E. TUĞGENRERAL AHMET DİNÇYÜREK*: “FRANSA BU YASAYLA ÎNSANLİK SUÇU e İŞLEMEKTEDİR’

Kasım 2006 - Yıl 95 - Sayı 231

         

 

         

        Metin Kutusu: SUNUŞ
Fransa Parlamentosu Ermeni soykırımı iddialarını inkar etmeyi suç sayan tasarıyı 12 Ekim 2006 tarihinde oylayarak kabul etti. Tasarı Fransız Senatosunca da kabul edilir ve Cumhurbaşka- m’nca da onaylamışa Ermeni soykırımı iddialarım inkar edenlere hapis ve 45 bin Euro’ya kadar ağır para cezası verilecek. Fransız Parlamentosunun bu karan, Türkiye’de toplumun çeşitli kesimlerinin tepkilerine sebep oldu ve karar çeşitli şekillerde protesto edildi. YÖK Başkam Erdoğan Teziç, Ahmet Dinçyürek ve Eski Dışişleri Bakanlarmdan Kamran İnan oylamadan sonraki günlerde Fransız devleti ta¬ralından kendilerine verilen nişanlan iade ettikleri¬ni açıkladılar. Fa¬kat, bu tasan Tür-	[
kiye’de tartışılma¬ya başlandığı gün¬lerde ilk ciddi tepkiyi gösteren Emekli Hava Pi¬lot Tuğgeneral Ahmet Dinçyürek oldu. Dinçyürek,
10 Ekim 2006 tarihli yazısı ile bu tasan ile ‘hürri- yet-eşitlik-kardeş- lik’ felsefesinin mi-
man Fransa’ma tarihi misyonundan uzaklaştığım belirterek, Fransız Cumhurbaşkamnm ulusal liya¬kat emri bünyesinde kendisine lâyık görülen “Şöval¬ye” madalyasmı kabul edemeyeceğini Fransız ma-kamlarına bildirdi. Savunma Bakanhğı Müsteşar Yardımcıhğı, Üs Komutanhğı ve Muharebe Uçuşla-
Metin Kutusu: E. Tuğgeneral Ahmet DİNÇYÜREK


        

17


        

Türk Yurdu Kasım 2006

       
  Metin Kutusu: 17    

        
 

rmdan Sorumlu Birim Başkanhğı gibi İcritikgörevler yerine getiren ve halen TOBB Ekonomi ve Teknolo­ji Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi olarak görev yapan E.Tuğgeneral Ahmet Dinçyürek ile madalya­yı reddediş sebeplerini, Ermeni tassarısının akıbeti ve Türkiye’nin geleceği üzerine konuştuk.

- Efendim, malum olduğu üzere, sözde Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasa teklifi Fransız Ulusal Meclisinde kabul edildi. Sizin daha oylama sonucu belli olmadan Fransa’nın verdiği bir devlet nişanım iade ettiğinizi basından öğrendik. Oylama sonucunun Türkiye aleyhine olacağından emin miy­diniz, birinci olarak sormak istediğim bu. İkincisi, bu ödül size hangi tarihte ve ne sebeple verilmişti?

- Şimdi önce­likle ikinci soruyu cevaplandıralım.

Bu Fransızlar’ın değişik madalya çeşitleri var. Bun­lar liyâkat madal­yası, Commande- ur denilen bir ma­dalya, ve bir de şövalye madalya­sı. Bunlar belirli seviyelere uygun olarak dağıtılıyor ve Fransız Cum­hurbaşkanının imzasıyla veriliyor. Sayın YÖK Başkanımızın bu mânâda almış olduğu madalya, ikinci seviyede bir madalyadır. En büyüğü liyâkat madal­yasıdır, sanıyorum onu da ülkemizde alan kişiler var, medyada bazı isimler falan çıkıyor.

Benim almak üzere olduğum madalya şövalye

         

Metin Kutusu:  
E. General Ahmet DtNÇYÜREK, Ömer BEKEÇ
madalyası idi. Bu 13 Haziran 2006 tarihli Sayın Fran­sa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın imzasıyla ve­rilmiş bir madalya. Ağustos ayında bana bildirdiler, nasıl verileceğini sordular. Ben de uygun bir zaman­da Fransız Büyükelçiliğinde alabileceğimi ifade et­tim. Onların bir tören tipi var, o törende almayı uy­gun gördüm. Ancak zaman birazcık beni sıkıştırdığı için Kasım ayında olmasını teklif etmiştim. Olaylar böyle gelişince de ben önceden kendilerine madal­yayı almayacağımı bildirdim. Yani onaylanmış bir madalyadır, fakat almadığım, almak üzere olduğum bir madalyaydı.

Birinci sorunuza gelince; bununla ilgili olarak bir kere şunu ifade edelim: Meclis kararının olum­suz çıkması hiç önemli değil. Bu mantıkla gidersek biraz yanlış olur.

Öncelikle, ben ta­sarının düşünce mantığına, düşün­ce sistemine kar­şıydım. Böyle bir ifade özgürlüğü ve düşünce öz­gürlüğünü orta­dan kaldıracak bir yasanın gün­deme getirilmesini dahi kabul etmeye­cek bir düşüncem var benim. Yani, bu öncelikle tüm insanlığa yapılan ciddi bir hakarettir bana göre. Kal­dı ki, Fransa’yı yakından biliyorsunuz, çağdaş de­ğerlerin beşiği olarak kendilerini kabul ederler. Ya­ni eşitlik, hürriyet, özgürlük gibi ilkelerin çıkış yeri olarak görürler Fransa’yı. Şimdi bakıyorsunuz, aynı Fransa bu özgürlüğü, bu hürriyeti kısıtlayıcı birta­kım kanunlar getiriyor. Aslında bu en başta Fransız halkına yapılan büyük hakaret. O çerçevede de as­lında Fransa halkının tepki göstermesi lâzım. Çün­kü, şu andaki Meclisleri vasıtasıyle kendi taahhütle­rini ihlâl ediyorlar, kendi değerlerine ihanet ediyor­lar. Bir R.Piyer’e, bir J.J. Rousseau’ya, bir Montes- quieu’ye ihanet ediyorlar.

 

-Fakat Fransız halkının hiçbir tepki göstermedi­ğini, hatta, bu olayla hiçbir şekilde ilgilenmediğini aktarıyorlardı Paris muhabirleri...

  • Evet, o da ilginç. Zaten bu konuyu da, ben Sa­yın Sinan Aygün’ün yapmış olduğu Sivil Toplum Meclisinde gündeme getirdim. Yani, bu bana göre Fransız tarihine, Fransız halkına ihanettir, daha çok onların sorunu olması lâzım. Tabii ki böyle bir ola­yın gündeme getirilişi tamamen siyâsî mahiyettedir ve Türk halkına, yüce Türk milletine çok büyük bir hakarettir, yani kabul etmek mümkün değil. Özetle, benim bu konuda söyleyeceğim bunlar.
  • Siz de Cumhurbaşkanı Chirac’a herhangi bir tepki mektubu yazdınız mı, yazmayı düşünüyor

musunuz?

- Hayır. Zaten bu madalya işini bizim statü olarak bildirmemiz gere­ken yer Fransız Büyükelçiliğidir, ben de Fransız Büyükelçiliğine bu konulan ihtiva eden bir mektup­la olayı bildirdim ve mektubun so­nunda da kabul etmeyeceğimi, be­lirttim. Onlar da büyük bir ihtimalle bu mektupları ilgili yerlere ulaş- tıracaklardır.

  • Şimdi bu tasannm yasalaşması için, biliyorsu­nuz, Senato'nun ve Cumhurbaşkanının da onayı ge­rekiyor. Sizce bu tasannm âkıbeti ne olur?
  • Şimdi benim üzüldüğüm nokta şu: Sadece bu­güne bakarak olayları değerlendirmek çok ciddî bir hatadır. Bunun özünde yatan konu, aslında kendi kafalarında bulunan ve kafalarına kazınmış olan bir düşüncenin ortaya çıkmasıdır. Yani, bu dün de var­dı, evvelki gün de vardı, bugün de vardır, yarın da olacak. Dolayısıyla, bizim mücadelemiz sadece bu anlamda, bu Meclisten çıkan kararın yasalaşmaması yönünde değil, bu düşüncenin ortadan kaldınlma-

        

UbmS * SgalltJ » PtaiantM

&ĞPUBtIQÜSFaANÇAJSB

Metin Kutusu: FRANSA BÜYÜKELÇİLİĞİ
SAVUNMA ATAŞESİ .
Metin Kutusu: Sayı : 706/TUR/AD 
Konu: Madalya takdimi
Metin Kutusu: Ankara, 26 Haziran 2006Metin Kutusu: Genel Kurmay Başkanlığı Yabancı Ataşeler Şube MüdürlüğüneMetin Kutusu: Fransa Cumhur Başkam’mn 13 Haziran tarihli yazılı emri ile;
-	Eski Hava Kuvvetleri Komutanı General İbrahim FİRTlNA’mn Ulusal Liyakat Emri bünyesinde “commandeur" madalyasi almaya ve;
-	Tuğgeneral Ahmet DlNÇYÜREK'ln Ulusal Liyakat Emri bünyesinde “şövalye”
madalyası almaya hak kazanmıştır.	~
Bu subaylara yönelik madalya takdimi ikinci sömestr içerisinde düzenlenebilir.
-	Madalyaları kabul ettiklerinden emin olmak;
-	madalya takdimine ilişkin talep ve dileklerini öğrenmek (birçok şey mümkündür: posta ile gönderiminden kokteyle kadar, alacak olan kişi arzu ve imkanlarını bildirmelidir);
-	olası bir madalya takdim töreni ile ilgili koşullan incelemek maksadıyla sözkonusu kişilerin ikamet yerlerini öğrenmek
amacıyla sözkonusu kişilere nasıl birebir ulaşacağımı bana bildirmenizi rica eder, teşekkürlerimi sunarım.
Metin Kutusu: Kurma’ Fransa SiMetin Kutusu: ıBOD
nazilinde
ışesl
sı mahiyetinde olması lâzım. Dolayısıyla, bizim bu konudaki mücadelemiz, bir tek Fransa’ya karşı de­ğil, aynı zamanda tüm insanlık adına ve Avrupa Bir­liği adına vereceğimiz bir mücadele olması lâzım. Dolayısıyla, hiç önemli değildir yasa konusunun gündeme getirilmesi. Böyle bir olayı siyâsî sahneye taşımalarım kabul etmek mümkün değil yani. O hal­de bizim savunduğumuz nokta nedir? Bunu tarihçi­lere bırakacak­sınız. Buyur­sun gelsinler, bu milletin dü­şüncesi açık­lar, dolayısıyla bu güzellikleri gelsinler bi­zimle paylaş­sınlar, tek der­dimiz odur.

Yani, sonuç hiç önemli de­ğil, mücadele­yi yanlış kul­varda verme­yelim.

  • Fani tasa­rı bundan son­ra onaylaman­sa da bir şeyi değiştirmez ar­tık diyorsunuz.

Türk - Fransız ilişkilerinin bundan sonra, olumlu bir yo­la girmesi zor görünüyor...

  • Zor, ancak şimdi şu önemli: Bir aksiyon, bir olay söz konusu olduğu zaman bunun reaksiyonu­nun doğru zamanda, yerde ve güçte yapılması lâzım; stratejinin adı budur zaten. Yani, baştan gecikmiş birtakım tedbirlerin gündeme getirilmesine etkisi çok az olur. Size bir örnek vereyim,İIspanya’da as­keri ataşelik görevi yaptığım sırada yaşadığım bir
    olay: İspanya tüm Avrupa ülkelerini yaş meyve ve sebze konusunda besleyen bir ülkedir, yani o zen­ginliği çöldür. Bir gün 6-7 tane İspanyol tırı Fran­sa’ya giriyor ve Fransa tanmcıları tarafından durdu­ruluyor ve otobanda yakılıyor. Olay saat 18.00 civa­rında meydana geliyor. Saat 20.00’de İspanyol hükü­meti olağanüstü toplantı yaptı, Fransa’yı şiddetle kı-

I

nadı. 24 saat geçmeden Fransız mallarındaki satış

oranı yüzde 30 aşağıya indi. Bakın, olaya ve reaksiyona balon. Ve iki Avrupa Birliği üyesi ülkeden bahsediyorum ben size. Dola­yısıyla, gecik­meli alınacak birtakım ted­birlerin veya geç gösterile­cek reaksiyo­nun bana göre çok faydası ol­mayacak.

- Dün (16 Ekim 2006) Türk basının­da Fransız Cumburbaşkanı Chirac’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ı arayarak özür dilediği ve ta­sarıyı durdurmak için elinden geleni yapacağım vaad ettiğine ilişkin haberler çıktı. Ama Fransız kay­naklan bu haberleri doğrulamadı; hatta bugün ara­yan tarafın bile Fransa olmadığı ortaya çıktı! Siz hü­kümetin bu çabasmı neye bağlıyorsunuz? Ve bu ko­nuda Türkiye’nin izlediği diplomasiyi nasıl değer­lendiriyorsunuz?

- Şimdi diplomasinin, diplomatik ilişkilerin tabii

         

bir etik yönü var. Kurtuluş Savaşımızda yedi düvel Türkiye’ye karşı idi. Bu yüce millet büyük bir şahla­nış göstermiş, emsali görülmemiş bir destan yaz­mıştır. Bu ülkelerin hemen hemen tamamı Batılı ül­kelerdir, yani bugün çağdaş kabul ettiğimiz ülkeler­dir. Batılı devletlere karşı büyük mücadeleye giri­şen ve büyük bir zafer kazanan Atatürk, daha sonra Batıyla işbirliği haline girebilmiştir mesela. Batıyı hedef göstermiştir bir anlamda. Çağdaşlık Batı de­mek değil, bunu ifade edelim; çağdaşlık bir kültür­dür, bir büyük olaydır, Batıyla ilgili değildir. Belki bir ölçüde teknolojik çağdaşlık diyebiliriz o anlam­da.

Dolayısıyla diplomatik olarak, rasyonel ve re­alist olarak yapılacak faaliyetlerde bir basamak var­dır, bu basamak böyle adım adım gider, birdenbire söz konusu olmaz. Bu olay bizim bir defa yaşadığı­mız bir olay değildir, ilk defa yaşanmış bir olay olsa ben bunu kabul ederim. Yani, belli bir zamana ihti­yacımız var. Fakat bu olayı biz her defasında yaşıyo­ruz. Artık devletin, -ki bu sadece siyaset veya hükü­met değildir- artık bu konularda uzmanlaşmış ve bu konudaki atılacak adımların nasıl olacağım çoktan bilmesi lâzım. Çünkü, beş gün süre geçiyor, ondan sonra Meclisi topluyorsunuz yani, bana göre bu bir eksiklik, olmaz böyle şey!

Tabii ki ben Fransa’ya savaş açalım falan demi­yorum, ama bir kültürel, bir özgürlük savaşı söz ko­nusu; psikolojik, sosyal ve kültürel alanda bir savaş konusu söz konusu yani. O halde bu savaşı bizim çok iyi yönetmemiz gerekiyor. O yüzden diplomatik etiğe uygun bir şekilde cereyan etmesini mantıklı karşılamak lâzım. Ama yerinde ve zamanında ve de olayların bütünlüğü içinde olaya bakmak lâzım.

  • Peki hükümetin dışındaki kurum ve grupların tepkilerini nasıl buluyorsunuz?
  • Ben burada özellikle aydınlarımızda bir eksik­lik görüyorum. Mesela üniversitelerimiz derhal top­lanmalıydı. Üniversite rektörleri bir araya gelerek olayı değerlendirmeli, belki Anıtkabire yürümeli ve bir bildiriyle Fransa’yı protesto etmeliydi. Ki daha önce Cumhuriyet’in temel değerlerine yönelik saldı­rılarda bu yapılmıştır, bu konuda da yapılmalıydı bana göre. Türk Üniversiteleri, aydınları ortak bir
    tepki göstermeli ve dünyaya sesini duyulmalıydı di­ye düşünüyorum. Bu konuda önemli bir eksiklik gö­rüyorum.
  • Türkiye’nin ÂB’ye tam üyeliğinin çıkmaz yola girdiği artık Türkiye’deki AB taraftarlarınca bile iti­raf edilmeye başlandı. Sizce bu olay Türkiye - AB müzakerelerini ve Türkiye’nin AB macerasını nasıl etkiler?
  • Şimdi ben iki konuyu bununla bağlantı olduğu hassasiyetle belirtmek istiyorum. Bildiğiniz gibi in­san Haklan Evrensel Beyannamesi Birinci Dünya Savaşı sıralarında Amerikan Devlet Başkanı Wilson tarafından ortaya atılmıştır ve o beyannamenin te­mel esaslan da şimdiki Birleşmiş Milletlerin yasası olarak kabul edilmiştir. Hem o beyannameye, hem de Birleşmiş Milletler kuruluş felsefesine baktığımız zaman, ana fikir özgürlük, eşitlik ve hürriyet üzeri­nedir. Bu çerçeve içerisinde Fransa İnsan Haklan Evrensel Beyannamesini imzalamış bir ülkedir. Fa­kat aynı Fransa imzalamış olduğu uluslar arası an­laşmaların temelini oluşturan özgürlük ve hürriyet fikirlerinin aksine işlem yapmaktadır. Başka bir ifa­deyle suç işlemektedir. Biz bunu genel anlamda, ya­ni çağdaş anlamda söylüyoruz.

Sadece biz değil bütün dünya ülkeleri söylüyor, insanlığın evrensel beyannamesi veya bildirgesi ol­duğuna göre, bana göre Fransa insanlık suçu işle­mektedir. Dolayısıyla tüm insanlığın kendi değerle­rini korumak adına insan Haklan Mahkemesine Fransa’yı şikayet etmesi lâzım; bu birinci nokta.


        

------------------------

Türk Yurdu ‘.-'Kasım 2006

 
  Metin Kutusu: 		
Türk Yurdu ‘.-'Kasım 2006

İkinci nokta; Avrupa Birliği dünya ölçeğinde gü­cünü kaybetmiş bir biriliktir, özellikle I. Körfez Ha­rekatından sonra Amerika artık “en büyük benim” demiştir. Avrupa Birliği yer bulamıyor kendisine. Fakat bir tek gücü var; taşıdığı değerler. Özgürlük, demokrasi, insan haklan, barış gibi moral değerleri var, bunun üzerine inşa ediyor kendi faaliyetlerini. Bizim önümüze de sürekli bunlan getiriyor, insan haklan, özgürlük vs. ile çıkıyor hep karşımıza. Birli­ğin kendi içerisindeki bir ülke, kendi üyesi bir ülke kalkıp Avrupa'nın itibarını sağlayacak bu değerlerin hilafına iş yapıyor. O zaman Avrupa Birliği şunu yapmalı: Şiddetli derecede Fransa’yı kınamalı, der­hal bu eyleminden vazgeçmesi, bu düşünceden vaz-

         

         

Metin Kutusu: T.C.
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
ANKARA
Metin Kutusu: GENSEK : 0046-352-O6/Koor.Ş. 167562
KONU : Madalya Alınması Hakkında.
Metin Kutusu: FRANSA BÜYÜKELÇİLİĞİNEMetin Kutusu: 25 EYLÜL 2006Metin Kutusu: 1.	Fransa Cumhurbaşkanı’nın 13 Haziran 2006 tarihli yazısı İle Ulusal Liyakat Emri bünyesinde, 25 nci Hv.KK. (E) Hv.Org. H. İbrahim FIRTINA'nın "Commandeur Madalyası", (E) Hv.PIt.Tuğg. Ahmet DİNÇYÜREK'In "Şövalye Madalyası" almaya hak kazandığı bildirilmiştir.
2.	25 nd HV.K.K. (E) Hv.Org. H.lbrahlm FIRTINA söz konusu madalyayı memnuniyetle kabul etmekte olup, programının uygun olmaması nedeniyle posta yolu ile gönderilmesini talep etmektedir.
3.	(E) Hv.PILTuğg. Ahmet DİNÇYÜREK’In madalyayı kabul ettiği ve Fransa Büyükelçiliğinin takdime ilişkin tören programına Kasım 2006 ayı İçerisinde riayet edebileceğini bildirmiştir.
4.	25 nd Hv.K.tC(E) Org.H.Ibrahlm FIRTINA İle (E) Hv.Plt.Tuğg.Ahmet DİNÇYÜREK'In İletişim ' adresleri aşağıda sunulmuştur.
Arz ederim.	/?/?/“
Metin Kutusu: A.MehmeF Hava Pilot Kurmay Albay Genel SekreterMetin Kutusu: İLETİŞİM ADRESLERİ :
25 nel Hv.K-K. (E) Hv.Oıg, HJbrahlm FIRTINA Adres: Hv.K.KJığı Genel Sekreterlik Bakanlıklar/ANKARA
(E) Hv.PIt.Tuğg. Ahmet DİNÇYÜREK
Adres: SöğOtözû cad. No:43 Tel:0-312 202 4012-292 40 62 ANKARA
geçmesi gerektiğini söylemeli. İki; Fransa'nın Avru­pa Birliği üyeliğini masaya yatırmalı. Eğer gereğini yapmıyorsa da bana göre Avrupa Birliği’nden ihraç edilmelidir. Olaya böyle büyük bakmak lâzım. Bizim bir ülke olarak yapacağımız bu tür mücadelelerde dünya ölçeğinde olaya bakmamız lâzım. Yani, hama­set güzel, tabii ki koruyacağız ama bir de realizm var, bir de ras­yonalizm var, yani gerçekçi ve akılcı ola­rak olayları masaya yatır­mamız lâzım.

Avrupa Birliği üyeliği­mizi bu tür olayların etkilemesinden çok, bizim ge­nel anlamda Avrupa Birliği felsefesi içeri­sinde yer al­mamızı tartış­mamız lâzım.

Bu olaylar ba­na göre çok küçük taşlar­dır süreç içeri­sinde. Ama esas sorun,

“biz Avrupa Birliği’ne gire­cek miyiz ya da onlar bizi alacaklar mı” meselesidir. Dolayısıyla, bunların çok daha üzerin­de bazı olaylar, bazı değerler falan var, öyle bakmak lâzım. Yani, başka bir ifadeyle; ben Avrupa Birli­ği’ne kabul edileceğimiz kanaatinde değilim. Fakat, bu tasarı bu anlamda çok etkilemez; bunlar çok kü­çük şeyler...

- Pek, siz Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi
taraftan mısınız?

  • Kendi değerlerimizden, benliğimizden, duruşu­muzdan, kişiliğimizden eğer taviz vermeyeceksek karşı değilim. Küreselleşmenin getirdiği tabii sonuç, bir grup içerisinde yer almaktır. Yani, tüm dünyanın büyük pastasından eşit miktarda pay almak mesele­sidir. Eğer şu anda realizm diyorsa ki bize, bir grup

içerisinde yer almamız ge­rektiğini, o halde almalı­yız; ama kendi değerlerimizle.

  • Az önce Avrupa’nm bir anlamda çökü­şe geçtiğini söylediniz. Şu halde Türkiye böyle bir grup içerisinde yer alacaksa, Av­rupa Birliği stratejik ola­rak doğru bir tercih mi?
  • Tabii ki, tam üyelik as­lında Avrupa Birliği için çok daha önemli­dir, Türkiye için değil. Ya­ni, Avrupa Bir­liği stratejik geleceğini de­vam ettirmek

istiyorsa ya da yeni bir stratejik anlayışla açılım yapmak istiyorsa, aslında güvenebileceği en büyük koz Türkiye’dir.

  • Ama Türkiye bunu kullanamıyor tabii..
  • Onlar da buna hazır değil, yani dikkat etmek lâ­zım. Hep gündeme getirilmiştir, bakın 80’li yıllarda Amerikalıların büyük stratejisti Brezinski, Santraç

         

Tahtası kitabını okursanız orada diyor ki, “Türkiye, stratejik ortak ülkelerden birisi değildir, Türkiye Avrupa Birliğine girmeyecek, Türkiye Avrupa Birli­ğiyle genişletilmiş bir ortaklık yapacaktır” diyor, bundan 17 sene önce. Avrupa Parlamentosu Başka­nı da, bundan beş sene önce falan imtiyazlı ortaklı­ğı deklare etti. O günden beri Avrupa’da herkes im­tiyazlı ortaklık diyor. Yani, bir taraftan Amerika’yı yönlendiren stratejistlerden biri bunu söylerken, di­ğer taraftan AvrupalIlar da kalkıp imtiyazlı ortaklık­tan bahsediyor.

Yani, bir tek Avrupa Birliği değil, Amerika da belki perde arkasındaki birtakım nedenlerden dola­yı, arzu etmiyor öyle bir pakta girmemizi. Dolayısıy­la biz seçeneğimizi zorlarız, çünkü biz barış milleti­yiz, çünkü biz huzur milletiyiz, biz kimseyle kavga etmek istemiyoruz. Kavga olmayan, barış olmayan her türlü ortamda biz varız. Barışı sağlamak için de biz varız, o yüzden bugün Lübnan’dayız, o yüzden bugün Afganistan’dayız, o yüzden dün Somali’ye, 1950’de Kore’ye gittik, dünyanın güzelliği için. Ne demiş büyük önderimiz: “Yurtta sulh, cihanda sulh” demiş yani, işte eylem budur. Bu anlamda olabile­cek her türlü yerde varız. Ama bizim değerlerimizle.

Fakat Avrupa'nın bizi böyle istediği kanaatinde değilim ben. Daha da ileri gideyim ben, sizinle bera­ber konuşalım bu olayı, bölmeyi planladığı bir ülke­yi neden kendi içerisine alsın ki yani! O yüzden bu olayı, Ermeni soykırımı tasarısı mecrasında günde­me getirirken çok daha fevkinde stratejik konular var mutlaka masaya yatırılması gereken, öyle bak­mak lâzım.

  • Türkiye’de bazı aydınlar, Fransa’ya verilecek en iyi cevabın 301. maddenin kaldırılması olacağını, böylelikle düşünce hüniyeti alanında Avrupa’ya da bir ders vermiş olacağımızı söylüyorlar. Bugünü ga­zetelerde de 301. maddenin en azmdan değiştirilme­si konusunda Abdullah Gül’ün AvrupalIlara bir taah­hüdünden bahsediliyordu. Siz 301. madde hakkında ne diişünüyorsunuz?
  • Şimdi öncelikle ben şuna karşıyım: Biz kendi insanımızın güzelliği, mutluluğu, refahı için kendi­miz değerler geliştiremiyor muyuz, kendimiz bir şeyler yapamıyor muyuz? Neden Avrupa Birliği’nin

bize dayatmaya kalktığı şeyleri yapmak zorunda ka­lıyoruz biz. Her dayatma beraberinde ona yaman­mış bir takım başka görüşleri getiriyor. Yani fikir öz­gürlüğü, düşünce özgürlüğü, insan haklan, demok­rasi gibi kavramlarla birlikte, bakıyorsunuz berabe­rinde vakıf hakları, beraberinde ruhban okulları vs geliyor. Dolayısıyla, ben önce kendi insanımın mut­luluğu ve refahı için kendim bir şeyler yapmalıyım öncelikle. Bunun için benim Avrupa'nın değerlerine ihtiyacım yok. Tarihi bir vakıadır, soykırımların en çok yoğunlaştığı ülkelerdir bunlar. Bu ülkeler dün­yalının her tarafında ciddi soykırımlar yapmışlardır, yani bunların sicilleri bozuktur. Fakat benim tarihi­min hiçbir yerinde soykırım göremezsiniz, çok gü­zel şeyler görürsünüz.

Dolayısıyla, eğer çağdaşlık, insanlığın mutluluğu için zaruri olan bir olguysa, bunun çok çok fevkini milattan önceki yıllarda, Orta Asya’daki otağlarda görürsünüz. Orada hatun kişinin hakan İtişinin ya­rımda oturduğunu görürsünüz, orada kadın hakları­nı görürsünüz. Dolayısıyla ben bu güzelliklere ev­velden beri sahibim, benim bu güzellik, Avrupa'nın değil. Avrupa eğer bu tür zorlamaları bize yapıyor­sa, mutlaka bunun arkasında başka hedefleri vardır, bu hedefleri gerçekleştirmeye çalışıyorlardır.

Dolayısıyla, Avrupa'nın bizden istediği şeyleri, ister düşünce hürriyeti, ister fikir, bilinç özgürlüğü vesaire gibi kavramlarla sunulsa bile hep şüpheyle karşılamak lâzım. Kendi insanımız için ne kadar öz­gürlük olması lâzım, biz bunu masaya yatıracağız; kendi geleneklerimize, kendi terbiyemize, kendi ah­lakımıza göre yapacağız bu işi. Avrupa'nın isteğiyle karşılaştıracağız, işimize geliyorsa alacağız yapaca­ğız, işime gelmiyorsa yapmayacağız. O açıdan ben 301. madde ile ilgili gelişmeleri bir bütün olarak gö­rüyorum. Yani bize yapılan dayatmaları, burada ger­çekleştirilmek istenen stratejik hedefleri kolaylaştı­racak bir baskı aracı gibi görüyorum bu olayı. Asla böyle bir şeyi kabul etmiyorum ben.

  • 301. maddenin kaldırılması ya da değiştirilme­si gerektiğini düşünüyor musunuz peki?
  • Kesinlikle hayır!

- Tam da Fransa’da Ermeni tasarısının oylandığı gün, Bu topraklarda 1 milyon Ermeni ve 30 bin

Metin Kutusu: TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ
10 Ekim 2006
Sayın Fransız Savunma Ateşesi;
Biraz tarih bilgisi olanların, yakından bileceği gibi, Türk-Fransız ilişkilerinin dünya tarihine örnek olacak birliktelik .içinde olduğu ve bunun köklü temellerinin asla çözülemeyeceğini önemle vurgulamak isterim.
Dünya insanlığına ışık saçan, “Hürriyet-Eşitlik-Kardeşlik” felsefesinin mimarı Fransa'nın, üzüntü ile ifade etmek isterim ki, politik ve küçük hesaplar düşünerek, tarihi misyonundan uzaklaştığını görmek beni derinden yaralamıştır. Fikir ve vicdan özgürlüğünü kaybetmiş bir Fransa’yı görmek ayrıca beni üzmektedir.
Bu duygular içerisinde Sayın Cumhurbaşkanınızm 13 Haziran 2006 tarihli yazılı emri ile bana teveccüh buyurduğu Ulusal Liyakat Emri bünyesinde "Şövalye" madalyasını kabul edemeyeceğimi bildirir. Saygılar sunarım.
Metin Kutusu: net DİNÇYÜREK E. Hv.Plt. Tuğgeneral TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ■
Mütevelli Heyet Üyesi
Kürt öldürüldü” diyen bir Türk romancısına Nöbel Edebiyat Ödülü verildi. Türkiye'de bir kesim aksini iddia ediyorsa da, ödülün edebî değil siyâsî mülaha­zalarla verildiği Avrupa Basınında dahi yazıldı. Siz bu ödülü ve tesadüfü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi bakın, bazı yazarlarımız veya bazı basın mensuplan falan diyor ki, “daha önce Nobel Ödülü almış olan kişi­ler de muhalif, tezat kişilerdi o ülkelerde, yani onlara böyle bakmak lâzım, bu açı­dan değerlen­dirmek lâzım.”

Fakat şunu so­ruyorum onla­ra ben: Acaba Nobel ödülü almış olan o kişiler kendi ülkelerinde ne­ye ne kadar te­zattılar. Şimdi sisteme tezat olabilirsiniz, düşüncelere tezat olabilirsi­niz, siyaseti beğenmeyebi­lirsiniz; fakat Türk milletine hakaret ede­mezsiniz! Bu asla kabul edilebilecek bir şey değildir! Ve daha ön­ceki Nobel Ödülü almış kişilerin hiçbirisi -hafizam beni yanıltmıyorsa- kendi ülkelerinin milli anlayışı­na karşı değildir. Çok büyük bir fark söz konusudur burada, nüans da değildir ciddi farktır bu yani, onu dikkate almak lâzım.

Şimdi diyelim ki, Nobel Edebiyat Ödülünün

         

açıklaması o gün olmadı, ondan bir hafta önce ol­du, bir hafta sonra oldu. Gerçi öncesi, sonrası da fark eder ama, biz Fransız Meclis kararıyla bağlantı kurarak değerlendirelim. Neyimizi değiştirecekti bi­zim söyler misiniz bana? Yani, Türklüğe hakaret eden, Fransız Meclis kararıyla, Nobel Edebiyat Ödü­lünü alan sayın yazarımızın ifadesi arasında bir fark

var mıdır? Ya­ni, Meclis ka­rarma böyle ülke olarak bü­yük tepki gös­terirken, No­bel Edebiyatı almış olması “1 milyon Ermeniyi, 30 bin Kürdü katlet­tik” diyen bir adamın bu su­çunu hafifletir mi! Böyle bir şey söz konu­su olamaz! Fransız Meclis kararıyla sayın yazarımızın ifadesi arasın­da bana göre bir fark yoktur yani. Aynı gün olup olmaması hiç önemli değil, ben fel­sefi olarak olaya bakarım. Dolayısıyla, asla kabul edilemez.

Nobel Edebiyat Ödülü almış olmak şahsi bir başarıdır, bunu şekilsel olarak düşündüğümüz zaman, alkışlarız,. ayrı bir olaydır. Fakat onun ifadesini de ben kabul etmiyorum. Bu insan, benim insanım, efendim kalkıp Fransız Meclis kararının aynısını söyleyebiliyor; ben Meclis kararına bu ►

kadar tepkiliysem şayet, bu sayın yazarın ifadesine tepkisiz olmam mümkün mü? Değildir. Dolayısıyla, bizim görüşmemiz gereken ve tartışmamız gereken konu budur. Bu açıdan Fransız Meclis Kararıyla ay­nı gün açıklanmış olması hiç önemli değildir benim için.

  • Bir süre önce de biliyorsunuz Elif Şafak bak­landa son romanında Ermeni meselesiyle ilgili olarak Türklüğe hakaret ettiği iddiasıyle dava açıldı. Ama bir anda yine kampanyalar başladı, Av­rupalılarca Mahkeme üzerinde baskı kuruldu ve Şafak savunması dahi alınmadan beraat etti! Yani, Türkiye'nin Avrupa Birliği teslimiyeti ve macerası devam ettiği sürece, Ermeni meselesi vs. gibi konu­lar gündemimizden düşeceğe benzemiyor. Türkiye bu baskılardan nasıl kurtulacak?
  • Şimdi tarih bizden intikam alıyor, yani bugünki Batılı milletler bizden intikam alıyorlar başka bir ifadeyle; çünkü onlara çok güzel bir insanlık dersi verdik. Sadece savaş kazanmadık biz, aynı zamanda insanlık dersi verdik Bakın geçen gün Çanak­kale’deki Ülkü Ocakları üyeleri Fransa’yı protesto kapsamında gidiyorlar, Fransızları orada yatan Fransız dedelerine şikayet ediyorlar, güzelliğe bakın. Yani, biz büyük bir insanlık dersi vermeye devam ediyoruz. Böyle bir insanlık dersini almış plan bu Batı bunu kabul edemiyor. Yani, bu millet, Türk milleti bize bu dersi veremez diyor. Bunun için de, bu millet üzerinde her türlü oyun dün vardı, bugün de var, yarın da olacaktır. Bunun Avrupa Bir­liği süreciyle, bölgesel birtakım ittifaklarla, yok efendim işte Türkiye’nin Ortadoğu’daki menfaat­lerini koruyabiliriz, yok Türkiye'deki bölücü örgütü ortadan kaldıracak birtakım tedbirler getirebiliriz ifadeleri gerçeği ifade etmemektedir. Bu strateji belirlenmiştir ve altı çizilecek bir noktadır; “Bu coğ­rafya Türklerin yaşayacağı bir coğrafya değildir, Türkler pılını pırtısını toplayarak Orta Asya’ya geri gitmelidir”, Batılıların kafasındaki felsefe budur. Bu İngiliz felsefesidir ve biz Ingilizlerin büyük Asya projesini durdurmuş bir milletiz, zaferle de bu işi başarmışızdır.

Dolayısıyla bu çerçeve içerisinde Avrupa Birliği sürecinde, bunlar her defasında, her zaman gün­deme getirilmiştir, getirilecektir. Ama bir bölümünü ifade edeyim ben size; bugün Ermeni olayı, dün efendim işte PKK-Kongragel oldu, etnik gruplarımızı çatışır bir hale getirdiler, işte bunlar hep gelişecektir. Ermeni olayını ve PKK’yı birazcık bir­birine bağlamak lâzım, bazı konjonktürel değişiklik­ler söz konusu olsa da. Yarın bir gün Rum-Pontus diyeceklerdir, efendim öbür gün Gürcüler diyecek­lerdir, devam edecektir bu olay.

Yani olaya böyle bakmak lâzım, büyük resmi görmediğimiz takdirde küçük resimlerde boğulu­ruz. Küçük gravürler bizi ifade etmez, gravürün bütünlüğüne baktığınız zaman o eski İstanbul'u görebilirsiniz, onun yarısını koyduğunuz zaman bir şey ifade etmez, büyük resimlere bakalım biz, büyük resim budur, her zaman karşımıza çıkacaklar. Bizi istemiyor adamlar, ne Avrupa’da ne de bu coğ­rafyada! Ama, bundan sonraki süreci de görmek lâzım. İşte büyük önderimizin en büyük özelliği buy­du; öngörü sahibi olmak 50-100 yıl sonrayı görebil­mek özelliği vardı. Amaçları, küreselleşmenin getir­diği -küreselleşme bir tek ticari değildir, bunun hukuki yönü de vardır, psikososyal yönü de vardır, kültürel yönü de vardır- olayları bir üst noktaya taşımaktır. Bir üst noktaya taşıdıktan sonra, efen­dim Birleşmiş Milletler kararıyla, Güvenlik Konseyi kararıyla Türkiye’nin bölünmüşlüğünü legalleştirmektir! Ama psikolojik anlamda, ama stratejik an­lamda bizi istemiyorlar hiçbir yerde. Diyorum ya, bırakın Avrupa Birliğine girmeyi, bu coğrafyada is­temiyorlar bizi. Olay budur, böyle bakmak lâzım. İnancımız odur ki, güvenebileceğimiz sadece ken­dimiz varız, başka hiç kimse yok!   ■

Teşekkürler. [1] [2]


         

 

[2]Söyleşi: Ömer BEKEÇ - Mehmet EKİZ


Türk Yurdu Kasım 2006
Türk Yurdu Kasım 2006
Kasım 2006 - Yıl 95 - Sayı 231

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele