BATI AVRUPA’DA TÜRK İŞLETMELERİ

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

Türklerin Avrupa’ya göç serüveni 1961 yılından bu yana çeşitli aşamalar kaydettikten sonra başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa’da 1975’ten sonra bulundukları ülkelerdeki ekonomik fırsatları değerlendirmek amacıyla ortaya çıkan Türk İşletmeleriyle, yeni bir olgu hâlini almıştır. Almanya’nın talebi üzerine işçi olarak giden ve emeğini sunan insanımız, birikimlerini sermayeye dönüştürmüş ve kendisi emek ve işçi talep eder hâle gelmiştir. Göçün başlangıcında, kendi insanını, kendi imkânlarıyla, tam olarak doyuramayacağını düşünen Türk hükûmeti, bugün Avrupa’daki Türk varlığını Türkiye’nin önünü açacak önemli bir güç kaynağı olarak görmektedir. Çünkü Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden yapılandırılması sürecinde, sanayileşmesi için gereken iş gücünü karşılamak üzere gönderilen Türk insanı, karşılaştığı büyük güçlükler sonunda edindiği iş disiplini, acı tecrübeler ve meslek eğitimleri ile, zaten içlerinde var olan fırsatları değerlendirme ve girişimcilik becerilerini zamanında ve doğru kullanarak sağlıklı ve başarılı işletmeler kurarak Avrupa’da etkili olmaya başladı.

İlk nesil Türk işçileri 70’li yıllarda sadece bağımlı ve sigortalı işçi olarak çalışırken, 70’li yılların ortalarından itibaren kendi iş yerlerini açmaya başladılar. Alman Ticaret Odası kayıtlarına göre 1975 yılında sadece 100 serbest ticaret yapan Türk bulunmaktaydı. Doksanlı yıllarda serbest ticaret yapan tüm yabancıların sayısı iki kat artarak 144 binden 279 bine çıktı. Buna rağmen yabancılar arasında serbest meslek sahiplerinin oranı Almanlar arasındaki serbest meslek sahipleri oranından oldukça düşüktür. Köln’deki Alman Ekonomi Enstitüsü verilerine göre Almanya’da yabancılara ait iş yerlerinin oranı % 6’dır. Fakat elde ettikleri ciro ve katma değer oranı oldukça yüksektir. Bu oran yabancılar ve özellikle Türkler arasındaki girişimcilerin sayısının daha artması gerektiğini ve artacağını göstermektedir. Başlangıçta “misafir işçiler” “Gastarbeiter” olarak Almanya’ ya giden ve neredeyse yarım asırdır Avrupa’nın tüm ülkelerine yayılan insanımızın sayısı bugün 5 milyonu aşmış bulunmaktadır. İş adamlarımızın ve Türklere ait iş yerlerinin sayısı ekonomileri etkileyecek düzeye gelmiş iş adamlarımız günümüzde “Göçmen İşverenler” statüsünü almış bulunmaktadır. Doksanlı yıllarda işsizlikten kurtulmak için zorunlu olarak ticarete atılan insanımızın yanında, hızla tüm Avrupa’da kurulmaya başlanan Türk işletmelerinin, İş adamlarımızın ve Türklere ait iş yerlerinin sayısı irili ufaklı olmak üzere 155 bini aşmak üzeredir. Yalnız Almanya’da çoğunluğu serbest meslek sahibi olan yani tek kişilik işletmeler ağırlıklı olmak üzere 65 binin üzerinde ticaretle iştigal eden insanımız kendi işinde çalışmaktadır. Almanya’da yabancılara ait toplam 300.000 iş yeri bulunduğu göz önüne alındığında, serbest iş yeri sahibi Türklerin oranı azımsanmayacak büyüklüktedir. Türklere ait iş yerleri küçük tek kişinin çalıştığı bakkal işletmeciliğinden “Onkel Mehmet’s Laden” (Mehmet Amca’nın Bakkalı) başlayıp, oldukça yoğun bilgi teknolojisi gerektiren uluslar arası yazılım şirketlerine kadar her büyüklük ve sektöre dağılmış durumdadır. Günümüzde işsizliğe çare oldukları için örnek olarak gösterilen Türk iş yerlerinin başarı öyküleri aslında göründüğü kadar kolay değildir. Fakat Türk insanının girişimcilik ruhu ve çevre şartlarına uyum kabiliyeti büroksanin yanında birçok engeli aşmalarını kolaylaştırmaktadır. Tüm bunlara rağmen “Göçmen İşverenler” artık Avrupa ticaret tarihinde başarının sembolü olarak yerlerini almışlardır. Essen’de bulunan Türkiye Araştırmaları Merkezi (ZfT) verilerine göre sadece Türklerin Alman Gayri Safi Milli Hasıla’sına katkısı 35 Milyar Avro tutarındadır. Bugün Türk iş adamlarının Avrupa’ da yıllık yatırımları 7 Milyar Avro’yu ve ciroları 100 Milyar Avro’yu aşmış bulunmaktadır.

Avrupa’da yabancıların kurdukları şirketlerin gelişmesine parelel olarak Türk şirketlerinin ortaya çıkması üç ana sebebe bağlı olarak açıklanabilir. Avrupa’da ilk kurulan Türk şirketleri belirli bir boşluktan faydalanmak ve Avrupa’da yaşayan Türklerin ülke özlemi ve alışkanlıklarına dayalı özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere ortaya çıkmıştır. Burada bir boşluğu yakalayan Türk girişimciler Alman dükkanlarında bulunamayan ürünlerin ticaretini yapmaya başlamışlardır. Bunun ilk örnekleri 70’li yıllarda Türk-eksportu, Türk-bakkalı, kahvehane, dönerci, seyahat acentaları, tercüme büroları ve Türk lokantaları olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu işletmeler Almanya iktisadi hayatındaki bir boşluğu doldurmuş ve zamanla gelişerek Türk-marketi, terzisi (Elbise daraltma, genişletme işleri için), ayakkabı tamircisi, anahtarcı, elektrikçi ve lokanta olarak Alman müşterilere de hitap etmeye başlamıştır.

Zamanında bir boşluğu doldurmak üzere kurulmuş olan Türk aile şirketleri, günümüzde artık komple bir mahallenin ihtiyacını karşılayacak düzeye gelip bazı Alman, Fransız, Belçika, Hollanda ve İngiliz işletmelerini sıkıştırır duruma gelmiş olmakla beraber, ekonomik durumları incelendiğinde, düşük gelirler elde etmekte ve ayakta kalma mücadelesi verdikleri görülmektedir. Bu işletmelerin gelişimi için modern yönetim sistemleri ve girişimcilik eğitimleri ve gelişimleri için şube açma, bayilik verme ve Franchising modelleri geliştirilmelidir. Terzihanelerin yanında önemli bir boşluğu dolduran ve hem Türk hem yabancı müşterilere hitap eden diğer bir iş ise kuyumculuktur. Çünkü birçok Türk hâlâ birikimlerini altın ve mücevher olarak değerlendirmekte ve çeyizlik için kuyumculara ihtiyaç duymaktadır.

Başka bir boşluk doldurma örneği olarak Türk süpermarketleri gösterilebilir. Türk süpermarketlerinin yanında seyahat acentaları ve tekstil ve giyim mağazaları ve Türk lokantaları da Türk işletmelerinin oluşumu ve gelişiminde önemli roller üstlenmiştir.

Türk insanının temelde mevcut olan girişimcilik ruhu Batı Avrupa Türklerinin diğer sektörlerde de başarıyı yakalamalarını sağlamıştır. Türk girişimciler 90’ lı yıllardan sonra yeni boşluklar yakalamış ve kitapçılık, matbaa, yayıncılık, radyo ve televizyonculuk, diskotek ve düğün salonları, gelinlik ve abiye, fotoğrafçılık, inşaatçılık, kuaför salonları, avukat büroları, mimarlık, mühendislik, sigorta acentacılığı ve hatta bankacılık sektörlerinde faaliyetler göstermeye başlamışlardır.

1999 yılında kurulan “Alo Vatan” telefon ve internet hattı Türklerin Türkiye ile olan iletişim ihtiyacını karşılamakta oldukça başarılı olmuş ve önemli bir boşluğu doldurmuştur.

Türk işletmelerinin artması ile onların ihtiyaçlarını karşılamak üzere ortaya çıkan diğer bir boşluktan reklâm ve ilân işleri, reklamcılık, tabelacılık, web-sayfası tasarımcılığı, toptancılar, fırınlar, kasaplar, döner fabrikaları, otel ve lokanta ekipmanları, lokanta atıklarının ve yağlarının bertarafı işi ve hatta danışmanlık işleri ortaya çıktı.

Son yıllarda Batı Avrupa Türkleri yaşlısı ve genci ile mezarlıklarda da görülür oldu. Bu da Avrupa’daki kalıcı yaşamın acı göstergelerinden biriydi. Yaşlanan Türk nesline son görevi İslâmî usüllere göre yerine getirme ihtiyacından dolan boşluğu doldurmak üzere cenaze nakil ve defin işletmeleri ve mezarcılık işleri ortaya çıkmıştır.

İkinci olarak kültürel sebeplerden dolayı Türk işletmeleri ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak Türklerde bulunan girişimcilik özelliğinden dolayı bir iş yerinde bağımlı iş gören olarak çalışmak yerine  serbest ve bağımsız olarak çalışma istek ve cesaretinden dolayı ortalama her gün 3 yeni Türk işletmesi açılmaktadır. Resmî sayılara göre ticaret odalarına kayıtlı Türk firması sayısı 65 bini Almanya’da olmak üzere Tüm Avrupa’da 155 binin üzerine çıkmak üzeredir ve bu işletmelerimiz sadece Almanya’da yıllık yaklaşık 7 milyar Avro tutarında yatırım yapmakta ve 90 değişik sektörde takriben 100 milyar Avro toplam hasılat ve satışı gerçekleştirebilme gücüne ulaşmışlardır.

Üçüncü olarak yurtdışında doğmuş büyümüş bulunduğu ülkenin dilini öğrenmiş ve eğitimini almış gençlerin istedikleri işi bulamamalarına karşın tepki olarak ve karşılaştıkları kısıtlamalar ve engellemeleri aşmak üzere Türk işletmeleri kurulmuştur. Özellikle ustalık belgesi ve diğer şartların gerekmediği alanlarda ikinci ve üçüncü nesil gençler tarafından bazı fırsatlar değerlendirilmiştir.

Almanya’daki yabancı işletmelerin yarıdan fazlası Türklere, İtalyanlara ve Yunanlılara aittir. Bu işletmelerin çoğu tek kişilik veyahutta eşlerin birbirine yardım ettiği küçük aile işletmeleridir.

Türkiye Araştırmaları Merkezi verilerine göre Türklere ait işletmelerin % 57’sinde 1 ile 3 kişi, % 33’ünde 4 ile 9 işçi ve % 10’unda 10 dan fazla işçi çalışmaktadır. Dün küçük aile işletmeleri şeklinde başlayan bu girişimcilik zamanla, profesyonel çalışma zorunluluğunu kavrayarak, tecrübe, bilgi ve artan sermaye sayesinde güçlü büyük işletmelere dönüştürülebilmiştir. Bütün güçlerini birleştirerek tüm maddî ve manevî değerlerini ve varlıklarını bir yerde toplayarak başarılı olduklarını gören Türk işletmeleri aynı zamanda kendileri ile beraber yanlarında Alman ve diğer milliyetlerden insanları da çalıştırmaktadırlar. Türk işletmelerinde istihdam edilen işçi sayısı 350 bin kişi civarındadır. Bunların 80 bini Türk asıllı değildir ve 52 bin Alman vatandaşı Türk işletmelerinde çalışmaktadır.

Türkiye Devleti yurt dışında yaşayan insanımız için karşılıklı faydaya dayalı stratejiler geliştiremedi ve zorluklardan fırsat yaratma bilincine sahip Türk insanı girişimcilik yanını uygulamaya koyarak her alanda yatırımlar yapmaya başladılar. Artık Batı Avrupalı Türkler misafir işçilikten, tüm dayatmalara ve yıldırıcı denetlemelere rağmen “misafir işverenliğe” terfi etmiş oldular. Bu gelişme Avrupa Birliği makamları tarafından dikkatle takip edilmekte, işverenlerimizin sermaye kaynakları ve çeşitli sivil toplum kurumlarına olan sempati ve üyelikleri araştırılmaktadır.

 

Batı Avrupa’daki Türk Aile Şirketlerinin Avantajları

Göçmen İşverenlere yönelik araştırmalar sonucuna göre Türk işletmelerini küçük ve orta ölçekli aile şirketleri olarak tanımlayabiliriz. Aile şirketleri genel bir tanıma göre ailenin geçimini sağlamak ve mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirkettir.

Bu tanıma göre Avrupa’daki Türk işletmeleri gelecekte şirketin ismi ve prestiji, ailenin ismi ve prestiji ile birlikte anılacaklarından, Türk şirketi olma özelliği ile birlikte gelişecektir. O yüzden Avrupa’daki Türk işletmelerinin Türkçe ismiyle anılması, farklılık yaratma ve markalaşma açısından ailenin yararınadır.

Aile şirketi olmanın beraberinde getirdiği genel avantajlar Batı Avrupa Türk işletemeleri için de geçerlidir, bunlar; finansman, yönetim ve kurum kültürü olmak üzere üç ana başlıkta ele alınabilir

Finansal Açıdan bakıldığında sermaye sorununu çoğunlukla kendi içlerinde çözümleyerek bağımsız ve daha emin adımlar ile büyürler. Çünkü ailenin adıyla bütünleşen şirket, ailenin çocuğu gibidir ve şirketin iflas etmemesi için gerek girişimci, gerek diğer aile üyeleri, gelirlerinden ve mal varlıklarından kolayca vazgeçebilirler.

Yönetim açısından bakıldığında girişimcinin ve diğer aile üyelerinin benimsedikleri fikirleri uygulamaları için çok fazla kişiye danışılmasına gerek olmadığı gibi, çok fazla imzaya da ihtiyaç duyulmaz. Aile olmanın avantajlarından yararlanılarak düşünceler daha özgürce söylenebilir. Dolayısıyla şirketin ve kişilerin hedefleri çok daha gerçekçi bir şekilde belirlenebilir ve şirket amaçları ile daha kolay bütünleşilebilir. Ayrıca girişimci ve diğer aile bireyleri, çocuklarının daha iyi öğrenim görmelerini ve iyi koşullarda yetişmelerini arzu ederlerken, aynı zamanda personelinin kalitesini de arttırarak örgüt verimliliğinin yükselmesine katkıda bulunabilirler.

Aile şirketleri birbirlerini tanıyan bireylerden oluştuğu için ekip sinerjisinden maksimum ölçüde yararlanılabilir. İşin yürütülmesi esnasında herhangi bir sorunla karşılaşıldığında çalışanlar (aile bireyleri) genelde birbirlerine yardımcı olurlar, eksikliklerini kapatırlar ve yapılması gerekenleri söze dökmeden icra ederler.

Kurum kültürü açısından bakıldığında Avrupa’daki Türk aile şirketlerinde farklı ve güçlü bir kurum kültürünün oluşması daha kolaydır. Geçmişten gelen birliktelik, iletişim, tutum, değer ve inançlar arasında benzerlik olmasına neden olur. Dolayısıyla zaten sahip çıkılmak istenen ve müşterileri tarafından sürekli farklı olduğu vurgulanan ve alışverişlerde hissedilmek istenen Türk kültüründen beslenen kurum kültürünün oluşumu ve paylaşımı kolaylaşır.

 

Batı Avrupa’daki Türk İşletmelerinin Risk ve Tehlikeleri

21. yüz yılda dünyadaki çevre, sosyal, siyasî, dinî ve ekonomik alandaki gelişmeler şirketlerin pazarlama stratejilerinde, yapısında ve yönetiminde çok köklü değişiklikler yapmalarını zorlayacaktır; Bu değişikliklerin neler olabileceği ve Avrupa’daki genç Türk aile şirketlerinin uygulamaları gereken stratejilerini ve çalışmalarını aşağıda açıklayacağımız gelişmeler doğrultusunda yeniden değerlendirmeleri gerekecektir.

Avrupa’daki Türk girişimciliğinin sebeplerinden biri de Türk insanının yurt dışında oldukça önem verdiği sosyal değerler ve mali boyutlardır. Bağımsız ve serbest çalışma isteği, daha fazla para kazanma arzusu, Çocuklarına iyi bir gelecek bırakmak ve sosyal statülerini yükseltmek için iş yeri açan Türkleri bu iyi fırsatların yanında bazı tehlikeler de beklemektedir. Çünkü girişim risk almak demektir. Ayrıca ekonomideki boşluklar ve fırsatlar günden güne daralmaktadır. Bu da iyi plânlanmamış ve özellikle işsizlikten kurtulmak için iyi araştırmadan aceleyle açılmış iş yerlerinin iflas tehlikesine daha yakın oldukları anlamına gelmektedir.

Buna rağmen göçmen işverenlerin iflas oranı yerli işletmelerin iflas oranından fazla değildir. Göçmen işverenlerin başarısızlık sebepleri olarak; Ticaret bilgisinin yetersizliği, eksik Pazar analizi, öz sermaye azlığı, kötü ve acele başlangıçlar, dil problemleri ve hukuksal engellemeler sayılabilir.

Başka bir engel olarak göçmen girişimcilerin teşvik ve danışmanlık imkânlarından yararlanamamaları söylenebilir. Ayrıca bankalar yabancı girişimcileri ciddiye almamakta ve dil problemlerinden dolayı iş fikirlerini tam olarak ifade edemedikleri için finans araçlarından yararlandırmamaktadırlar. Türk işletmelerinin uzun vadede başarılı olmaları için profesyonel danışmanlık desteği almaları çok önemlidir.

Avrupa’daki Türk işletmeleri aile şirketi olmanın avantajları ile gelişirken kendilerini aile şirketi olmanın getirdiği tehlikeleri sürekli analiz ederek korumalıdırlar. Bunlar şirket sahipleri arasındaki rol belirsizliği ile ilgili nedenler ve kapalı toplum olarak yaşamaktan kaynaklanan eski geleneksel değerlere bağlılıkla ilgili nedenlerdir.

Aile şirketlerinin finansman açısından karşılaşabilecekleri önemli tehlikeler, ailenin menkul, gayrimenkul ve nakdinin fazla olmaması ya da şirketin borçlanmaya olumlu bakmaması durumunda şirketin büyüme hızının yavaşlamasıdır. Ayrıca, elde edilen karın dağıtılması ve şirketin başarılı şekilde yönetilmesi için gerekli disiplinin sağlanmasında güçlükler doğabilir.

Aile şirketlerinde yazılı belgeler, istatistikler ve muhtıralar yerine, deneme-yanılma yoluyla elde edilen deneyime önem verilme olasılığı yüksektir. Burada önlem olarak sözlü ifade yerine her işlemi kayıt altına alma yükümlülüğü getiren toplam kalite yönetim sistemleri kurulmalı ve uygulanmalıdır.

Öte yandan, ailede eğitimden ziyade iş yaşamına önem veriliyorsa, işletmede çalışan aile bireylerinin eğitim düzeyi düşük olabilir. Türk şirketlerinin geleceği açısından eğitime önem vermeleri gerekmektedir.

Başarılı aile büyüğü geçmiş dönemlerde elde edilmiş başarılarına ulaşmak için kullandıkları taktiklerin her zaman geçerli olacağı yanılgısına düşebilir. Değişen dünyada, işletmeler aynı taktik ve stratejiler ile başarıyı tekrar yakalayabilecekleri fikrini savunabilir. Böylece, değişime direnip başarısızlığa uğrayabilir. Bu, işletmenin sürekliliği açısından en önemli tehlikelerden biridir. Bu nedenle, süreklilik için aile şirketi, geçmiş başarılarına sonsuz güven yerine, değişime hazır hâle gelmeli.

Bunun yanında “kurumsal” bir yapı, sürekli başarı için bir zorunluluktur. Kurumsal yapı, ya da kurumsallaşma denildiğinde, genelde şirket kurucusu ailenin işten ellerini çekmeleri ve işi tamamen profesyonellere bırakmaları gibi bir yanlış anlayış çok yaygın olarak kabul edilir. Oysa, kurumsallaşma, ailenin işi tamamen profesyonellere bırakması demek değil. Tam tersine, Ailenin işin başında olmasında ve diğer çalışanlarla kollektif bir çalışma ruhu kurulmasında inanılmaz faydalar vardır ve kontrol sürekli ailede olmalıdır.

Batı Avrupa’da Türk Aile şirketleri başarılarının devamı için tüm dünyada geçerli olan ticarî kurallara uymaları ve rekabet edebilmeleri için oyunu bu kurallara uygun oynamaları gerekmektedir. Bunun için Türk işletmeleri;

· Yıllık hedeflerini belirlemeli ve amaçlarına uygun bir organizasyon kurmalıdırlar.

· İş ve görev tanımları yapmalı ve yazılı kurallar hâline dönüştürmelidir.

· İşletme içi personel, satın alma, görev yetki vb. yönetmelikleri oluşturmalı,

· Yetki ve sorumlulukları dağıtarak profesyonel bir yönetim oluşturmalıdır.

        · Aile üyesi olan veya olmayan çalışanlar için çok iyi bir yönetim geliştirme sistemi ve eğitim gerekir.

        · Aile bireylerini daha küçük yaştan itibaren mülkiyet ve gelecek kuşakların sorumluluğu konusunda yetiştirmelidir.

· Topluma karşı duyarlı olunmalı ve güçlü bir Türk işletmesi kimliği ortaya çıkarılmalıdır.

        · Aile bireylerini şirketin bir Türk şirketi ve Türk kurumsal kimliği olduğunu ve bunun Gelecek nesillere devam etmesi gerektiği konusunda sürekli eğitmelidir.

        · Ailenin ismi ürün ve hizmetlerde Türkçe ve Türk markası olarak yaşatılmalı ve bu nedenle en yüksek kalite ve hizmet anlayışı ile iş yapılmalıdır.

· Sürekli olarak araştırma yapılmalı ve yenilikler takip edilmelidir.

        · Eğitime önem verilmeli ve ve Türkiye ve diğer Türk devlet ve toplulukları ile Ekonomik bağlantılarını geliştirmelidirler.

Türk Aile şirketlerinin sistemli hâle getirilmesi, yani kurumsallaşması, aile şirketlerinin karşısında duran en önemli hedeflerden biri olmalıdır. Aile içi sürtüşmeler ve problemler zamanında çözülmez ise giderek çöküşü hazırlar. Kurumsallaşma “sistem hâline gelmek” olarak tanımlanacak olursa, sadece şirketin sistemli hâle gelmesi yetmez. Ailerinin de bir sistem hâline getirilmesi, bunun için de aile şirketlerinin yeniden yapılandırılmaları gereklidir.

Yeniden yapılanma ile şirketlerde yeni bir organizasyon yapısı oluşturulmalı ve bu yapı içinde yer alan herkesin görevi, yetkileri ve sorumlulukları yazılı olarak belirlenmeli. Bu şirketlerde uygulanabilecek bir görev yetki ve sorumluluk yönetmeliği ve personel yönetmeliği oluşturulmalıdır. Maliyet ve stok kontrolü sağlamak, maliyet azaltılmasına gitmek için etkin bir muhasebe ve raporlama sistemi kurulmalı. Daha sonra bütçe uygulamalarına başlanmalı. Bölümlerin daha sistemli hâle getirilerek bölümler arası belge ve bilgi akışı sağlanarak, bölümlerin daha etkin ve verimli çalışması sağlanmalı. Aktif bir pazarlama bölümü kurularak işletmenin yurt içi ve yurt dışı pazar payı artırılmalıdır.

Rekabetle yarışmak ve Türk işletmelerinin Avrupadaki başarılarını sürdürebilmeleri ve krizleri kolay atlatabilmek için, daha canlı ve daha gelişmiş bir ekonomiye sahip olmak ve büyümek için, en önemli varlıkları olan aile bireylerini çok iyi eğitmeleri ve şimdiden çalışanlarına, insan kaynaklarına yatırım yapmaları gerekmektedir.

Çünkü Avrupa’daki Türklere ait aile şirketleri ancak verimliliklerini ve avantajlarını geliştirerek, ve tehlikelere karşı bir an önce önemler alarak başarılarını sürdürebilirler. Şu anda edinilen bu tecrübelerden yola çıkarak şimdilik küçük olan Türk işletmeleri ekonomik ve sosyal dayanışma için bir araya gelmeyi ve aile şirketleri olarak kurumsallaşmayı yani kendileri profesyonelleşmeyi de başarabilirlerse ekonomik yönden biraz daha rahatlayabilirler ve çözüm bekleyen birçok sosyal, kültürel ve eğitim problemlerini de sonuçlandırarak Avrupa üzerinden dünyaya açılabilir ve dünya ile rekabet eder hâle gelebilirler.

Bu bağlamda Türkiye ile olan bağlantılarını da gözden geçirerek Avrupa’daki Türk toplumunun genel yapısındaki gelişmeler ve 45 yıllık göç sürecinde uğramış olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel değişiklikler, ve bu değişikliklerin insanımız üzerine olan etkisinin incelenmesi başta dünyanın neresinde bir Türk varsa onun problemleriyle ilgilenme sorumluluğunu üzerinde taşıyan tüm bilim adamlarını ilgilendirmektedir. Bu durumun incelenmesi birçok toplum bilimcisine de daha uzun yıllar araştırma kaynağı olacak önemli gelişmelerle doludur.

Avrupa Türklerinin genç kesimi hayata bakış tarzında ve sosyal profillerinde önceki nesle göre önemli farklılıklar ve gelişmeler gösteriyor. Tüm olumsuzluklara rağmen zorda olsa bir müddet sonra Avrupa’da uzun süre yaşamak isteyen yeni nesil Avrupa Türkleri, Avrupa merkezli bir yaşam alanı algılamasıyla hayatın her alanında kendilerini yavaş yavaş göstermeye ve gelişmelerini, yatırımlarını ve yönelişlerini Avrupa’ ya taşımaya başladılar. İçinde bulundukları durum ve şartları düzenleyecek, haklarını koruyacak kurum ve kuruluşları hayata geçirmek amacıyla ve çeşitli sosyo-kültürel ihtiyaçların karşılanması için örgütlenme safhası başladı. Çeşitli sivil toplum örgütleri ve iş adamları dernekleri kurarak yeni özgün, girişimci bir hayat tarzı sergilemeye başladılar. Türk kültürünün farklı olması ve Türklerin İslâm dinine bağlı olmaları, Avrupalıların güçlü tarih şuurlarına dayanarak bizden uzak durmaları yanında birde yaşadıkları ülkenin dilini öğreneme problemi eklenince olması gereken diyalog ve iş birliği gerçekleşmedi ve toplumsal kaynaşma gecikmiş oldu. Bunun yanında genç Avrupa Türkleri çeşitli mesleklere yönelerek babaları gibi vasıfsız yardımcı işçi olmama yönünde imkânları zorlamaya başladılar. Şu an Almanya Üniversitelerinde eğitim gören gençlerimizin sayısı 30 bini aşmış durumdadır. Yeni mezunlarla beraber Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan birçok Türk avukatlarımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, ve değişik dallarda hayata atılan Türk aydınları hep misafir işçi diye anılan birinci neslin evlatlarıydılar. İyi yetişmiş olan bu insanlar şimdi başarıyla her iki topluma da her kademede serbest meslek erbabı olarak hizmet vermektedirler.

Türk ve Avrupa makamları önünde yıllardır sesini duyuramayan Türkler artık siyasî kararlarda yön tayininde etkili olabilecek Türk temsilcilerimiz iş başına gelmeye başladı. Başlangıçta siyasî parti kolları, sendikalar, yabancılar meclisleri, belediye encümen üyeliği, eyalet milletvekilliği, federal milletvekilliği derken Avrupa Parlâmentosuna kadar uzanır oldu. Geçmişte sık sık‚ şahit olduğumuz gibi, Türkiye’nin her zaman Avrupa’daki Türklerin ekonomik desteğine ve lobi çalışmalarına ihtiyacı olmuştur. Bu ihtiyaç bugün de vardır, yarın da olacaktır. Türkiye’nin böyle bir talebi olmasa bile Avrupa’daki her Türk iş adamı, anavatan Türkiye için elinden geleni yapmayı zaten bir görev kabul etmektedir. Avrupa Birliği -Türkiye ilişkilerinden, Ermeni soykırımı iddiası gibi Türkiye’ye karşı haksız iftira kampanyalarına, Avrupa’daki haklarımızın elde edilmesi ve tanınan hakların kullanılır hale getirilmesine kadar bir çok konuda sistemli bir çalışma gerekmektedir. Türkiye ve Avrupadan işadamları derneklerinin katılımı ile bu çalışmalar sonuç verebilir.

Bu Türkiye için önemli bir potansiyeldir. Türkiye içeride olduğu kadar dışarıda da güçlü olmak ve tüm potansiyellerini harekete geçirmek zorundadır. Avrupa’da bugün görünen tablo, artık Avrupa’da ki Türk emek gücü, Türk sermaye gücüne dönüşmüş ve kullanılmayı bekleyen bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. Avrupa’daki sermaye gücümüz 21. yüzyılın fırsatı olarak görülür ve değerledirilirse özellikle hizmet sektöründe iş birliği yapılarak Türkiye’nin yeni bir atılım yapması sağlanabilir. Avrupa’da ki insanımız ile yapılabilecek işler, hizmet sektörü başta olmak üzere;

Türk tekstil ürünlerinin Avrupa’da yeni kanallar üzerinden pazarlanması,

Jeotermal enerji kaynaklarımızın seracılık ve turizmde değerlendirilmesi,

Türk organik tarım ürünlerinin pazarlanması

Türk mermerinin ve doğal taşlarının değerlendirilmesi

Teknoloji transferi ve alışverişi

Olarak sayılabilir ve diğer Türk sınai ve ihraç ürünlerinin geçerli konseptler üretilerek pazarlanmasında çok faydalı müşterek adımlar atılabilir. Bu konuda ekonomi tarihi incelenmeli, uzmanların tavsiyeleri, sivil toplum örgütleri ve iş adamları derneklerinin dayanışması ile köklü adımlar atılmalıdır.

Avrupa ekonomisi giderek lüks ve katma değeri yüksek ürün ve hizmetlerin üretimine kayıyor. Büyük işçilik gerektiren sanayiden vazgeçiyor. Batı’nın terk ettiği teknoloji Doğu’ya doğru kayıyor. Batı giderek yaşlanıyor, doğudaki genç nüfus ise, üretim ve iş gücü itibariyle gidişatı tersine çevirerek avantaja çevirecek dinamiklere ve becerilere sahip görünüyor. Doğu’nun genç nüfusu, Batı’nın elindeki gücü ele geçirme şansına sahip. Batı’nın nüfusu azalırken Doğu’nun nüfusu hızla çoğalıyor.

Batı, Japon Kore ve Çin istilasına daha fazla tahammül göstermeyecek böylelikle ucuz Çin ve Kore malları Avrupa’nın hedef pazarlarına dolacaktır. Bu ekonomik saldırılardan korunmak için kültürel açıdan birbirine yakın olan AB ülkeleri kendi aralarında daha sıkı ekonomik iş birlikleri kuracaklardır. Çünkü kültürel birlik tüketim alışkanlıklarını yönlendiren en önemli faktörlerden biridir.

Önümüzdeki yarım asırlık dönem sürekli doğu lehine işleyecek. Bu süre içinde dünyanın bugünkü dengeleri de alt üst olabilir. Türkiye bu dengede kendisine iyi bir yer bulmak istiyorsa bu fırsatları şimdiden değerlendirmeyi plânlamalıdır. Bu bağlamda Batı Avrupa’da iş yapmak isteyen ve gelişmek isteyen Türk işletmeleri için, Avusturya’dan, Romanya’ya kadar AB’ye yeni katılacak olan diğer Balkan ülkeleri fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Türk işçilerinin izine arabayla gittiği yıllarda Balkanlara girildiğinde hemen bir başkalık ve bir yakınlık hissedilirdi. Çünkü artık Türk dili kullanılmaya başlanırdı. İnsanımız birden “hoş geldin komşu” sözcüğü ile karşılanırdı, bir dostluğun ve yakınlığın simgesiydi bu sözcük. Avrupa’da çalışanlar Balkanlara gelip te “komşu” kelimesini duydukları zaman, kendilerini Türkiye’de hissederlerdi. Çünkü Balkan kültürü, tarihsel açıdan değerlendirildiğinde Türk kültür geleneğinin devamı olduğu görülür. Osmanlı Türkleri zamanında, Balkanlarda başlayan siyasal bütünleşme sonrası Türk kültür kurumlarının işlemesiyle kültürel bütünleşme sağlanmıştır.

Buradan hareketle artık Türk işletmeleri sayesinde Batı Avrupa Türkleri arasında ekonomik bütünleşme ve birliktelikler sağlanmalıdır. Brüksel merkezli ve 25 ülkeli Avrupa Birliği devleti oluşurken‚ Romanya ve Bulgaristan’ın da katılımıyla üye ülke sayısı 27’ye çıkacak olan Avrupa Birliği sınırları içinde yaklaşık 6 milyona yakın Türk yaşıyor olacak. Bu büyük fırsat Türk girişimciler tarafından en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Ekonomik güçlenme sayesinde zaman zaman Bosna’nın ve Balkanlarda yaşayan Türklerin, İslâm adına yapılan terörizm ile bağlantıları hakkındaki asılsız iddialar da gündemden kalkacaktır. Balkanlardaki İslâm kötülenecek yerde, “Avrupa’daki İslâm’ın” şekillenmesine bir model teşkil edebilir. Bu çerçevede, İslâm’ın bağnaz yorumlarının Balkanlara ve Avrupa’nın diğer kısımlarına yayılmasını engelleyebilecek konumda olan Türkiye’ye çok önemli görevler düşmektedir. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ile değişik dinî temaslar yoğunluk kazanacağı için, Türkiye’deki İslâm anlayışı Balkanlarda pekişecek, aynı zamanda genel “Avrupa İslâmı”nı olumlu yönde şekillenecektir.

Bu büyük potansiyeli değerlendirmek için bugün Avrupa’da yaşayan Türklerin ticarî ilişkilerini güçlendirmek üzere bir araya gelmeleri ve “birlikte hareket” edebilecekleri yapılar ve iş adamları platformları oluşturmalarıdır. Bugün, Avrupa’da yaşayan ve bu topraklara göç etmiş, ekonomik geleceğini bu kıtada gören Türklerin öncülüğünü yapan tüm kişi ve kuruluşların birinci görevi ekonomik dayanışmayı ve ticarî iş birliğini sağlamak olmalıdır. Tabiî ki, sadece Batı Avrupa Türklerinin öncüleri değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’ne üye olan Balkan ülkelerindeki Türklerin liderleri de aynı konuya eğilmeli ve Batı Avrupa’daki ve Türkiye’deki iş adamları ve Ticaret ve Sanayi Odaları ile bilgi alışverişine giderek birlikte hareket etmelidir. Çünkü gelecekte işletmeler birbirleriyle birleşerek ve ittifaklar kurarak dünya ekonomisine entegre olup güçlenmek isteyeceklerdir. Bu sebeple Küçük ve orta ölçekli işletmeler artık tüm dünya piyasalarında aktif hâle gelmek, yani çok uluslu olmak zorundadırlar. Farklı ülkelerde yaşayan Türk iş adamlarının birlikteliği Türk işletmelerinin çok uluslu bir kimliğe bürünmesini kolaylaşacaktır.

Bilgiye hızla ulaşan şirketler verimlilikte ön plâna geçmek ve piyasaya hızla girmek için teknolojideki hızlı gelişmeleri takip etmek üzere bilgi alışverişinde bulunmak için de bu ittifaklar önemli rol oynayacak ve piyasalar iç içe girecektir.

Şirket organizasyonlarında en küçüğünden en büyüğüne radikal yeniden yapılanmalar olacaktır. Yönetim düzeyinde ve katmanlarında önemli azalmalar olacaktır. Çünkü bilgiye dayalı organizasyon geleneksel emir komuta modelinden çok daha düşük düzeyde bir yönetim şekli gerektirmektedir. Modern ve rekabet edebilecek Kalite Yönetim Sistemleri kurulmalı ve kurulmuş olan kalite yönetim sistemleri belgelendirilmelidir. Burada ISO 9001:2000 belgeleri Türkiye üzerinden alınabilir. Türkiye’deki belgelendirme kuruluşlarından alınacak danışmanlık hizmetleri ve kalite belgeleri ve CE-Belgeleri karşılıklı anlaşmalara dayalı olarak uluslar arası geçerliliğe sahiptir.

Avrupa Birliği sınırları içerisinde faaliyet gösteren Türk işletmeleri ile ilgili bazı tespitler yapmaya çalıştık. Batı Avrupa’da Türk İşletmeleri gerçek bir olgudur ve Türk yöneticiler ve başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinin yöneticileri kendilerine özgü Türk işletme kültürü taşıyan bu Türk aile Şirketlerinin kalıcı olduklarını kabul etmelidirler. İleriye dönük strateji ve politikaların bu gerçek olgu üzerine kurulması ve çalışmaların hemen şimdi başlatılması gerekmektedir.

Batı Avrupa’daki Türk aile şirketlerinin Avrupa ve Türkiye ekonomisine sağlayabileceği katkılar çok iyi değerlendirilebilirse her iki toplum için önemli bir fırsat kaçırılmamış olacaktır. Batı Avrupa Türklerine ait Türk şirketlerinin Türkiye’ye ve Türk dünyasına ekonomik entegrasyonu şarttır. Batı Avrupa Türklerinin ekonomik gücü Türk insanında yeniden topyekün millî kurtuluş duyarlılığı yaratmak ve ayağa kalkmak için yönlendirilebilecek önemli potansiyellerden biridir.

 

Kaynaklar

        Altıntaş, H. (2003), Sanal bürokrasiden e-devlete teorik yaklaşımlar, II. Ulusal, Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi (17-18 Mayıs 2003), Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakultesi, 19-32.

        http://www.politikforen.de/archive/index.php/t-6076.html, Junge Karriere, Verband Türkischer Unternehmer und Industrieller in Europa (ATIAD).

        www.zft.de , Zentrum für Türkeistudien, Türkiye Araştırmaları Merkezi (ZfT).

        http://www.politikforen.de/archive/index.php/t-6076.html, Junge Karriere, Verband Türkischer Unternehmer und Industrieller in Europa (ATIAD).

        www.zft-online.de , Zentrum für Türkeistudien, Türkiye Araştırmaları Merkezi (ZfT) Türk-Alman Ekonomik İlişkilerinde Fırsatlar.

        Abou- Zeid, E.S. (2002), “A knowlwedge management reference model”, Journal of Knowledge Management, 6 (5), 486-499.

        İ. Kaya, (2004), Damla Damla Pazarlama, Babıali Kültür Yayıncılığı.

        www.migrationsrat.de

        www.migrationsrat.de

        http://www.dtf-online.de/Neuss-Grevenbroicher, 24.11.2003.

        Adair, J. (2003). Etkili Takım Kurma (Çev. Halime Gündüz), İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılık.

        www.kobi-finans.com Aile Şirketleri Yönetimi.

        Aksu, M (2002) Stratejik Planlama ve Toplam Kalite Yönetimi, Ankara: Anı Yayıncılık.

        Başaran, İ.E (2000), Yönetimde İnsan İlişkileri, Yönetsel Davranış, Gül Yayınevi, Ankara.

        Bennett R., (1999) Corporate Strategy, London, Financial Times, Pitman Publishing.

        www.turk.internet.com, Stratejik planlama.

        Kavrakoğlu,İ. (2000) Değişim ve Yaratıcılık, Kampus A.Ş. Ist. S.94.

        www.tse.org.tr

        Özbek O. (2000), Stratejik Planlama ve Yönetimde Çağdaş Yaklaşımlar Uygulamalar ve Sorunlar, Anı Yayınları, Ankara (S.305-310).


         

 


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele