ATATÜRK’ÜN OKUDUĞU KİTAPLARDAN NOËLLE ROGER’İN ANADOLU’DA – GAZİ’NİN TÜRKİYE’Sİ ADLI ESERİNDE TÜRK OCAKLARI

Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Son Yazıları

 

Hélène Dufour (Noëlle Roger), İsviçreli romancı ve gazeteci. Genellikle karamsar ve toplumu eleştiren birçok roman yazdı. 1896'da Noëlle Roger takma adıyla ilk romanı Childhood Tears'ı yazdı. Daha sonra Londra'da gazeteciliğe başladı. 1900 yılında antropolog ve etnograf Eugène Pittard ile evlendi. Arnavutluk ve Türkiye'de gerçekleştirdiği seyahatler üzerine eserler yazdı. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde hemşirelik mesleğini üstlendi ve Lyon'daki Hôpital 101'de yaralı askerlere yardım etti. Romanlarında ve notlarında savaşa dair anlatıları ile tanındı.

 

Noëlle Roger, kendi aracıyla Anadolu’yu baştan sona dolaşmış; Türkiye'nin, geçmişi, o yıllardaki durumu ve geleceği hakkında araştırmalar yapmış ve izlenimlerini Anadolu’da – Gazi’nin Türkiye’si adlı eserinde anlatmıştır. Eserinde ele aldığı başlıca konular şunlardır: Çölde bir başkent, Eski kent, Ankara kedisi, Kayser, mistik Kapadokya, Konya, Sivas, Malatya, Türk Ocakları…

Noëlle Roger, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde yaptığı gezilerdeki intibalarını anlattığı Anadolu’da – Gazi’nin Türkiye’si adlı eserin bir bölümünde (s. 227-230), Türk Ocaklarının amaç ve görevine de değinir. Aşağıdaki metin, söz konusu bölümün çevirisidir.[1]

 

 

       

Türk Ocakları

Türk Ocakları, genç Cumhuriyet’i karakterize eden (belirleyen) iç yapılanma ihtiyacının bir tezahürüdür.

“Türk Ocağı” kelimesinin Fransızca karşılığı yoktur; yaklaşık olarak "Türk Evi" terimi ile tercüme edilebilir. Güçlerin birleştirilmesi, hâlâ sayı bakımından az olan entelektüel grupların sayılarını artırma amacına dönüktür. Türk Ocaklı seçkinler, aydınların güçlerini birleştirmek ve onları harekete geçirmek için çalışıyorlar; kısacası, gayeleri, her bakımından Türk ruhunun bir araya getirme ülküsüdür.

Faaliyetleri günden güne artmaktadır. Doğruyu söylemek gerekirse hiçbir şeye kayıtsız değiller: sanata, şiire, spora, temizliğe, yardıma, çocukların eğitimine, kitlelerin eğitimine, kadınların özgürleşmelerine. Türk Ocaklılar kendilerine ihtiyacımız olduğu her an hazırlardır. Aynı şevkle dispanser, okul, küçük bir etnografya müzesi kuruyor; eski şarkıların derlemelerini yapıyor; fakir çocukları evlat ediniyor; kütüphaneler, okuma odaları tesis ediyor; yabancı dil ve muhasebe kursları, konserler, film gösterimleri gerçekleştiriyorlar. Mustafa Kemal'in yeni alfabeyi yayma çabalarını doğal olarak destekliyorlar. Bursa’daki Türk Ocağında, benzer faaliyetlerin uygulanmasını gördük; örneğin sıralarına yan yana yaslanmış, on iki yaşında kızlar ve bembeyaz saçlı kadınları gördük.

İlk Türk Ocağı, Mart 1912 tarihinde bir grup genç tarafından İstanbul'da kuruldu ve bunların ilk dergisi “Türk Yurdu” yayın hayatına başladı.[2] Kiraladıkları iki oda; ahşaptan sadece iki masaları, beş veya altı sandalyeleri vardı, ısınma giderlerini sırasıyla öderlerdi. Bir konferans gerçekleştirdiklerinde elli kişi merdivenlerden çıkar ve dinleyiciler için yakındaki bir kahvehaneden taşıyabildikleri sandalyeler ödünç alırlardı.

Şu anda, hiç kimse ilk kurucuların isimlerini tam olarak bilmiyor. Kişisel çıkarlarının ve kibirlerinin millî birliktelik bilincinin önüne çıkmamasını isteyen Türk Ocaklı gençler, isimlerinin bilinmesini istemiyorlardı. Kendi istekleri doğrultusunda sürekli artan dava arkadaşları grubunda kayboldular. Hepsi, tüm güçleriyle ülkelerini kurtarmak isteyen insana yardım etmeye hazırlardı ve Mustafa Kemal’in gelişini bekliyorlardı. İstanbul İngilizlerin işgali altında iken Türk Ocağı Başkanı olan, bugünkü Türk Ocakları Genel Başkanı o dönemde sadece genç bir Albay olan ve her zaman muzaffer olan Mustafa Kemal'e bir telgraf çeker:

- Sen bizim liderimizsin.

Onu bekliyorlardı: Onu ilk tanıyanlar onlardı. Cumhuriyet'in gelişinden bu yana, hareket hızlanmaya devam ediyor. Türkiye'nin bütün şehirlerinde Türk Ocakları şubeleri var. Türk Ocaklarının şu anda 30.000 üyesi var. 5 milyon lira değerinde binaları var. Toplam bütçeleri ise yıllık 1.300.000 TL'ye çıkıyor.

1924'ten itibaren federasyon oluşturdular ve özerkliklerini ve faaliyetlerini korurken birbirleriyle yakın temasta bulundular. Aynı söylemi benimsediler, İstiklal Savaşı’ndan ilham aldıkları üç satır ise şu şekildedir:

Bu vatan asla ölmeyecek.

Ölecek olsa bile, dünyanın sırtı

Böyle büyük bir tabutun ağırlığını taşıyamaz.

Anadolu'nun herhangi bir şehrinde, Türk Ocaklarına giderseniz hemen size yardımcı olacak, sizi bilgilendirecek, size rehberlik edecek arkadaşlar bulacaksınız. Türk Ocaklarının odalarında Türk ressamların tablolarıyla ve Kütahya çinileriyle bezenmiş sıcak bir yuva sizi karşılar; bu mekânlarda hareket ve düşüncenin hem insani hem de ruhsal havasını solursunuz.

Şahsi işinin dışında kalan zamanını gecenin geç saatlerine kadar Türk Ocaklarına ve büyük projelerini gerçekleştirmeye adayan Türk Ocakları Başkanı ile tekrar karşılaştım. Şu anda bir meslek okulu inşa ediyor. Ona söylemeden edemedim:

- Nasıl da çalışıyorsun!

Yorgun yüzünü kaldırdı ve yumuşak heyecan dolu bir sesle cevap verdi:

- Ülkenin çok işe ihtiyacı var.


         

[1] Dr. Öğr. Üyesi Hamza Kuzucu tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

[2] Türk Yurdu dergisinin yayın hayatına başlaması, Türk Ocağının kuruluşundan önce, 1911 yılındadır. Yazar, Türk Yurdu’nu Türk Ocağının kuruluşundan sonra yayın hayatına başlamış bir dergi olarak anlatmıştır (H. K.).


Türk Yurdu Aralık 2021
Türk Yurdu Aralık 2021
Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Basılı: 25 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele