Kıbrıs Rum Kesimi Tarih Ders Kitaplarında “Türk” Ve “Türkiye” İmajı *

Şubat 2015 - Yıl 104 - Sayı 330

        Bilindiği üzere günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli dış politika meselelerinden biri de “Kıbrıs Meselesi”dir. 1877- 1878 Osmanlı- Rus Savaşı’nın siyasi sonuçlarından olarak, Kıbrıs’ın idaresinin İngilizlere geçmesiyle birlikte, Türkler açısından günümüze kadar sürecek bir “Kıbrıs Meselesi” de başlamış bulunuyordu. Balkan Savaşları ve arkasından I. Dünya Savaşı’nın getirdiği şartlar Kıbrıs Türklerinin problemlerini gittikçe artırdı. 1958 Zürih ve 1959 Londra Antlaşmaları çerçevesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de barış ve huzur ortamını getiremediği gibi, Ada Türklerine yönelik baskı ve sindirme harekâtı, dozunu artırarak devam etti. Ada’nın Yunanistan’a ilhakı anlamına gelen “Enosis”i gerçekleştirme darbesinin sonuçları, garantör ülke olarak Türkiye tarafından 1974 Kıbrıs Barış Harekâtıyla önlendi. Bu tarihten itibaren Kıbrıs Türkleri barış ve huzur ortamına kavuşmaya başladı. Bu barış ve huzur ortamında Ada’daki Türkler, siyasi erklerini de ispat ederek KKTC adıyla kendi devletlerini kurarak medeni dünyada insanca ve hür olarak yaşama ve tanınma mücadelesi içine girdiler. Ancak, “Enosis” idealini hiçbir zaman zihinlerinden silemeyen Kıbrıs Rumları, Ada’nın tümünü temsil ettiği iddiasıyla, kalıcı bir barışın tesisine katkı sağlamaktan uzak durmaktadır. Bugün, Kıbrıs Türkleri hür ve eşit şartlarda Ada’da var olmanın mücadelesi içindedirler.

         

        Her iki toplum arasında eşitlik ve dostluk duygularının gelişmesi şüphesiz eğitim sisteminde “öteki” kavramına bakışla yakından alâkalıdır. Bu açıdan ders kitaplarında ve özellikle “tarih ders kitapları”nda her iki toplumun birbirine bakışı, gelecekte kurulması düşünülen kalıcı barışın tesisi açısından önem arz etmektedir. Bu düşüncelerden hareketle, bu araştırmada, Kıbrıs Rum kesiminin tarih ders kitaplarındaki “Türk” ve “Türkiye” imajı, tespit edilecektir. Söz konusu tarih ders kitaplarından hâlen okutulmakta olan lise kitapları esas alınırken, yeri geldiğinde ilköğretim kitapları da dikkate alınacaktır. Kıbrıs Rum Kesimi eğitimi, Yunanistan eğitim sisteminin bir parçası olduğundan, Kıbrıs Rum Kesimi ders kitaplarında ortaya konan “Türk” imajı, bir bakıma Yunanistan ders kitaplarındaki “Türk” kavramı hakkında da bazı önemli ipuçları verecektir. Dolayısıyla Ada Rumlarındaki “Türk” ve “Türkiye” imajı tespit edilirken, Balkan barışı açısından fevkalâde önem arz eden “Yunanistan’ın Türk dünyasına bakışı”  da kısmen anlaşılmış olacaktır.

         

        Rum Tarih Ders Kitaplarında

        “Türk” ve “Türkiye” İmajı

        Kıbrıs Rum Kesimi tarafından kullanılan tarih ders kitaplarının genel çerçevesi ve temel ilkeleri, Yunanistan tarihindeki baskın modelden türetilmiştir1 (Papadakis, 2008). Bizim burada esas itibarıyla ele aldığımız lise tarih ders kitapları ve gerektiğinde müracaat ettiğimiz ilköğretim ders kitaplarında tarihe yaklaşımda, kronolojik olarak Yunanistan’la aynı modelin uygulandığını söyleyebiliriz. Hâlen, Rum Kesimi ortaöğretiminde yaygınca okutulan tarih ders kitapları; Neolitik Dönemden Roma Dönemine Kıbrıs Tarihi, Bizans Dönemi Kıbrıs Tarihi, Bizans Kaynaklarıyla Kıbrıs’ın Öğretilmesi, Kıbrıs Tarihi Ortaçağ – Modern Dönem 1192 – 1974, isimlerini taşımaktadır2. Türk hâkimiyet dönemi ve Türklerle ilgili konu ve değerlendirmelerin bulunduğu “Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ – Modern Dönem 1192 – 1974” adlı tarih ders kitabı, -diğer bazı tarih kitaplarına da göz atmakla birlikte- bizim araştırmamızda mercek altına aldığımız temel kitap durumundadır3. Söz konusu tarih kitabında, “Venedik Egemenliği- Tarihsel Olaylar ve Dış Politika” başlığını taşıyan s.63’ten itibaren yaklaşık 260 sayfada Türk hâkimiyetini ve Türkleri ilgilendiren konular bulunmaktadır.

         

        Türk hâkimiyetinden itibaren Kıbrıs Rum tarihi ele alınırken, önce kronolojik olarak olaylar genel hatlarıyla verilmiş ve daha sonra değişik sayfalarda Türk hâkimiyeti farklı konu ve alanlarda irdelenmiştir. Söz konusu kitaptaki kronolojik akışı şu 5 ana dönem mantığında toplamak mümkündür; 1-Kıbrıs’ın Türk hâkimiyetine geçişi, 2- 17. ve 18. yy. olayları-Ayaklanmalar, 3- 19.yy. gelişmeleri (Yunan İsyanı- Tanzimat Dönemi ve İngiliz hâkimiyetine geçiş), 4- Kıbrıs Cumhuriyeti dönemi, 5- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrası. Bu temel kronolojik gelişmeler çerçevesinde bilgiler verildikten sonra, Türk hâkimiyet dönemi; ilgili konular ve satır aralarında değişik açılardan yorumlanmakta ve Türkler hakkında bir imaj ve kanaat ortaya çıkmış olmaktadır. Söz konusu hüküm ve yorumları analiz ettiğimizde; yönetim anlayışı, din ve vicdan hürriyeti, sanat-mimari-edebiyat, ekonomi-ticaret, eğitim -kültür vb. konularda Rumların Türkler hakkındaki tespit, görüş ve düşüncelerini görebilmekteyiz.

         

        Şimdi, kronolojik akış içinde verilen konulara ve değerlendirmelere bakmak istiyoruz.

         

        Kronolojik Temel Tarihî Gelişmelerde

        Türklere Bakış

        Kıbrıs’ın Türk Hâkimiyetine Geçişi

         

        Fetih öncesinde Osmanlı’nın durumu şu cümlelerle ele alınmaktadır; “16. yüzyılın ilk yarısında Sultan Selim (1520- 1566) döneminde Osmanlı İmparatorluğu zorla elde edilen kazançlar nedeniyle görkemli hâle geldi. İmparatorluğun sınırları Tuna’ya kadar genişlemiş, I. Selim döneminde (1512- 1520) Afrika’nın kapısı açılmış ve buralar fethedilerek halk yağma edilmiştir”4. Osmanlı Devleti’nce Kıbrıs’ın fethi, bilinen ansiklopedik bilgiler çerçevesinde verilirken; “1570 yılında Türk hücumunun başlamasıyla Adalar ve Yunanistan’ın gerek nüfusu ve gerekse mesafe sebebiyle kayıtsız kaldığı”ndan “Venedik’in de Mısır ve Mora sorunlarıyla uğraştığından… Neticede onur kırıcı bir antlaşma imzalayarak”5 Kıbrıs’ın Türklerin eline geçtiği ifade edilmektedir. Bütün bu ifade ve yaklaşımlardan Kıbrıs’ın daha ilk fethi sırasındaki Türkler hakkında “zorba”, “yağmacı” şeklinde bir niteleme yapıldığı görülüyor.

         

        Bilindiği üzere 9 Eylül 1570’de Lefkoşa ve 11 aylık bir kuşatmadan sonra da 1 Ağustos 1571 tarihinde Mağusa Osmanlı hâkimiyetine geçmiş oldu6. Bu gelişmeler ders kitaplarına şöyle yansımıştır; “9 Eylül 1570 yılında şehir (Lefkoşa) elden düşmüş, Türk egemenliğine girmiştir. Türk bayrağı duvarlara çekilmiş ve cami inşa edilmiştir. (…) Şehirde yağma ve katliam başladı”7. “Mağusa savunmasında 1 Ağustos 1571’de tüm gıda ve cephaneler tükendi. Bitkin savunmacılar beyaz bayrak yükseltip teslim olmayı teklif ettiler. Teslim şartlarına göre Mağusa teslim oldu. Türkler teslim şartlarına uygun davranacakları hakkındaki yeminlerine rağmen, korkunç işkenceler, katliam, yağma ve vahşet uyguladılar. (…) İşgal sırasında Lefkoşa ve Mağusa’dan her hafta yağma ve bolluk içinde doldurulan gemilerle Sultan’a hediyeler gönderildi. (…) Yunanlı denilen Mary Senato’ya göre teslim olan tutuklu esirler o dönem yaygın olan sistemle bir gemiye doldurulmuş ve barutla patlatılmıştır”8. Lise ders kitabında bu ifadeler yer alırken ilkokul düzeyindeki bir ders kitabında “Türklerin Lefkoşa’yı Fethi” başlıklı bölümde şöyle denilmektedir; “Türklerin bir gün Kıbrıs’ı ele geçirmeye çalışacağı apaçıktı. Sultan’ın devleti öyle genişliyordu ki, minik Kıbrıs vahşi bir aslanın pençesinde güçsüz bir fare gibiydi.”9.

         

        Türk bayrağı ve cami, Türk fethinin veya Türklerin ilk akla gelen simgelerindendir. Tabii bunların ötesinde Türkler, “yağmacı”, “katliam yapan”, “işkenceci”, “sözünde durmayan”, “vahşi” bir millet olarak sunulmaktadır. Türklere yönelik böyle bir yaklaşımın ve ifadelerin konuyla ilgili hemen bütün tarih ders kitaplarında sıkça geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Pek çok tarih kitabında, bir “Helen (Ellinas)”ı kazığa oturtmuş bir “Türk”ü yansıtan resim örneğinde10, Türkler, “kana susamış”, “düşmanca” ve “barbar” bir halk olarak gösterilmektedir. Enteresandır, bazı Avrupa ülkelerinin tarih ders kitaplarında da karikatür ve minyatür şeklinde benzer canlandırmaları görebiliyoruz. Mesela incelediğimiz ilkokul seviyesindeki bir İngiliz tarih ders kitabında “Osmanlı cezalandırmasını gösteren bir minyatür” olarak “kazığa oturtulmuş ve kancaya geçirilmiş insan” figürleri yer almaktadır11.

         

        Buraya kadar verdiğimiz Rum tarih ders kitaplarındaki örnekler, Kıbrıs’ta Türk idaresinin inşa dönemi olarak da görebileceğimiz 16. yüzyılın son çeyreğinde, Kıbrıs’ta Türk idaresi veya Türk kavramının nasıl algılandığı hususunda bize bir fikir vermektedir. Şimdi 17. ve 18. yüzyıldaki gelişmelerin ders kitaplarına nasıl yansıdığına bakmak istiyoruz.

         

        17. ve 18. Yüzyılda Kıbrıs’ta

        Türk İdaresine Bakış

        Ders kitaplarında 17. ve 18. yüzyılın; isyanlarla, zorunlu İslamlaştırma, kötü yönetim, tabii afetler ve ağır vergilerle geçtiği hususunun sıkça vurgulandığını görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekirse; lise tarih ders kitabında şöyle denilmektedir; “17. yüzyılın ilk on yılında Başpiskopos Kristoduloszamanında önemli isyanlar oldu. Victor Zempetou liderli bu isyan ve Savoy Dukes isyanı bastırılmış ve böylece Türkler daha sert adımlar atmışlar, birçok Kıbrıslı zorunlu İslam’a geçmek durumunda kalmıştır. (…) Bir başka isyancı Vogiatzioglou ve çok sayıdaki destekçisi tutuklandı ve öldürüldü”12. Buradaki ifadelerde, kamu nizamını, asayişi bozma anlamına gelen “isyan”a karşı, mevcut otorite Osmanlı idaresinin aldığı tedbirler, “sert adımlar” olarak neredeyse kınanıyor ve Türklerin Kıbrıslıları zorla İslamlaştırdığı vurgusu yapılıyor. Zorla İslamlaştırma (Exİslamismoi) konusu hemen bütün ders kitaplarında yer alan bir vurgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta bazı tarih ders kitaplarında Kıbrıslı Türklerin ve Anadolu’dan Kıbrıs’a sürgün edilen Türklerin bile aslen “Helen” kökenli olduklarının ayrıntılı biçimde ele alındığını görüyoruz13.

         

        18. yüzyıl için yapılan bir başka değerlendirmede; “18. yüzyılda Kıbrıslılarda tam bir gerileyiş ve yoksulluk ortaya çıktı. Doğal afetler, deprem, kuraklık, çekirgeler ve salgın hastalıklar ile kötü yönetim, keyfi hareketler, ağır vergilendirme ve ilgi eksikliği nedenleri, adaları gelişme ve servet kaynakları açısından kötü duruma düşürdü”14 denilmektedir. Bu ifadelerin neredeyse aynısının, esas aldığımız lise tarih ders kitabının değişik sayfalarında ve başka tarih kitaplarında da sıkça tekrarlandığını görüyoruz. Tabii ki burada, Türkler “kötü idareci” olarak değişik kavramlarla nitelendirilirken, aynı cümlede afetlerle birlikte zikredilmesi, sanki tabii afetlerin de sorumlusu Türk idaresiymiş gibi gizli bir ithamı da beraberinde getirmiş bulunmaktadır. Ayrıca Kıbrıs’ın “adalar” kelimesiyle diğer adalarla birlikte anılması, Yunanistan’a aidiyet bir başka ifade ile “enosis”  düşüncesinin vurgulanması anlamını taşımaktadır. Aslında bu düşünce pek çok tarih ders kitabında aleni olarak da ifade edilmektedir. Mesela; kapağında bir dizi antik sütunun resmedildiği ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs tarihi konusunda ilkokul düzeyindeki başlıca ders kitabı olarak kullandığı Istoria tis Kyprou (Lefkoşa, 1991) adlı kitabın kapağında ve metnin değişik yerlerinde “Kıbrıs şimdi ve her zaman sadece Yunandır ve Yunan olmuştur” mesajı verilmektedir15

         

        Ders kitaplarına yansıyan 18. yüzyılın önemli isyanlarından birisi de Kıbrıs Muhassılı Silahtar Çil Osman’a karşı 1764’te baş gösteren ayaklanmadır. Çil Osman’ın bazı yanlış davranışları arkasında Osmanlı idaresine ağır ithamların yer aldığı cümlelerin sonunda, isyanın bastırılması şöyle değerlendirilmektedir; “Türk askeri nerede bir ayaklanma varsa bastırmak için sakinlerini öldürdü. Arazi baskı ve cinayetlerle yönetildi. Kıbrıs bu dönem mağara adamı şeklinde hırsız ve katil olarak karakterize edilebilir”16. Bu ifadelerde açıkça görüleceği üzere, kamu nizamını sağlamakla mükellef mevcut otorite yani Osmanlı Devleti’nin ayaklanmayı bastırması kınanarak, Türkler, “mağara adamı” yani  “barbar” , “hırsız” ve “katil” olarak nitelendirilmektedir.

         

        17. ve 18. yüzyılda Kıbrıs’ta bu gelişmeler olurken, 19. yüzyılda Kıbrıs’ta Osmanlı yönetimi açısından daha zor ve çalkantıların yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.

         

        19. Yüzyılda Kıbrıs’taki Gelişmeler

        Bilindiği üzere, 1821 Yunan isyanı, Mısır Meselesi, Tanzimat ve Islahat Fermanları ve 93 Harbi, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yaşadığı önemli olaylar arasındadır. Bu olaylardan, Yunan isyanı, Tanzimat’ın getirdikleri ve 93 Harbi’nin siyasi sonuçları, Kıbrıs tarihi veya Kıbrıs’ta Türk idaresi açısından önemli sonuçları da beraberinde getirmiştir. Bu durum, Rum tarih ders kitaplarına da önemli ölçüde yansımıştır. Özellikle Yunan isyanı sırasında Kıbrıs’taki Rumların bunu fırsat bilerek mevcut otoriteye karşı ayaklanmaları ders kitaplarına şöyle yansımıştır; “İsyanın temel nedeni ağalardır. Türkler Lefkoşa’da çoğunluk oldular. (…) Tüm Ada’da nüfusları arttı. (…) Ağır vergiler Lefkoşa’daki protestoları artırdı. (…) O zaman kalabalık Türkler şehri (Lefkoşa) talan edip yaktılar. (…) Şehirdeki isyancılar alınırken istismar ve yağmalamalara karşı başpiskopos rüşvet vaat ederek kurtarmış. (…) O zamanki idareci ve başpiskopos Kıbrıs millî şehidi kabul edilmiştir. (…) Önemli bir sonuç olarak Türklerin Kıbrıs’taki ayaklanmaları bastırmada çok ölümlerin olması nedeniyle görüşmeler yapılmıştır. (…) Yunanistan’da devrimin patlak vermesi başarılı başpiskopos Cyprian, Chrysanthos dönemiyle çatıştı ve sürgün edildi. Kıbrıs’ta devrime hazırlanmak ve bilgi edinmek için uzmanlar getirilerek şirketler kuruldu, ama Kıbrıs devriminde aktif olamadılar. (…) Bu sıralarda Kıbrıs valisi olan Küçük Mehmet, devrime (isyana) ait deliller buldu. Sultan, isyanı bastırmak için Küçük Mehmet’e maddi teşvik ve yardım gönderdi. Küçük Mehmet başpiskopos ve piskoposlar üzerine özel katliamlarla devrimi etkisizleştirdi. (…) 9 Temmuz 1821’de büyük katliam başladı. Önce başpiskopos ve piskopos Paphos’da Chrysanthos, Kition’da Meletios ve Girne’de Lawrence idam edilir. 9 Temmuz’da başlayan olaylardaki kahraman Kıbrıs Başpiskoposuna şair Vasilis Michaelides (Dokuz Temmuz 1821) adlı şiirini ithaf etti. (…) 9 Temmuz’daki idam sonrası, kemikleri 1930’da Lefkoşa’daki Faneromenis Kilisesine yerleştirildi…1821 yılında kan vergisi ödenmiş, Kıbrıs’ı yükseltme yarışı başlamış, hatta isyancılara maddi ve manevi destek için teklifler gelmiştir. ”17

         

        Bu ve benzeri ifadeleri değerlendirdiğimizde; daha önceki isyanlarda da gördüğümüz üzere, aynı yaklaşım tarzı sergilenerek, mevcut otorite Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırması kınanıyor, isyanda başı çektikleri ve rol aldıkları için idam edilen bazı din adamları ve özellikle başpiskopos “Kıbrıs milli şehidi” ilan ediliyor. Bir yasal hak ve görev olarak isyanı bastıran Türkler, talan eden, yakan, yıkan, rüşvet alan olarak vasıflandırılıyor veya suçlanıyor. Hâlbuki, 1821 Yunan isyanı sırasında Sultan II. Mahmud defalarca gönderdiği fermanlarda; Osmanlı Devleti’nin durumundan ve şimdiye kadar gayrimüslimlere karşı âdil ve hoşgörülü davranışından bahisle, diğer Rumların isyancılara katılmamasını, isyancılarla işbirliği yapanların cezalandırılacağını, isyana teşebbüs etmeyen kendi hâlinde işiyle-gücüyle meşgul olan Rumların ise her türlü saldırıdan korunacağını bildiriyordu18. İsyanın bastırılmasının “büyük katliam” olarak vurgulanarak Türklere “katil” nitelemesinin yapılması dikkat çekiyor. Tabii burada önemli bir husus da cezalandırılan suçluların kemiklerinin 1930’da Rumlar tarafından güney Lefkoşa’daki Faneromenis Kilisesi’ne yerleştirilmesi ve her yıl 25 Mart’ta İsyanın yıldönümü kutlamalarının yapılması Türklere yönelik kin duygularının yeni nesillere taşınması bakımından ayrı bir anlam taşımaktadır. Her yıl yapılan bu kutlamalardan bir örnek vermek gerekirse; Rum Meclis Başkanı Yannakis Omiru 25 Mart 2012’de yıldönümü sebebiyle yaptığı konuşmada, “25 Mart’ın Kıbrıs Helenizm’i için de ebedi bir ilham kaynağı olduğunu. (…) Kıbrıs Helenizm’i için mücadeleye devam edeceklerini”19 ısrarla vurgulamıştır. Başta Rum Yönetimi Başkanı, Meclis Başkanı ve diğer üst düzey yetkililerin katıldığı törenlerde ortaya konan tutum ve iradenin mevcut ders kitaplarında da yer alması Ada’daki her iki toplumun eşit ve barış içinde birlikte yaşama arzusunu ve zeminini baltalamaktadır.

         

        Ders kitaplarına yansıyan 19. yüzyılın önemli olayları arasında Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla gelen reformlar ve Rumların bu reformlar çerçevesinde Türklere bakışı konuları gelmektedir. Bu reformlar lise tarih kitabında; “Sultan, Avrupalılar arasında, Hristiyanların idaresinin demokratik ilkelere dayandığı izlenimini vermek için yanıltıcı reformlar yapmak zorunda kaldı”20 ifadeleriyle değerlendirilirken, Türklerin samimi olmadığı ve yanıltan ve aldatan bir karaktere sahip olduğu vurgusu yapılmaktadır. Tabii bu ifadeler Tanzimat’ın getirdiği bazı alanlardaki hürriyet ortamını ve hakları suistimal ederek Osmanlı yönetimine karşı oluşacak Rum isyanlarının sözde haklı zeminini oluşturmaya yönelik görünmektedir. Nitekim ileriki sayfalarda; “önceki reformlar uygulanmadığı gibi, birçok güç sahibi uygulamayı önledi ve hatta Türkleri kışkırttı”21 ifadeleriyle problem yaratanların Türkler olduğu vurgulanmaktadır.

         

        Tanzimat döneminden başlayıp 93 Harbi’ne giden süreçte, Kıbrıs’ta mevcut yasal otorite Osmanlı Devleti aleyhine Rum faaliyetleri devam etti. Bu dönemdeki olaylar ders kitabına şöyle yansıtılmıştır; “Son elli yılda en fazla dramatik olaylar Türk egemenliğinde oldu. Üç kez olan ayaklanma ve toplumsal protestolar münasebetiyle Osmanlı yetkilileri baskıcı ve ağır vergilendirme yoluna gitti. İlk ayaklanma lideri Nicholas Theseus ve Larnaka’nın direnci kırıldı. Buna paralel olarak bölgede Hristiyan ve Müslüman çiftçiler arttı. Türk imam gönderildi. Bu da isyana sebep olmuş Ada’ya sevk edilen Türk askerleri bu isyanı bastırmıştır.”22 Bu ifadelerde de görüleceği üzere, Türkler baskıcı ve ağır vergiler alan bir toplum olarak sunuluyor.

         

        Bilindiği üzere, 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı, nam-ı diğer 93 Harbi sonrasında oluşan siyasi durumla Osmanlı Devleti, 12 Temmuz 1878 İstanbul Antlaşması ile İngilizlerin Kıbrıs’a çıkmasına müsaade etti ve bu tarihten itibaren tapusu Osmanlı’da kalmak kaydıyla Kıbrıs’ın yönetimi İngilizlere geçmiş oldu. Kıbrıs’ta Osmanlı idaresinin son bulması, Rum ders kitaplarında “Kıbrıs Helenizm’i Türk işgalinden kurtuldu”23 şeklinde değerlendirilmiştir. Rumların böyle bir değerlendirmeyi, İngiliz yönetimine geçişten sonra kısa sürede Enosisi gerçekleştirebilecekleri ümidiyle yaptıklarını anlıyoruz. Nitekim 1865’te Kıbrıs Başpiskoposu seçilen Sophronius’un, İngilizlerin ilk Kıbrıs Genel Valisi Sir Garnet Wolseley’i ziyareti sırasında söylediği sözler ders kitaplarına alınmıştır; Başpiskopos şöyle demektedir; “ ‘Biz hükümet değişikliğini kabul ediyoruz, biz İngiltere’nin Kıbrıs’a yardımcı olacağına inanıyoruz, çünkü İyon Adaları olarak fiziken anne (anavatan) Yunanistan’a bağlıyız’. Başpiskopos Sophronius Lefkoşa’da bir resepsiyonda yaptığı konuşmada da halkın çoğunluğunun Kıbrıs’ta özgürlük ve adalet beklentisi içinde olduğunu dile getirdi.”24 Bütün bu ifadeler, Türklere Enosis’i engelleyen işgalciler olarak bakıldığını göstermektedir.

         

        1878’de Türk idaresi sona erip, İngiliz yönetiminin kurulmasıyla birlikte Kıbrıs’ta Türkler için zor günler başladı. Bu zorluklar içinde, 1960’ta bir ümit olabilir düşüncesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ancak 1960 sonrası gelişmeler de Türkler açısından çeşitli sıkıntı ve problemleri beraberinde getirdi. Ne gariptir ki, Kıbrıs Rum ders kitaplarında bu dönem farklı bir şekilde yansıtılmıştır. 

         

        Kıbrıs Cumhuriyeti Dönemi’nde

        Türklere Bakış

        Ders kitaplarını konu edinen ve bir Rum tarafından yapılan bir araştırmada, Rumların 1960’lı yılları ders kitaplarına nasıl yansıttıkları ve bu dönemde Türklere ve Türkiye’ye nasıl baktıkları hususu şöyle dile getirilmektedir:

         

        1960’lı yıllarda, etnik gruplar arası şiddetin yaşandığı dönem kısaca ve sadece Kıbrıslı Rumların bakış açısından aktarılmaktadır. Kıbrıslı Türkler olayları kışkırtan “isyancı Türkler” olarak anılmakta ve çatışmalardan sorumlu tutulmaktadır. Bu dönem “Türklerin” (Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin) “Helenlere” saldırılarda bulunduğu bir dönem olarak sunulmakta, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı ızdıraplar o dönemde Kıbrıslı Rumların acılarından çok daha fazla olmasına rağmen “Helen” ızdırabının daha şiddetli olduğu, Türk savaş uçaklarının “uygar nüfus (yani Kıbrıslı Rumlar) arasında felaket ve ölüm” yaydığı bir dönem olarak gösterilmektedir. İlkokul ders kitaplarında 1960- 1974 yılları şöyle aktarılmaktadır: “Cumhuriyetin kurulduğu 1960 yılından 1974’e kadar Kıbrıs, bütün sektörlerde görülmemiş düzeyde kalkındı. Nüfusun tamamı çalışıyordu ve halkın yaşamı gitgide daha da iyileşti.” Bu ifade 1960’lı yılların büyük bölümünde yoksulluk ve korku içinde, tecrit edilmiş bir hayat süren, beşte biri yerinden edilmiş Kıbrıslı Türklerin hayat şartlarını görmezden gelmektedir. Aynı dönemdeki Kıbrıslı Türk yönetiminin bölünmeci bir politika izlediği ifade edilirken, Kıbrıslı Rumların Yunanistan’la birleşme konusundaki ısrarcılığı ve bunun sonucunda 1967 yılında parlamentoda oybirliğiyle birleşme kararı alındığı konusuna tek bir kitapta ve çok kısaca değinilmektedir.25

         

        Bu satırların yazarı Papadakis’in haklı değerlendirmeleri karşısında bize herhangi bir söz düşmemektedir. Şimdi, 1974 Kıbrıs Harekâtı ve sonraki gelişmelerin ders kitaplarında nasıl değerlendirildiğine bakmak istiyoruz:

         

        1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve Sonrası

        Araştırmamızın ağırlığını oluşturan lise tarih ders kitabının 294. sayfasında Darbe ve İşgalbaşlığı altında, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında Kıbrıs’taki gelişmeler özetle şöyle ele alınmaktadır:

         

        “Başbakan Bülent Ecevit’in Kıbrıs’ta, İngiliz- Türk beraberliğinde olası bir müdahale için üçüncü garantör güç olarak İngiltere’yi ikna çalışmaları yaptıktan sonra, işgalcilerin başbakanı, Atilla ordularını Kıbrıslı Türklerin garanti ve korunması için Kıbrıs’a sevk etti ve 20 Temmuz 1974 Cumartesi şafakla Türk işgali Girne kıyılarında başladı. (…) Türk kuvvetleri iki aşamada Kıbrıs’a taşındı. İlk aşama 22 Temmuz’a kadar sürdü. Türkler işgalin bu ilk aşamasında tamamen savunmasız ve darbe nedeniyle dağınık Kıbrıs’ta Girne’yi fethetti. (…) Girne- Lefkoşa yolu kontrol altına alınacaktı. Atina, Kıbrıs’a karşı işlenen suç ve aynı zamanda cunta ihaneti ağırlığı altında çöktü. (…) Sampson darbe hükümeti ve Yunanistan’daki cuntanın çöküşü ile birlikte Kıbrıs yüzünden Türk- Yunan savaşı olasılığı karşısında BM’nin aktif olmasında Amerikan faktörü etkili oldu. (…) Türkler sürekli ateşkes ihlali yaptı. Cenevre Konferansı bittikten sonra 14 Ağustos 1974’te Kıbrıs’a karşı yeni bir saldırı başlattı ve Kıbrıs topraklarının % 36.4’ünün silah zoruyla ele geçirilmesi, yayılmacı amaçlarını tamamlayan Türkiye’nin gerçek niyetini ortaya çıkardı. İşgalin bir sonucu olarak binlerce Kıbrıslı Rum, kendi ülkelerinde mülteci oldular. Ada topraklarının %36.4’ünün işgali, Kıbrıs ekonomisi için en ciddi darbe oldu. (…) Yine belirtmek gerekir ki, askerî, ekonomik, idarî ve siyasi işgal için Türkiye’nin güçlü varlığı (modern ekipmanlar ile yaklaşık 40 bin asker) 1974’ten bu yana Kıbrıs’ta mevcut olageldi. Ada’nın demografik karakterini değiştirmeyi hedefleyen askerlerin işgal altındaki Kıbrıs’tan derhal çekilmesi istendi. (…) Sahte Kıbrıs Türk Devleti, tek taraflı irade beyanı, bölücülük ve yasadışı olarak BM tarafından kınandı (15 Kasım 1983)…”26

         

        Özetle verdiğimiz bu ifadelerde; Enosis’i gerçekleştirmek için yapılan darbenin sonuçlarını önlemek, Kıbrıs Türklerinin can güvenliği ve geleceğini korumak için tamamen uluslararası antlaşmalardan doğan yasal bir hakkı kullanan ve bununla da yükümlü olan Türkiye, ağır ifadelerle kınanmakta ve suçlanmaktadır. Yukarıdaki metinde yer alan suçlayıcı ifadeler ders kitabının ilgili sayfalarında sıkça tekrarlanmaktadır. Görüleceği üzere, mazlum Ada Türkleri ve garantör devlet Türkiye; işgalci, yayılmacı, zorba, Kıbrıs’a karşı suç işleyen bir millet ve devlet olarak görülüyor. Türk ordusu, Atilla orduları, işgalci, ateşkes ihlali yapan, hukuku hiçe sayan bir kuvvet olarak nitelenmektedir. Öte yandan, Kıbrıs Türkleri ve KKTC; sahte, tek taraflı ilan edilen, bölücü ve yasadışı olarak ilan edilmiş bulunmaktadır.

         

        Buraya kadar 5 ana dönem olarak ele aldığımız ve Kıbrıs tarihi açısından önemli görülen kronolojik olaylarda, “Türk” ve “Türkiye” kavramının, Rum tarih ders kitaplarına ne şekilde yansıdığına bakmaya çalıştık. Şimdi, aşağıda verilen temel bazı kavramlar çerçevesinde Türklere nasıl bakıldığını mercek altına almak istiyoruz.

         

        Yönetim Anlayışı, Din ve Vicdan Hürriyeti,

        Sanat-Mimari-Edebiyat, Eğitim –Kültür,

        Ekonomi-Ticaret, Kavramları Çerçevesinde

        Rumların Türklere Bakışı

        Yukarıdan beri Osmanlı- Türk kavramı çerçevesinde Rum tarih ders kitaplarına yansıyan ifadelerden Türklerin “kötü bir yönetici” olduğu hususu ortaya çıkarken, kronolojik olayların ötesinde genel değerlendirmelerde bu husus açık bir şekilde vurgulanmıştır. Lise tarih kitabında bu konuda şu ifadelere rastlıyoruz; “Türk fethiyle Kıbrıslı Yunanların ezilmesi başladı. Kıbrıslı Yunanlar Türk egemenliğinde zor bir dönem geçirmiştir. Yerel komutanların keyfi davranışları, ağır vergilendirmeler ve sık yaşanan doğal afetler ve isyanlar sebebiyle bazı Kıbrıslı Yunanlar daha fazla acılardan kurtulmak için çaresizlik içinde İslamlaştırıldı. (…) Adalet, mahkemede hediye almaya bağlı olarak kadı tarafından yönetiliyor, diğer Hristiyanların tanıklıkları dikkate alınmıyordu. (…) Hristiyanlar, kötü yönetim, nedeniyle değişik dönemlerde meydana gelen ağır vergilendirme, doğal afet ve İslamlaştırmaya karşı eylem yaptılar”27. Araştırmacı Papadakis’in de haklı olarak belirttiği üzere; pek çok tarih kitabında Osmanlı yönetimi sadece olumsuz kelimelerle ifade bulur. Bir tarih kitabından aktardığı şu cümleler Rumların Türk yönetim anlayışına bakışını açıkça ortaya koyar; “Kıbrıs, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunda, Helenizm ile aynı kaderi paylaştı. Hakarete uğradı, aşağılandı ve zulme maruz kaldı”28. Bütün bu ifadelerde ve benzer diğer tarih kitaplarında yönetim açısından Türklerin; keyfi, ağır vergiler alan, rüşvetçi, zalim kısacası kötü yönetici olduğu vurgulanıyor.

         

        Ders kitaplarında, Türklerin “din ve vicdan hürriyeti, hoşgörü kavramı”  çerçevesindeki özelliklerine de nasıl bakıldığı hususunu tespit edebilmemiz mümkün gözükmektedir.

         

        Lise ders kitabında Kilise ve Entelektüel Yaşam ve diğer bazı başlıklar altında şu cümlelere rastlıyoruz; “Türk egemenliği Kıbrıs Ortodoks kilisesine birtakım ayrıcalıklar verdi. Bu yetki dini olup Ada’da politik güç Türklerde idi. (…) Türkler, Ortodoks Kilisesi ve fethedilen diğer alanlarda verilen benzer ayrıcalıkları Kıbrıs Kilisesine verdi. (…) 1754’den 1821 yılına kadar Kıbrıs Kilisesi her noktada güç ve yetkisi ile konumunu pekiştirdi.”29. Burada, Türklerin “hoşgörü” sahibi oldukları anlamı çıkıyor olmakla birlikte, öğrencide böyle bir kanaatin yerleşmemesi için aynı ders kitabının değişik yerlerinde, farklı yorum ve değerlendirmelere girildiği dikkat çekiyor. Birkaç örnek vermek istiyoruz; “Başpiskopos St. John 1858 yılında diğer reformlar bağlamında, katedrale çan kulesi inşa etmek için izin istedi ama sadece pazar ve tatil günleri Yunanlılara çan çalınabilir şeklinde izin verildi”30. Yani Türkler, ötekinin dini inancını yaşamasını kısıtladı demek isteniyor. Yine benzer bir yaklaşım; “Osmanlı cami, tekke ve benzer ibadet yerleri fazlaca kurarken diğer dinlerin ihtiyaçlarına adapte olmadı… Ayasofya Gotik Kilise camiye çevrildi, Lefkoşa’da üç kilise Selimiye Camii olarak değiştirildi ve Müslümanların merkezi oldu. (…) Kasaba ve köylerde yeni cami inşa edildi. Böyle bir cami Lefkoşa’da Türk bayrağını koymak için Kale yerinde inşa edildi. Lefkoşa’da olağanüstü bir tekke bile oluşturuldu. (…) Osmanlı döneminde, Ortodoks Kilisesinin restorasyonu, sınırlı ekonomik araçlarla yapıldı, Ortodoks Kilisesi hayatta kalma ve güvenlik sorununu acı şekilde yaşadı”31.

         

        Tabii ki bu cümleleri ve vurguları okuyan öğrenci, “Türkler her tarafta kendi ibadethanelerini yapan ve ötekinin mabedine önem vermeyen veya yok eden” bir millet kanaatine varacaktır. Ayrıca yukarıdaki konularda da yeri geldiğince bahsi geçen “İslamlaştırıldı, zorla İslamlaştırmak” vb. ithamların gayesi de Türklerin din ve vicdan hürriyetinin karşısında oldukları mesajını vermeye yönelik olduğunu gösteriyor. Hâlbuki, okul ders kitaplarında yer almadığı müddetçe, bir öğrenci, Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesini müteakip, o tarihte kadük hâlde bulunan Ortodoks Kilisesini ihya ettiğini ve Katolikler karşısında Ortodoksluğu himaye ettiğini nereden bilecek. Eğer böyle olmasaydı veya Türk yönetimi taassup içinde olsaydı 3 asırdan fazla süren Osmanlı-Türk idaresinde acaba Kıbrıs’ta Ortodoksluk kalır mı idi?  Bu sorulara doğru cevap, ancak ders kitaplarında “öteki”ne objektif yaklaşmakla mümkün olabilecektir.

         

        Sanat, mimari, edebiyat vb. alanlarda Türklere nasıl bakılmaktadır? Sorusuna da ders kitaplarında cevap bulabilmekteyiz. Şu ifadelere rastlıyoruz:

         

        “Türklerin Kıbrıs’ı işgali Bizans resim sanatının gelişimi için caydırıcı oldu”32. Yani Türkler resimden, sanattan anlamayan bir millet deniyor. Yine bir başka yerde, “Osmanlı Döneminde edebî durum- bazı özel durumlarda eğitim faaliyetleri hariç- bozulmuş oldu. Frenk ve Venedikliler zamanında Batı Avrupa’dan gelen edebî etkiler, şimdi yerini Küçük Asya’ya Suriye’ye bıraktı. Özellikle komşu bölgelerden Kıbrıs’a, Doğu geliyor gibiydi. Mısır ve daha az ölçüde Yunanistan etkileri oldu. Türk egemenliği sonunda Kıbrıslı bazı şair ve oyun yazarları konuşma şeklinde olan birkaç yapıt sundu”33 denilmektedir. Burada tabii olarak Osmanlı ile birlikte giren Doğu veya İslam edebiyatı, Batı edebiyatına göre horlanmakta ve tezyifkâr gözle bakılmaktadır.

         

        Sanat ve edebiyat kavramlarında Türklere böyle bir yaklaşım olurken, mimari alanında Türklerle ilgili bazı olumlu gerçeklerin kısmen ifade edildiğini söyleyebiliriz. Bu konuda, özellikle Osmanlı’nın, vakıf anlayışı çerçevesinde, Lefkoşa’daki Büyük Han gibi bazı hanlar inşa ettiği, şehirde ibadet yerleri çevresinde yapılan binalarda ve şehirler arasında kırsal kesimde kervansaraylarla misafirler ve yolculara yönelik hizmet verildiği anlatılmakta, hamamların Osmanlı döneminde sosyal hayatın önemli bir unsuru olduğundan bahsedilerek bazı örnekler verilmektedir34. Yine aynı konunun devamında, Kıbrıs’ta Osmanlı savunma mimarisinin ortaçağ kalıntıları üzerine inşa edildiği vurgulanarak; “Türkler genellikle Venediklilerden kalan kalelerin bakım ve onarımını yaptıktan sonra oraya asker ve cephane göndermiş, Osmanlı böylelikle kale ve sur yapımı için para harcamamış var olanları kullanmıştır.”35 denilmektedir. Şehircilik alanında da Lefkoşa’ya Türk Belediye Başkanı atanmasıyla ilk belediye binalarının inşa edildiği ve şehirlerde şehir ve kentsel yönetim evrimine katkıda bulunulduğu, bataklık drenajı, şehir planlaması ve sağlık alanlarında işler yapıldığı,36 ifade edilmektedir. Aynı ders kitabının 111. sayfasında ve değişik yerlerinde ise Türklere yönelik olarak –daha önce de değindiğimiz üzere- “mağara adamı”, “katil”, “hırsız” vb. gayri medeni nitelemelerin yükletilmesi, Türklerin mimari ve şehircilik alanlarındaki durumuna dair yukarıdaki tespitlerde, bir çelişkiyi veya ne derece samimi oldukları sorusunu akla getirmektedir.

         

        Eğitim- kültür konularında ise; “Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna kadar bazı köy okulu öğretmenlerinin de belirttiği gibi genellikle eğitim düzeyi çok düşük seviyedeydi.”37 Şeklinde bir değerlendirilmeye gidildiğini görüyoruz. Yine ders kitabının kadın haklarından bahseden satırlarında; “Türkler kadını bir servet (mal) olarak gördüklerinden onları korumak için iş hayatına girmediler aksine kadın evde kapalı kalmış oldu. Kadın vergi vermediği için hiç kayıtta adı geçmez.”38 denilmektedir. Bütün bu hükümlerde, Türklerin eğitim ve kültüre ve kadın haklarına yeterince önem vermeyen bir millet olduğu vurgusunun yapıldığı görülmektedir.

         

        Ders kitaplarında, Türklerin ekonomi ve ticaret konularındaki durumlarına da temas edilmiştir; konuyla ilgili lise ders kitabının değişik sayfalarında şu ifadelere rastlıyoruz;  “…Türk resmi politikasını içeren fermanlarla verilen yetkilerle Ada’da halka büyük zulüm yapıldı ve Kıbrıs’ın harika ekonomisi istismar edildi. (…) Türk fethi ile Kıbrıslı köylüler yıllık üretimlerini bir kısmını vergi olarak ödüyorlardı. Ayrıca haftada bir kez ağaların hizmetinde hükümet meydanında veya başka yerlerde ücretsiz olarak hizmet vermek zorunda idiler. (…) Türk yetkililer tarafından Kıbrıs’ın sömürülmesi devam etti. Vergiler dayanılmaz oldu. Ağır vergileri ödemek için reaya, köylüler borç para almak için tefecilere başvurmak zorunda kaldı, ancak faiz o kadar yüksekti ki, bunu ödeyemeyen yoksul çiftçilerden topraklarını kaybedenler çok oldu… Türk hükümeti, büyük hizmet projelerinin inşaatı ve üretim kaynaklarının geliştirilmesinde ilgisiz kaldı. (…) Bilindiği gibi, Venedik Kıbrıs Rum nüfusun yoksullaşmasına neden olmuştu. Türk fethi ve kuraklık özellikle Venedik ve Yunan Adalarında Kıbrıs halkının büyük kısmının göç etmelerine neden oldu… Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile paralel Kıbrıslılar tarafından geliştirilen ticari faaliyetler ilk sosyal farkı ortaya çıkardı.”39

         

        Bu ifadelerden açıkça anlaşılacağı üzere bir Yunan adası olarak görülen Kıbrıs’ta Türkler; zulüm yapan, Ada’yı sömüren, angarya uygulayan, dayanılmaz vergiler alan, hizmet projeleri ortaya koyamayan ve üretimi geliştiremeyen, ticaretten anlamayan bir millet olarak gösteriliyor. Dahası, -önce de ifade ettiğimiz gibi- tabii afet ve kuraklığın Türk fethi ile birlikte zikredilmesiyle sanki tabii afetlerden de Türkler sorumlu mesajlarının verilmesi, Türklere yönelik önyargı ve kötülemenin hangi boyutlara ulaştığını göstermesi açısından oldukça manidar gözükmektedir.

         

        Sonuç

        Buraya kadar ortaya konan tespitler, Kıbrıs Rum Kesimi tarih ders kitaplarında “Türk” ve “Türkiye” kavramının hemen her alanda olumsuz algılandığı “hoşgörü” ve “mimari” alanında yer alan bazı olumlu yaklaşımların da kitapların değişik sayfalarında adeta tekzip edildiğini gördük. “Türk” kavramına karşı olumsuz yaklaşımlar, en ağır ve hakaret içeren kelime ve kavramlarla dile getirilerek, Ada’nın Rumlarla birlikte eşit haklara sahip sakinleri olarak insanca yaşamak isteyen Kıbrıslı Türkler ve Türkiye, dozu en yüksek seviyede kelime ve kavramlarla tezyif ve tahkir edilmektedir. Böyle bir anlayış ve eğitim sürecine muhatap olan Kıbrıs Rumlarının ve özellikle okul öğrencilerinin Türklere ve Türkiye’ye bakışı da tabii olarak bu çerçevede oluşacaktır. Nitekim, Rum gençlerini (15- 23 yaş arası), öğretmenlerini ve okul müdürlerini kapsayan bir araştırmada, Kıbrıslı Türkler; Çingeneler, Arap işçiler, yabancı sanatçılar (fahişeler için kullanılan bir terim) ve Asyalı ev hizmetçileri kategorilerinden sonra yer almış olup en reddedilen toplum olarak belirtilmiştir.40 Tarih öğretimini konu alan 2001 yılı Avrupa Konseyi önerisinde “öteki’ni dışlamayan, düşmanlığı körüklemeyen, uzlaşmacı, ideolojik yönlendirmelere alet edilmeyen” bir tarih eğitim programı tavsiye edilip Rum kesimi de bu öneriyi onaylamış olmakla birlikte, mevcut Rum tarih ders kitaplarında söz konusu ilkelere uyulmadığı, hatta tam tersi bir yaklaşım olduğu görülmektedir. Rum Kesimi tarih ders kitaplarındaki bu tablo, Ada’da Türk- Rum her iki toplumun insanca, barış ve huzur içinde birlikte yaşama zemini ve arzusunun oluşmasında tarih ders kitaplarının rolünün bir kez daha hatırlanması gerçeğini ortaya çıkarmış bulunmaktadır. 

         

        * International Burch Üniversitesi tarafından 17-19 Mayıs 2013 tarihlerinde Saraybosna’da düzenlenen I. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi’ne sunulan bildirinin genişletilmiş hâlidir.

        **Prof. Dr.,Konya NEÜ. A. Keleşoğlu Eğitim Fakültesi

         

        1 Bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme için bkz., Yıannis Papadakis, “Bölünmüş Kıbrıs’ta Tarih Eğitimi” , PRIO Raporu 2/2008, Oslo 2008, (http://www.prio.no/Global/upload/Cyprus/Publications/ReportHistory%20Education%20Trk_WEB.pdf;  erişim tarihi: 02. 01. 2013); bundan sonra bu çalışmaya yapılan atıf  “Papadakis, a.g.m” şeklinde gösterilmiştir.

        2 Bu kitapların tam künyesi şöyledir;

        1-Αγγελική Παντελίδου (Angela Pantelidou )– Καλλιοπη Πρωτοπαπα (Kalıopı Protopapa), Ιστορια Της Κυπρου Απο Τη Νεολιθικη Μεχρι Και Τη Ρωμαικη Εποχη (Neolitik Dönem’den Roma Dönemine Kıbrıs Tarihi), yeni baskı, Lefkoşa 2011.

        2-Χρηστος Αργυρου (Chrıstos Argırou), Διδασκοντας τη Βυζαντινη Κυπρο μεσα απο τις πηγες, (Bizans Kaynaklarıyla Kıbrıs’ın Öğretilmesi), I. Baskı, Lefkoşa 2011.

        3-Αγγελική Παντελίδου (Angela Pantelidou ) – Κωνσταντία Χατζηκωστή (Constance Hadjicostis) , Ιστορια της Κυπρου Βυζαντινη Περιοδος (Bizans Dönemi Kıbrıs Tarihi), yeni baskı, Lefkoşa 2011.

        4- Αγγελική Παντελίδου (Angela Pantelidou )– Κωνσταντία Χατζηκωστή (Constance Hadjicostis), Ιστορια της Κυπρου Μεσαιωνικη – Νεοτερη (1192 - 1974) (Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ – Modern dönem 1192 - 1974), yeni baskı, Lefkoşa 2011; Bundan sonra bu kitaba yapılan atıflarda “Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem” kısaltması kullanılmıştır.

        İsteğimiz üzerine bu kitapları temin edip tarafıma gönderen, Kıbrıs tarih ve kültürüne önemli hizmetleri bulunun Sayın Harid Fedai Bey’e çok teşekkür ediyorum.

        3 Bu kitabın Yunancadan tercümesinde bize katkı sağlayan, öğrencim Mustafa Kıran’a teşekkür ediyorum. Dış kapak için bkz., Resim:1.

        4 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s.105.

        5 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 64.

        6 Ayrıntılı bilgi için bkz., Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü yay., Ankara, 2000, s.12 vd.

        7 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 67, 69.

        8 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 72, 69.

        9 Andreas Polydorou, Istoria tis Kyprou (Kıbrıs Tarihi), Lefkoşa, 1991, s.69.

        10 YAP (Ypiresia Anaptyxis Programmaton), Istoria tis Kyprou, Gymnasio (Kıbrıs Tarihi-Lise) (Lefkoşa, 2005), s. 105; Bkz., Resim:2.

        11 John Child- Paul Shister- David Taylor, Understanding History I, London 1991, p.124; Nuri Köstüklü, Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretimi, Konya 2006, s.136, 139; Bkz., Resim:3.

        12 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 108.

        13 Bu konuda farklı örnekler için bkz., Papadakis, a.g.m, s.10.

        14 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 108.

        15 Papadakis, a.g.m, s.6.

        16 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 111.

        17 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 112- 113, 115-121.

        18 Sultan II. Mahmud’un  1821 Yunan İsyanı dolayısıyla yayınladığı fermanlar ve bunlarla ilgili ayrıntılı değerlendirme için bkz., Nuri Köstüklü, 1820- 1836 Yıllarında Hamid Sancağı ve Türkiye, Selçuk Üniv. Eğitim Fak. Yay., Konya 1993, s.27- 38.

        19 “Osmanlı’ya İsyan Kutlamaları”, Kıbrıs Postası, 26 Mart 2012; http://www.kibrispostasi.com/print.php?news=76153 (erişim tarihi: 11. 02. 2013)

        20 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 129.

        21 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 130.

        22 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 122.

        23 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 146.

        24 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 147.

        25 Papadakis, a.g.m, s. 9-10.

        26 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 294- 303.

        27 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 105, 104, 152, 154- 155.

        28 Istoria tis Kyprou- Gymnasio, Lefkoşa 2005, s.92; Papadakis, a.g.m., s.9.

        29 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 104, 137, 139.

        30 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 131.

        31 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 176, 173.

        32 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 176.

        33 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 147.

        34 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 180.

        35 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 181.

        36 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 131-132.

        37 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 144.

        38 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 159.

        39 Kıbrıs Tarihi, Ortaçağ-Modern Dönem, s. 105, 164,  165, 150, 152,168.

         

        40 Papadakis, a.g.m, s. 12.


Türk Yurdu Şubat 2015
Türk Yurdu Şubat 2015
Şubat 2015 - Yıl 104 - Sayı 330

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele