ERMENİLERİN ZORUNLU GÖÇÜ 1915-1917

Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

 

 

Cumhuriyet tarihimizde Ermeni konusu yakın zamanlara kadar dış etkenlerle dönem dönem ülke gündeminin ilk sıralarını işgal etmiştir. Bilhassa 1970’li yıllardan sonra Ermeni komitecileri düzenledikleri sistemli suikastlarla ülkemizi temsil eden çok sayıda hariciye mensubunu ve aile fertlerini katletmişlerdir. Bu hadiselerin yansıması olarak 1915 Ermeni tehciri konusunda sistemli olmayan araştırmalar yapılmıştır. Asala’nın tasfiyesinden sonra yapılan araştırmalarda azalma olmuştur. Bu araştırmaların niteliği üzerinde durulabilir. Araştırmalar üzerinde yapılacak analitik bir inceleme bizi tatsız gerçeklerle yüz yüze getirecektir. Arşivlerin araştırmacılara açılması ortaya çıkan ürünlerin kalitesini arzu edilen ölçüde yükseltememiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi üzerinde bütün siyasi partilerin ittifak sağlamasından sonra Ermeni konusu yeniden önem kazanmıştır. Avrupa Birliği’nin Türkiye’den öncelikle Ermeni tehcirini resmen tanıması talebinde ısrarlı olacağının yaygınlaşması, AB fonlarından mali destek alan bazı akademisyenlerin şimdiye kadar görünenden farklı olarak Ermeni hadiselerini yorumlama gayretlerinin artması, bu kesime basında ve medyada arka çıkanların artması işin seyrini değiştirdi.

İlmî mesailerinin tamamına yakınını resmî görüşe muhalif fikirler serdetmek biçiminde bir ana çerçeve içine oturmak iddiasında bulunan bir grup akademisyen tarafından 2005 yılı yaz başında Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri; Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” adıyla bir konferans düzenleme çabaları yürürlükteki kanunlara dayanarak gerekli izni alamamıştı. Hadisenin AB normları çerçevesinde esnetilerek yeniden yorumlanması sonucunda aynı yılın sonbaharında İstanbul’da başka bir üniversitenin kampüsünde gerçekleştirildi. Bu toplantı hadiseye aynı bakış açısına sahip bir grubun faaliyeti olarak tarihe geçti. Elbette yorumlama bakımından farklı olduklarını da eklemek gerekir. Bu faaliyetle Türk düşünce hayatında cumhuriyet döneminde ortaya çıkan birbirleriyle diyalogu bulunmayan, hadiseleri tamamen farklı değerlendiren, temel esaslarda üzerinde ittifak sağlanamayan problem alanlarına bir yenisi daha ilave edilmiş oldu.

Türk Tarih Kurumu önemli projeler yürütmektedir. Bunların başında Ermeni konusunun değişik açılardan ele alınması gelmektedir. Bu çerçevede meydana getirilen çekirdek kadro görev taksimi yaparak 1915 hadisesini belli bir plan doğrultusunda işlemektedir. Bu hadisenin analiz ve yorumuna gelmeden önce dünyanın değişik bölgelerine dağılan konu ile ilgili vesikaların elden geçirilmesi, Osmanlı Devleti ile yakından ilişkileri bulunan ve emperyalist emeller taşıyan devletlerin millî arşivlerin araştırmacılara açılan fonlarının taranması gerekmektedir. Osmanlı Devleti ile resmî ilişkileri bulunan devletler yanında onun geniş arazisi üzerinde yaşamakta olan İslam’ın dışındaki dinlere mensup olan ahali arasında misyonerlik çalışmaları yürüten değişik dinî teşkilatların arşivlerinin, kayıtlarının taranması elzemdir. II. Abdülhamid’in Yıldız’dan dünyanın nabzını tutabilmek için abone olmak suretiyle takip ettiği gazete ve dergilerin kabarık listesine bakıldığında bu tür incelemeleri yapanların önlerindeki işin büyüklüğü ve güçlüğü ortadadır.

Türk Tarih Kurumunun Ermeni konusunda teşkil ettiği araştırma grubu mensuplarının müşterek ve müstakil olarak yazdıkları eserler ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK bu sahada sürdürmekte olduğu çalışmalarının ürünü olarak, heyet hâlinde kaleme aldıkları “Ermeniler Sürgün ve Göç” isimli eserden sonra “Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917” isimli ikinci araştırmasını neşretmiştir.[1]

Çiçek, araştırması için benzeri incelemelerden farklı olarak Osmanlı arşivi yanında Rus ve Amerikan arşivlerinde bizzat çalışmak suretiyle kaynak araştırması yapmıştır. Çalışmalarında meslektaşlarının ekseriyetinin yaptığı gibi neşredilmiş vesikalarla iktifa etmemiştir. Önsözünde belirttiği gibi Ermeniler üzerinde ülkemizde yapılan araştırmalarda kısmen kullanılmış bulunan Amerikan arşiv belgelerinden istifa etmiştir. Eserde Amerikan diplomatik belgeleri dışındaki arşiv belgelerine ise sadece bu vesikaları açıklamak ve yapılan değerlendirmelere katkı yapması için müracaat edilmiştir. Daha açık ifade edilecek olursa araştırmanın ana iskeleti Amerikan belgeleri üzerine inşa edilmiştir. Araştırmada takip edilen bu metot bir çok açıdan önemlidir. Dünyada en güçlü Ermeni diasporası Amerika’da bulunmaktadır. Kamuoyunun bildiği gibi bu ülkede başkanlık seçimleri sırasında bütün adaylar Ermeni toplumunun oylarını alabilmek için Ermeni tehcirinin resmen tanınacağı gibi artık mutat hâline gelmiş beyanatlarını verirler. Eser, belki bu geniş ve etkilemesi oldukça güç olan toplumu kendi arşivlerinden istifade edilen vesikalarla hazırlanmış bir ilmî eserle Ermeni iddialarının mesnetsizliğini anlatmada önemli bir argüman olabilecektir. Ermeni meselesine ilişkin toplatılarak katılmak üzere Amerika’ya giden emekli iki büyükelçinin üniversitelerde toplantı yapmaları engellenmeye çalışılmıştır. Buna rağmen bazı üniversitelerde konferans ve kapalı toplantılar yapmışlardır. Ermeniler Güney Kaliforniya Üniversitesindeki toplantıyı baskı ve tehditle engellemişlerdir. Daha önce de Amerikan PBS Televizyonunun bir programında Türk görüşlerinin yer almasını engellemişlerdir.[2]

Çiçek, eserinin giriş bölümünde araştırmanın evrenini ana hatlarıyla çizmiştir. Amerikan arşivlerinde yürüttüğü çalışmaları sırasında 1915 yılında Ermenilerin zorunlu sevk ve iskânının geçici ve askerî bir gereklilik olduğu konusunda ikna edici bilgilerin az olmadığını bizatihi görmüştür. Dönemin Amerikan basınında yaptığı taramalar sırasında Türkiye’ye karşı olumsuz yazıların varlığı yanında uzun yıllar Türkiye’de kalan Arthur Tremaine CHESTER gibi bazı yazarlar Türkiye’nin haklılığını savunan yazılar kaleme almışlardır. Bu yazılardan birisi “Ankara ve Türkler” adını taşımakta ve Ermeni tehciri “İhanetten Dolayı Ermeni Sürgünü” başlığı altında ele alınmıştır.(s. 4)

Eserin “Neden Zorunlu Göç ?” başlıklı bölümünde (s. 7-36) ülkenin geniş arazisi üzerinde dağılmış bulunan Ermeni toplumunun sadece Anadolu üzerindeki kesiminde yaşayan büyük kitlesinin kilometrelerce uzak bir başka bir yere nakletme mecburiyetinin irdelemesi yapılmıştır. Bu irdeleme, siyasi gelişmeler, Ermeni isyanları ve iç güvenlik, askerî gelişmeler, ilk sürgün önlemlerinin yetersiz kalması alt başlıkları içinde derinlemesine ele alınmıştır. İttihat ve Terakki’nin 1916 yılında yapılan kongresinde göç ettirmenin neden askerî bir gereklilik olduğu açık bir şekilde dile getirilmiştir. Kongreye sunulan raporda Ermenilerin savaş bölgesinde vatanseverlikle bağdaşmayan eylemler içerisinde oldukları ve bunun da yetkilileri savaş şartlarında gerekli tedbirleri almaya sevk ettiği belirtilmiştir. Zeytun’da başlayan daha sonra Bitlis, Maraş, Van, Sivas ve çevresini de etkileyen olaylar Ermenilere karşı tedbir alınmasını mecburi hâle getirmiş, hükûmet ilk tedbir olarak bazı komite üyesi Ermenileri tutuklatıp Konya’ya sürmüştür. Ancak burada toplu hâlde bulunmaları ve bölge Ermenileriyle birlikte hareket etmeleri sebebiyle yeni sürgün yeri olarak Halep’in güneydoğusu ile Zor ve Urfa çevresi seçilerek Zeytun Ermenilerinin tamamı buraya gönderilmiştir.

Zorunlu Göç Kanunu ve Uygulaması başlıklı bölümde (s. 37-87) tehcir hadisesinin çerçevesi çizilmiştir. Savaşın başlamasından itibaren Başkumandan vekili Enver Paşa’da toplanan askerî istihbaratın sonuçlarına göre Rus ilerleyişine karşı acil tedbirler alınması gerekmişti. Enver Paşa, İçişleri Bakanı Talat Paşa’ya gönderdiği 2.5.1915 tarihli gizli yazıda Van’daki Ermenilerin isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır hâlde bekledikleri, bunların buralardan çıkarılarak isyan yuvalarının dağıtılması gerektiği düşüncesini bildirdi. Talat Paşa, kendisine gelen diğer bilgileri de değerlendirmek suretiyle tehciri gerçekleştirmek üzere kanun hükmünde kararname çıkarmak için harekete geçerek 26.5.1915 tarihinde Başbakanlıka bir tezkere ile başvurdu. Söz konusu tezkere yerine ulaştıktan sonra Bakanlar Kurulu talepleri uygun bularak “Sefer Zamanında Hükûmetin İcraatına Karşı Gelenler İçin Ordu Tarafından Alınacak Önlemler Hakkında Geçici Kanun” başlıklı kanun hükmünde kararnameyi kabul etti. Bu kanun 1.6.1915 tarihli Takvim_i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Eserin bu bölümü, karar nasıl alındı?, kanunun içeriği, uygulama ilkeleri ve yönetmelikler, terkedilmiş Ermeni mallarının durumu, zorunlu göç kanunu dışında kalanlar alt başlıklarına ayrılmıştır.

Tehcir Kanunu’nun kabul edilmesinden sonra uygulanmak üzere 31.5.1915 tarihinde İçişleri, Harbiye ve Maliye Bakanlıklarına gönderilmiştir. Hükûmet sevkıyatın hangi disiplin ve kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini bildiren bir yönetmeliği ilgililere gönderdi. Daha sevk başlamadan 30.5.1915 tarihinde gönderilen 15 maddelik yönetmelikte Ermenilerin mal ve can güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbirlerin neler olduğu açıklanmıştır. Hükûmet göç ettirilen Ermenilerin sıkıntısız bir şekilde naklini sağlamak konusundaki kararlılık ve samimiyeti, geride bıraktıkları taşınır ve taşınmaz mallarıyla ilgili aldığı kararlardan anlaşılmaktadır. Amerikan Konsolos ve misyonerlerinin raporlarında da doğrulandığı üzere hükûmet geride bırakılan ve Ermenilerin yanlarında taşıyamadığı mallarını geri dönüşlerinde iade edilmek üzere emanete almış ve bunun için komisyonlar oluşturmuştur. Çiçek, diplomatlar ve misyonerler tarafından kurulduğu doğrulanan fakat sadece olumsuz tarafları ile dünya kamuoyuna yansıtılan “Terkedilmiş Mallar Komisyonları”nı öncelikle incelemek gerektiğini vurgulamaktadır. Tehcir kararı alınmasından yaklaşık on gün sonra 10.6.1915 tarihinde çıkarılan bir yönetmelik ile “Emlak-ı Metruke Komisyonu” kurulmuştur.

1919 ve sonrasında zorunlu göç sırasındaki kötü yönetim ve muameleler yüzünden yargılanan sanıklarla ilgili savunmalarda Ermeni mallarının pek çok şehirde geri dönüş sırasında mesele çıkmadan devredildiği anlaşılmıştır. Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti de dönen Ermenilerin mallarını geri almalarını sağlamak için sık sık tebliğler yayınlamıştır. Ancak bazı yerlerde Ermeniler mahkeme yoluyla haklarını elde edebilmişlerdir.

Başlangıçta zorunlu göç kapsamına Katolik ve Protestan Ermeniler alınmamıştır. Ayrıca savaş bölgesi dışındaki Ermenilerde sürgün edilmemişlerdir. Komite üyeleri dışında Batı Anadolu, Trakya, Kastamonu ve çevresinden Ermeni sevkıyatı yapılmamıştır. İzmir sürgün yapılmayan şehirlerden biridir. Komite üyesi 150 kadar Ermeni dışında bu şehirden göç ettirilen olmamıştır. Yerlerinde bırakılan diğer bir grupta asker, subay, sıhhıye subayları ve aileleri ile Ermeni milletvekilleri ve aileleridir. Bazı meslek sahipleri ile tüccarlar, zanaatkarlar da sevk edilmemişlerdir. Devlet adına üretim yapan işçilerde bu kapsama dâhildir. Öğretmen olanlar ve onların aileleri de muaf kapsamına alınmışlardır. 10 yaşından küçük Ermeni yetim çocuklarının sürgün edilmesi de durdurulmuştur. Bu gruptakilere misyonerler yakın alaka göstermişlerdir. Hastalar ve görme özürlüler, kadın, çocuk ve yetimler de ilk zamanlarda muaflar arasında yer almışlardır. Bunların yanında Trakya, Batı Anadolu, İzmit, Konya, Bursa ve Kayseri gibi pek çok yerde herhangi bir komite üyesi olduğu tespit edilmeyen Ggregoryan Ermeniler de zorunlu göç ettirilecekler arasında yer almamıştır. Osmanlı belgeleri ve Amerikan diplomat ve misyoner raporları önemli oranlarda Osmanlı Ermeni’sinin ayrıcalıklı muamele gördüğünü, Tehcir Kanunu’ndan muaf tutulduğunu göstermektedir. Osmalı Bankası, Reji İdaresi ve Düyun-ı Umumiye ve demiryolu çalışanları ve aileleri sürgüne tabi tutulmamışlardır.

Eserin III. Bölümü “Yollar, Kafileler ve Yol Hikâyeleri” başlığını taşımaktadır. (s. 89-246). Bu bölüm tehcir hadisesisin safahatının vesikalara dayanarak anlatılması bakımından önemlidir ve eserin en hacimli kısmını ihtiva etmektedir. Muhteva bakımından oldukça geniş tutulan bu bölüm, yolculuk ne zaman başladı? Yollar ve Kumanyalar, Yollar ve Güvenlik, Şehirler ve yol hikâyeleri alt başlıkları altında incelenmiştir.

Tehcir hadisesine baştan taraf olarak yaklaşanlar nakillerin kısa sürede ve imhaya yönelik olarak yapıldığı iddiasındadırlar. Kendilerine emir gelen yetkililer Ermenilere bunu çeşitli vasıtalarla duyurmuşlardır. Duyurular afişlerin cadde ve sokaklara asılması suretiyle, tellalların gezerek vaziyeti bildirmeleriyle yapıldı. Kendilerine iki haftalık süre tanınmıştı. Tehcirden dolayı Türkiye’yi zan altında tutanların 1944 yılında Sovyet yönetiminin Almanlarla iş birliği iddiasıyla Kırım Türklerini, Gürcistan’da yaşayan Ahıskalılar ve Kafkasya’daki Müslüman gruplara güç kullanarak süre tanımadan yanlarına az miktarda eşya alarak göç ettirmeleri hususunu görmezlikten gelmeleri ayrı bir hakikattir. Tehcir uygulaması Erzurum’dan başlamıştır. Çiçek, tehcir uygulamasının safahatına Amerikan vesikalarına dayanarak neredeyse günü gününe takip etmiştir.

Devlet yolculuk esnasında kullanılabilecek araba ve vagon bazen yoktur. Bulunduğunda da hükûmet tarafından Ermenilere tahsis edilmiştir. Ancak ordu ulaşım ve taşınması büyük ölçüde vagon, deve ve öküz arabalarıyla yapıldığı için kafilelerin ulaşımında bu vasıtaların kullanımı sınırlı kalmıştır. Sevk ve iskân sırasında hükûmet yol şartları, iklim, güvenlik, lojistik ve barınma gibi ihtiyaçların en kolay şekilde sağlanması amacıyla bazı güzergâhlar belirlemiştir. Bütün bu tespitlere rağmen yaklaşık 9 ay süren göç sırasın da bazı Ermeni kafileleri Konya’dan öteye götürülememişlerdir. Bütün Ermeni sürgün işleminin tamamı Suriye’ye yapılmamıştır. Bazı gruplar Anadolu ve Karadeniz kıyılarına yerleştirilmişlerdir. Gerek güvenlik, gerekse yiyecek ve barınma sağlanması konusunda alınan tedbirlerin koordinasyonu İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti aracılığı ile yapılmıştır. Devlet bu müdüriyete yüklü ödenekler göndermiştir.

Hükûmet yolların güvenliğinin sağlanması yönünde sık sık vilayetlere yazı göndermiştir. Her kafileye bir muhafız birliğinin eşlik etmesi öngörülmüştür. Bu bölümde Trabzon, Samsun, Merzifon, Konya, Erzurum, Erzincan, Sivas, Harput, Muş, Zeytun, Maraş, Dörtyol, Adana, Haçin, Hatay bölgelerinden gerekleştirilen tehcir uygulaması esnasında cereyan eden hadiseler Amerikan belgelerine istinaden takip edilmiş, kendi arşivimizdeki belgelerle karşılaştırma yapılmıştır.

Araştırmanın IV. Bölümü “Varış ve Kamp Hayatı” (s. 247-289) başlığını taşımaktadır. Rakamlarla göçmenler, kamplar ve yaşam alt başlıklarında önemli hususlar incelenmiştir. Burada Ermeni tehcirinin özünü teşkil eden göçmen sayısı üzerinde irdeleme yapılmıştır. Eldeki Osmanlı arşiv belgeleri üzerinde yapılan çalışmalar sevk edilen Ermeni sayısının 450 binin altında olduğunu göstermiştir. Emniyet-i Umumiye 2. Şubesine vilayetlerin gönderdikleri yazıları kullanan Yusuf Halaçoğlu sevk edilenlerin 438.758, tehcir bölgesine varanları 382.148 olarak tespit etmiştir. ATASE arşivindeki belgelerle bu rakam arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Bunlar arasında karşılaştırma yapıldığında sevk edilen Ermeni sayısının daha yüksek olduğu ileri sürülebilir. Çiçek, Amerikan arşivlerinde yap/tığı incelemelerde sevk edilen Ermeni sayısının 500.000 kişiden fazla olduğunu tespit etmiştir. Güneye sevk edildiği bilinen 500.000 civarında Ermeni’ye Rus işgal bölgesindeki Ermeniler dâhil değildir. Çünkü Amerikan arşiv belgelerine göre 350-500.000 arasında değişen büyük bir Ermeni kitlesi kendi arzularıyla Kafkasya’ya göç etmiştir. Bunların yanında hiç sürgün kapsamına alınmayan ve özellikle Batı Anadolu’da yaşayan 300.000 civarında Ermeni olduğu bilinmektedir. 1919 Paris Barış Konferansı sırasında orada bulunan Ermeni Cumhuriyeti delegasyonu tarafından 500.000 civarında Türkiyeli Ermeni’nin Kafkasya’dan dönüş yapabileceklerinin belirtilmesi yukarıda verilen rakamları doğrulamaktadır. Bütün bu bilgilerin ışığında sürgün edilenlerin sayısının 500.000 civarında olduğu söylenebilir.

Sevk ve İskân Kanunu Ermenilerin göç ettirildikleri yerlerdeki iskânlarını bazı düzenlemelere bağlamıştır. Bu konudaki talimatlara göre Ermeniler aynı yerde 50 haneyi geçemeyecek şekilde köy kurabilecekler, yerleşim bölgesinde toplam Müslüman nüfusunun %10’unu geçemeyeceklerdir. Ermeniler için köy kurulduğu takdirde kendilerine emlak ve arazi dağıtılacak, ihtiyaç duyanlara ziraat malzemesi, tohumluk, araç-gereç verilecektir. Suriye bölgesinde ki yardımlar Halep’te kurulan iki büyük dağıtım merkezinden yönetilmiştir. 1916 Şubat ayında üçüncü bir merkezin daha kurulması planlanmıştır. Savaş döneminde devletin bütün topraklarında beslenme problemleri ortaya çıkmıştır. Savaş sebebiyle ülkede pahalılık, kıtlık ve açlık görülmüştür. 1915 yılında önceki yıla göre Osmanlı topraklarında buğday üretimi %30 oranında azalmıştır. 1916 yılında durum daha da kötüleşmiş ve kıtlık başlamıştır. Sürgünlerin yapıldığı Suriye’de buğday üretimi 1915 yılında önceki yıla göre %100’ün üzerinde azalmıştır. İstanbul’da un ihtiyacı üçte bir oranında karşılanması sebebiyle fiyatlar üç misli pahalanmıştır. Bu rakamlar Ermeniler için özel bir gayretle gıda kısıtlamasının yapılmadığını ortaya koymaktadır.

Eserin V. Bölümü kayıplar başlığını taşımaktadır. (s. 290-316) Hükûmet tehcir hadisesi sırasında kaybı önlemek üzere bütün imkânlarını seferber etmiştir. Güvenlik tedbirlerini almaya gayret etmiştir. Komite üyeleri dışında kalanlara yolculuk için yeterli hazırlık süresi verilmiştir. Devletin güvenlik bakımından sakınca görmediği ve Ermenilerin toplam nüfus içindeki oranın %10’u geçmediği yerlerden sürgün yapılmaması kayıpların düşük kalmasında çok etkili olmuştur. Bütün alınan tedbirlere rağmen Ermenilerin yolculuğu zor olmuş, pek çok insan hayatını kaybetmiştir. Amerikalı Dr. James Levi BARTON 12.2.1916 tarihli bir yazısında bir milyon Ermeni’nin öldürülmüş veya sürgün edilmiş olduğundan söz etmiştir. Sulh ve Felah Fırkası yayınladığı bildirilerde bir milyon suçsuz Ermeni’nin öldürüldüğünü belirtmiştir. Bu rakam günümüzde de bazı kişiler tarafından dile getirilmektedir.

Osmanlı ordusu I. Dünya Savaşı sırasında verilen kayıplar itibariyle 325 ile 500 bin arası kayıpla Avrupa ülkeleri arasında yedinci sıradadır. Ordu salgın hastalıklardan ölümler sıralamasında birinci sıradadır. Ermenilerin sürgün edildiği 3. Ordu firari asker ve kayıplar bakımından savaş boyunca birinci sırada olmuştur. Yeterli sağlık hizmeti alamadıkları için hastalığa yakalananların yarısı ölmüştür. Sonuç olarak raporlardaki bütün katliam haberlerinin doğru olduğu varsayılarak çatışmalarda veya baskınlarda öldürülen Ermenilerin sayısı 20 bini geçmemektedir. Van gibi şehirlerde Rus ordularının Kafkasya’ya geri çekilmesi sırasında ordunun peşinden ayrılan Ermenilerin verdiği kayıplarla bu sayı 80.000 kadar çıkabilir.

Günümüzde soykırım veya daha ileri gidilerek etnik temizlik yapıldığını ileri sürenler bazı misyoner ve diplomatların raporlarında sıklıkla yer verdikleri dedikodulara iltifat etmektedirler.

Çiçek, Amerikan arşivlerinden istifade ederek Ermeni tehciri konusunda bizim literatürümüzde benzeri pek görülmeyen dört başı mamur bir araştırma ortaya koymuştur. Bazıları bu araştırmanın ilmî hüviyeti hususunda tereddüt taşıyabilirler. Bir araştırmacının “Ermeniler her zaman tarihte kendilerine bir efendi bulmuştur. Ermeniler efendilerini sürekli olarak değiştirmiş ve satmıştır” ifadesini aşağılama olarak görenlerin var olduğu,[3] belli mevkutelerde köşe başlarını tuttukları müddetçe hâlisane emekle ortaya konan eserlere şüpheyle bakılacaktır. Bu tipler geçmişin suçlarının yeniden işlenmesini önlemek için tedavinin cerahatin iyice akıtılması gerektiğini düşünüyorlar. Bunlar dışarıdakilerle bir olup devletin geçmişteki tehcir hadisesi dolayısıyla resmen suç ikrarında bulunmasını arzu etmektedirler. Bunların yeri geldikçe teşhir edilmesi, suç isnatlarının tanıtmaya çalıştığımız eserlerin benzerlerinin çoğalması gerekmektedir. Namuslu ve fedakar bilim adamlarımızın küçük menfaat hesaplarına düşmeden ilim arenasına çıkarak eserlerini ortaya koymaları hâlinde çatlak sesler kesilecektir.


         

[1] Ankara, 2005, 368 s., Türk Tarih Kurumu yayını.

[2] Gündüz Aktan, Korkuyorlar, Radikal, 8.4.2006.

[3] Ayşe Hür, Ermeni Konferansı, unutma ve hatırlama, Radikal, İki, 9.4.2006, s. 4.


Türk Yurdu Haziran 2006
Türk Yurdu Haziran 2006
Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele