DR. M. NAZMİ ÖZALP DA BİZİ TERK ETTİ

Ekim 2006 - Yıl 95 - Sayı 230

 

Son zamanlarda yakinen tanıdığımız ve benimsediğimiz dostlar birer birer aramızdan ayrılıyor. Sivas’ta yirmi sene önce tanıştığımız bir zamane dervişi ve fâzılı Prof. Dr. Ali Yardım (1938- 2 Ocak 2006) senenin ikinci gününde, çok daha yakınlarda da çelebi insan ve tıp tarihçisi Prof. Dr. Ali Haydar Bayat (1941-3 Ağustos 2006) apansızın dünyamızı terk ettiler[1]. Bizi hayata bağlayan bağlar birer birer koparken öte dünyanın cazibesi veya bizi oraya çağıranların sesi de büsbütün çoğalıyor ve bu dünyanın değeri ve cazibesi de her ölümle biraz daha azalıyor; ecel gittikçe daha bir sevimlilik kazanıyor. İçinde dostların ve sevilen insanların azaldığı bir âlemin mânâsı da pek kalmıyor. Zaten bu dâr-ı dünyada yetim-i zamandık, artık her gün biraz daha fazla yetim-i akran da oluyoruz.

Bu şekilde, bu yaz aramızdan ayrılanlardan biri de tıp ve mûsikî adamı ve aziz insan Dr. Mehmet Nazmi Özalp oldu.

                Kendisini tanıdığım zaman bir İstanbul Çelebi’siyle karşılaştığımı zannetmiştim. Türkçeyi güzel bir telâffuzla konuşuyor, nâzik ve öfkesiz bir üslûpla dertleşiyordu. Bir lise mezunu olarak Ankara’ya tıp tahsili için gelmiş ve Ankaralı olduktan sonra bu şehrin kıymetli bir sâkini ve âşıkı zümresine katılmıştı.[2]

 

1-Ailesi, Doğumu, Evliliği ve İrtihâli:

M. Nazmi Özalp 1932 senesinde Darende’de (Malatya), Sayfiye Mahallesi’nde doğdu. Yusuf-Hatice çiftinin dokuz çocuğundan üçüncüsüydü. Bilinen en eski ceddi 18. asrın ünlü fakihlerinden Fetullah Musulî olduğu için aile Darende’de Fetullah Oğulları olarak tanınmaktadır.[3]

                24 Aralık 1962’de nişanlandığı Aysen Özalp ile 2 Ocak 1963’de evlendi ve bu evlilikten Ali Levent (2 Nisan 1964) ve Sinan (9 Şubat 1967 ) iki oğlu dünyaya geldi.

                Yaz tatilini geçirdiği Burhaniye’de, Artur’daki yazlığında denize girdiği bir sırada 10 Ağustos 2006’da kalp sektesinden hayata veda ettiğinde 74 yaşındaydı. Ankara’da, Karşıyaka’da toprağa emanet edildi. Son senelerinde Meşrutiyet Caddesi’nde, dikkatsiz ve sorumsuz bir taksici yüzünden uğradığı bir trafik kazasından dolayı hafif aksayarak yürüyordu.

 

2- Tahsil Hayatı:

Nazmi Özalp tahsil hayatına doğduğu mahallede başladı ve Sayfiye İlkokulu’ndan mezun oldu (1944). Darende’de bu sırada ortaokul olmadığı için tahsiline Osmaniye’de devam etti ve ortaokulun son sınıfının ikinci yarısını yeni açılan Darende Ortaokulu’nda okuyabildi ve 1947 senesinde burayı bitirdi. Bu defa da lise için Malatya’ya gitmek zorunda kaldı ve 1950’de Malatya Lisesi’nden, yüksek tahsil için geldiği Ankara’da A. Ü. Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.

 

3-Meslek Hayatı:

Nazmi Bey, mezuniyetini takiben 12 Temmuz 1956’da Gürün’de (Sivas) sıtma savaş tabipliği vazifesine tayin edildi. İki senelik mecburî hizmetini tamamlamasını takiben, fakültesine dönerek, hocası Prof. Dr. İrfan Titiz’in nezaretinde ihtisasına başladı ve 27 Mayıs 1962’de dâhiliye ihtisasını ikmâl etti.

                Bu arada 1 Ekim 1962’de başladığı askerlik hizmetine 59. devre yedek subay namzedi olarak İzmir’de Sahra Sıhhıye Okulu’nda başladı. Eğitimini takiben Amasra üs komutanlığı emrine gönderildi ve Bartın’a yeni evlendiği eşiyle beraber gitti. 1963-1964 Kıbrıs buhranından dolayı hiç izin almaksızın yirmi beş ay askerlik yaptı.

Askerliğini takiben memleketi Malatya’da, 24 Aralık 1964’de çalışmaya başlayan Nazmi Bey, tam on sene, yedi ay Sosyal Sigortalar Hastanesinde hizmet etti ve aynı zamanda dört buçuk sene başhekimlik makamında bulundu. 1975’de iki oğlunun eğitimi dolayısıyla Ankara’da, yine Sosyal Sigortalar Hastanesinde (Ulus-Rüzgârlı Sokağı) çalışmaya başladı. Üç sene sonra yeni kurulan Meslek Hastalıkları Hastanesine geçti ve kuruluşunda ve işlemesinde büyük hizmetlerde bulundu.

                Emeklilik hakkını kazanır kazanmaz 5 Ekim 1981 tarihinde emekliye ayrılan Nazmi Özalp serbest hekimlik yapmağa başladı.

 

4- Tıp Sahasında Araştırmaları:

Nazmi Bey dâhiliye ihtisası yapmış ve bilhassa meslek hastalıkları üzerinde çalışmıştır ve bu sahanın ilklerinden biri olmuştur. Bu sahadaki neşriyatı küçümsenemeyecek bir miktardadır. İlk defa, arkadaşlarıyla beraber, meslek hastalıkları hakkında sekiz kitap hazırlamış ve bunlar Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından bastırılmıştır. 

 

5- Mûsikî Hayatı ve Çalışmaları:

Nazmi Bey’in çok eski ve hiç kesintiye uğramamış zengin bir mûsîkî hayatı vardır. Ancak, hiçbir zaman büyük kalabalıkların adamı olmamış ve bu sevgisini ve bilgisini şöhrete tahvil edip kullanmak gibi bir hevese düşmemiştir. Ancak bu sahadaki hizmeti ömrünün sonuna kadar, bir derviş tevazuu içinde, fâsılasız devam etmiştir. Bilhassa Ankara’da bulunduğu senelerde bu âlemin kıymetli bir mensubu olmuş ve Meşrutiyet Caddesi’ndeki iş dairesi daha çok bir sohbet mekânı olmuş ve ziyaretine gelen vefalı dostları ile burada sözün ve sazın nefesi hükümrân olmuş, zaman zaman da talebelerine mûsikî ve bilhassa üstâdı olduğu kemençe dersleri vermiştir.

Nazmi Bey’in doğduğu şehir Darende’de 1938 senesinde, biri halkevinde olmak üzere sadece üç radyo bulunuyordu. “Acans” dinlemek için, bilhassa II. Dünya Harbi senelerinde, öğle saatlerinde, halkevine koşuyordu. Bu radyodan mûsikînin ilk nağmelerini ve Ruşen Ferid Kam, Mesud Cemil Tel, Vecihe Daryal ve Cevdet Kozanoğlu gibi üstatların ilk defa isimlerini duydu ve nağmelerine şekilde olduğunu kestiremediği çalıştığı âletlerden nasıl çıkmış olabileceğini tahmine çalıştı. Uzun müddet keman niyetine dinlediği âletin kemençe olduğunu ancak 1946’da Malatya Halkevi tarafından kışlık sinemada, her ayın ilk cumartesileri tertip ettiği konserlerden birinde görünce öğrendi. Senelerce severek ve büyük bir zevkle dinlediği ve meftun olduğu ses bu garip görünüşlü âletten çıkıyordu. Bunu çalan da Hasan Fehmi Mutel’in talebesi ve ilkokul öğretmeni Enver Sarp idi. Bu  âlet hakkında Enver Bey’den bazı bilgiler almış, ancak daha fazla meşgûl olamamıştı. Bu meyanda Halil Aksoy’dan da nazariyat dersleri almıştır.

Nazmi Bey, ilk olarak on bir  yaşında, 1943 senesinde, hevesini gören babasının aldığı keman ile tanıştı ve böylece mûsîkî âleminin içine girmiş oldu. Bu, mesleğine rağmen, kendisinin ilk hatırlanan tarafı oldu. Bu yolda ilk hocası Osmaniye Ortaokulu Müzik öğretmeni Mustafa Ebedî’dir. Lise senelerinde ise, daha sonra Ankara Konservatuvarı müdür yardımcılığı vazifesinde bulunan Nedim Nezihi Önuçan’dan da faydalanmıştır.

                Ankara’ya tıp tahsili için geldikten sonra bu şehrin mûsikî çevresinden faydalanmak için çok çalışmış ve bu yolda hiçbir imkânı heder etmemiştir. Önce Konservatuvardaki keman kurslarına katıldı ve önce 1951’de devrin ünlü mûsîkîşinaslarından Cevdet Kozanoğlu ve Mesut Cemil Tel ile daha sonra da onların aracılığıyla Ruşen Ferit Kam ile tanıştı. Ruşen Ferid’in talebesi olabilmek için Ankara Radyosu saz ustası Galip(Sözen) Baba’nın yardımıyla bir kemençe yapmış ve ancak bu marifetinin ve aşkının şahitliği sayesinde ve bu iki mûsikî üstâdının yardımıyla talebeliğe nail olabilmişti. Ruşen Ferid ile tanışmasından sonra tamamen kemençe ile meşgûl olan Nazmi Bey, tavır değişikliğine sebebiyet vereceği için kemanı bir daha eline almamıştır.[4] Hocası ile samimî ve sıcak münasebeti o’nun ölümüne kadar devam etmiştir. Hocasının çevresi dolayısıyla bir çok mûsikî üstâdını tanıma fırsatı bulmuş ve bu çevreden faydalanmış ve klasik kültürümüzü öğrenmiş ve aynı zamanda nâzik ve hatırşinas şahsiyetiyle saygı ve saygı görmüştür.

Bu arada Vedia Tunççekiç, Fahri Kopuz ve Faruk Kayacıklı’nın haftalık mutât mûsîkî toplantılarına katılan Nazmi Bey, aynı zamanda Kopuz’dan fâsıl mûsîkîsini öğrenmiş ve yine aynı yolda Zühtü Bardakoğlu’ndan da faydalanmıştır. Bu arada Süheyl Ünver’den de tezhip ve resim dersleri almıştır. Bu arada, bilhassa mûsikî sahasında olmak üzere, kültürümüze dair kıymetli kitaplardan şahsî bir kütüphane teşkil etmiştir.

 

6- Türk Mûsikîsine Hizmetleri:

Nazmi Bey, sadece bir kemençe sanatkârı olarak değil, bir müzik araştırmacısı ve yayıncısı olarak da büyük hizmetler yapmıştır. Daha emekli olmadan 1979’da Ankara Radyosu’nun idarecilerinden Cinuçen Tanrıkorur ve daha sonra da Ahmet Hatiboğlu’nun ısrarıyla, istisna akdi ile vazife aldı ve programları tanıtan takdimler yaptı. Emekli olduktan sonra da, üçlü kararnâme ile, kemençe sanatkârı olarak programlara katıldı. Müzik Dairesi’nin teklifi ile daha sonra kadrolu olarak Türk Sanat Mûsikîsi uzmanı olarak çalışmaya başladı ve bütün vaktini sanatına vakfetti. Beş senelik bir çalışma ile arşivi ve plâkları tanzim etti. TRT’de Repertuvar Kurulu, Merkez İcra Denetleme Kurulu, Araştırma Kurulu, Koordinasyon ve Danışma Kurulu gibi kurullarda üyelik yapan Nazmi Bey, 19 Ekim 1990’da yine kendi isteğiyle, ikinci defa emekli oldu. Bu arada yine, bilhassa hususî konserlerde, açıklamalı takdimlerde bulundu.

Asıl kalıcı hizmetleri müzik hakkında kitap yayıncılığında oldu. TRT yayınları arasında kitapları basıldı. Bunlar şöylece sıralanabilir: Türk Sanat Mûsikîsinin Yakın Tarihi ve Ruşen Ferit Kam ( Ankara, 1983), Türk Sanat Mûsikîsi Sazlarından Kemençe ( Ankara, 1984), Türk Mûsikîsi Beste Formları (Ankara, 1992). Bu arada Cevdet Kozanoğlu’nun Radyo Hatıralarım (Ankara, 19889 başlıklı kitabını baskıya hazırlamıştır.)

Nazmi Bey’in iki kıymetli kitabı da baba-oğul Kam’lar hakkındadır. Önce oğul ve kendisinin kemençe hocası Ruşen Ferit Kam (1902-1981) hakkındaki kitabını yazmıştı. Bu kitap Millî Eğitim Bakanlığı tarafından iki defa ( İstanbul, 1993; 1995, 383 ss) basılmıştır. Kitap zengin bir malzemeye dayanmasının yanı sıra aynı zamanda Ankara’daki mûsikî hayatı hakkında da kıymetli bilgiler ihtiva etmesi bakımından mühimdir.

İkinci kitabı ise baba Ömer Ferid Kam ( 1864-1944) hakkındadır. Bilhassa oğul Ruşen F. Kam’dan kendisine intikal eden zengin malzemeye ve Ömer Ferid Kam’ın yazma evrakına dayanılarak yazıldığı için bu kitabın da bilgi değeri çok yüksektir. Aynı zamanda F. Kam’ın basılmamış eserleri hakkında verdiği bilgiler[5] ve basılmış makalelerinin listesini ihtiva etmesi bakımından mühimdir. 

Nazmi Bey’in asıl büyük eseri iki ciltlik Türk Mûsikîsi Tarihi’dir. Önce TRT tarafından ( Ankara, 1986) daha sonra da MEB yayınları arasında basılan bu iki ciltlik bu eserin birinci (İstanbul, 2000, 705 s.) 19. asra kadar, II. Cildi (541 s.)ise 20. asra ait tarihçeyi, nazariyatı ve mûsikîşinas biyografilerini ihtiva etmektedir. İndeksi ve zengin bibliyografyası ile bu eserin bu sahanın belli-başlı klâsikleri arasında bulunduğu açıktır. Bu eseri için bilhassa hocası Ruşen Ferid Bey’den kendisine intikal eden zengin malzemeden faydalanmıştır.[6]

Merhumun, biraz da bizim ısrarımızla yazdığı Ankara-1950 isimli kıymetli eseri ne yazık ki sağlığında basılamamıştır.

Bazı mecmualarda tıp ve mûsikî hakkında yazılar da yazmıştır.[7]

Dr. Mehmet Nazmi Özalp, Cumhuriyet devri mûsikî hayatımızın en temiz simalarından biriydi. Çocuk yaşta girdiği bu âlemin en kıymetli mensuplarını tanımış, hepsinden ve bilhassa kemençe hocası Ruşen Ferid Kam’dan ayrı ayrı  feyz almış; bir kemençe sanatkârı olmaktan da daha fazla olarak idareci, arşivci, bestekâr, müzik yayıncısı ve araştırmacısı olarak Türk Musikîsine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Sadece bu hizmetleriyle değil, aynı zamanda nâzik ve temiz şahsiyetiyle de her zaman hatırlanacak ve hâtırası yaşayacaktır.


         

[1] Hayatı ve eserleri için: Aykut Kazancıgil, “Prof. Dr. Ali Haydar Bayat-Hayatı ve Yayınları”, Tıp Tarihi Araştırmaları, Sayı. 13 (İstanbul, 2005) s. 127-145.

[2] Hayatı hakkında ilk ansiklopedi maddesi için: Osman Nebioğlu, Türkiye’de Kim Kimdir?, İstanbul, 1961-1962, s. 488.

[3] Mehmet Nazmi Özalp hakkında geniş bilgi kendi kitabında bulunmaktadır: Türk Mûsikîsi Tarihi, İstanbul, 2000, s. 4777-479.

[4] Mûsikî ile ve Ankara’daki mûsikî çevresiyle tanışması hakkında bizzat verdiği bilgiler için: Ruşen Ferid Kam, 2000, s. 347-356.

[5] Basılmamış eserler Ruşen Ferid Bey’den Nazmi Bey’e intikal etmişti. Halen ailede bulunmaktadır.

[6] Merhum bu sahadaki ünlü bir aktarma kitabın, bu eserinden, hem de kendi yanlışlarıyla beraber, intihâlde bulunduğunu söylerdi.

[7] Bu mecmualar için: Türk Mûsikîsi Tarihi, C. II, s. 479.


Türk Yurdu Ekim 2006
Türk Yurdu Ekim 2006
Ekim 2006 - Yıl 95 - Sayı 230

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele