ORTA ÇAĞ DOĞU AVRUPASI’NIN GÜÇLÜ CENGÂVERLERİ: KUMAN KIPÇAKLAR

Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Son Yazıları

“Her şey geçer, bu da geçecek. Bizim ülkemiz ciddi sınavlardan pek çok kez geçti: Peçenekler ve Kumanlar da saldırdı. Rusya hepsiyle baş etti. Koronavirüs belasını da yeneriz. Birlikte her şeyin üstesinden geliriz.”[1]

Bu sözleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 8 Mart 2020 tarihinde halka seslenişinde söylüyor. Bir devlet başkanı, tarihten örnekle halkına güven vererek korona virüsü ile olan mücadeleyi kazanacaklarını, tarihî bir referansla dile getiriyor. Peki, 11. yüzyıl gibi Rus tarihinin neredeyse ilk teşekkül dönemlerine kadar uzanacak kadar eski, tarihî bir mücadeleyi, Rusya Başkanı neden diline doluyor? Cevap çok açık; millî tarih şuurunu diriltecek tek şey millî kini canlandırmaktan geçer. İnsanları ya birbirlerine olan sevgileri ya da ötekine olan kinleri birleştirir. Belli ki Putin, tarih şuurunu kullanarak halkını tehdit unsuruna karşı ırkçı bir söylevle teyakkuza geçiriyor. Peki, kim bu Putin’in korkulu rüyası Kumanlar?[2] Bu yazımızda Kumanları merkezine alan bir kitabı tanıtmaya gayret edeceğiz.

Kuman-Kıpçaklar; Karadeniz’in kuzeyini, Doğu Avrupa’yı ve Kafkasları Orta Çağ’da âdeta bir fırtına misali silip süpüren, coğrafyanın göbeğine isimlerini tırnaklarıyla kazıyarak yazan Türk kavmidir.[3] Tarihî kemiyetlerinin böylesine güçlü olmasına rağmen ülkemizde Kumanlarla ilgili literatürün pek güçlü olduğunu söylememiz mümkün değildir. Yapılan birkaç müstakil çalışma haricinde, Kıpçaklarla ilgili zengin bir içerikle karşılaşılmaz. Esasında Kumanlar hakkında ilk aşamada edinilen bilgiler, onlar hakkında beklenilenin çok altında bir çalışmanın yapıldığı gerçeğini ortaya koyar. Zira konuya ilgi duyan birinin yabancı kaynaklar arasında boğulurken yerli kaynakların azlığından şikâyet etmemesi mümkün değildir.

Eserin yazarı Asım Korkmaz da bu boşluğu bir parça doldurabilmek için hâlen Trakya Üniversitesinde öğretim üyesi olarak sürdürdüğü akademik yaşamının ilk meyvesini Kumanlar üzerinde çalışarak ortaya koyar. Eser, aslında Asım Korkmaz’ın yüksek lisans tez çalışmasıdır. Korkmaz eserinde, sadece bilgi vermez, bilginin merkezine inip en önemli köşe taşını alarak okura sunar.[4] Bilginin çerçevesinden çok, merkez özelliklerinin, zirve noktalarının, önemli anlatılarının, kısacası popüler söylevinin merak edildiği zamanımızda yazarın bu üslubu gayet makuldür. Bu yaklaşım sayesinde, akademik üslubun dışında akıcı bir dile ulaşılmış; her kesime ulaşabilecek bir eser ortaya konmuştur. Böylece Kuman tarihine yapılan yetkin yorumlar satır aralarında su yüzüne çıkmaktadır.

Eser, “Giriş” dâhil dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Kuman-Kıpçaklar hakkında genel bilgi verilmiştir. Eser, 11-14. yüzyıllarla sınırlandırılmasına rağmen, bu dönemin öncesine ve sonrasına göndermeler yapılmıştır. İlk iki bölüm, Kuman tarihinin teşekkül sahaları olan Karadeniz’in kuzeyi ve Balkanlar üzerine olup Kıpçakların bu geniş coğrafi alandaki diğer kavim ve devletlerle olan ilişkileri ayrı başlıklar altında ele alınmıştır. Üçüncü bölüm ise Kuman-Kıpçakların kültür hayatı üzerinedir. Bu zengin siyasi anlatıyı kültür vurgusu olmaksızın ele almak, bariz bir eksiklik yaratacağından yazarın ayrı bir bölüm hâlinde Kuman kültürünü değerlendirmesi gayet uygundur.

Coğrafyayı ve üzerindeki kavimleri, döneminde şekillendiren Kıpçaklar, etkisini günümüzde de bariz bir şekilde gösterecek faaliyetlerde bulunurlar. Eserin satırları ilerledikçe yazımızın başında kullandığımız Putin’in sözünün ne kadar manidar olduğu böylece apaçık ortaya çıkar. Çünkü günümüzde Kıpçakların hüküm sürdüğü alandaki siyasi yapılanmaya baktığımız zaman Kıpçak etkisi, kendini açıkça gösterir. Rusların başkentinin Moskova olması, Romenlerin bugünkü siyasi sınırlarına yerleşmeleri, diğer Balkan kavimlerinin günümüzdeki siyasi sınırlarında hüküm sürmeleri vb. durumlar dolaylı ya da doğrudan Kıpçak etkisinin sayesindedir.

Kıpçakların bu denli önemli fakat tam manasıyla devlet yapısı göstermemeleri, güçlü olmalarına rağmen yerleşik bir kavim olmamaları[5], onlar hakkında çalışacakları olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Fakat yazarın bu olumsuzlukların üstesinden geldiği, kaynaklara olan vukufiyetiyle kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Eserde kullanılan kaynaklarda Kuman-Kıpçakların izlerinin çok iyi takip edildiği ve siyasi tarih kısmının zengin bir anlatıyla şekillendiği gözden kaçmaz. Karadeniz’in kuzeyini mesken tutmuş kavimlerin Kıpçaklarla ilişkileri üzerindeki ayrıntıya matuf anlatıların güçlü bir sentezle şekil aldığı barizdir. Zira kavimler arası ilişkilerde diğer kavimlere ilişkin kaynaklara da hâkim olmak zarurettir. Bu nedenle eserin, kaynak tabanının üstünde çok iyi yükseldiği görülür.

Kuman- Kıpçaklar konusunda eserin literatüre önemli bir katkı sağladığına şüphe yoktur. Alandaki diğer eserlerle irtibatı makul düzeydedir. Özellikle döneminde yazılan birinci elden kaynakların kullanılması, esere ayrı bir önem kazandırmıştır. Bu tür eserlerin günümüzün güncel kaynaklarıyla desteklenmesi, yapılan çalışmanın kalitesini ve gücünü arttıracaktır; böylece bu eser, doğru zamanda literatüre girmiştir. Her şeye rağmen Kıpçaklar hakkındaki genel görüşlerin güçlü bir şekilde tadil edildiğini söylemek olası değildir. Sadece farklı bir dil ve yorum, zengin bir şekilde etkisini göstermiştir.

Bu arada kullanılan kaynakların alana alakayı arttırdığını[6], adı geçen kaynaklara okurun ilgisini yönelttiğini belirtmek lazımdır. Özelleşmiş başlıklarda anlatılan olaylarla ilgili dizin ve kaynakça, eserin sonuna eklenmiştir. Ayrıca başarılı bir şekilde tasarlanmış resim ve haritalar, renkli bir şekilde kitabın sonundaki ekler kısmında kullanılmıştır.

Sonuçta tarih, bir milletin benliğindeki yeri kadar güçlüdür. Millî şuurla şekillenen anlatıların ders verici niteliği toplumların gelecek üzerinde daha fazla etkili olmasının önünü açar. Hamasetten uzak bir tarih anlatısı, gerçekleri gündeme getirdiği kadar gelecekteki mutlu günlere olan inancı perçinler. Türk tarihi zengin tekâmülüyle hikâye edildiği zaman insanı olumsuz düşünceye iten faktörlerin hepsinin etkisini yok edecek kadar güçlü bir ilaçtır. Tarih boyunca kurulan birçok Türk devleti bunun kanıtıdır. Biz her ne kadar dar bir bakış açısıyla bu devletlerin sayısını 16’ya indirmiş olsak da devlet olmamış Türk boyları bile tarihin seyrini değiştirecek kadar güçlüdür. Kıpçaklar, alelade tarihin tozlu raflarına sinmiş birçok devletten daha güçlü bir Türk boyudur. Tarihi tarih yapan, Türklüğe şan katan bu Türk boyunu yazmak; Atatürk’ün deyimiyle tarih yapmak kadar mühimdir. Tarih yazdığımız, yazdığımızı tefekkür ettiğimiz kadar güçlüyüz. Gücümüzün bilincinde olanlar var. Gücümüzü biz de bilirsek daha çok Kuman Kıpçak açıklamasını dünya liderlerinin dilinden duyarız. Mezkûr eser, görevini ifa etmiş; okumak ödevi de bizdedir.


         

[2] Yazıda “Kumanlar” ve “Kıpçaklar” birbirini karşılayacak şekilde kullanılmıştır.

[3] Karadeniz’in kuzeyindeki Deşt-i Kıpçak (Bu tabiri ilk olarak İranlı edebiyatçı Nasır Hüsrev kullanmıştır.) olarak bilinen geniş bozkır isimlendirilmesiyle beraber, bölgede birçok yerde Kuman-Kıpçakların varlığını anımsatan isimlendirmeler mevcuttur.

[4] Ayrı başlıklar altında ele alınan özel konular ilgi çekicidir: İgor Alayı Destanı, Lebunion Savaşı, Vladimir Monomah Dönemi vb.

[5] Bunun gerekçesi eserde şu şekilde belirtilmiştir: “Kuman-Kıpçakların bozkır dışındaki ülkeleri ele geçirme gibi bir hedefleri yoktu. Aynı zamanda komşu devletlerin de(özellikle Ruslar) böyle bir gayesi yoktu. Bu durum Kuman-Kıpçakların devlet kurmadan konargöçer yaşam tarzında bölgede yaşamalarını sağladı.” (s. 140)

[6] Özellikle yazılı kültüre sahip olmayan Kıpçaklarla ilgili yazılmış en önemli kaynak Codex Cumanicus üzerine ayrı bir başlık açılması çok isabetli olmuştur.


Türk Yurdu Aralık 2021
Türk Yurdu Aralık 2021
Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Basılı: 25 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele