda gibi ülkelerin, isteseler bile Rusya-Çin blokunun yapabileceği baskılara (sert güç) aynı yöntemlerle direnme imkânları kalmamıştır. Ekonomik ve ticari alanlarda ise karşılıklı çıkar ilişkilerini hesaba katmak durumundadırlar. Onlar da zaten bunu yapıyor. Almanya ve Fransa, Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilerini ön planda tutarak Ukrayna meselesinde taraf hâline gelmemeye, ABD ile birlikte olmamaya özen gösteriyorlar.

Putin, Sovyet Rusya’nın dağılmasının çağımızın en büyük politik faciası olduğunu iddia ediyor ve Slav-Ortodoks olan Ukrayna, Belarus ve Moldova’yı tekrar aynı eksende bir araya getirmek istiyor. Yani yeniden imparatorluk olmayı tahayyül ediyor. Türk Cumhuriyetlerini arka bahçesi sayıyor. En büyük kozu doğal gaz ve petrol; bunların fiyatının anormal şekilde yükselmesi, enerji ihtiyacının giderek artacak gibi olması, Avrupa ülkelerinin bunlara ihtiyacı cesaretini arttırıyor. Sadece çevresindeki ülkelere değil, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de de egemenlik alanını genişletmek istiyor. Hâlen Rusya’da üst kademedeki yöneticilerin çoğu, Putin gibi özel eğitim almış, hedeflerini ve konularını iyi bilen, politika geliştirme yeteneğine sahip insanlar. Putin’in Türkiye ziyaretinde masadaki esas konu Ukrayna değil, bunların hazırladığı dosyalar olacaktır. Böylesine politik ihtirası yüksek, otokratik bir siyasetçiyle ve kadrosuyla görüşürken onlar kadar bilinçli ve hazırlıklı olmak gerekir. Biden’ın durumu ortada.

İRAN DOĞALGAZ ÜZERİNDEN OYUN OYNUYOR

Ender yaşanan, bir hafta kadar süren şiddetli soğuk ve karlı bir “zemheri” ayını geride bırakmak üzereyiz. Bu ayın başlamasına paralel olarak İran’ın vanaları kısması sonucu ciddi bir doğalgaz sorunuyla karşı karşıya kaldık. Verilen gazın kısılacağının açıklanması, başta otomotiv olmak üzere organize sanayi bölgelerinde, ihracata yönelik üretim yapan birçok firmayı zor durumda bıraktı. Yaptıkları dış bağlantıları ellerinde olmayan nedenlerden ötürü yerine getiremeyecek olmaları, muhatapları için kabul edilir bir mazeret sayılmayacağından, oluşan krizi aşmaları kolay olmayacak, sanayi bölgelerimizde maalesef milyarlarca liraya ulaşacak zararlar yaşanacaktır.

İran’ın kışın en zor günlerinde vanalarla oynaması, yeni bir olay değil; doğalgaz bağlantısı yaptığımız dönemden bu yana benzeri uygulamalarını defalarca yaşadık. Gaz üretimleri yeterli değil; coğrafi konumundan dolayı Türkmenistan gazını ucuza alıp bize satıyor. Kendi ülkesinin ihtiyacını kış şartlarında karşılayamayınca çareyi Türkiye’ye vanayı kısmakta buluyor. Ayrıca ülkemize karşı sürekli örtülü bir rekabet sürdürdüğünden Türkiye ekonomisine verdiği zarardan ötürü üzüntü duyduğu söylenemez. Kısıntıyı her defasında teknik arızaya bağlıyor; hatta bu son olayda olduğu gibi sorumluluğun kendisinde değil, bizde olduğunu açıklayabiliyor.  Türkiye’nin enerji ithalatında en fazla sorun yaşadığı, tahkime gittiği ülke İran. Şu sıralarda mevcut anlaşmayı yenileyip fiyatı artırmak için fırsat kolluyor. Gazetelerde Türkiye’nin İsrail ile boru hattı inşa etmek maksadıyla görüştüğü haberlerini okuyoruz. Bu doğruysa çok gecikilmiş bir girişim olsa da gerçekleşmesi her iki ülkenin yararınadır. Keşke dış ilişkilerimizi duygularımızla değil, akıl ve mantık ölçütleriyle yürütebilsek.

Şu günlerde üzerinde durmamız gereken konu, İran’ın tavrı sürpriz olmadığına göre buna karşı yeterli hazırlığımızın neden yapılmadığını sorgulamaktır. Çünkü İran ile gaz bağlantımız devam ettiği sürece bu tarz uygulamalarıyla her zaman karşılaşabiliriz. Enerji Bakanı’mız geçen haftaki geniş açıklamasında her türlü önlemin alınmış olduğunu, ülkemizin ihtiyacı olan gazın kesintisiz piyasaya verileceğini, depoların, sıvı gaz yüklü gemilerin olduğunu, endişeyi gerektirecek bir durum bulunmadığını ifade etti. Ama OSB ve büyük üretim yapan ihracatçı firmalar Bakan’ı doğrulamıyor; Bakanlığın dün enerji kısıtlamasının yüzde kırktan yüzde yirmiye düşürüleceğini açıklaması, sıkıntıyı biraz olun hafifletse de yüzde yirminin olumsuz etkisini kimse küçümsemesin; kısıtlamalar bütünüyle kalkıncaya kadar sıkıntılar devam edecektir.

        Aslında İran, doğalgaz ithalatımızın sadece yüzde 11’lik kısmını karşılıyor. Ancak kışa, dört milyar metreküp hacimdeki iki depomuzun sadece 1.8 milyarlık kısmı dolu girilince sorunlar yaşanması kaçınılmaz oluyor. Yaz aylarında, fiyatlarının yüksek olduğu gerekçesiyle Tuz Gölü ve Silivri’deki depoların üçte ikisini doldurmadık; oysa Çin, fiyatına bakmaksızın milyarlarca dolarlık gazı depolarına doldurdu. Çünkü dünyada enerji alanındaki gelişmeleri doğru okuduklarından fiyatların nereye gideceğini, küresel ihtiyaçların nasıl artacağını görüyorlardı. Bugün aynı gazı üç misli fiyatla bile alamayız. Yaz saati uygulamasını, tasarruf gerekçesiyle toplumu karanlıkta bırakma pahasına dört yıldır ısrarla sürdüren Bakanlık, sanayide doğması kaçınılmaz görünen milyarlarca liralık ziyanı bakalım nasıl izah edecek? İran Cumhurbaşkanı, telefonla görüştüğü Cumhurbaşkanı’mıza akımın on beş gün içinde düzelebileceği müjdesini veriyor; yani havaların ısınmasını bekleyin, diyor. İhracat bağlantısı bulunan sanayicilerimizin muhatapları bekler mi, piyasa kuralları maalesef aksini işaret ediyor.


Türk Yurdu Şubat 2022
Türk Yurdu Şubat 2022
Şubat 2022 - Yıl 111 - Sayı 414

Basılı: 35 TL

E-Dergi: 15 TL

Sayının Makaleleri İncele