Cengiz Aytmatov’da Çocuk, Sevgi ve Barış

Haziran 2015 - Yıl 104 - Sayı 334

        Cengiz Aytmatov’un edebî dünyası; canlı ve cansız varlıklarla, hareket edenler ve sabit kalanlarla, hayvanlar ve insanlarla, toprak ve bitkilerle bir bütündür. Bunlar birbirlerine muhtaçtır ve birbirlerini tamamlarlar. Hepsinin bir ruhu vardır. Kâinat, bu ruh sayesinde direnç kazanır, huzura kavuşur ve hayatını sürdürür. Aytmatov’un eserleri, bundan dolayı evrensel değerler taşır. Bu değerler, bütünüyle Kırgız Türkleri ve yurduna ait olsa da her okuyucu, kendinden bir parçayı onun eserlerinde bulur. O, bu yönüyle mahallîyi evrensele taşımıştır. (Kolcu 2008: 45). Bir mülakatında, “Bugün her millî edebiyat isterse kendini dünya edebiyatının bir parçası olarak kabul eder, istemezse yöresel bir ölçekte büyük olmanın çabasını verir. İkincisi kaçınılmaz olarak kendini beğenmişliğe ve nihayetinde de dogmatizme doğru gidecektir. İşte bu yüzden gelişmeyi arayan bir edebiyat, en yüksek ideolojik ve estetik ölçüye uymak zorundadır.” (Korkin 2009: 364) demiştir. Rus yazar Alexander Radischer’in şu sözlerini ise kendine düstur olarak aldığını belirtir: “Ben etrafı gözlemledim ve benim kalbim ıstırap çeken insanlık için sızladı.” (Korkin 2009: 366) O, kendi vasıtasıyla bütün dünyayı anlatmaya çalıştı ve ütopya gibi görünen bu durumu, eserleriyle gerçeğe dönüştürdü.

        
Rus kültürünün yoğun etkisine karşılık, eserlerinde millî unsurları kullanan Aytmatov, her yazarın bir millete mensup olduğunu ve kendi milletinin hayatını anlatmak, millî gelenek ve törelerini kaynak olarak alıp eserlerini zenginleştirmek zorunda olduğunu söylemiştir. Yazarın burada durmayıp millî olanın ötesine geçerek evrensele ulaşması gerektiğini de eklemiştir. “Öncelikle, doğup büyüdüğüm yer olan Talas Vadisi’nin türkü, masal ve hikâyelerini, şiirlerle yüklü efsanelerini içine alan kitapların çoğunlukta olduğu bir kütüphanem var. Bunların başında da Manas Destanı yer alıyor. On üç yaşımdan itibaren klasik ve modern edebiyatı, Sovyet edebiyatını, aynı zamanda yabancı edebiyatları bütün akranlarım gibi ben de öğrenmeye başladım.” (Aytmatov 1985: 39).

        
Aytmatov, eserlerinde nefreti değil sevgiyi merkeze oturtur, çünkü ona göre edebiyatın en büyük ve yüce görevi, insanların hayatı, etrafındakileri ve dünyayı sevmesini sağlamaktır (Korkin 2009: 369). Bundan dolayı Cemile’de Cemile ile Daniyar, Al Yazmalım Selvi Boylum’da İlyas ile Asel insanlar arasındaki aşkı; Elveda Gülsarı’da bir at olan Gülsarı ile bakıcısı Tanabay, hayvan ile insan arasındaki sevgi ve sadakati temsil eder. Bu konuda, bir mülakatında şunları söylemiştir: “Eski Sovyetlerdeki gelenekçi yazarlar şaşırmış durumdalar. Kâbus dolu kitaplar yazıyorlar. Bunu kendilerine sorduğumda, insan insanın düşmanı, insan insana zulmeder, diye cevap veriyorlar ve bunu da doğru diye savunuyorlar.” (Parlatır 1992: 64). Ona göre romanının kahramanı olan çobanın insanlıktan nasibini alıp almadığı, başkalarının acılarına duyarlı olup olmadığı, kötülüklere karşı aciz kalıp kalmadığı, çobanın basit hayatından daha önemlidir (Parlatır 1992: 65). Edebiyatın ana işlevi de zaten ahlaki değerlerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır (Korkin 2009: 353). Bu yoldan giden Aytmatov, en kötü olaylara, trajedilere bile büyük bir insan sevgisiyle yaklaştı. Bu anlatı tarzı, Cemile’de olduğu gibi kalıplaşmış ama yanlış olarak da değerlendirilebilecek hem komünizm hem de Kırgız gelenekçiliği içinde tepkilere de yol açmıştır.

        
Dünyayı Çocuk Gözüyle Görmek

        
Aytmatov’un eserlerinde at, köpek, geyik, kurt, deve; dağ, yol, su, ağaç; çocuklar ve kadınlar dikkat çekecek derecede öne çıkar. Bu kahramanlardan özellikle çocuklar, Aytmatov’un eserlerinin birçoğunda âdeta yazma sebebidir. Çocuk kahramanlarında, kendi çocukluğunun bir parçasını bulmak mümkündür. Bu parçalar çoğunlukla acı, keder, özlem, sevgi yüklüdür. Çocukta insanlığın ölçüsünü bulmuştur. İnsan, karamsar ve ümitsiz olmamalıdır; bunlar amaçsızlığı doğurur. Amaçsızlık ise Aytmatov’a göre ölümden beterdir (Korkin 2009: 355).

        
“Aslında Einstein’ın görmenin ve anlamanın zevki olarak tanımladığı tabiatın paha biçilmez hediyesinden kim gönüllü olarak vazgeçmek ister ki? (…) Sanırım dünyayı bir çocuğun ve akıllı bir insanın gözüyle aynı anda görebilmeyi kastetmişti.” (Korkin 2009: 356-357).

        
Hayat, ona göre sonsuza kadar uzayan bir harikalar diyarıdır ve büyükler bunun kutsallığını genel olarak bilirler ama algılamada sorun vardır. Önemli olan bunu, “masum ve önyargısız, kelimeler olmaksızın çocuk gibi algılayıp algılayamadığımızdır.” (Korkin 2009: 357). Dünya, gerçekte olduğu gibi Aytmatov’un eserlerinde de bir çocuğun kalbinde tekrar tekrar dirilir, tazelenir, canlanır. Çocuğun dünyası, “yeryüzünün yaratıldığı gün, sabahın çiği ile parıldadığı gibi daima taze ve güzeldir.” (Korkin 2009: 357).

        
Aytmatov’a göre çocuk, dünyayı olduğu gibi görür, etrafına yabancı değildir. Bundan dolayı şaşırmaz. Yetişkinlerin, dünyayı çocuğun gözüyle görebilmesi önemlidir. O, birçok eserinde bunu yapmaya çalışmış ve kâinatı daha doğru algılamıştır. Ona göre çocuğun neyi, nasıl görebildiği hakkında bir fikir sahibi olmaya çalışılmalıdır. Bu, sadece yazarlar için değil herkes için ve özellikle bilim adamları için de ilgilenilmesi gereken bir konudur. Sonuçta eğitim programları ve politikalarının belirlenmesine kadar gider bu.

        
Aytmatov, “ebediyet duygusu”nu çocukluğumuzun hediyesi olarak görür. Mutlu insanların, mutsuz insanları şuurlu olarak aşağılamamaları; çocuklarda şuursuz olarak, öğretilmemiş bir davranış olarak ortaya çıkar.

        
Hayatının Eserlerine Yansıması

        
1937 yılının Ağustos sonlarında, Aytmatov’un babası Törekul Aytmatov, siyasi baskılardan ailesinin de etkileneceğini düşünüp onları Kırgızistan’a, Şeker köyüne Kazan Garı›ndan yolcu eder. Küçük Cengiz, bu vedalaşmanın ebedî olduğunu anlamıştır (Aytmatov, 2002: 35). Babasıyla henüz çocuk yaşlarda ayrılması, onu ailesinin diğer fertlerine daha çok bağlamıştır. Tekrar köyüne, akrabalarının yanına dönmesi, onun millî kültür anlamında daha da bilinçlenmesini sağlamıştır (Güneş 2013: 24).

        
Babası komünist rejimin düşmanı olarak alınıp götürüldükten sonra, okulda her gün babasının vatan haini olduğu için cezalandırıldığını söylemeye mecbur tutulur. Çocuk ruhu, babasının vatan haini olabileceğini kabullenemez, isyan eder. İşte burada onu yetiştiren ninesi Karakız Apa devreye girer ve babasının vatan haini olmadığına, geleceğin kendilerini haklı çıkaracağına çocuk Cengiz’i ikna eder. Onun kin tutmama ve sevgiden vazgeçmemeye dayanan tutumunu bunlar beslemiştir (Korkmaz 2009: 389).

        
Yaşadığı hayatın zorlukları, babasını erken yaşta kaybetmesinin verdiği masumiyet, çocukların rejim tarafından faal olarak iş hayatında kullanılmasının ortaya çıkardığı sorunlar, Komünist rejimin baskıcı politikaları, savaşın çocuklar üzerindeki etkisi gibi çocukluk döneminde yaşadığı birçok olay, onun hayata bakışına yön vermiştir. Bundan dolayı, çocuk kahramanlar onun için vazgeçilmez öneme sahiptir.

        
Aytmatov, çocukluğunun çoğunu oba ve köylerde geçirmiş, büyükannesi ve annesinin anlattığı masal ve destan, söylediği şarkılarla kendi masalsı çocuk dünyasını kurmuştur. Böylece düğün dernek, örf âdet ve aile geleneğini gözlemleyip öğrenmek imkânını bulmuştur (Akmataliyev 1998: 11). Çocukluktan itibaren çalışma hayatına atılması da ileride yazacağı eserler için kaynak teşkil etmiştir (Kolcu 2008: 29).

        
Aytmatov, Kırgızlarda çocuk eğitiminden bahsederken soyla, geçmişle ilgili bilgi sahibi olmanın önemi üzerinde durur. Bu bilgideki amaç, nesillerin toplum hayatındaki ahlaki sorumluluklarını bilmeleri ve devam ettirmeleridir (Söylemez 2002: 90).

        
Aytmatov, çocukluk döneminde biriktirdiği kültürel ögelerden eserlerinde sıkça faydalanmıştır. Hem çevresinden edindiği bilgiler hem de gözlemci yeteneği sayesinde kendisinin bizzat ulaştığı bilgiler, gelecekteki yazarlık hayatı için ona bol miktarda kaynak oluşturmuştur.

        
II. Dünya Savaşı’nda kayıpların artması ve erkeklerin büyük çoğunluğunun cephede olması, Aytmatov›un çocuk yaşta önemli sorumluluklar almasına sebep olmuş, hikâyelerinin bir kısmının konusunu bunlar oluşturmuştur (Akmataliyev 1998: 13). Aytmatov hatıralarında, bu yılları şöyle anlatıyor: “Vergi memurunu da silahaltına almışlardı. Gitti ve bir daha da geri dönmedi. O sıralarda yaralı bir asker çıkagelmişti. Koltuk değneğiyle yürüyordu. Şöyle bir karar alınmıştı: O sekreter olsun. Gerçi zorlukla hareket edebiliyor ama bu işi yürütebilir. Bana ise şu görev verildi: Şu andan itibaren maliyecisin, vergileri sen toplayacaksın. Söz konusu olan savaş vergisiydi, o dönemde her şeyden önemliydi.» (Aytmatov 2002: 56).
Aytmatov, savaşta bir yakınının öldüğünü bildiren «kara kâğıt”ı ailelere ulaştırmaktan da sorumluydu. Bu, çok üzücüydü. Hayatın korkunç gerçekleriyle genç yaşta yüzleşen yazarın karşılaştığı her durum, eserlerinin konularının ana kaynağını oluşturmuştur. Bu tecrübeler, ilk hikâyelerinden olan Cemile, Göz Göze, Kovan Çiçeğinin Altın İzi ve Elveda Gülsarı’ya konu olmuştur. Kara kâğıdı alan ailelerin tepkisini şöyle anlatıyor: “Kadın ve çocuklar ağlar, çığlık koparırlardı. Ben de orada durur, o korkunç sahneye şahit olurdum. Kendi kendime şöyle düşünürdüm: Niçin özellikle ben bu kâğıdı getiriyor ve haberi iletiyorum? Haberi göstermek, okumak ve açıklamak için neden uzun süre kalmam ve gördüklerime katlanmam gerekiyordu?” (Aytmatov 2002: 63).

        
Eserlerindeki Çocuk Kahramanlar

        
Aytmatov’un, dönemin baskıcı rejiminden dolayı millî meselelere doğrudan müdahale etme imkânı yoktur, ama masal, efsane, hatıra ve tecrübeyi kullanarak dolaylı müdahale ile baskıya direnir. Semboller vasıtasıyla gerçeği yakalayıp ifade edebilen Aytmatov, bunun için de çocuk kahramanlardan etkili bir şekilde faydalanmıştır (Güreşir, 2010: 102).

        
Aytmatov›un çocuk kahramanlarının, “babalarının ölmesi”, “babalarından ayrı yaşamaları”, “çocukluklarını yaşayamamaları”, “yaşlarına göre olgun davranmaları” gibi ortak özellikleri vardır. Bu özellikler onun gerçek hayatında da vardır. Savaşta babasını kaybeden çocuklarla ilgili yazılacak bir şey kalmadı diye düşünülürken Aytmatov anlatılarıyla bu konuya bambaşka bir boyut kazandırmıştır (İbrayeva 1999: 109). O; Al Yazmalım Selvi Boylum, Asker Çocuğu, Beyaz Gemi, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Erken Gelen Turnalar, Gün Olur Asra Bedel, İlköğretmen, Yıldırım Sesli Manasçı adlı eserlerinde, çocuk kahramanları etkin bir şekilde kullanmıştır.

        
Al Yazmalım, Selvi Boylum’da çocuk kahraman Samet, gerçek babasından ayrı kalır ve başka birini babası bilir. Diğer eserlerindeı farkı, çocuğun baba olarak tanıdığı birini yanında büyümüş olmasıdır. Çocuk, eserin sonunda yine “baba yokluğu” yaşayacak ve gerçek babası ile onu büyüten babası arasında kalacaktır. Samet, gerçek babasını tercih etmemiştir ve yazar, bu tercihle sahip olmak için emek vermek, güven duymak gerektiğini vurgulamıştır. Beyaz Gemi’deki çocukta olduğu gibi bu eserde de çocuk, şoför olmak istemektedir. Aytmatov’un da küçüklüğünde şoförlüğe hevesi olduğu bilinmektedir.

        
Asker Çocuğu adlı eserde de Ayalbek adlı çocuk, savaşta babasını kaybetmiştir ve baba özlemi, hayatın zorlukları çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır. Genelde İkinci Dünya Savaşı’nda Ruslarla Almanlar arasındaki mücadelede çocuğun üzerinden Rus ordusunun kahramanlıkları, özelde ise vatan savunmasının kutsallığı anlatılır. Ayalbek, babasının ölümüne, seyrettiği bir savaş filminden dolayı sevinir hâle gelmiş ve bunu gururla anlatmaktadır. Çocuk, bu yolla toplum içinde kendine bir yer edinip başını dik tutabilecektir, artık onun bir kahramanı vardır.

        
Beyaz Gemi’deki çocuk, sekiz yaşlarında, anne ve babasından ayrılmış, hayalperest, mutsuz ama tabiatla dosttur; en büyük zevki, “tank, kurt, eyer ve deve” adlarını verdiği kayalarla konuşmak, dedesinden Boynuzlu Maral Ana adlı kutsal geyiğin hikâyesini dinlemektir. Bu arada, dedesinin gördüğü zulme isyan eder, daha doğrusu sevdiklerinin hor görülmesine isyan eder (Akdemir 1985: 36). Çocuğun saflığı ve geleceği temsil etmesinin yanında yazar, çocukla birlikte hayatın acı ve gerçek yüzünü okuyuculara olduğu gibi aktarmak istemiştir (Kolcu 2008: 205). Çocuğun hayali babasına kavuşmak ama bunuı için de feda edilecek şeyler var. Yazar, hayalin de fedakârlığın da en büyüğünü çocukta yaşatır ve çocuk balık olma hayaliyle gölde can verir. Çocuk aslında, dedesinin yapamadığını yapmış ve isyan bayrağını açmıştır. Bu çocuğun şahsında, Aytmatov’un “baba” hasreti açıkça görülmektedir. Ayrıca yazarın, çocukluk hayali olan şoförlüğü, bu roman kahramanının hayalleri arasına katmıştır (Yılmaz 2007: 84). Çocuğun diğer kahramanlarla ilişkilerinden, yazarın mevcut rejimde aksayan yönleri semboller üzerinden eleştirdiği görülür.

        
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Aytmatov’un mekân olarak bozkır gibi geniş ufuklu olan denizi seçtiği bir eserdir. Kirisk adlı çocuk kahraman on iki yaşındadır ve babası yaşamaktadır, ama hikâyenin sonunda bu çocuk da babasını kaybedecektir. İlk defa çıktığı fok avında, teknedekiler onun yaşaması için kendilerini feda etmişlerdir. Gerçek bir hikâyeyi yazan Aytmatov, farklı bir coğrafyanın olayını ve insanlarını anlatmadaki başarısı için şöyle demiştir: “Herkesin başına gelebilecek bir olayı aldım, kendi felsefemin içine oturttum. İnsanın evrensel özünü yakaladım o hikâyede, beşerî olanı yakaladım. Her usta yazar, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bütün insanlar arasında müşterek olan noktayı yakalar ve o noktayı hedef alarak eserlerini kaleme alır.» (Kolcu 2008: 160).

        
Erken Gelen Turnalar’da da Aytmatov, okuyucuya kendi hayatının bir kesitini sunar. Sultanmurat on beş yaşındadır ve babası savaşa gitmiştir. Arkadaşlarının çoğunun da babası ölmüştür. Sultanmurat gibi gençler, savaş dolayısıyla babalarını kaybetmelerine rağmen hem savaşın arkada bıraktığı zor hayatı düzeltmeye çalışmakta hem de rejimin kendilerinden istediklerini yerine getirmeye gayret etmektedirler. Yazar böylece gençler üzerinden büyüklere “Ümitsizlik yok!” demektedir.

        
Aytmatov, bu hikâyede kendi hatıralarından faydalanmıştır. O da II. Dünya Savaşı başlayınca yetişkinlerin görevini yüklenmişti (Söylemez 2002: 106).

        
Aytmatov’un eserlerindeki baba tipi, genel olarak çocuklarının çok bağlı olduğu, iyi baba tipidir ama bu babalara çocuklar hep hasret kalmıştır
Gün Olur Asra Bedel, Aytmatov’un en önemli eserlerindendir. Sovyet rejiminin baskısından dolayı kendi kültüründen koparılan insanların çabaları eserin merkezini oluşturmaktadır. Özellikle dinî kaygılar dikkat çeker (Kolcu 2008: 95). Romanın kahramanlarından Sabitcan, Sovyet yatılı okullarında okumuş, kendi kültür ve geleneklerinden uzaklaşmıştır. Aytmatov’un “mankurt” tanımına uymaktadır. Ayrıca bu romandaki Abutalip’in bir iftira ile cezalandırılması, yazarın babası Törekul Aytmatov’un başına gelenlerle benzerlik göstermektedir. Aytmatov gibi, Abutalip’in çocukları da babalarından dokuz yaşında ayrılmışlardır. Yazar böylece Sovyet rejiminin uygulamalarındaki yanlışları göstermiş ve onları eleştirmiştir.
İlköğretmen adlı eserin kahramanı Altınay da on dört yaşında, okumaya hevesli, anne ve babası ölmüş bir çocuktur. Genellikle erkek çocukları kahraman olarak tercih eden Aytmatov’un bu eserdeki kahramanı bir kız çocuğudur ve yanlış gelenekçiliği kız çocuk vasıtasıyla eleştirir. Yazar, Altınay üzerinden öğretmeni Düyşön’ü ve eğitim politikasını anlatır. Köye gelen öğretmeni köylülerin komutan sanmaları, halk ile yönetim arasındaki ilişkinin boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. Altınay’ın şu sözleri, Sovyet rejiminin öğretmenleri nelerle donattığını göstermektedir: “Alfabeyi iyice öğrenince ilk olarak ana baba kelimeleri yazmadan Lenin diye yazdık. Bey, ırgat, Sovyetler kelimelerini de yazabiliyorduk. Düyşön, gelecek yıl devrim kelimesinin nasıl yazılacağını öğreteceğine söz verdi.» (İlköğretmen 2010: 27). Düyşön, hikâyede Sovyet rejiminin ve Lenin›in sadık bir temsilcisidir. Altınay da onun sayesinde başarılı bir insan olur. Yazar burada özellikle Lenin dönemi için olumlu bir tutum içindedir. Stalin dönemi için farklı bir tutum sergileyen Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanında, Sabitcan’ın kendi kültürüne ters düşerek mankurtlaşmasını ise Sovyet rejimine bağlar.

        
Yıldırım Sesli Manasçı, tarihî bir hikâyedir. Bu hikâyede, yenilen Kırgızların, milli destan kahramanları Manas ile tekrar dirilme mücadelesi anlatılmaktadır. Yazarın amacı, millî şuuru Manas Destanı vasıtasıyla ayakta tutmaktır (Kolcu, 2008a: 174). Eleman, eserdeki çocuk kahramandır ve görevi Manas’ı anlatmaktır. Böylece çocuk, geleceğin teminatı olarak gösterilmiştir. Diğer çocuk kahramanlar gibi Eleman da babasını küçük yaşta kaybetmiştir.

        
Sonuç

        
Aytmatov, eserlerinde parçalanmış aileler, anasız ve babasız kalan çocuklar gibi savaş ve rejimin baskıları yüzünden zarar gören insanları daha çok işlemiştir. Yazar, savaş sonunda özellikle babasız kalan çocukları ve parçalanan aileleri anlayışla karşılamış ama rejimin baskı yoluyla, keyfi uygulamaları sonucunda sebep olduklarını eleştirmiştir (Kolcu 2008: 247). Ona göre bu zulümdür ve anlaşılır bir tarafı yoktur.
Yazarın babasını küçük yaşlarda kaybetmesiyle yaşadığı travma, eserlerinin konusunu ve kullandığı üslubu belirlemede önemli bir unsur olmuştur. Yazar, kendisi gibi benzer sıkıntıları yaşayan Kırgız halkının sorunlarını da eserlerine bütün gerçekliğiyle yansıtmıştır.

         

         

        ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        
Kaynaklar
Akdemir, Elif Su, 1985, “Bir Dünya, Bir Çocuk ve Beyaz Gemi”, Nilüfer Edebiyat Dergisi, Y: 1, S: 3, Ekim: 35-38.
Akmataliyev, Abdıldacan, 1998, Cengiz Aytmatov’un Dünyası, AKM Yay., Ankara.
Aytmatov, Cengiz, 1985, “Kelimelerin Sihirli Dünyası”, (Çev. M. Çetin), Nilüfer Edebiyat Dergisi, Y: 1, S: 3, Ekim: 39-40 (Chinghis Aitmatov, “Treasure-Trove of Words”, Culture and Life, S: 10, 1979: 10).
Aytmatov, Cengiz, 2002, Çocukluğum, Da Yay., İstanbul.
Aytmatov, Cengiz, 2010, İlköğretmen, Elips Kitap, Ankara.
Güneş, Bayram, 2013, Cengiz Aytmatov’un Türkiye Türkçesine Aktarılan Eserlerindeki Çocuk Kahramanlar, GÜ, Sos. Bil. Ens., Yüksek Lisans Tezi.
Güreşir, S. Koralp, 2010, “Cengiz Aytmatov’un Eserlerinde Alegori”, Cengiz Aytmatov: Tematik İncelemeler, (Ed. O. Söylemez), AKM Yay., Ankara: 101-117.
İbrayeva, Dilya, 1998, «Çıñgız Aytmatov›un Çocukluğu ve Eserlerindeki Çocuk Tipleri», Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, AKM Yay., Ankara: 103-111.
Kolcu, A. İhsan, 2008, Bozkırdaki Bilge Cengiz Aytmatov, Salkımsöğüt Yay., Erzurum.
Korkin, Vladimir, 2009, “Edebiyatın Misyonu”, (C. Aytmatov’la Röportaj-1989), (Çev. O. Söylemez ve A. Yılmaz), Cengiz Aytmatov, Kültür ve Turizm Bak. Yay., Ankara: 353-367.
Korkmaz, Ramazan, 2009, “Türk Dünyası Yazarları Aytmatov’u Tartışıyor”, (Yön. B. Aslan), Cengiz Aytmatov, Kültür ve Turizm Bak. Yay., Ankara: 381-391.
Parlatır, İsmail, 1992, “Cengiz Aytmatov ile Dil ve Edebiyat Üzerine Söyleşi”, Türk Dili, S: 487, Temmuz: 61-66.
Söylemez, Orhan, 2002, Cengiz Aytmatov’un Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler, Karam Araştırma ve Yay., Ankara.
Yılmaz, Ayşe, 2007, Bozkırda Yeşeren Sevda Türküleri -Aytmatov ve Eserleri Üzerine-, Ötüken Yay., İstanbul.


Türk Yurdu Haziran 2015
Türk Yurdu Haziran 2015
Haziran 2015 - Yıl 104 - Sayı 334

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele