AB–TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN “ERMENİ SORUNU” BOYUTU

Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

 

Bilindiği gibi Ermeni sorunu, tarihsel süreç içinde oluşan ve emperyalist güçlerin Osmanlı Devleti’ni parçalayıp, paylaşmak konusundaki politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Antlaşması ile bu konuyu gündemden çıkartmasına rağmen; Ermeniler, özellikle Ermeni diasporası, Ermeni millî bilincini canlı tutmak amacıyla bu sorunu tekrar dünyanın önüne getirmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan siyasi dengeleri fırsat bilen Ermeniler, Türkiye’den “sözde soykırım iddialarını” kabul etmesini, özür dilemesini, “tazminat ödemesini” ve nihayet kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri Türkiye topraklarını vermesini talep etmeye başlamışlardır. Terörü de bir silah olarak kullanan Ermeniler; ASALA Terör Örgütü ile, Türk diplomatlarına yönelttikleri saldırılarla, iddialarını tarihî gerçeklermiş gibi gösterip, dünya kamuoyunu aldatmaya çalışmışlardır. Dünyanın değişik ülkelerinde “sözde katliam anıtları” dikilmiş, pek çok ülke parlamentosunda “sözde katliam tasarıları” kabul edilmiş, Türk milleti adeta “mahkum” edilmiştir.[1]

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde “tam üyelik” sürecini belirleyen Avrupa Parlamentosunun kararları, İlerleme Raporları ve liderler zirvesi kararlarında Ermeni sorunu iki boyutlu olarak karşımıza çıkmaktadır: Birinci boyut; Türkiye’nin Lozan’da oluşturulan “Gayrimüslim azınlıklar”la ilgili hukukunu sorgulamaya, Türkiye’deki Ermeni cemaatinin sözde sorunlarına çözüm bulunmasına yönelik baskılar oluşturmaya dönüktür. İkinci boyut ise uluslararası bir sorun hâline getirilmeye çalışılan sözde Ermeni soykırım iddialarının kabul ettirilmesi ve Ermenistan ile iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine dönüktür.

 

I. Avrupa Parlamentosu Kararlarında Ermeni Sorunu

Bugün Avrupa Birliği örgütlenmesi içinde en önemli organlardan biri olan Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği’nin oluşum sürecinin ilk aşamalarında yalnızca bir “danışma” organıydı. Ancak zaman  içinde bu rol gelişti. 1986 yılındaki Tek Senet, 1992 yılındaki Avrupa Birliği Antlaşması ve 1997 yılındaki Amsterdam Antlaşması ile Avrupa Parlamentosunun sorumluluklarının kapsamı genişletildi ve yetkileri artırıldı. Günümüzde yeni üyelerin kabulünde, diğer ülkelerle ortaklık anlaşmalarının imzalanmasında, bütçenin kabulünde ve benzeri konularda Avrupa Parlamentosunun onayı aranmaktadır. Nitekim zirve kararlarında (örneğin 17 Ararlık Bürüksel Zirvesi) AP’nin kararlarına atıflar yapılarak; Parlamentoda alınan kararlar AB’nin “birincil hukuk” metinleri hâline getirilmiştir:

17 Aralık Bürüksel Zirve Kararları’nın Türkiye’yi ilgilendiren maddelerinden biri olan 21. Madde’de Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu tarafından 15 Aralık 2004 tarihinde kabul edilen kararı not etmektedir” denilerek, Avrupa Parlamentosunun 15 Aralı 2004’te kabul ettiği bir dizi karara atıf yapılmaktadır. Buradaki “not eder” ifadesi diplomatik bir ifadedir ve Türkiye için bu kararlar aynen zirve kararları kadar bağlayıcıdır. Nitekim, Müzakere Çerçeve Belgesi’nin 10. maddesinde Türkiye’nin tabi olacağı “Müktesebat” ayrıntılı bir şekilde sayılmıştır. Bunun içinde Parlamento kararları da sayılmıştır. Yani Türkiye, 3 Ekim 2005’ten itibaren başlayacak olan müzakereler sürecinde bu Parlamento kararlarında belirtilen eksiklikleri gidermek veya tavsiyeleri de yerine getirmek zorundadır.

Avrupa Parlamentosu 1980’li yıllardan beri 1915-1917 olaylarını Birleşmiş Milletlerin 09 Aralık 1948 tarihli kararındaki “Soykırım” tanımına uygun görerek “soykırım” olarak ilan etti ve Türk Hükûmetinin bunu kabul etmesini istedi; Türkiye’nin bu olguyu reddetmesinin Avrupa Birliği üyeliğinin kesin engeli olduğunu  açıkladı.

Bu anlamda en önemli karar, Türkiye’nin “tam üyelik” müracaatı üzerine 1987’de alınan karardır. Çünkü bundan sonraki tüm Türkiye kararlarında bu karara atıf yapılmıştır. Mesela, 17 Aralık 2004 Zirve kararlarında atıf yapılan 15 Aralık 2004 tarihli Türkiye kararının başında, “Avrupa Parlamentosu,… 18 Haziran 1987 ve 1 Nisan 2004 tarihleri arasında alınmış kararlar nihayetinde parlamentonun, bizzat çıkarmış olduğu kararlara dayanarak” şeklindeki ifadelerle ve Müzakere Çerçeve Belgesi yayınlanmadan hemen önce 28 Eylül 2005’te aldığı kararların başındaki, “18 Haziran 1987 tarihi ile 15 Aralık 2004 tarihleri arasında bu konuya ilişkin önceki kararlarını dikkate alarak…” sözleriyle bu 1987 kararına atıf yapılmıştır.

Avrupa Parlamentosunun 18 Haziran 1987’de Ermeni sorunu ile ilgili olarak aldığı karar şu şekildedir: “Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Ermenilerin katlinin BM Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948’de kabul ettiği Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması hakkındaki Sözleşme uyarınca soykırım suçu oluşturmaktadır.” 

Yine bu 1987 Kararında Avrupa Parlamentosu, “şimdiki Türk Hükümeti’nin [Osmanlı] hükümeti tarafından Ermeni halkına uygulanmış olan soykırımı kabul etmeyi reddetmesinin Topluluğa üye olarak kabul edilmesinin önünde aşılmaz bir engel oluşturduğunu” ifade etmiştir.

Avrupa Parlamentosunun bu kararı, yukarıda örneklendirildiği üzere, bundan sonraki konuyla ilgili bütün kararlarında ve Türkiye ile ilgili aldığı diğer bütün kararlarında atıf yapılan bir karar olduğu için önem taşımaktadır.

                Avrupa Parlamentosu, 15 Kasım 2000’de yeni bir karar aldı: “Türk Hükûmetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine, özelikle modern Türkiye devletinin kurulması öncesinde Ermeni azınlığın maruz kaldığı soykırımın kamuoyu önünde kabulü ile, Türk toplumunun önemli bir parçasını oluşturan Ermeni azınlığa taze bir destek vermesi çağrısında bulunur.

Parlamentonun 2004’te aldığı Türkiye ilgili bir dizi kararın önemli maddelerinden bazıları da yine Ermeni sorunu hakkındadır. 15 Aralık 2004 Tarihli bu kararlarının tamamı 104 (yüz dört) maddedir. Kararların 35 maddesi şimdiye kadar yapılanlarla ilgili “durum tespitine” yönelik, diğerleri de “beklentiler” (Türkiye’nin bu süreçte yapması gerekenler) ile ilgilidir.[2]

                AP’nin bu kararlarına esas teşkil eden Türkiye Raporu, Avrupa Parlamentosu üyesi Hristiyan Demokrat Camiel EURLİNGS’in raportörlüğünde hazırlanmış ve 15 Aralık 2004 günü 262’ye karşı 407 evet oyuyla kabul edilmiştir. Aynı gün akşam bütün Türk televizyonlarında “zafer kazanılmış” gibi aktarılan bu oylamada Türkçe “evet” yazılı levhalar da kullanılmıştı.

                Metinden de görüleceği gibi AP, daha önceki kararlarına atıflar yaparak bir Türkiye değerlendirmesi yapmaktadır. Bu kararda da önceki kararlarda olduğu gibi, Ermeni meselesinden Patrikhane’ye; Heybeliada Ruhban Okulu’ndan Kıbrıs meselesine kadar Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren pek çok konu bulunmaktadır. Avrupalı devletlerin bakış açılarında herhangi bir değişiklik olmadığı rahatlıkla görülmektedir. Hatta Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği bazı konularda daha ileri gidilmekte, PKK-Kadek terör örgütünden adeta meşru, bağımsız bir devletin “düzenli ordusu” (Kurdish forces)ndan bahseder gibi bahsedilmektedir.

                Diğer bazı azınlık (!) ana dilleriyle (Çerkezce, Ermenice vb.) birlikte Kürtçe televizyon yayınlarına ve bunların kurslar yoluyla öğretilmesine başlanması takdirle karşılanırken; bunun yeterli olmadığı, diğer azınlık dillerine (Lazca vs. kastediliyor herhâlde!) de bu hakkın tanınması gerektiği ve bütün bu azınlık dilleriyle “eğitim yapılması hakkının” verilmesi gerektiği söylenmektedir (Madde: 10).

                Türkiye’nin etnik ve dinsel azınlıkları kabullenmesi gerektiği ve bunlara ait kültürel mirası (?) koruması; Hasankeyf, Ani, Zeugma ve Akdamar zikredilerek istenmektedir (Madde: 12). Bu maddeden anlaşılıyor ki, Avrupalı dostlarımız, Kürtleri ayrı bir millet olarak Ermenilerle birlikte değerlendirmekte, bunların hamiliğine soyunmaktadır. Bu çerçevede, Munzur Vadisi, Ilısu Barajı inşaatı ve Bergama altın aramaları gibi projelerde AB ile birlikte hareket edilmesi istenmektedir (Madde: 13).

İlk bakışta masum bir çevre talebi gibi görülebilecek bu konu, yaklaşık bir ay sonra A. ÖCALAN tarafından Avukatları aracılığı ile yayınladığı 19 Ocak 2005 tarihli Görüşme Notları’nda bakın nasıl dile getiriliyor: “Ufak bir iki şeye değineyim. PKK sosyal bilim okulları geliştirsinler. Ekolojik tedbirler alırlar. Ilısu’da, Munzur’da, Hasankeyf’te zorla baraj yapmasına engel olurlar. Çok aktif biçimde buna karşı durulur…”

AP, bu kararların ikinci bölümündeki taleplerle ilgili olan 69 maddenin üçünü (39, 40 ve 41) doğrudan “Ermeni meselesine” ayırmıştır. Nedense bu konunun benzer ifadelerle üç ayrı maddede vurgulanması ihtiyacı hissedilmiştir. Bu maddelerde 1987-2004 arasında AP’de alınan konuyla ilgili bütün kararlardan hareketle Türkiye’nin “Ermeniler karşı yapılmış olan soykırımın tarihi gerçeğini resmen kabul ederek, Ermenilerle uzlaşması” istenmektedir. Bunun arkasından Türkiye, “Ermenistan ile arasındaki sınırı yakın bir tarihte açmaya çağrılmakta”dır.

Bu arada Avrupa Birliği üyesi çeşitli ülkelerin ulusal parlamentoları, başka bir çok parlamento ile birlikte zaman içinde “Ermeni Soykırımını” tanıyan kararlar kabul etmişlerdir.

AP, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi (MÇB)’nin açıklanmasından hemen önce, 28 Eylül 2005’de “Ermeni sorunu” ile ilgili önemli bir karar daha kabul etmiştir. Tamamı 33 madde olan bu kararların 13 maddesi durum tespitine, 20 maddesi de Türkiye’den gerçekleştirmesini istedikleri taleplere ilişkindir.[3] Ap, bu kararların durum tespiti bölümünde, “Türk makamlarının, 18 Haziran 1987 tarihli AP kararında yer alan Ermeni konularıyla ilgili talepleri halen yerine getirmediği” vurgulanmıştır (Madde: J). Aynı kararların taleplerle ilgili bölümünde ise Avrupa Parlamentosu (…) Ermeni soykırımını tanıma konusunda Türkiye’ye çağrıda bulunur; bu tanımanın Avrupa Birliği’ne katılımın bir ön koşulu olduğunu belirtir” (Madde: 5). denilerek, “Ermeni soykırımının tanınması AB’ye üyeliğin ön koşul hâline” getirilmiştir.

Yine aynı talepler bölümünde, “Türkler 1 milyon Ermeni’yi katletmiştir” dediği için hakkında dava açılan Orhan Pamuk için “endişeler dile getirilmekte”dir: Avrupa Parlamentosu (…) Özellikle Cumhuriyet Savcısının Orhan Pamuk aleyhinde yapmış olduğu suç duyurusundan duyduğu endişeyi dile getirir ve Türk Hükümeti’ne düşünce özgürlüğünü güvence altına alması ve başta 301/1 sayılı madde olmak üzere Ceza Kanunu’nu bu doğrultuda yenilemesi için çağrıda bulunur…” (Madde: 10).

Bu maddenin devamında vakıflar yasası kapsamında dini cemaatlerin faaliyetlerine yönelik çıkarılan yasaların ve yönetmeliklerin de “yetersiz olduğu”, bunun düzeltilmesi gerektiği de talep edilmiştir.

AP’nin 28 Eylül 2005 tarihli bu kararı Türk basınına şu şekilde yansımıştır: “Avrupa Parlamentosu, dün Ankara ile Brüksel arasında ciddi kriz yaratacak iki karar aldı. 1- Türkiye’ye üyelikten önce Ermeni soykırımını tanıma koşulu getirilsin. 2- Türkiye, Rumları tanısın, Kıbrıs’tan asker çeksin. AP’deki Hristiyan Grubu ise Türkiye’nin yayınladığı ‘Rumları tanımama’ deklarasyonunu bahane ederek, ek protokol için yapılacak oylamayı erteletti. Türkiye ile AB’nin 3 Ekim randevusuna kısa süre kala, Avrupa Parlamentosu (AP), Ankara-Brüksel ilişkilerinde kriz çıkarabilecek iki karar aldı. Türkiye ile AB arasındaki ek protokolün onaylanmasını erteleme kararı alan Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Ermeni Soykırımını ‘üyelikten önce’ tanımasının ‘ön şart’ olmasını da talep etti. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda dün tartışılarak oylanan ‘Türkiye ile müzakerelerin açılması’ konulu karar tasarısında, Türkiye’ye yönelik sert ifadeler yer aldı.”[4]

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan OSKANYAN, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’nin AB’ye katılımı için sözde Ermeni soykırımını tanımasını ön koşul olarak ileri sürmesini “olumlu ve doğal” olarak niteledi. Medimax ajansının haberine göre Oskanyan, Erivan’da temaslarda bulunan AB’nin Güney Kafkasya özel temsilcisi Heikki TALVİTİE ile birlikte gazetecilere yaptığı açıklamada, “Türkiye AB üyesi olmak istiyorsa, AB’deki diğer üye ülkeler gibi komşularıyla olan sorunlarını çözmeli ve geçmişle barışmalı” dedi. Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinin içeriğinde Türk-Ermeni ilişkilerinin de yer alacağını öne süren Oskanyan, bunun Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesine yardımcı olacağını ve müzakerelerde Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılması konusunun da gündeme geleceğini iddia etti.[5] 

Bu kararla ilgili bir gün sonra yaptığı yorumunda Ömer Engin LÜTEM şunları söylemektedir:

“Avrupa Parlamentosu (AP) önceki gün kabul ettiği bir kararla Türkiye hakkında AB üyelerinin tüm şikâyetlerini dile getirdi. Kararın daha ziyade  Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimini bir an önce tanımasını  sağlamak için alınmış olduğu belli. Ancak bu sırada Parlamentonun içindeki Ermeni muhiplerin (sevenlerinin) Türkiye’nin soykırımı tanımasının Avrupa Birliği’ne katılmasının ön koşulu olduğuna dair önerdikleri bir madde de kolaylıkla kabul edildi.

Bu madde Türk basınının bir kısmında telaş yarattı. Ermeni soykırımının yeni bir ön şart olduğu ileri sürüldü. Oysa  bu husus ne yeni ne de gerçek anlamda bir ön şart…

O zaman AP kararı ne ifade etmektedir?  Bu kararlar tavsiye niteliğinde olduğundan kimseyi bağlamaz. Ancak bu nedenle küçümsenmeleri de  doğru olmaz. Bu kararlar tüm AB organlarını etkiler ve  belli bir konuda oluşturulacak politikalara ışık tutar. Halen AB içinde karşılaştığımız başlıca sorun Güney Kıbrıs’ın dayatmalarıdır. Güney Kıbrıs’ın  ise AP içinde bulduğu  destekle  AB üyesi olabildiği unutulmamalıdır.  Diğer yandan ileride, Türkiye müzakereleri başarı ile tamamlayabildiği ve katılım antlaşması hazırlanabildiği taktirde, bu antlaşmanın önce AP tarafından onaylanması  gerekecektir.

O zaman AP’nin 1987 tarihli kararı ile o tarihten sonra aynı konuda aldığı bir çok kararı dikkate alması ve Türkiye sözde Ermeni soykırımını tanımadığı sürece katılım antlaşmasını onaylamaması olasılığı vardır.”[6]

 

II. İlerleme Raporlarında Ermeni Sorunu

Türkiye-AB ilişkilerinde en önemli belgeler “İlerleme Raporları”dır. 1993 Kopenhag Zirvesi’nde belirlenen “Kopenhag Siyasal Kriterleri, esasında soyut ifadelerle dolu bir paragraftan ibarettir. Bu kriterlerin ete kemiğe bürünmesi, ilerleme raporları ile mümkün kılınmıştır...”[7] İlerleme raporlarının Katılım Ortaklığı Belgelerinden de önemli olduğu bizzat 2003 KOB’de şu şekilde vurgulanmıştır: “Katılım Ortaklığı Belgesi Türkiye’nin katılım yönündeki hazırlık çalışmalarında öncelikli alanları belirtiyorsa da, İlerleme Raporu’nda yer alan tüm hususları dikkate alması gerekmektedir.” Görüldüğü gibi AB’nin Türkiye’den ne istediği konusunda esas alınması gereken belgeler İlerleme Raporlarıdır. Birliğe girebilmek için Avrupa’nın Türkiye’den ne istediği somut olaylarla bu ilerleme raporlarında açık açık anlatılmıştır. Bu raporlarda çoğu zaman şahıs ismi veya kurum adı verilerek en ince ayrıntıya girilmektedir. Her ilerleme Raporu’nda “örtü”nün üstü biraz daha açılarak Türkiye’nin önüne dayatma şeklinde birçok siyasal kriter konulmuştur. Nedense 1998’den beri her yıl yayınlanan bütün bu raporlardaki “istekler” Türkiye’deki medya ve aydınlar tarafından hep görmezden gelinmiştir.

İlk defa 1998’de yayınlanmaya başlanan ilerleme raporları, Türkiye’nin adaylığı resmen tanındıktan sonra Türk kamuoyunda belli çevreler tarafından daha dikkatle incelenmeye başlanmıştır. 1998’den 2003’e beş adet ilerleme raporu yayınlanmıştır. Bütün bu raporların içerikleri genel olarak birbirlerine benzemekle beraber, raporlarda belirgin şekilde vurgulanan hususlar zaman zaman değişmektedir. Aşağıda işaret edileceği gibi; başlangıçta genel olarak ifade edilen bazı konu ve kavramlar her yeni raporda adı konularak daha net bir şekilde ifade edilmiştir. Ayrıca 1998’den bu yana raporların hacmi gittikçe artan bir özellik göstermektedir.

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ilk ilerleme raporu 1998 Cardiff Zirvesi’nde onaylanmıştır. Bu belge, AB’nin Türkiye’nin siyasal rejimini ve Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik haritasını detaylı olarak analiz ettiği ilk AB belgesi sayılabilir. Avrupa Komisyonu, Kopenhag Kriterleri ışığında, Türkiye’deki rejimin demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğü prensibine ne kadar uygun olduğunu incelerken, Türkiye’deki bazı hassas noktalara da değinmiştir. Şüphesiz bu hassas noktalar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesini oluşturan “temel esaslardır.”Askerlerin Türk siyasal hayatındaki etkin oldukları, Kürtlerin Lozan’da tanımlanmayan bir azınlık olarak, insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları ve kültürel haklardan yoksun bulundukları iddialarını dile getiren bu rapor ayrıca, Güneydoğu sorununa dikkat çekerek, bu soruna “Kürt kültürel kimliğini tanıyan sivil bir çözüm” önermekteydi. Yine bu raporda, “1974’ten beri Kuzey Kıbrıs’ı işgal altında tutmakta” diye suçlanan Türkiye’nin, Kıbrıs Meselesi’ni çözmesi de istenmektedir.

Ab İlerleme Raporları’nda ve AB Parlamentosu kararlarında üzerinde en çok durulan konulardan biri de Ermenistan-Türkiye ilişkileri ve Ermeni sorunudur. Birazdan aynen vereceğimiz İlerleme Raporları satırlarında ve ayrı bir bölüm olarak aşağıda değerlendireceğimiz AB Parlamento kararlarında da görüleceği gibi; AB bu konuda peşinen Türkiye’yi “suçlu” kabul etmekte ve öncelikle Ermenilerin taleplerini kabul etmemizi ve Ermenistan’la sınırı açmak dâhil iyi ilişkilere hemen başlamamızı istemektedir. AB belgelerinde Ermenistan’ın ne yapacağı ise hiç belirtilmemektedir.

İlk ilerleme raporlarında genel olarak “komşularla ilişkilerin geliştirilmesi” istenirken; sonra bundan Ermenistan’ın kastedildiği örtü aralandıkça aşama aşama ortaya çıkmıştır. Son raporlarda açıkça “Ermenistan ile iyi ilişkiler geliştirilmesi” istenmeye başlanmıştır.

Bu konudaki AB istekleri ilerleme raporlarına[8] şu şekilde yansımaktadır: 

1998 İlerleme Raporu : “İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması” başlığı altında: “Bu sorunların çözümüne ek  olarak, Türkiye, muhtelif komşu ülkelerle tüm anlaşmazlıkların uluslararası hukuka uygun olarak barışçı yollardan çözüme bağlanmasına yapıcı bir katkıda bulunmalıdır.”  

1999 İlerleme Raporu : “Siyasi Kriterler, Giriş” Bölümü’nde: “Türkiye’nin katılım yönünde ilerlemesi üzerine 1998 Düzenli Raporu’nda, Komisyon şu sonuca varmaktaydı:” denilerek yukarıdaki ifade aynen zikredilmekte ve “şimdiki analiz, 1998 Düzenli Raporu’ndan bu yana sağlanmış olan ilerlemeyi ele almaktadır” ifadesi yer almaktadır. 1999 raporunda bu konu tekrar gündeme getirilmediği için AB, herhangi bir ilerleme olmadığını ima ederek eleştirmektedir.

2000 İlerleme Raporu : “Ortak dışişleri ve güvenlik politikası” başlığı altında:  “Diğer komşu ülkeler ile ilişkiler konusunda, Türkiye, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya ile ikili ilişkileri daha da geliştirmeye devam etmektedir. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından teklif edilen Kafkas İstikrar Paktı, esas olarak Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle, henüz gerçekleşmemiştir. Türkiye, Ermenistan sınırını kapalı tutmaya devam etmektedir...”

2001 İlerleme Raporu : “Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası” başlığı altında: ... Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırı hâlâ kapalıdır. Ekonomi, turizm, kültür, eğitim, araştırma, çevre ve medya alanlarında diyalog ve karşılıklı anlayışı geliştirmek amacıyla, gayrı resmî bir ‘Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu’ kurulmuştur...

2003 İlerleme Raporu (Taslak) : “Dış İlişkiler” başlığı altında: “Ermenistan’a yönelik ambargo kaldırılmalı, bunun yanı sıra geçmişin tamamen kapatılması için üniversite görevlileri arasında bir diyalog sağlanmalıdır. Ayrıca siyasi kriterlere uyum yönünde bir adım olarak karşılıklı tanıma sağlanmalı ve diplomatik ilişkiler yeniden başlatılmalıdır.”

2004 İlerleme Raporu : Bu ilerleme raporunda özellikle Türkiye’deki Ermeni azınlığın sorunları diğer azınlıklarla birlikte ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir. Raporda Azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması” başlığı altında şunlar söylenmektedir:

“(…) Azınlıklar belirli ayrımcı uygulamalara tabi tutulmaya devam etmektedir. Azınlık toplulukları üyelerinin, üst düzey idari ve askerî görevlere gelmekte güçlüklerle karşılaştıkları bildirilmektedir.

2003-2004 eğitim yılında okutulan tarih kitapları, azınlıkları hâlâ güvenilmez, hain ve devlete zarar veren kişiler olarak göstermektedir. Ancak, resmî makamlar ders kitaplarındaki ayrımcı ifadeleri incelemeye başlamışlardır ve Mart 2004’te okullardaki ders kitaplarında ırk, din, cinsiyet, lisan, etnik köken, felsefi inanç veya din nedeniyle ayrımcılık yapılmaması gerektiği yolunda bir Genelge yayınlanmıştır.

Musevi, Rum ve Ermeni okullarında çifte müdürlük konusunda (bu okulların müdür yardımcısı, Millî Eğitim Bakanlığını temsil eden bir Müslüman’dır ve müdürden daha fazla yetkiye sahiptir) resmî makamlarla başlatılan diyalog devam etmektedir. Mayıs 2004’te Millî Eğitim Bakanlığı, anneleri azınlık üyesi olan çocukların da bu okullara gidebileceğini açıklamıştır (daha önce sadece babaları azınlık üyesi olan çocuklar bu okullara gidebiliyordu).

Ancak ebeveynlerin azınlık statüleri konusundaki beyanı, Millî Eğitim Bakanlığının yapacağı bir değerlendirmeye tabi olacaktır… Ermeni cemaati, Ermeni lisanının öğretilmesinin yetersizliği konusundaki kaygılarını dile getirmiştir.”

 

III. Zirve Kararlarında Ermeni Sorunu

 

A. 17 Aralık 2004 Bürüksel Zirvesi

Kararın 20. paragrafı Türkiye’nin komşularıyla ilişkileriyle ilgilidir. Burada Yunanistan veya Ege Denizi’nden ismen söz edilmemekle birlikte, kullanılan bazı kavramlardan ve “Türkiye ile üye ülkeler arasındaki sınır anlaşmazlıkları” ifadesinden sözü edilen asıl konunun bu olduğunu anlıyoruz. Şöyle ki, paragrafta, önemli sınır anlaşmazlıklarının çözümü konusunda yürütülen “istikşafi görüşmelerin” (exploratory contacts) memnuniyet verici olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Bilindiği gibi, “istikşafi görüşmeler” tabiri Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanlıklarının, Ege sorunlarını ele alan gizli görüşmelere verdikleri isim. Bununla bağlantılı olarak, Konsey son derece açık ifadelerle “katılım süreci üzerinde olumsuz yansımaları bulunan anlaşmazlıkların, gerekirse çözüm için Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesini” tavsiye ediyor.

Öte yandan, 20. paragrafta kast edilenin sadece Ege ihtilafından ibaret olmadığı da, Türkiye’nin sorun yaşadığı komşularının AB üyesi olan ve olmayanlar olarak ayrılmasından anlaşılıyor. Bu durumda, Konsey’in Türkiye’den iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmesini istediği diğer ülkenin, adı açıkça zikredilmese de Ermenistan olduğu ortaya çıkıyor. Müzakerelerin sağlıklı biçimde devam edebilmesi için bir ön koşul olarak sunulmasa da, komşularla ihtilaflar konusunun, bu süreci zaman zaman olumsuz etkileyebilecek yönlere çekilebileceği anlaşılıyor.

Öte yandan, zirve kararlarının bütününe bakıldığında; Kıbrıs, Ege ve Ermenistan, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, Azınlıkların Statüsü gibi sorunlarının ele alınış biçimi ile müzakere sürecinin yeni “eşiklerle” döşenebilme ihtimali Ankara’nın, diğer adaylardan farklı yönünü göstermektedir. Yani Türkiye, her zaman olduğu gibi Avrupa’nın çifte standartlı yaklaşımının yeni bir örneği ile karşı karşıya kalmıştır.[9]

 

B. 3 Ekim 2005 Zirvesi ve Müzakere Çerçeve Belgesi

Ermeni sorunu, AB-Türkiye ilişkilerinde “yol haritası” olan ve 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesi’nde[10] de hem Türkiye’nin azınlıklara bu arada Ermeni azınlığa sağladığı veya sağlamadığı haklara, hem de Ermenistan ile ilişkilere yönelik atıflarda bulunmaktadır.

Müzakerelerin ilerlemesinin şartları sayılırken bu şartlardan biri olarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarı” sayılmaktadır (Madde: 6, 1 nci Paragraf).

Yine MÇB, ismini zikretmeden Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesini bir şart olarak getirmektedir: “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkilerini açık bir şekilde taahhüt etmesi ve doğabilecek tüm önemli sınır uyuşmazlıklarını gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın karar yetkisi de dâhil olmak üzere Birleşmiş Miletler Şartı’na uygun olarak barışçı şekilde çözümlemeyi taahhüt etmesi” (Madde: 6, 2 nci Paragraf).

MÇB’nin yine Ermenistan’la ilişkilendirilebilecek bir diğer maddesi de şu şekildedir: “Katılım döneminde Türkiye’den üçüncü ülkelere yönelik politikalarını ve uluslararası örgütlerdeki pozisyonlarını (tüm AB üyelerinin bu örgütler ve düzenlemelere üyeliği ile ilişkili olarak da) Birlik ve üye devletler tarafından benimsenen politika ve pozisyonlarla artan bir şekilde uyumlulaştırılması istenecektir” (Madde: 7).

Şüphesiz bu son iki madde daha çok Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilgilidir. Fakat, Avrupa Parlamentosu kararları ve İlerleme Raporları’ndaki hususlar dikkate alındığı zaman, bu maddelerin içeriğinin Ermenistan’ı da işaret ettiği rahatlıkla söylenebilir.

Ayrıca, MÇB’nin bir diğer maddesi, Türkiye’nin yaptığı ve üyelik yükümlülükleri ile bağdaşmayan tüm uluslararası antlaşmaların ve sözleşmelerin feshini istemektedir: “Türkiye’nin üye devlet olarak uyması gereken tüm sonuç kabilinden hak ve yükümlülükler Türkiye ve topluluk arasında mevcut tüm ikili sözleşmelerin ve Türkiye tarafından imzalanmış olan ve üyelik yükümlülükleri ile bağdaşmayan diğer tüm uluslararası sözleşmelerin feshi anlamına da gelir. Ortaklık Sözleşmesi’nin müktesebattan ayrılan hiçbir hükmü katılım müzakerelerinde ön şart olarak değerlendirilemez” (Madde: 11).

Lozan Antlaşması’nın tanımladığı ve Lozan’da oluşturulan “gayrimüslim azınlıklar” hakkındaki hukuk ile AB’nin Türkiye için tanımladığı azınlıklar hukuku uyuşmamaktadır. Ermenistan Cumhuriyeti, Moskova ve Kars Antlaşmalarını tanımadığını ilan etmiştir. Bu iki konunun yukarıdaki madde çerçevesinde değerlendirilmesi büyük bir önem taşımaktadır. 


         

* Bu makale, 2005’te Gazi Üniversitesi’nce düzenlenen “Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları” konulu uluslararası sempozyuma sunulan bildirinin düzenlenmiş hâlidir.

[1] Ermeni sorunu konusunda şu eserimizde ayrıntılı bilgi bulunmaktadır: Ali Güler, Suat Akgül, Sorun Olan Ermeniler, Türk Metal Sendikası Türk-Ar Yayınları, Ankara, 2003.

[2] Metnin İngilizcesi AB Parlamentosu İnternet sitesinde mevcuttur. Bk: “Texts adopted by Parliament Wednesday 15 December 2004. Provisional Edition. Turkey’s Progress Towards Accession. P6_TA-PROV(2004) 0096A6-0063/2004.” http://www2.europarl.eu.int/omk/sipade2.

[3] European Parliament Resolution on the Opening of Negotiations With Turkey, Wednesday 28 September 2005 – Strasbourg Texts adopted by Parliament, P6_TA-PROV(2005)0350 Provisional edition.” http://www2.europarl.eu.int.

[4] Hürriyet, 29 Eylül 2005.

[5] http://bro.byegm.gov.tr/Haber/Abone/2005/09/29 / 29_09_2005_ABN_15_33_54.txt

[6] Ömer Engin Lütem,  “Avrupa Parlamentosu Ve Ermeni Sorunu”,  ASAM. Ermeni Araştırmaları Enstitüsüsü  (Instıtute For Armenıan Research), Günlük Bülteni (Daıly News), 29 Eylül, 2005.

[7] A. R. Usul, “Avrupa Birliği’nin 2002 Türkiye İlerleme Raporu’nun ‘Siyasal Kriterler’ Kısmı: İlk Düşünceler”, s. 63.

[8] İlerleme Raporları için bk: Ali Güler, Sorun Olan Avrupa Birliği, 2. Baskı, Berikan Yayınları Ankara, 2005, EKLER Bölümü.

[9] 17 Aralık Bürüksel Zirve Kararlarının Türkçe tam metni için bk: Ali Güler, Sorun Olan Avrupa Birliği, 2. Baskı, Berikan Yayınları Ankara, 2005, EKLER Bölümü. Bu kararların geniş bir değerlendirmesi için bk: Ali Güler, Sevr’den Kopenhag’a Parçalanan Türkiye, 2. Baskı, Berikan Yayınları, Ankara, 2005, s. 166-178.

[10] Müzakere Çerçeve Belgesi’nin İngilizce tam metni için bk: www. abhaber.com Metnin değerlendirmeli Türkçesi için bk: http://www.sabah.com.tr/ozel/muzakere1201/dosya_1201.html


Türk Yurdu Haziran 2006
Türk Yurdu Haziran 2006
Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele