12 EYLÜL DARBESİ ve KİRAZLIDERE

Eylül 2006 - Yıl 95 - Sayı 229

 

Kirazlı nam bölge, bir zamanların süvari birliklerinin talim sahası olan Bahçelievler son durak, Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdürlüğünün tam karşısında, içinde Merkez Kumandanlığının da bulunduğu geniş bir saha. Muhtelif askerî birimler, istihbarat okulu ve bize mekân olan 2,5 yılımın geçtiği Dil Okulu. Bina yeni yapılmış, henüz kabulü yapılmamış, bu bina haftalarca önceden  demir kapılar takılarak tam bir hapishane olarak hazırlanmıştır.

                12 Eylül sabahından itibaren bakan, milletvekili, üst düzey parti yöneticilerinin toplandığı yer. Adalet Partisinin ileri gelenlerinden Ali Naili ERDEM, rahmetli Ömer Naci BOZKURT, yine rahmetli Celal BUCAK, Necmettin CEVHERİ gibi önde gelen isimler. CHP’den Deniz Baykal, bazı Milletvekilleri, MSP Milletvekilleri, MHP Milletvekilleri ve yönetici kadrosunun tamamı.

                Tutukevi komutanı Urfa BİRECİKLİ, Yzb. Yılmaz ERGENEKON isminde biri. TKP ve Dev-Yol davasından yargılanan üç CHP Milletvekili; Nedim TAHRAN, Temel ATEŞ ve Ertuğrul GÜNAY aralarında konuşurken tesadüfen dinlediğim “Bizim Yılmaz” dedikleri aşırı sol bir komutan. Rahmetli Türkeş Bey’e karşı düşmanca davranışlar sergileyen özel seçilmiş bir tip.

                Gözetim günleri devam ederken, 4 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra hepimizi giriş katında bir salona topladılar. Merkez Komutanı yardımcısı olduğu söylenen yarbay rütbeli bir subay içeri girdi. Şöyle herkesi bir süzdükten sonra, şimdi tahliye edileceklerin isimlerini okuyorum diyerek elindeki listeyi okumaya başladı. CHP’lilerin tamamı, Adalet Partililerin Celal BUCAK hariç tamamının isimlerini okudu. Liste bittikten sonra Trabzon’da yakalanıp Ankara’ya getirilen, torpil yapılıp milletvekilleri için ayrılan Dil Okuluna konulan TÖBDER Genel Başkanı Gültekin GAZİOĞLU’na dönerek: “Sayın Gazioğlu, şu ana kadar senin tahliyeni sağlayamadım. Özür dilerim, takip ediyorum, sağladığım an gece de olsa, seni evine bizzat ben götüreceğim” diyor, hain bakışlarıyla bizi süzüyordu. İşte o an salon başımıza yıkılmıştı. Bu sözün sahibi Türk Ordusunun mensubu Merkez Kumandan Yardımcısı Yarbay Selçuk ÖZAYDIN’dı. Özür dilediği kişi, Türk millî eğitimini Rusya’ya göre mi, Çin’e göre mi yapalım mücadelesini veren tescilli komünist bir derneğin başkanı.

                Evet bu Yarbay sözünü tuttu, tahliyeyi sağladı. O gece TÖBDER Başkanı’nı evine götürdü. Zira sabah sokağa çıkma yasağı vardı. 5 Ekim genel nüfus sayımıydı. Ertesi gün Ankara Sıkıyönetim Kumandanlığı bildiri ardına bildiri yayınlıyor, TÖBDER Başkanını arıyor, yakalanmasını istiyor, bütün sınır kapılarını uyarıyordu. Ama kuş uçmuş, çoktan yurt dışına çıkmıştı. Bu kahraman yarbay da albaylığa terfi etmiş, Alay Kumandanlığına atanmıştı. İki buçuk  yılımızı geçireceğimiz Dil okulu MHP ve MSP’lilere kalmıştı.

11 Ekim günü Savcılığa çıkarıldık. Birbirimizden ayırarak irtibatımızı kestiler, üçer beşerlik gruplar hâlinde savcılara sevk ettiler, sorgusu biten arkadaşları ayrı yerlere koydular. Bu sorgulamada benim payıma genç bir Deniz Üsteğmen Nihat DEMİREL düşmüştü. Masasının altında teksir edilmiş listeden okuyup soruyordu. İşte o zaman ihtilali yapanların, bizim şahsımızda Türk milliyetçiliğini sanık sandalyesine oturttuklarını anladım, bu, 1944 Türkçülük davasının genişletilmiş tekrarıydı. Türkiye genelinde ne kadar MHP yöneticisi ve Ülkücü varsa, sayıları binleri bulan genç, yaşlı insanlar sorgulanmış, tutuklanmış, yargılanmıştır. İhtilalin başının övünerek söylediği gibi, “bir sağcı, bir solcu” mantığıyla onlarca Ülkücü asılmıştır.

Türkeş’e ve partiye muhalif olduğunu söyleyen, hele ima yoluyla da olsa Türk soyundan olmadığı mesajını veren hemen tahliye ediliyordu.

 

İşte Sorgulamalardaki Soruların Bazıları

Siz Turancı mısınız?, Niye Esir Türkler haftası düzenliyorsunuz?, Türkiye dışındaki Türklerle ilginiz ne?, Millî devlet, güçlü iktidarla neyi kastediyorsunuz?, Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletinin anlamı nedir?, Niye 100 milyonluk Türkiye istiyorsunuz?, Ülkü Ocakları’yla organik bağınız nedir?, gibi sorulardı.

Bu arada Havacı kıyafetiyle, albay rütbeli, ceket düğmeleri açık, sokak kabadayısı tipli biri içeri girdi. Beni sorgulayan savcıya beni göstererek, “kim bu?” diye sordu. Savcı da “efendim MHP Genel Muhasibi, Kayseri Milletvekili Mehmet DOĞAN”, deyince, “onu bana bırak” dedi. Küstah bir tavırla “söyle bakalım, Türkeş’in Kavaklıdere Akbank şubesinde bulunan 5.180.000 TL’yi sen mi verdin?”. Kendisine “Albayım lütfen sakin olun, karşınızda çocuk yok” dedim. Bunun üzerine biraz sakinleşti. “Partinin hesapları elinizde, şu anda partinin hesabında 3.000.000 TL para var, üç milyondan beş milyonu çıkar, kalan varsa ben verdim” deyince şöyle bir durdu, kafası karıştı. Bir parti başkanının hesabındaki 5.000.000 TL’yi gözünde büyüten bu aç gözlü Sıkıyönetim Başsavcısı Nurettin SOYER, arkasını Kenan EVREN’e dayayarak, yalan dolan dolu o rezil iddianameyi yoldaşları ve yandaşlarıyla hazırlayan kişidir. İddianamenin baş hedefi Türkeş’ti. Partide masasında buldukları en ufak notlar suç unsuru oluyordu, hele Türkiye dışındaki Türklerle ilgili bir not varsa mal bulmuş mağribi gibi dört elle sarılıyorlardı.

O gün, 11 Ekim 1980 günü, MHP Genel Başkanı, Milletvekilleri, Genel İdare Kurulu üyeleri 16 kişi 146/1 maddesi ile idam, 22 kişi 146/3 maddesi ile tutuklandık. Dil Okuluna geldik. Tabi ki herkes üzgün, işte böyle bir atmosferde Genel Başkan Alparslan Türkeş Bey’in özel kontenjanından Genel İdare Kuruluna aldığı Prof. Dr. Lütfü ÜLKÜMEN Hoca konuşuyordu. Aynen şöyle diyordu: “Arkadaşlar niye üzülüyorsunuz? Biz yüz kızartıcı bir suç işlemedik, vatana ve millete ihanet etmedik, biz Türk milliyetçisiyiz, biz Türklük mücadelesi yaptık, bizi bunun için tutukladılar. Bu bizim için büyük bir şereftir” diyordu. Hoca, 1904 Niğde doğumlu, 76 yaşındaydı, en yaşlımızdı, Türkeş Bey’den de 13 yaş büyüktü, kalp, hipertansiyon, diyabet hastasıydı ve böbreklerinden rahatsızdı, 8 Ocak 1981 tarihinde 87 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu, bir müddet sonra da vefat etti. Bu mübarek yiğit insanın ne yazık ki cenazesinde bulunamadık. Makamı cennet olsun.

“Türklük Davası”nda mücadeleye atılan her Türk milliyetçisi, Ülkümen hocamızdan Ülkü dersi çıkarmalıdır. 12 Eylül darbesine onay veren ABD’nin darbecilerden iki isteği vardı:

  1. Yunanistan NATO’nun askerî kanadına alınmasına Türkiye onay verecek,
  2. MHP ve Ülkücüler ezilip dağıtılacak.

Bunlar aynen uygulandı.

 


Türk Yurdu Eylül 2006
Türk Yurdu Eylül 2006
Eylül 2006 - Yıl 95 - Sayı 229

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele