FRANSA’DA BANLİYÖ İSYANI ve TÜRK TOPLUMU

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

                        Her şey 27 Ekim 2005 akşamı, emniyet güçlerine bir hırsızlık ihbarı ile başladı. Polise ve olayın diğer tarafına göre farklı anlatımları olan bir gelişme yaşandı. Paris’in göçmen kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı banliyölerden Clichy Sous Bois’ya gelen polisleri gören gençler, aileleri ve çevre sakinlerine göre, yine olağan bir şekilde kimlik kontrolü yapılacağını düşünerek, karakolda gereksiz yere birkaç saat geçirmemek, aşağılanmamak ve kötü bir şekilde anılmamak için ortalıktan kaybolmak niyetiyle kaçışmaya başladılar. Bu arada gelen polislerden kaçan 3 genç, yazılanlara göre bu gençler Müslüman kökenli oldukları için, iftara yetişmek üzere evlerine gidiyorlardı. Bir diğer iddia ise, polisin bölgeye bir hırsızlık ihbarı üzerine gittiği ve polisi görerek kaçmaya başlayan gençleri takip ettiği idi. Fransız İçişleri Bakanı Sarkozy’nin dediğine göre ise polisler kimseyi takip etmedi. Bakan’a göre, polislerin olay yerinden ayrılmalarından 20 dakika sonra, sözde takip edilmedikleri hâlde, iddialara göre 3 metre yüksekliğinde bir duvarla çevrili olan ve Fransız elektrik dağıtım şirketine ait (EDF) bir trafo binasına saklanmak için girmişler. Bu gençlerin bu duvarı nasıl atladıkları bilinmiyor, sadece bir ağaca tırmanarak atladıkları tahmin ediliyor. Sarkozy’nin dediği gibi ve Fransa’da moda tabir hâline gelen “emniyet güçlerince yakından tanınan” (karakolun gediklisi) bu insanlardan ki, sonradan hırsızlık olayıyla hiçbir ilgilerinin olmadığı öğrenilmiş, 15 ve 17 yaşlarında olan, iki tanesi, Afrika kökenli Ziad ve Banou, trafoda elektrik akımına çarpılmış ve yanarak ölmüş, Urfalı bir ailenin çocuğu olan Türk vatandaşı üçüncüsü ise ağır şekilde yaralanmıştır. Bobigny valisi daha sonra bu üç gencin gerçekte emniyet güçleri tarafından yakından tanındıklarının doğru olmadıklarını belirtiyor. Olaylardan sonra polisten kaçanın mutlaka bir bahanesi vardır, yani suçludur ki kaçıyor şeklinde polisler savunulmuştur. Sarkozy’nin bu tür yerleri kendi siyasî imajı açısından kullandığı söyleniyor. Bu tür banliyölerin hukuksuzluğun, düzensizliğin, serseriliğin ve her türlü olumsuzluğun hüküm sürdüğü yerler olarak tanımlayıp, bir anlamda buraların hakkından kendisinin gelebileceğini söylüyor. Bu ölüm olayından sonra malum olaylar başlamış ve başta bu yerde başlayan olaylar bütün Fransa’ya yayılmıştır. Clichy’deki bu olaydan 4 gün sonra, Ramazan ayının 27. günü, yani kadir gecesinin gündüzünde Clichy Cami’sine bir gaz bombası atılıyor. Sonradan söz konusu bombanın emniyet güçlerine ait olduğu anlaşılıyor. Hatta bunun doğrudan polisler tarafından atıldığı söyleniyor. Polisler olay yerini basıyor ve camideki insanlar dışarıya çıkartılıyor. Hatta bir iddiaya göre camiden çıkan Müslüman kadınlara, polisler hakaret ediyor. “Kötü kadınlar, çocuklarınızı daha iyi yetiştirin” şeklinde hakaretler ediliyor. Sarkozy olayları çıkaran gençleri aşağılık varlıklar-serseriler (racaille) olarak tanımlıyor. Ona göre bunlar dış görünümlerinden rahatlıkla tanınabilirler, çünkü zengin bir sınıfa aitmiş gibi olurlar fakat bu zenginliğin parası gerçekte kazanılmış değildir. Burada bunların illegal yollardan gelir elde ettiklerini, kötü işler yaptıklarını kastetmektedir; yani uyuşturucu sattıklarını, hırsızlık yaptıklarını vs.

                Olaylar üzerine Sarkozy hep bu gençleri suçladı, hatta gerçek gençler ile bu gençlerin farklı olduklarını iddia etti. İlginç bir ayrım yapan Sarkozy, gerçek gençler ve bu serseri takımı şeklinde herkesin alay ettiği bir ayrım yapıyor. Clichy Sous Bois’da başlayan olaylar hızla ülke geneline yayılmış ve binlerce araç, kamu binası yakılmış, hatta zaman zaman ateşli silâhlar kullanılmıştır. Her akşam itfaiye ekipleri olay yerinde yangınları söndürürken, Fransız polisi ile göstericiler arasında arbedeler çıkmış. Fransız polisi gençlerin üstüne plastik mermilerle ateş etmek durumunda kalmıştır. Yangınlar, polise atılan taşlar, plastik mermiler ve gaz bombaları ile tam anlamıyla bir kaos ortamı. Sarkozy olaylara “sıfır tolerans” anlayışıyla yaklaşılacağını ve bu yerlerin bu insanlardan temizleneceğini söylemiştir. Bakanın yaklaşımı olayların daha da ateşlenmesine yol açmış, isyancılar ısrarla bakanın istifasını istemişlerdir.

                10 Kasım 2005 günü Sarkozy, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin toplu sınır dışı işlemlerini yasakladığı ifade edilmesine rağmen, ülkede iki haftadır süregelen olaylara karışan ve Fransız vatandaşı olmayanların, bütün evrakları var olsa bile ülkeden sınır dışı edileceklerini bildirmiştir.[1] 8 Kasım 2005 günü ise  Chirac 3 Nisan 1955 tarihli yasaya dayanarak Fransa’da 12 günlüğüne olağanüstü hal ilân etmiştir. Bu alışılmadık durum, olayların gidişatından büyük bir endişe duyan kamuoyunda ciddî bir destek almıştır. Olaylar toplamda 226 komünde gerçekleşmiş, günde ortalama 1400 araba yakılmıştır. Paris’ten sonra Lyon, Saint-Etienne ve Toulouse olayların gerçekleştiği başlıca büyük şehirlerdir. 10 Kasım itibariyle 56’sı küçük yaşta 217’si yetişkin hapis cezasına çarptırılmış, 329 kişi mahkeme önüne çıkartılmış, 1462 kişi gözlem altında tutulmuş, toplamda ise 1800 tane gösterici sorgulanmıştır.

 

Banliyölerde Durum

Fransa Devleti’ni ve Fransız toplumunu derinden sarsan olayların tam olarak anlaşılabilmesi için yabancı kökenli Fransız vatandaşlarının ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı çevreyi ve sosyal durumlarını tam olarak ortaya koymak gerekir. Sadece bu olaylar değil, 2006 yılı başlarından itibaren gittikçe tırmanan ve hükûmetin istihdama ilişkin düzenlemelerini eleştiren öğrenci gösterileri de esas itibariyle sosyal ve ekonomik kökenli birçok problemden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde Avrupa Birliği anayasa taslağının reddedildiği referandum sonuçlarını da bu çerçeve de ele almak gerekir.

                Clichy Sous Bois, Paris’in doğusunda İle-de-France Regionu’na ve Seine-Saint-Denis departmanına bağlı, Paris şehir merkezi sınırlarına 15 km. olan bir banliyö. 1999 nüfus sayımına göre, 28.288 olan nüfusu ve 110 hektarı yeşil alan olmak üzere 395 hektar üzerine oturan bir şehir. Belediye başkanlığı, Haziran 1995’e kadar Fransız Komünist Partisi’nde iken 1995’den bugüne Sosyalist partili belediye başkanı tarafından yönetiliyor.[2]

                Clichy Sous Bois, genç nüfusu, işsizleri ile fakir bir göçmen banliyösü. Nüfus esas itibariyle Afrika kökenlilerden (çoğunluğu mağrib asıllı) ve Türklerden oluşuyor. Özellikle 1975-1990 arasındaki göçmen dalgası ile birlikte hızlı nüfus artışı sonrasında nüfusun stabilize olduğu görülüyor. Genç nüfus oranı Fransa ortalamasının çok üzerindedir. Nüfusun %38’i 20 yaşın altında; toplam nüfusun ise 25 yaşın altında olduğu görülüyor. Okul yaşındaki çocukların oranı Fransa ortalamasına göre, 50 bin nüfuslu bir şehre denk düşüyor. Genç nüfusun oranındaki yükseklik, gençlerin eğitim ve diğer sosyal ihtiyaçlarının önemli bir problem olarak idarenin önüne çıkması sonucunu doğuruyor.

                Çalışma hayatı bakımından da Clichy Sous Bois’da çarpıcı sonuçlarla karşılaşılıyor. Çalışan nüfusun %36’sı işçilerden oluşuyor. Aktif nüfusun dörtte birinden fazlası ise işsiz olarak gözüküyor (Fransa ortalaması %10). Kariyer memuru ve entellektüel meslek sahipleri ise sadece %4,7. İş sahibi olan nüfusun %71’i ücretlilerden oluşuyor. İş sahibi olan aktif nüfus, 1990’dan 1999’a %14 azalma gösteriyor. 1990’da iş sahibi olanların sayısı 10.544 iken 1999’da bu sayı 9005’e geriliyor.[3]

 

Fransa’da Genel Ekonomik Durum

                OECD, 2005 yılı itibariyle işsizlik oranını Fransa için %10 olarak tahmin etmektedir. Nisan 2005 itibariyle ise Fransa’da bu oran %10,2 olarak gerçekleşmiştir.[4] İşsizlik oranı Fransa’da 2002’de %8,8, 2003’de 9,7 ve 2004’de 9,9 dur. İşsizlik oranlarını doğrudan etkileyen büyüme oranlarında da karamsar bir tablo vardır. Avrupa Komisyonu 2005 yılı büyüme hedefini “Avro zone” ülkeleri için %2’den %1,6’ya revize etmek zorunda kalmıştır. Büyüme ortalamasını düşüren ağırlıklı üç ülke Fransa, Almanya ve İtalya olarak görülmektedir. Ekim 2004 yılında yapılan tahminlerde Fransa için %2,5, İtalya için %1,2 ve Almanya için %1,6 büyüme tahmin edilmişken, bu rakamların Almanya için %0,8, Fransa için %2 olacağı görülmektedir.[5] Fransa’nın büyüme hızı 2003 yılında %0,5, 2004 yılında yılın da ise %2,4’dür.

                Fransa’nın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar, egemenliği koruma kaygısıyla birlikte, Fransız toplumunda AB algılamasını olumsuz yönde etkilemektedir. 29 Mayıs 2005 tarihli, AB anayasası referandumunda Fransız halkı, kendi vatandaşları Valery Giscar D’Eistein’in başkanlığını yaptığı komisyon tarafından hazırlanan AB anayasası metnini, tarihi bir katılımla (%70) ve ezici bir çoğunlukla (%54,6) reddetti. Referanduma hayır oyu veren bölgelerdeki ekonomik ve sosyal durum ile oy verme gerekçelerine ilişkin kamuoyu yoklamaları da çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır.[6]

                Millî gelirden aldığı pay yüksek olan bölgelerde evet oyları belirginken, orta sınıf, ücretliler ve tarım bölgelerinde hayır oyu öne çıkıyor. Paris (%66,45), Strasburg (%62,84), Lyon (%61,35) evet oyu kullanırken, Paris’in en zengin banliyösünde (Neuilly Sur Seine) evet oyları ülke genelinde en yüksek oranına ulaşıyor (%82,51). Buna karşılık işsizlik başta olmak üzere birçok problemi olan, ekonomik zorluk içinde bulunan bölgelerde hayır oyları ezici bir çoğunluğa sahip. Evet oyu veren 13 departmanda işsizlik oranı ülke ortalamasının (2005/4 %10,2) altında görülüyor. Bununla birlikte işsizlik tek başına bir faktör olarak ortaya çıkmıyor. Evet oyu veren departmanlarda (Paris hariç %11,4)) işsizlik ülke ortalamasının altında iken, çok daha düşük işsizlik oranı bulunan birçok bölgede Fransız kimliği, egemenlik gibi faktörlerle hayır oyu verildiği görülüyor.

Hayır oyu verilmesinin gerekçeleri[7]; (Birden fazla gerekçe sebebiyle toplam sonuç %100’ü aşmaktadır)

Anayasa’nın tekrar müzakere edilmesini sağlamak                      %38

Aşırı Liberal bir Avrupa’yı ret                                                         %32

Genel bıkkınlığı, can sıkıntısını ifade etmek                                   %31

Fransa’nın bağımsızlığını korumak                                                  %27

Mevcut sosyal ve ekonomik durumdan memnuniyetsizlik         %25

Mevcut hükümetten memnuniyetsizlik                                          %25

Türkiye’nin AB’ye girişine karşı olmak                                          %22

Şu anda angaje olunduğu gibi Avrupa oluşturulmasına

karşı olmak                                                                                          %18

Jacques Chirac’a karşı olmak                                                           %14

Bir diğer araştırmadaki sonuçlar ise şu şekildedir.[8]

Anayasa Fransa’daki işsizliği artırır                                %46

Mevcut durum karşısındaki bıkkınlık, can sıkıntısı                       %40

Anayasanın yeniden müzakeresini sağlamak                                %35

Anayasa aşırı liberal                                                                          %34

Anayasanın anlaşılması zor                                                             %34

                Bu veriler dikkatlice incelendiğinde ekonomik sıkıntıların başı çektiği birçok memnuniyetsizlik, Fransız sosyal ve siyasî hayatında belirleyici olduğu görülüyor. Fakir banliyöler de ise, başta işsizlik olmak üzere her türlü olumsuz gösterge ikiye üçe katlanıyor. Bu olumsuzluklar, dışlanma, aşağılanma gibi faktörlerle, kültür çatışmalarıyla birleştiğinde patlamaya hazır bir hoşnutsuzluk olarak ortaya çıkıyor.

 

Fransa Türk Toplumu

                Ekonomik ve sosyal sıkıntıların patlama noktasını aşmış olması, yoğun gösteriler ve protestolarla Fransa’nın sıkıntılı bir döneme girmesi yarım milyona yaklaşan Türk toplumunu da olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak, konuyla ilgili yapılması gereken ilk tespit, Türk toplumunun diğer yabancı kökenlilerden farklılığıdır. Türkler Fransa’ya, eğitim amacıyla veya mesleğini icra etmek üzere gelenler dışında, çalışmak üzere gelmişlerdir. Bu yapı, yirminci yüzyılın başından itibaren aşamalı olarak Fransız kolonilerinden iş gücünden yararlanmak üzere getirilen ve sonrasında yoğun bir göç dalgası ile bunları takip eden çoğunluğu Afrika kökenli göçmenlerden temel bir farklılığı ortaya koymaktadır. Türkler, ülkeleri ile bağlarını daha sıkı muhafaza etmiş, çoğunluğu kalıcı olarak ikamet etmekle birlikte, geçici olarak Fransa’da bulundukları psikolojisine sahip bir topluluktur. Ayrıca, geleneksel Türk aile yapısı da birçok tahribata rağmen hâlâ etkinliğini muhafaza etmektedir.

                Türk toplumu, bu özellikleri sebebiyle, Fransa’da asayişle ilgili en az problem yaşayan, suç oranı bakımından istatistiklerde belirgin olarak yer almayan bir topluluktur. Banliyö isyanı sırasında, olaylara karışan, gözaltına alınan veya hüküm giyen Türk vatandaşı, münferit birkaç olay dışında mevcut değildir. Ayrıca Türk toplumu kendi içinden çıkardığı iş adamı ve küçük esnafı ile yakın temas hâlindedir. Bu işletmelerde çoğunlukla Türklerin çalışması bir dayanışma duygusunu göstermektedir. Fransa’nın önemli sorunlarından olan evsizlerle ilgili gözlemler de bu tespiti teyit edici mahiyettedir. Metro istasyonlarında, kaldırımlarda ve parklarda hayatını sürdüren ve her milletten insanın yer aldığı çok sayıdaki evsiz içinde Türk vatandaşı yoktur.

                Koloni kökenli göçmenler ise, çoğunluğu itibariyle ana vatanları ile bağlarını gevşetmiş, nesiller boyu Fransa’da yaşayan ve tarihi acıları hâlâ muhafaza eden bir topluluk olarak görünmektedir. Fransa dışında bir gelecek plânlaması yapamayan bu insanlar, Fransa’da ezildiği, dışlandığı ve ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü düşüncesidir. Dedelerinin Fransa’nın imarında, sanayisinde çalıştırıldığını; fakat bu nimetlerden yararlandırılmadıklarını düşünmektedirler. Fransız toplumunun dışlayıcı tavırlarıyla birlikte ekonomik sıkıntıları da yaşayan, ayrıca farklı bir kültür ortamında yaşayan bu topluluklar, Fransa’nın önünde ciddî bir problem olarak durmaktadır.


         

 

        [1] Anna Alix Koffi, Sarkozy joue la carte de l’expulsion, jeudi 10 novembre 2005, http://www.afrik.com/article9019.html

[2] http://fr.wikipedia.org/wiki/Clichy-Sous-Bois

[4] Kaynak: İnsee (İnstitut national de la statistique et des etudes economiques)

[5] Croissance en Panne, Le Monde 05.04 2005

        [6] Bk.Murat Sezginer, Fransa’daki Anayasa Referandumu Sonrasında Avrupa Birliği -Model Tartışmaları Ve Türkiye, Siyaset ve Toplum, sy.3.

[7] L’institut Louis Harris,Liberation, 31.05.2005.

[8] TNS-Sofres et Unilog, Le Monde, 31.05.2005.


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele