YURT DIŞI YAYINCILIĞI ve TRT INT ve TRT TÜRK TELEVİZYONLARININ ÖNEMİ

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

Ülke dışındaki kamuoylarını etkileme faaliyetlerinin geçmişi çok eskidir. Bu çalışmalar, yakın geçmişte kitap, gazete ve radyolarla yapılırken, günümüzde ağırlıklı olarak televizyon aracılığıyla yürütülmektedir. Radyo ve televizyonla yapılan yurt dışı yayınlar genel olarak iki türlü yapılmaktadır; Birincisi kendi ana dilinde, ikincisi de yayın yapılan ülke, bölge veya kıtalara göre yabancı dilde yapılan yayınlar. Büyük bir hızla gelişen ve yaygınlaşan kitle iletişim araçlarının başında televizyon gelmektedir. İnsanlar önemli bir vaktini bu araç karşısında geçirdiklerinden doğrudan veya dolaylı olarak bu araçtan etkilenmektedir. Bu yüzden, Kamu-devlet televizyonları ve ticarî televizyonlar arasında, yayın alanlarını genişletme, teknik ve estetik açıdan kalitelerini yükselterek yurt dışında daha geniş bir seyirci kitlesini etkileme amacıyla müthiş bir yarış sürmektedir. Mesela ülkemizin doğu, güneydoğu, güney ve batı sınırlarındaki bazı bölgelerinde İran, Irak, Suriye, Kıbrıs, Yunanistan ve Bulgaristan TV yayınları, Yunan Televizyonu ERT’nin birinci ve ikinci kanal yayınları, Suriye Televizyonları ve bölücü örgüt propagandası yapan televizyon kanalları seyredilebilmektedir. Dünyadaki güvenlik ve strateji arayışlarının tabiî bir sonucu olarak, bu yarış özellikle yurt dışı yayıncılığı alanında yoğunlaşmıştır. BBC, CNN, CNBC, ZDF, ARD, RAİ, Canal France International kanallarının dünya çapındaki yayın çalışmaları malumunuzdur. Kendi halklarının ihtiyaçlarını azami düzeyde karşılayan gelişmiş ülkelerde televizyon yayıncılığı, devletlerin gücünü arkasına alarak yurt dışı yayıncılığı yoluyla, dünyayı etkileme, devletin gücünü hissettirme, taraftar toplama, kültürel, siyasî ve ticarî etkinlik sağlama, rakiplerde korku ve yılgınlık uyandırma ve hatta sıcak savaşın bir unsuru olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üstelik, ABD merkezli bazı televizyonlar, ülkemiz içinde şubeler açmış, bu yayınlar da Ulusal Yayın! olarak gösterilebilmiştir…Bu yarışa vaktinde katılamayan ülkemiz açısından özetle bir durum değerlendirmesi yapmak ve yurt dışı resmi televizyon yayınlarına bakmak istiyoruz.

 

Tarihçe

Ülkemiz, yurt dışı yayıncılığına radyo yayınlarıyla başlamıştır. Türkiye’de radyo aracılığıyla yapılan ilk dış yayın, 8 Ocak 1937’de Ankara Radyosundan yapılan ve Hatay Meselesi üzerine zamanın Başbakanı İnönü’nün bir konuşmasının Arapça’ya çevrilerek yayınlanmasıdır. Bu yayının Suriye, İskenderun Sancağı ve çevresinde etkili olması üzerine İstanbul Radyosundan “Arapça Havadisler” yayınlanmaya başlamış, düzenli olmayan bu yayınlara Hatay Meselesinin çözümlenmesi üzerine son verilmiştir. Düzenli yayınlara 28 Ekim 1938’de İngilizce yayınlarla başlanmış, İkinci Dünya Savaşı ve Kore Savaşı sırasında dış yayınlara önem verilmiştir. Kısa Dalga Ankara Radyosu adıyla gerçekleştirilen yurt dışı yayınlar, Ocak 1963’den itibaren “Türkiye’nin Sesi” adı altında yayınlanmaya başlamıştır. 1940 yılında yurt dışındaki Türkler için “Yurdun Sesi” adıyla sabah ve öğle üzeri 30’ar dakikalık Türkçe yayın yapılmaya başlanmış, 16 Ekim 1950’den itibaren Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılmasıyla “Askerin Saati” programı yayınlanmaya başlamıştır. Balkanlarda yürütülen eritme ve göç ettirme yoluyla yok etme politikaları üzerine, 1985 yılında Balkanlara yönelik Türkçe yayınlar başlamış, 14 Eylül 1998 tarihinden itibaren 7 saatlik bu yayına son verilerek Türk lehçelerinde; Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve Türkmence yayınlar başlamış, daha sonra bu yayına Tatarca eklenmiştir. Bugün TRT yurt dışına yönelik olarak 27 dilde radyo yayını yapmaktadır. TRT’nin 31 Ocak 1968’de Ankara’da siyah beyaz olarak başlayan televizyon deneme yayınları ise günümüzde renkli, yurt içine yönelik 4 millî, 1 bölgesel, yurt dışına yönelik 2 televizyon kanalı ile sürmektedir. TRT’nin Türkiye’nin Sesi radyosu kanalıyla sürdürdüğü yurt dışı yayıncılığı TRT INT ve TRT AVRASYA televizyonu yayınları ile büyük mesafe kat etmiştir. TRT-INT Televizyon yayınları, 28 Şubat 1990 tarihinde Avrupa ülkelerine yönelik olarak yayına başlamıştır. Bu yayın, 27 Nisan 1992’de TRT-INT AVRASYA adını almış, Avrupa’nın yanında, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinde de izlenmeye başlanmış, yayın alanı genişlemiştir. 5 Mayıs 1993 tarihinde TRT-AVRASYA, TRT INT yayınlarından bağımsız, Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik ayrı bir televizyon kanalı olarak yayın hayatına başlamıştır. TRT İNT yayınları 25 Temmuz 1999 Avustralya ve Yeni Zelanda’ya, 7 Haziran 2000’den itibaren de Amerika ve Kanada’ya ulaşmıştır. TRT AVRASYA TV yayınları, 31 Ocak 2001 tarihinden beri TRT TÜRK adıyla yayınına devam etmektedir. Yurt dışı yayınları açılan Temsilcilikler ve Haber Büroları ile desteklenmiş; 14 Kasım 1998 tarihinde Berlin, 20 Eylül 1999’da Aşkabat, 1 Haziran 2001 Bakü, 9 Nisan 2005 Taşkent Temsilcilikleri, 1 Ağustos 2000’de Amerika, 16 Haziran 2001’de Mısır, 21 Haziran 2001’de Brüksel Haber Büroları hizmete girmiştir. TRT INT ve TRT TÜRK yayınları, çok geniş bir yayın alanına hitap etmektedir. TRT İNT Yayınları, uyduları ile kıta Avrupa’sına, İngiltere’ye, Balkanlara, Doğu Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’ya, Kafkasya ve Türk cumhuriyetlerine ulaşmaktadır. ABD ve Kanada’nın nüfus yoğunluğu olan bölgelerine uyduları ile de Avustralya kıtasına ve Yeni Zelanda’ya ulaşmaktadır. TRT TÜRK yayınları da üzerinden Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine ulaşmaktadır. Beş kıtada, ulusal ve yerel kablo şebekeleri aracılığıyla dağıtılan TRT – INT yayınları, yaklaşık 22 milyon kablo abonesine ulaşmaktadır. Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde ulusal çapta, kimi ülkelerde de yöresel kablo şebekeleri aracılığıyla dağıtılmaktadır. Yayınlar, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika, İsveç, İsviçre, Avusturya, Danimarka, Norveç, Polonya, Finlandiya, Bulgaristan, Makedonya, Moğolistan, Moldova, Romanya, Gürcistan, Avustralya, Kazakistan’da kablo ile dağıtılmaktadır. Ayrıca TRT TÜRK yayınları yerel şebekelerle Türkmenistan (3 saat) dağıtılmaktadır. İzlenme oranlarına ilişkin bir araştırma yapılamamakla birlikte, canlı yayınlara ve diğer programlara gelen telefon, faks, e-maillerle tepkiler alınmaktadır. Yayınlar, beş kıtanın çeşitli bölgelerinde, uydu, kablo ve yerel şebekeler aracılığıyla analog veya dijital olarak görülebilmektedir. (TRT INT yayınları teknik olarak TRT TÜRK’ün eriştiği tüm bölgelerden izlenebilmektedir.) Bugün, 1990 yılında başlayan TRT INT yayınlarına ilave olarak, yayınlarını Avrupa’ya ulaştıran özel televizyonlar ve Avrupa’da kurulu yerel Türk Televizyonlarından da bahsetmek gerekir. TRT INT başta olmak üzere, TGRT, Star, Kanal D, ATV, Samanyolu, Kanal 7, Meltem TV, CNN, NTV, TD 1, Avrupa TV gibi televizyonların yayınları Batı Avrupa’da, öncelikle vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı ülkelerde yoğun olarak seyredilmektedir. Tabiî olarak devlet televizyonlarının yayınında “bilgilendir, eğit, eğlendir” ilkesi hâkim iken, özel televizyonlarda “eğlendir, nadiren bilgilendir” ilkesi hüküm sürmektedir. En yoğun seyredildiği ülke olan Almanya’da TRT INT, teknik erişim açısından yüzde yüz alıcılara ulaşabilecek düzeydedir. Son düzenlemelere göre dijital kablo yayınına da geçen TRT INT, özel kanalların erişiminin iki katı teknik erişime sahiptir.

         

Amaç

        Türkiye’nin yurt dışı yayınlarında temelde iki amaç bulunmaktadır:

  1. Çeşitli iç ve dış konularda Türkiye’nin görüşlerini yansıtmak ve Türkiye’yi yurt dışında tanıtmak,
  2. Yurt dışında yaşayan ve özellikle çalışmak için başka ülkelere gitmiş olan Türklerin, Türkiye ve Türk kültürü ile bağlarının devamını sağlayıcı Haber, Eğitim ve Eğlence yayınları yapmak.

Açıkça görüldüğü gibi yurt dışı yayınlar, ana vatan dışındaki iki Türk topluluğuna hitap etmektedir: Birincisi, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekildiğinde ana vatan Türkiye sınırları dışında kalan soydaşlar, ikincisi değişik vesilelerle yurt dışında bulunan vatandaşlardır. Genç Türkiye Cumhuriyeti büyük bir milletin tarihi ve kültürünün yanında Osmanlı Devleti gibi dünyanın en önemli teşkilatının mirasçısı oldu. Balkanlardan ve Orta Doğu’dan atılarak Anadolu’ya sıkıştırılan Türkler, Atatürk’ten sonra bir kısım idarecileri zaman zaman zafiyet gösterse de, Türkiye dışında kalan soydaş ve akrabalarıyla bağlarını kaybetmedi. Yabancı ülkelere önceleri sınırlı sayıda öğrenci ve işçi gönderen Türkiye, 1960’lardan sonra yurt dışına büyük bir işçi göçü yaşadı. Türk aile yapısının getirdiği birlik ve beraberlik sebebiyle bu göçün sonunda iletişimde zorluklar yaşanmaya başladı. Bu da yurt dışındaki vatandaşlarla iletişime farklı boyutlar getirilmesini zorunlu hâle getirdi. Türkiye dışında kalan Türkler, bütün sıkıntılara ve baskılara rağmen Türk örf ve âdetlerini yaşıyor, dünya üzerindeki tek bağımsız Türk devleti olan Türkiye’den haber almak için kıvranıyordu. Kaderin acı cilvesi sonucu ana vatandan ayrı yaşamak zorunda kalan Türkler, yaşama güçlerini ana vatandan aldıkları haberlerde buluyordu. Türkiye’nin Sesi Radyosu yayınları doğrudan yurt dışında çalışmaya giden Türklerle, yabancı ülkelerde yaşayan Türk topluluklarını hedef almıştır. Haber yayınları ve programlarıyla Türk işçilerinin çeşitli sorunlarını, ihtiyaçlarını, çalışma alanlarıyla ile ilgili bilgi ve haberleri ulaştırmıştır. İlgili hükümet bildirileri, bakanlar kurulu kararları vb. bilgiler. Başlangıçta Türkiye’nin Sesi Radyosunda yurt içindeki haberler sunulurken, yurt dışındaki vatandaşların sorunları gün yüzüne çıkmaya başlamış, bu durum, Türkiye Radyoları haber bültenleri ile Türkiye’nin Sesi Radyosu haber bültenlerinin farklı olmasını gerektirmiştir. Yayınlar soydaşlarımızın yalnızlık duygularını unutturuyor, onları ana vatana bağlıyor, yabancı kültürün soydaşlarımızı etkilemesinin önüne geçiyordu. Bunun yanı sıra hayat kavgasında geçimlerini yabancı ülkelere giderek yabancı ellerde bin bir mahrumiyet içinde sağlayan Türk işçilerinin ana vatanla olan ilişkilerini sağlamlaştırıyordu. Türk işçileri yalnızlıklarını, vatan özlemlerini Türkiye’den alacakları haberlerle gideriyor, yurttan aldıkları haberler, dengeli bir hayat sürmelerinde ve başarılı olmalarında önemli bir etken oluyordu. İşte Türkiye, TRT eliyle yaptığı yurt dışı yayınlarıyla, dış ülkelerde yaşayan farklı durumlardaki bu iki Türk topluluğunu dikkate alıyor, malî sebeplerle aynı ana karakteri taşıyan farklı durumlardaki bu iki Türk topluluğunu birlikte etkileyerek, bütünleştirecek, duygulandıracak ve hepsinden önemlisi millî benliklerini unutturmayacak düzenlemeler yapmak durumunda kalıyordu. Bir öküz parası kazanmaya giden birinci kuşağın hedeflediği refahı kazanıp geri dönme plânları zamanla ertelenmiş, Türkiye’de bırakılan eşler Almanya’ya alınmaya, çocuklar Türkiye’deki okullardan Almanya’daki okullara kaydırılmaya başlanmıştır. Başlangıçta salt işçi meseleleri gündemde iken, daha sonra eğitim, aile, sağlık, vatandaşlık, uyum sorunları gündeme gelmiştir. Türk Devleti, gönderdiği işçilerle birlikte Yunanistan gibi sosyal, kültürel ve dinî alanlarda uzmanlar göndermediği için sorunlar üst üste yığılmıştır. Geri dönüş hep ileri bir tarihe atıldığı için, ikinci, üçüncü hatta dördüncü kuşak Türklerinden, onların yıllarca ilgisiz kalınıp çözülmeyen meselelerinden bahsedilir olmuştur. Başta Almanya gibi ülkeler, ucuz işçi kullanmanın verdiği rahatlıkla bu işçileri ve çocuklarını uyum adı altında eritme politikaları uygulamaya başlamıştır. İşçiler arasındaki sosyal, kültürel ve mezhep farklılıklarını abartarak aralarında uçurumlar kurmuş, Türk toplumunu siyasî, iktisadî ve kültürel bir varlık gösteremeyecek, asla birleşemeyecek hâle dönüştürmeye çalışmıştır. Vatandaşlık, Çifte vatandaşlık gibi konular gündeme gelip oy kullanma süreci başladığında kurdurduğu birtakım sun’î teşkilatlarla vatandaşları Alman politikalarının aleti durumuna getirmek istemiştir. Türklerin kendi iradeleriyle, bağımsız örgütlenmelerini teşvik yerine, ülke istihbaratlarının kontrolünde çok parçalı örgütlenmelerini teşvik etmiş, bu yönüyle Türk toplumunu parçalamıştır. Bugün sadece Berlin’de yaklaşık üç yüz, Almanya’nın tamamında üç bine yakın Türk sivil toplum kuruluşu, dernek vardır. Kürt-Türk, Alevî-Sünnî ayrıştırması için Türk Toplumu ve bu dernekler laboratuar olarak kullanılmış, toplum, cemaatlere bölünmüş, devlet düşmanı dinî kesimler oluşturulmuş, camiler dahi ayrılmış, hatta Türk Mezarlığı yanında Alevî Mezarlığı kurularak bölücülüğün boyutları büyütülmüştür. (Almanya, buradan elde ettiği tecrübeleri de Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerine ihraç etmiştir; yakında Avrupa’nın tamamında Türkçe konuşmanın yasaklanabileceğini düşünebilirsiniz!) Öte yandan, ucuz işçilerin çocuklarının yüksek okullara gitmemesi ve meslek okullarına mahkum edilmesi için geri zekalılar okulu olarak adlandırılan okulları kullanmış, Türk çocuklarını dil bilmiyor diyerek bu okullara mecbur etmek istemiştir. Yurt dışındaki Türkler her fırsatta aşağılanmaya çalışılmış, Türkiye hakkında karalamalar içeren bir dizi yayınla karşı karşıya kalınmıştır. Türk gençlerinin eğitim ve dil meseleleri çözülemediği için işsizlik yükselmiş, suç işleme eğilimleri artmış, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı artmıştır. Türkiye üzerine yıkıcı, bölücü ve zararlı propagandaların artması üzerine televizyon yayınları kaçınılmaz olmuştur. İşte bu ihtiyaç üzerine, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı ve soğuk savaşın bittiği döneme de rastlayan 1990’larda TRT INT yayını başlamıştır. 

TRT genel yayın plânında TRT INT yayınının amacı, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye ve Türk kültürü ile bağlarının devamını sağlamak, Türkiye’yi ve Türk insanını her alanda tanıtmak; eğitim ve kültür düzeyini yükseltmek, dil, din, örf ve âdetlerini, birlik ve beraberliklerini muhafaza etmelerine yardımcı olmak; morallerini güçlendirip çeşitli konulardaki problemlerinin çözümüne ışık tutarak Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerini sürdürmek; ayrıca bulundukları ülkenin kültürlerini tanıtarak uyum sağlamalarını kolaylaştırmak, ülkemiz aleyhinde yapılan yıkıcı, bölücü ve irticai akımlarca yürütülen veya Ermeni propagandaları gibi zararlı ve gerçek dışı propagandalara cevap vererek vatandaşlarımızı bilgilendirmek olarak belirlenmiştir. TRT TÜRK yayınının amacı ise Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik programlarıyla Türkiye’nin ve Türk devletlerinin çeşitli alanlardaki imkânlarının, Türk insanının çok yönlü olarak tanıtılmasını sağlamak, Türkiye ile diğer Türk cumhuriyetleri arasında dil ve düşünce birliği yaratmak, dayanışma ve birliktelik duygusunu artırmak, kültürel ve ticarî ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olmaktır.

 

Değerlendirme

Yurt dışı yayınlar, başlangıçtan itibaren yeterince önem verilmemiş, genel çerçevesi çizilmemiş, duruma göre yürütülmüş yayınlardır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin iç ve dış siyasetiyle yakından ilgilidir. Türkiye’de, Orta Doğu’da, Afrika’da, Asya’da, Kafkasya’da, Kıbrıs’ta, Balkanlarda, Avrupa’da, Amerika’da ve nihayet Avustralya’daki zengin insan, tarih, kültür ve doğal kaynaklarını nasıl kullanması gerektiğini bir türlü netleştiremeyen bir dış ve iç politika yürütülmektedir. Dünyada üç yüz milyona varan bir Türk nüfusundan söz edilmektedir. Dış politikada yurt dışında yaşayan beş milyona yakın göçmen nüfus gerçek bir baskı unsuru olarak kullanılamamıştır. Ne yazık ki hâlen isteyen ve siyasetini de buna göre çizen değil, kendisinden istenileni uygulayan bir sistem mevcuttur. Türk Devleti yurt dışına gönderdiği vatandaşlarını donatarak gönderememiş, destek kurumlar oluşturamamış, sorunlarına vaktinde çözüm üretememiş, ana vatanla ilişkilerinin zamanla azalmasına göz yummuş, onları sahipsiz bırakmıştır. Sorunlarına eğilmek ve çözüm üretmek şöyle dursun, vatandaşlarından gelen çözüm önerilerine kulak tıkamıştır. Günümüzde yurt dışında yaşayan bir milyona yakın Türk çocuğu, genci Türkçe’yi unutmaya başlamış ve Türkiye ile bağlarının tamamen kesilmesi tehlikesiyle karşı karşıyadır. Avrupa ülkeleri plânlı bir şekilde Türkçe öğrenimini askıya almaya ve okulda, sokakta Türkçe konuşulmasını yasaklamaya başlamıştır.

Şartların zorlamasıyla yayına başlayan ve yurt dışındaki Türkler için hava kadar, su kadar, ekmek kadar önemli bir yayın olan TRT INT yayını da hedefleri, genel çerçevesi, elemanları, imkânları iyi düşünülmeden başlatılmış yayınlardır. Yurt dışındaki Türkler onlarca yıl ilgisiz kalınan, çözülmeyen meselelerine TRT INT kanalından aldıkları bilgilerle çare aramaya başlamış, ona dört elle sarılmışlardır. Ancak, yayınlara gereken önem verilmediği gibi, haber ve programlar yeterince doyurucu olamamıştır. Başlangıçta TRT Televizyon Dairesine bağlı Drama Koordinasyon ve Bütçe Kontrol Müdürlüğünce yürütülmekte olan TRT INT, daha sonra Yurt dışı Programlar Müdürlüğünce yürütülmeye başlanmıştır. Yeterli uzman ve gönüllü elemanlarca yürütülmediği gibi kanalı yönetenlerin kişisel çiftliği ve gezme-tozma aracı olarak kullanılmıştır. Gerçek sorunlar yerine halktan kopuk sözde aydınların arzı endam ettiği bir alan olarak hedefsiz ve sonuçsuz programlar hazırlanmıştır. Üst yönetim de konuya ilgisiz kalmıştır. Yetersiz yöneticilerce ilgililer uyutulmuş, “bir yayın yapılıyor mu? yapılıyor!” mantığıyla hareket edilmiştir. Yurt dışı yayınların bütçeleri bahane edilerek hükûmetler kandırılmış, “kaynağımızın çoğunu yurt dışı yayınlara aktarıyoruz” denilmiş, paralar istenmiş, ancak TRT INT ve TRT TÜRK kanalları için acilen ve mutlak yapılması gerekli mevcut imkânlarla yapılabilecek olan yatırımlar, kaynak yetersizliği bahane edilerek ertelenmiştir. 2002 yılında TRT’de yapılan değişim ve yeniden yapılanma programı sonucu, bu programı hazırlayan Mc Kenzy firmasının, TRT, GAP, TRT TÜRK ve TRT INT kanalları, eleman ve bütçeleri kısıtlanarak ortadan kaldırılsın önerisine uygun olarak (aynı firma raporunda çok sesli müzik yayını yapan TRT 3 radyo yayınının geliştirilmesini önermişti) iyice zayıflatılmış, etkisiz ve yetkisiz bir konuma düşürülmüştür. Burada bir istisna söz konusudur; TRT Genel Müdürlüğüne dokuz aylık bir gecikmeden sonra atanabilen Şenol DEMİRÖZ’ün desteği sonucu TRT INT ve TRT Türk kanallarında acilen ihtiyaç duyulan programlar açısından atılımlar yapılmış, mevcut programlara ilâve olarak 35 yeni program ve TRT INT kanalına özgü haber bültenleri hazırlanmıştır. Çocuklar, gençler, kadınlar için programlar yapılmış ve TRT INT ve TRT TÜRK kanalları ilk defa bir kimlik kazanmıştır. Bu çalışmalar, 2002’de kurulan ve yine Televizyon Dairesine bağlı müdürü, müdür yardımcısı dâhil 8 elemanı olan Yurtdışı Yayınlar Müdürlüğünce yürütülmüştür. Programların başka birimlerce hazırlandığı böyle bir yapılanmadan doğan, muhteva yetersizlikleri, uzmanlık eksiklikleri, eş güdümsüzlük, gündemin takip edilememesi gibi mahsurlarla yayınlar sürmektedir. Yurt dışında birinci ve ikinci kuşaktaki TRT INT’i izleme alışkanlıkları yaş dilimleri küçüldükçe yabancı kanallar lehine değişmektedir. Bunda eğitimin ve dil bilmenin rolü olsa da Türk kanallarından çok yabancı kanalları seyreden yurt dışındaki Türk çocukları Türkiye ve Türk Kültürü ile bağlarını gevşetmektedir. Bir milyona yakın Türk çocuğunun Türkçe’yi konuşup anlayamaması söz konusudur ve yayınların cazibesinin artırılması gerekmektedir. Daha güzel programlar, çizgi filmler, konusu onları ilgilendiren dizi ve filmler, eğlence programları yapılmalıdır. Türkiye vatandaşlarının eriyip yok olmasına seyirci kalmamalıdır. Yayınların mükemmel hâle getirilmesi için, acilen idarî, teknik, malî ve eleman düzenlemelerine ihtiyaç bulunmaktadır. Tek bir yayın akışıyla üç kıtaya yayın yapıldığı için TRT Avustralya ve TRT AMERİKA TV kanallarının kurulmasına ihtiyaç had safhadadır. Altı aydır genel müdürü atanmayan kurumda bu alanda da hiçbir atılım yapılamamaktadır.

 

Öneriler

TRT’de Yurtdışı Radyo Yayınları Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığınca yürütülmektedir. Radyo dış yayınlarının kendine has elemanları, stüdyoları, haber merkezi, binası bulunmakta, televizyon yayınlarının ise kendine has elemanları, yapımcıları, sunucuları, haberleri bulunmamaktadır. Televizyon Dairesi Başkanlığına bağlı Yurtdışı Yayınlar Müdürlüğü sadece yayınların plânlamasını yapmaktadır. Programlar Ankara, İstanbul ve İzmir televizyonlarınca, haberler Haber Dairesi Başkanlığınca hazırlanmaktadır. Özetle TRT’de dış yayınlar, başı sonu belli olmayan, her yönü farklı bir dairenin yetkisinde olan karmakarışık bir şekilde devam etmektedir. TRT’nin yurt dışı yayıncılığı ile ilgili bütün konuları yetkili tek bir elde toplanmalıdır. Böylece devasa meseleleri olan yurt dışı dinleyici ve seyircisine ulaşmak, bilgilendirici, eğlendirici doyurucu yayınlar yapmak mümkün olabilecektir.

Kişiye has televizyon kanallarından bahsedilen günümüz dünyasında, TRT’nin özelleştirilmesi ve bazı ahmaklarca TRT INT kanalı yerine TRT 1’in yayınlanması yüksek sesle dillendirilmektedir. Başlangıçta Soros temsilcileri ve uzantılarınca korkarak, çekinerek ifade edilen niyetler açığa vurulmuş, hatta bakanlarca ifade edilmeye başlanmıştır. (Gerekçe olarak TRT’nin eleman fazlalığı ve harcamaları gösterilmektedir. Hâlbuki beceriksiz yöneticilerce kuruma doldurulan uzman olmayan elemanlar, kurumun kadrosunu şişkin göstermektedir, gerçekte uzman yetersizliği had safhadadır. Kadro şişkinliğini ifade edenler, nedense BBC ve CNN gibi yurt dışına hitap eden yayın kurumlarının sadece yurt dışı yayınlarında çalışan binlerce kişiyi görmezden gelmektedir.) TRT’nin özelleştirilmesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin intiharı olacağı bilinmelidir. TRT, uzman eleman açığını süratle kapatıp yeni kanallarla yurt dışındaki vatandaşlarını kucaklamalıdır. Bu kanalların başında TRT AVUSTRALYA ve TRT AMERİKA gelmektedir. Orta Doğu’daki son gelişmeler bu bölgeye yönelik bir yayının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. TRT Akdeniz kurulmalıdır. Bu kanalların ayrı birer kanal olması da şart değildir. Tek bir yayın hafıza marifetiyle zenginleştirilip geciktirilerek farklı kıtalara ulaştırılabilir ve böylece gece yarısı çocuk programı seyretmek zorunda kalan Avrupa seyircisi kendine özgü yayınlar seyreder hâle gelebilir. Ayrıca, yayınların birden farklı dilde alt yazılı olması mümkündür ve böylece yabancılara hitap da kolaylaşmış olacaktır. TRT Türk kanalının da Asya’dan uydu ile, kablo ile, yerel şebekelerle, gerekirse vericiler kurularak seyredilmesi sağlanmalıdır. Mevcut hâliyle yapılan TRT INT yayınları seyirciyi tatmin etmemektedir. Çünkü ihtiyaçlar çok büyümüştür. Üstelik yurt dışına yönelik özel kanalların açılması ve bunların daha fazla seyredilmeye başlanması, yurt dışındaki Türklerin daha fazla dejenere olmasına, sorunlarını ötelemesine ve uyuşturulmasına yol açmaktadır. Daha fazla seyredilme adına mı yoksa doğrudan ihanet mi sizin takdirlerinizdedir, Türkiye’nin en karanlık ve kötü tabloları haber ve programlarla yurt dışına taşındıkça, oradaki Türkler hallerinden daha fazla memnun, ülkelerinden daha az şikayetçi ve Türkiye’ye ilgisiz hatta acıyarak bakan, ülkesini aşağılayan bir duruma gelecektir. Bu konuda başta Almanlar olmak üzere devletler TRT INT’i kablodan vb. çıkarmak, en kötü kanalların bulunduğu paketlere aktarmak suretiyle süratle gündemden çıkarmaya, özel televizyonları ise tersine teşvik etmeye çalışmaktadır. 2005 yılında Almanya’daki kablo dağıtımı, malî sebeplerle, yapılan anlaşmalar neticesinde dijitale dönmüştür. Dijital dağıtıma geçiş kademeli olarak gerçekleştirilmiş olup, 6 aylık bir sürede analog dağıtım, dijital dağıtımla birlikte sürdürülmüştür. Dijital dağıtıma geçişin ana nedenleri; AB üyesi ülkelerin TV yayınlarının dağıtımına öncelik verilmesi, analog dağıtım şebekesindeki teknik kısıtlama, yabancı dilde yayın yapan kanalların Etnik Paket adı altında ve şifreli-ücretli olarak paketlenmesi ve açıkça ifade edilmese de dağıtım yapılan ülkelerdeki siyasal görüşlerdir. Türkiye, yurt dışındaki vatandaş ve soydaşlarını ihmal etmemeli, bunu bir millî güvenlik aracı olarak görmeye başlamalıdır. Gerekli idarî, malî, teknik ve eleman ihtiyaçları karşılanarak yayınlara önem verilmelidir. Canal France International’ın parasını Fransa Dış İşleri Bakanlığının karşıladığı unutulmamalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığının yurt dışı tanıtım için ayırdığı ve bir kısmını, Türkiye aleyhinde unsurları da içine alan yayınlar yapmak üzere yabancı yayın kuruluşlarına verdiği yüz on milyon doların en azından yüzde onu TRT INT ve TRT TÜRK kanallarına aktarılmalıdır. Mevcut yayınların zayıflaması veya gerilemesi hayatî tehdit olarak algılanmalıdır. Devletin ilgili birimlerinin eş güdümü sağlanmalıdır. Yayınlar geliştirilmeli, yatırımlar yapılıp cazip programlar hazırlatılmasına önem verilmelidir. Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmak istendiği konularda özel programlar yapılmalıdır. Deve kulaktan sallanmaz; yurt dışında, yerinden hazırlanmış programlar arttırılmalıdır. Eurovizyon benzeri bir kurum olan Avrasyavizyon hayata geçirilmeli, içe ve dışa yönelik kanalların haber ve programlarında buralardan gelen haber ve konulara ağırlık verilmelidir. Türkiye, ülke içinde olduğu kadar ülke dışındaki vatandaş ve soydaşlarını örgütleyebildiği, eğitip yetiştirebildiği, kaynaklarını iyi kullandığı takdirde ayakta kalabilecektir. Aksi hâlde geleceğinden emin olmayan, kafası karışık topluluklar ortaya çıkar ki, bu durum yabancı uzman kurumlarca her yol denenerek sömürüldüğü takdirde vahim sonuçlar ortaya çıkması kaçınılmazdır.


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele