“TÜRKÇENİN SÖZCÜK DAĞARCIĞI”

Ekim 2006 - Yıl 95 - Sayı 230

 

 

Veli Savaş YELOK

Yavuz KARTALLIOĞLU

 

Söze can verme, bir dili kullanan kişinin konuşma ve yazıya kendi duygu, düşünce ve hayal dünyasından bir şeyler katmasıyla gerçekleşir. Cümlenin sözcüklerden oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Belki bilmediğimiz ya da fark etmediğimiz, sözcüklerin cümlede sözlükte durdukları gibi durmamalarıdır.

Doğru, iyi ve güzel bir cümle kurmak için sözcüklerin dil içinde kazandıkları değerleri bilmek gerekir. Önce tabiî olarak öğreniriz, dili; dış dünya ile olan temasımız da bize bir dil hazinesi kazandırır. Bunun bize açtığı ufukla dili, bir inceleme konusu hâline getiririz. Kelimeleri tartmak, onların gerçek değerlerini bilmek ve anlamlarını kavramak suretiyle gizemli dünyalarının kapılarını açmanın yollarını araştırırız. Bu yaptıklarımızın sonucunda bir dil bilinci kazanırız. Tam burada, kullandığımız dilin bir taraftan hangi dil bilgisi kurallarına sahip olduğunu idrak ederken, diğer taraftan da kelimelerinin dünyasına açılan kapıyı aralamış oluruz. Sözlükler, kelimelerin yüzyıllar boyunca geçirdiği farklılıkları, şecerelerini içeren ve bu büyülü dünyanın kapısını aralamamıza yardımcı olan eserlerdir. Öyle ki onlar bir dilin, dolayısıyla bir milletin sicillerinden, belleklerinden başka bir şey değildir. Cemil Meriç’in ifadesiyle bir dilin sözlüğünün yapılabilmesi için, o dilin kemal, hatta zeval safhasına gelmiş olması gerekir. Bu dil kelimelerle zenginleşir. Bir dilin zenginliğini söz varlığı gösterir. Bu zenginlikleri göstermek amacıyla hazırlanan çalışmaların sıralanması bir yana, metinlerle takip edilebilen dönemlerinden itibaren bir dilin kullanıcıları bellekleri olarak gördükleri kelimelerine kayıtsız kalmamış, kendi sicillerine sahip çıkma gayretlerini her zaman göstermişlerdir. Bir dildeki kelimelerin tümünü ya da bir bölümünü söylenişleriyle, dil bilgisel biçimi ve işlevleri, kökenleri, anlamları, söz dizim özellikleri, çeşitli yazılışları, kısaltmaları, eş anlamları ya da başka bir dildeki karşılıklarıyla, genellikle alfabetik sırayla, kimi zaman da eski ve yeni kullanımlarıyla gösteren yahut tarif eden başvuru kaynaklarıdır sözlük veya lugatler.

Türkçenin var olan kelime hazinesini ortaya koymak, kullanıcıların bunlara can vermesi için onların hâli pür melalini anlatmak gibi bir görev bilinciyle yeni bir kaynak Türkçe hassasiyeti olanların ilgisine ve bilgisine sunuldu: Türkçenin Sözcük Dağarcığı.

VIII –XVI. Yüzyıllar Arasında Türkçenin Sözcük Dağarcığı, Dr. Burhan PAÇACIOĞLU, Bizim Büro Basımevi, Ankara, 2006.

Birinci hamur kâğıda basılmış olan bu sözlük XXXIII+726 sayfadan oluşuyor Eserin ilk bölümünde sözlük, sözlükçülük ve Türkçenin ilk sözlükleri hakkında ana hatlarıyla bilgi verildikten sonra, yazar kendi hazırladığı sözlükte takip ettiği yöntem ve sözlükten yararlanırken nasıl bir yol takip edilmesi gerektiği konusunda okuyucusuna ipuçları veriyor. Çalışmaya esas olan dönemle ilgili olarak taranan 100 civarında eserin künyesi verildikten sonra Türkçenin sözcük dağarcığının yanı sıra okuyucunun hem işini kolaylaştırmak hem de Türkçenin kelime türetme yönünden ne kadar zengin ve işlek bir dil olduğunu ortaya koyabilmek amacıyla taranan eserlerdeki türemiş Türkçe kelimelerdeki yapım eklerinin tasnif edilmiş bir şekilde listesi yer alıyor.

Yazarın ifadesine göre yaklaşık olarak on yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu eser VII- XVI.  yüzyıllar arasında yazılmış olan 94 eser ve bu eserler üzerine yapılan çalışmalardan yararlanılarak hazırlanmış. Bu eserlerde geçen ve köken olarak yabancı bir dile ait olmasına rağmen Türkçe eklerle bu köklerden türetilmiş olan kelimeler de sözlükte yer almış. Eserin hacmini genişletmemek gayesiyle birleşik fiillere, fiillerin olumsuz şekillerine ve birleşik isimlere gerekmedikçe esere alınmamış.

Madde başı olarak yer alan sözcüklerin hangi kaynaklarda yer aldığı ise kelimenin izahından sonra kısaltmalarla belirtilmiş. Böyle kaidenin esas alınmasındaki amacını yazar “araştırmacılara yardımcı olmak” diye ifade etmiş eserin önsözünde. Esere alınmak zorunda kalınan alıntı kelimelerin, hangi dile ait olduğu ayraç (parantez) içerisinde gösterilmiş. Yine eserde yer alan sözcüklerin yazımında “ŋ” dışında çevriyazı (trankripsiyon) işaretleri kullanılmamış. Bunun yanı sıra Türkçe kelimelerdeki uzun ünlü taşıyan şekiller de gösterilmemiş. Sözcüklerin sıralanmasında “ŋ” yazı çevrimi işaretini taşıyan sözcükler “n” ünsüzünden sonra, sesteş sözcüklerde ise isimler önce fiiller ise sonra olacak şekilde bir sıralama esası benimsenmiş. Bazı ses değişikliğine uğramış olan sözcüklerin sözlükte yer almasında birbirine göndermeler yaparak köşeli parantez içinde bunların ilk şekilleri de belirtilmiştir.

Türemiş kelimelerde kullanılan yapım eklerinin gösterildiği eserde, bunların gösterilmesinde takip edilen usul ise isimlere getirilen eklerin başına “+”, fiillere getirilen eklerin başına “-” işaretinin getirilmesidir. Ancak yapım eklerindeki yardımcı ünlüler, ekle birlikte gösterilmiştir.

Yaklaşık olarak 35.000 sözcüğün yer aldığı “Türkçenin Söz Dağarcığı” adlı eser, alelade bir sözlük olmaktan ziyade hem sözcüklerin anlamının ve geçtiği eserin gösterilmesi, hem ses değişikliklerini ve türetiliş biçimlerini göstermesi yönüyle takdir edilmesi gereken bir eserdir. Yazar her ne kadar bilimsel bir mütevazılık tavrıyla “deneme mahiyetindeki çalışmamız” diye ifade etse de, her hâliyle eserin titiz bir çalışma olduğu yazara verilmesi gereken bir haktır.

Türkçe sözcüklerin mümkün olduğunca köklerine kadar inerek bir yandan eklerin işlev ve işlerlik derecelerini ortaya koyan, diğer yandan da etimoloji alanındaki ulaşabildiği eserlerden hareketle sözcüklerin kökenini belirterek bu sahada inceleme yapacaklara yardımcı olmayı arzulayan Dr. Burhan PAÇACIOĞLU’nun bu eseri morfolojik bir sözlük niteliği taşımaktadır.

Bir dilin (ya da birden çok dilin) sözvarlığını, söyleyiş biçimleriyle, yazımlarıyla veren, bağımsız biçimbirimleri temel alarak bunların başka öğelerle kurdukları söz öğeleriyle birlikte anlamlarını, değişik kullanımlarını gösteren bir sözvarlığı[1] olarak tanımlanan sözlükler, bir dilin söz varlığının toplandığı ve korunduğu kültür varlıklarıdır. Bir dilin işlenmiş olup olmadığından veya o dilin zenginliğinden bahsedilmek istendiğinde ilk başvurulacak kaynaklar da şüphesiz ki sözlüklerdir. Bu itibarla sözlükler bir dilin aynası durumundadır.

Sözlükler sadece kelimelerin tarif ya da tanımlarını değil aynı zamanda bunların cümle içindeki kullanılış şekillerini gösteren misaller de sunarlar. Bu bakımdan da Türkçenin Söz Dağarcığı kanaatimizce genişletilmeye muhtaçtır. Her ne kadar bu sözlüğün hacmini birkaç katına çıkaracak olsa da, fayda açısından daha iyi olacağı kanaatindeyiz. Ayrıca, böyle büyük bir emeğin mahsulü olan eserin yoğun disk (CD)inin de eserle birlikte satışa sunulması, onu daha etkin ve fazla kullanılır hâle getirecek, bu da eserin hazırlanış gayesine kanaatimizce daha çok hizmet edecektir.

İki Reklam Katoloğu Üzerine

Çevremizle iletişim kurmanın, doğrudan ya da dolaylı olarak bir şeyler anlatabilmenin yolu dilden geçiyor. Bazen biz anlatıyoruz başkaları dinliyor ya da okuyor, bazen başkaları anlatıyor biz okuyor ya da dinliyoruz. Her zaman bireyler arasında birebir gerçekleşmeyen bu iletişimi dış dünya ile kurmak istediğimizde görsel malzemeler bize yardımcı oluyor. Bunlar kimi zaman tabelalar, kimi zaman reklamlar, kimi zaman afişler olarak karşımıza çıkıyor. Gün geçmiyor ki etrafımıza baktığımızda farklı bir ülkede yaşadığımız düşüncesine kapılıp, bir başka dille konuşup yazmamız gerektiği telaşına düşmeyelim. Ülkemizde kendi sahalarında neredeyse bir dev olduklarını düşünen iki firmanın ürünlerini gösteren kataloğu incelediğimizde, bunun yazımıza taşınması gerektiğini düşündük.

Söz konusu firmaların birisinin kataloğunda -çok kullanılıyor olmalarından dolayı- tanıdık sözcüklere rastlarken diğerinde kalıplaşmış terimler dışında neredeyse Türkçeyi bulamadık. İşte size söz konusu bu iki firmanın ürün kataloğundan bir bölüm: 

 

A firması

B firması

Rainbow genç odası [tk.]

Melodi genç odası [tk. ]

Jumbo genç odası [tk.]

Dynamic kanepe

Elita kapepe

Damala kanepe

Regata kanepe

Combina kanepe

Best kanepe

Perfect kanepe

Assos koltuk düzeni

Pera maksi

Suit lobi [tk. ]

Cocktail kanepe

Delüxe [tk. ]

Truva salon [tk.]

Trendy lofti

Focus serisi

Options Finesse

Oriental serisi

Tiara

Trombin genç odası [tk.]

Vanessa yatak odası [tk.]

Minima  yatak odası [tk.]

Balin kanepe

Star kanepe

Şimal kanepe

Miros kanepe

Yayla pedli kanepe

Aspendos kanepe

Dilara kanepe

Lalezar oturma [grb.]

Holiday oturma [grb.]

Vilma oturma [grb.]

Zirve koltuk [tk.]

Rixos koltuk [tk.]

Trio köşe [tk.]

Relax TV koltuğu

Firdevs Berjer Puf

Athena oturma [grb.]

Lara  oturma [grb.]

Carmen oturma [grb.]

Kataloglarında her iki firmanın da üretim merkezi olarak Kayseri’nin yazılmış olması, bu firmaların Türkiye’nin olduğunu, üretilen bu malların da Türk malı olduğunu gösteriyor. Ancak neden ürünlerinde böyle bir isimlendirmeye gittiklerini, yabancı sözcüklerin yazılışlarında gereken özeni gösterdikleri hâlde Türkçenin sözcük dağarcığında olanlara bu itanın gösterilmediğini düşünmemek mümkün değil? Hâlbuki basın yayın kuruluşlarının, eğitim kurumlarının, özel sektörün, kamu sektörünün, dernek ve vakıfların, meslek odalarının ve belediyelerin; kısacası Türkçeyi seven herkesin Türkçeye sahip çıkması gerekir. Özellikle de ürünleriyle dış ülkelere açılan özel sektörün daha dikkatli yapmaları gerekir. Unutulmaması gereken husus şudur ki ürünlere verilen isimler hangi dildeyse, ihraç edildiği ülkede ve üretildiği ülkenin iç piyasasında o dilin ve dolayısıyla da o ülkenin reklamını yapar. Dünyada Türklerin nitelikli ürünlerinin bulunduğu düşüncesinin oluşmasını, doğal olarak da Türk markalarının dünyaya açılmasını engeller. Unutulmamalıdır ki dünyada tanınan her Türkçe isimli ürün, yeni bir Türk ürününe öncülük eder ve onun tanınmasına da yardımcı olur. Kaldı ki 01/11/1928 tarihinde kabul edilen 1353 numaralı “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un dördüncü maddesi böyle bir tercih yapılamayacağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Halk tarafından yapılan başvurulardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1 Haziran 1929 gününe kadar geçerlidir. 1928 yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha‚ tabela‚ ilan‚ reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel‚ resmi bütün süreli‚ süreli olmayan gazete‚ kitapçık‚ broşür ve yayınların Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur.”[2]

Sistemi konusunda pek çok eleştiriye uğrayan eğitim sistemimiz, sistemli bir şekilde, rahle-i tedrisinden geçenlere kırık dökük de olsa İngilizceyi veya bir başka yabancı dili (!) öğretti. Bu sayede dil bilirlerimiz karşılaştığı yabancı kelimelerin ne anlama geldiğini mantığıyla çözebiliyor. Hatta denilebilir ki aslında pek çok insanımız evinin başköşesinde bulunan televizyonu aracılığıyla karşılaştığı bütün yabancılıkları ortadan kaldırıyor. Pür dikkat izlenen pembe diziler, eğlence programları, reklamlar, hattâ haber programları epeyce yabancı kelime öğretiyor: show, mega-star, konsensüs, efor, backround, beauty center, sun a day solarium, in style, zaping, diicey, viicey… Hiç mürekkep yalamamışından en eğitimli ve kültürlü insanına kadar herkes sözcük dağarcığına her gün yeni yeni kelimeler ekliyor. Bu kelimeler büyük bir istek ve gayretle öğrenildiği için, bir süre sonra o kelimelerin Türkçe karşılıkları unutulup, bu yeni kelimeler Türkçenin ekleriyle ya da sözcükleriyle süslenerek de kullanılmaya başlıyor. Finale fokuslanın, relaks oldum, mobil iletişim, chat meydanı, yeni proactive formül, musicbox, made in Turkey gibi ifadelerin yanı sıra bir ifadenin ya tamamıyla İngilizcesi (scan repair system, be added to us), ya da hem İngilizcesi hem Türkçesi yan yana veriliyor; yorumsuz/ No comment. Evimizin en önemli misafirinin bize gösterdiği reklamlarda kullanılan dil tabelalara da yansıyor. Tabelalar yabancılaştıkça, insanlarda daha fazla yabancı hayranlığı oluşuyor. Yabancı hayranlığı daha fazla yabancı kelime kullanmayı doğuruyor. O hâlde İngilizce düşün, Fransızca gül, Almanca söyle İtalyanca kavga et, duygularını İspanyolca terennüm et… Ve kısırdöngü devam edip gidiyor. Tabelalardakiler, vitrinlere yazılanlar, ekranlar… Bir yerlerde durup bize bakıyorlar… Bir şeyler bizi gözetlemeye devam ediyor….

Konuşmalarımız; gazetelerimiz, dergilerimiz, televizyon kanallarımız; tanıştığımız yeni yeni markalar; sokaklarda, caddelerde ve bulvarlarda gördüklerimiz, yiyip içtiklerimiz….. Pek çok şey yabancı; ama biz hiç de bu yabancı şeylere yabancı değiliz. 

 

Kaynaklar

Meriç C., Sosyoloji Notları ve Konferanslar, İletişim yay., İstanbul, 1995.

Aksan D., Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim 3, TDK Yay., Ankara, 1982. www.turkcan.org.tr


         

[1] Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, C. 3, TDK Yay. Ankara, 1982.

[2] “Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir. 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususî veya resmî levha‚ tabela‚ ilân‚ reklâm ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususî‚ resmî bilcümle mevkut‚ gayrı mevkut gazete‚ risâle ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.”


Türk Yurdu Ekim 2006
Türk Yurdu Ekim 2006
Ekim 2006 - Yıl 95 - Sayı 230

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele