HAMDİ RAGIP ATADEMİR (1909-1976)

Mart 2006 - Yıl 95 - Sayı 223

 

3 mart 1976 tarihi,merhum Prof. Hamdi Ragıp ATADEMİR’in ölüm yıl dönümüdür. Türkiye’nin yetiştirdiği çok kıymetli ilim, fikir adamı ve felsefecisidir. Aynı zamanda büyük bir mantıkçı ve siyaset adamıydı. Beş sene asistanlığını yapma fırsatını verdiği doktora danışmanlığımı yaptığı için kendisine minnettarım. Kendisinden Fransızca dâhil çok şey öğrendim. Her şeyimle yakından ilgilenmiştir. İlmî ve felsefî zihniyetimi ondan sohbetlerinden kazandığımı söylemek -Hilmi ZİYA ve Necati ÖNER de olmakla beraber- yanlış sayılmaz. Başlanmış ve yarıda kalmış bir çok projeleri vardı. Ölümünün otuzuncu yıl dönümünde kendisini rahmet,minnet ve şükranla anıyoruz.

Felsefeci, mantıkçı, yazar, düşünür ve siyasetçi olan Hamdi Ragıp ATADEMİR, 1909’da Konya’da doğdu. Esas doğum tarihinin 1907 (1324) olduğunu söylerdi. Ailesi Bozkırlı’dır. Babası Konya’nın tanınmış müderrislerinden Mehmet Ragıp Efendi olup, amcası Abdülkadir Bey müfrit bir İtilaf partili idi. Hamdi Ragıp ATADEMİR, bilimde ve mantıkçılıkta babasından -çünkü babasının sualli cevaplı Mantık kitabı var, Konya, 1327/1911- siyasette de amcasından etkilenmiştir.

 

Hayatı

Hamdi Ragıp ATADEMİR, ilk ve orta tahsilini Konya’da yapmış, sonradan 1928’de Milli Eğitim Bakanlığının açtığı imtihanı kazanarak Mehmet KARASAN ile birlikte Fransa’ya gönderilmiştir. Besanson ve Nancy Üniversitelerinde yüksek öğrenimini tamamlayan Atademir, Fransa’da felsefe tarihi, genel felsefe, mantık, sosyoloji, ahlâk  psikoloji gibi alanlarda öğrenim görmüştür. O dönemde yeni-pozitivistlerin Fransa temsilcisi olan mantıkçı filozof Louis ROUGİER ve Cuvulier gibi felsefecilerin öğrencisi oldu. Hocası L. ROUGİER, 22 yaşında hocasının teorisine karşı çıkmıştı. Atademir de Rougier’nin görüşüne karşı çıkmış, bu husus hocasının hoşuna gittiği için ona Japomya’ya gidip orada beraber çalışmayı teklif etmiş; fakat Hamdi Ragıp Bey bu teklifi kabul etmeyip Türkiye’ye döndü Atademir, 1932’de yurda dönünce Samsun ve Konya liselerinde felsefe öğretmenliği yaptı. 1939’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesine asistan olarak giren Atademir, 1942’de Aristo’nun Mantık ve İlim Anlayışı” adlı teziyle doçent, 1949’da profesör oldu.

Hamdi Ragıp ATADEMİR, sosyal faaliyetleri seven bir kimseydi. Çünkü o, sosyal faaliyetleri, bir bilgin’in ve düşünürün toplumdaki uzantısı ve tesirleri olarak görürdü. Konya’da Halkevi ve Gençlerbirliği Spor Kulübü başkanlıkları yapmış, bunların yanında Konya’da TED Konya şubesini açmış, genel kurul üyeliği yapmış ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonunun on üç sene genel başkanlığını yürütmüştü.

Hamdi Ragıp ATADEMİR, ders saatleri dışında isteyen öğrencilerle Fransızca, komposizyon, Osmanlıca gibi konularda ders yapardı. Hocalığında dikkat çekici taraflar vardı: Derslerde amacı öğrenciye bilgi yığını vermek değil, fakat onları düşündürmek olduğundan, bir konuyla ilgili farklı sorular sorar, bunlara farklı cevaplar verir, sonra da fikirler arasındaki tutarlılık ve tutarsızlıkları belirtirdi. Sınavlarda bir cümle veya paragraf verir, onun analizini isterdi. Sınav kağıtlarında doğru bilgiden çok bilginin tutarlılığına bakardı. Sınavlarda kendisinin verdiği bilgilerin aksini savunabileceklerini söyler, farklı fikirleri tutarlı bulursa, bol not verirdi. Öğrencilerle yakından ilgilenir, onların özel problemlerini çözmeye çalışırdı. Kabiliyetli gördüğü öğrencilerle odasında saatlerce konuşur, tartışırdı. Bahar aylarında onları pikniğe götürür; çay içirir, top oynatırdı.

Hamdi Ragıp ATADEMİR, 1954’te Demokrat Parti’den Konya milletvekili seçildi. Avrupa asamblesinde, Dışişleri komisyonunda senelerce Türkiye’yi temsil etti. 1960 darbesinden sonra Yassı Ada mahkemesinde 4 yıl hapse mahkum edilen Atademir, af çıkınca Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültense 1968’de felsefe tarihi profesörü olarak tayin edildi. 1969-70 yılları arasında Fakülte Dekanlığı yapan Atademir, 2 Mart 1976’da görevdeyken vefat etti. Telif, tercüme bir çok eseri vardır. Fransızca, İngilizce, Almanca, Arapça ve Farsça bilirdi. Kuvvetli bir mantığı ve münakaşa etme kabiliyeti vardı.

 

Eserleri

Onun telif ve tercümelerden oluşan belli başlı eserleri, şöyle sıralanabilir: Filozoflara Göre Felsefe, Konya, 1947; İlim ve Muhit, Konya, 1958; Demokrasi Üzerine, Konya, 1959; Aristo’nun Mantık ve İlim Anlayışı, Ankara, 1974; Metod Üzerine (Yayımlanmadı); Lojistik Prensipleri ve Muasır Tenkit (Makale DTCF Dergisi I, s. 2); Antik Felsefe, Metinler ve Açıklamalar (Makale, DTCF Dergisi VI, s. 2); İnsan ve Tenkit, Gerçek Yol Dergisi, s. l, Ankara, 1943.

Tercüme eserleri: Eflatun, Phaidon, İstanbul, 1943 (Suut Kemal Yetkin ile); V. Brochard, Yanlış Üzerinde Deneme, Ankara, 1943; B. Groethuysen, Nietzsclıe ve Alman Felsefi Düşüncesine Giriş, İstanbul, 1944; Aristoteles, Organon (1, ll, III, IV, V), İstanbul, 1947; J. L. Destouches, Lojistik, 1947; H. Poincaré, Son Düşünceler, Ankara, 1948 (Süleyman Ölçen ile); Porphyrios, İsogoji, Konya, 1948; J. Lachelier, Tümevarımın Temeli Hakkında, İstanbul, 1949; H. Poincaré, Bilim ve Metot, İstanbul, 1951; A. Joussain, İhtilallerin Kanunu, Konya, 1965: Tor André, Hz. Muhammed (yayımlanmadı); Aristoteles, Organon VI (yayımlanmadı).

 

Fikirleri

Hamdi Ragıp ATADEMİR, mantığa ve metotla ilgili sorunlara öncelik vermiş, çalışmalarını, telif ve tercüme eserlerini bu konuda yoğunlaştırmıştır. Çünkü o, önce, insan zihnini, yanlış düşünmeden korumayı, doğru düşünmenin, tutarlı olmanın yaygınlaşmasını, dolayısıyla aklın ve aklî düşüncenin hâkimiyetini sağlamayı hedeflemişti.

Aristo, mantığına bilim sınıflamasında yer vermeyerek onu bir alet (organon) olarak görüyordu. Mantığın bir metot olarak görülmesinin yanında bir varlık bilimi olduğu fikri Batı’da 19. yüzyıldan sonra ortaya çıkmıştır. Hamdi Ragıp ATADEMİR, mantığın iki bin yıllık gelişme seyri içinde onu bir metodoloji olarak görüyordu. Ona göre mantık, “hakikate ve doğru bilgiye erişmek için kullandığımız yöntem, kaide ve usullerin incelenmesidir.” Mantığın formel mantık ve uygulamalı mantık olarak ayrılmasına da karşı çıkan Atademir, bu anlayışı kendi yöntem anlayışıyla temellendirir. O, metodu şöyle tarif eder: “Metot bilgi edinmek, doğru bilgi elde etmek, bilgileri bir sistem içerisinde düzenlemek maksadıyla zihnin esas faaliyetlerinin bilgi konusuna tatbik olunuşu ve bunlara ait türlü pratiklerin heyet-i mecmuasıdır.” Dolayısıyla metot, düşünmenin içinde ve onun bir anahtarı olmaktadır.

Yöntemin safhaları vardır: (1) Duyulara ait tecrübî bilgi safhası (tasvir ve gözlem); (2) Tebyin (açıklama) safhası (tümevarım safhası); (3) Tahkik (kesinleştirme) safhası; bu kanun safhasıdır. (Tümdengelim safhası).

Hamdi Ragıp ATADEMİR, zihnin bizzat kendisinin bir metot olduğu kanaatindedir: “Metot, zihnin mahiyetinde içkindir.” Zihin mutlaka şöyle çalışır denemez. Tümdengelim, tümevarım, analoji yahut ispat gibi bilgi yollarının temelinde yöntem vardır. Ona göre her bilim ispat safhasına ulaşmak zorundadır. Bilimler tecrübi yöntemle başlar, bu gözlem sahası olup yetersizdir. Sonra tümdengelim safhası gelir. Deneyim bir ispat ölçütü ve bilgi edinme yolu olarak kullanılır. Benzerlik safhasının, psikolojik olarak önde olması gerekir. Bir benzerden bir bütüne nasıl geçiliyor? Tümevarım ile geçiliyor. Bütünden bütüne veya benzere (ferde) geçilebilir. Bu da tümdengelimdir. Bu bakımdan Hamdi Ragıp ATADEMİR’e göre, tümevarım bir nevi tümdengelimdir, o da bir çeşit analojidir. (Hamdi Ragıp ATADEMİR bu görüşün kendi orijinal görüşü olduğunu söylerdi.)

Bilgi edinme yollarının temelinde sezgi bulunmaktadır. Zihnin çıkarımsal ve sezgisel denilen iki yolu da birbirinden kopuk değildir. Çıkarımsal (akıl yürütme) yolun üç şekli olan tümdengelim, tümevarım ve analoji de birbirine bağlıdır, birbirinden bağımsız değildir. Hamdi Ragıp ATADEMİR, sezgiden Descartes’ın belirttiği aklî sezgiyi anlar (duyusal ve metafizik sezgi değil). Ona göre, zihin bu güçle açık ve seçik bilgi elde eder. Bilgi edinmenin her anında sezgi mutlaka bulunur. Çünkü öncüllerden öncüllere, onlardan sonuca ulaşmak, sezgi sayesinde olur. Hamdi Ragıp ATADEMİR hadiseyi anlatanın, dillendirenin, zihin olduğu kanaatindedir; zihin tabiatı gereği bilme durumundadır. O, hadiseye önem verdiği için kendisinin bilim bakımından pozitivist olduğunu söylerdi. Metafiziği felsefeden ayırırdı; ama onu inkâr etmemek gerektiğine ve yok saymanın lüzumsuzluğuna kaniydi. Bilgi dünyasının çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu düşünürdü:

“Muteber bir tek düşünce, muteber bir yöntem, muteber bir sistem, muteber bir tek bilgi olduğunu ileri sürmek değersiz ve boş bir gayrettir” sözü ona aittir. Onun nazarında bilgi çeşitleri dinî, mistik, metafizik, felsefî, bilimsel ve sanata ait olmak üzere sıralanabilir.

Felsefe anlayışı pozitivistlere yaklaşır. Filozoflara Göre Felsefe adlı eserinin ön sözünde bu konuda şöyle der: “Felsefe, hususi bilimlerin elde ettikleri, sonuçların ve kullandıkları yöntemlerin değeri üzerinde tenkidî, terkipçi bir bilgi olması yüzünden bütüncül bir karakter taşır.” Bundan dolayı ilk nedenlerin ve son sonuçların bilgisi olan metafizikten ayrılır. Ona göre, felsefenin iki ana konusu bilgi ve eylem sorunudur. Metafizik de diğer bilgiler gibi ayrı bir bilgi türüdür. Felsefe bizi, hepimizin müşterek kabul edeceği ortak görüşlere götürmek ister. Hamdi Ragıp ATADEMİR, bilim, felsefe ve din arasındaki ilişkilere dair de fikir beyan etmiştir,etmelidir.

Onun nazarında felsefe bir bilimler teorisidir; bilimsel bilgiyi herkesin anlayamayacağını söyleyen Atademir’e göre, bilim mevcut ile ilgilenir; olguların nicelikli izahı bilimdir. Olgular arası ilişkileri açıklayan bilim bu bakımdan şu an ile meşgul olur. Din ise mebde (başlangıç, yaratılış, oluşum ve mead ölümden sonraki hayat) meseleleriyle ilgili bilgi verir ve onlarla uğraşır. Dine cephe alan filozofun bu alanı inkâr etme hakkı olmadığı gibi, aklın da nasıl inkâr hakkı yoktur. Dindar, yaşanmış tecrübeye dayanır, bilim adamı ise deneye. Filozofun özelliği ise tavır alışındadır. Mebde ile mead arasındaki alan bilimin sahasıdır. Aklın hareket noktası aldığı bir çok ilkenin daha tam ve doğru olduğu söylenemez; ama biz onları tamamen doğru kabul ederiz. Bundan dolayı, evrendeki gerçek yasalarla bizim koyduğumuz aklî kanunlar arasında bir uyumsuzluk olur. Tabiat kanunları bizim hislerimize arz olunmuş kanunlardır. Fiziksel, kimyasal, sosyolojik, ruhsal, hayatî ve ahlakî olgular bilginin konusu olup, bu olguları empirik olmaktan çok tecrübî olarak, yani yaşayarak bilmeliyiz. Bilimin amacı eylem değil, bilmektir. Hamdi Ragıp ATADEMİR’in ölçüsüne göre matematikle ifade edilenler pozitif bilimlerdir. Matematikle ifade edilmeyene bilim denmez. Yani bilim olgusal olana bakar.

Hamdi Ragıp Atademir pozitif bilim anlayışına yakın durmasına rağmen, pozitivistlerin bilgiyi daraltıcı, zihne sansür koyan anlayışlarına da karşı çıkmıştır. “Pozitivizmin, siyantizmin yasakları, bilinmeyenleri araştırma zihniyetlerini olduğu kadar, bilimsel metodu sınırlandırır ve verimsizleştirir” diyen Hamdi Ragıp ATADEMİR’in pozitif bilim sınıflamasında fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji ve ahlâk yer alır. Burada o, pozitif felsefenin kurucusu Auguste COMTE’tan ayrılmaktadır. Çünkü Comte, psikolojiyi sınıflamaya almamıştı. Ayrıca H. R. ATADEMİR ahlâka bağımsız bir bilim olarak müspet bilimler arasında yer vermiştir.

Hamdi Ragıp ATADEMİR tenkit (eleştiri) üzerinde de önemle durmuştur. Ona göre, insanın kendi öz düşünüş ve davranışları engelle karşılaştığı zaman eleştirel bir tavır alır ve kendine bir gaye çizer. O tenkidin köklerini araştırır ve onun kökeninin “başımızdan geçenleri bilmede, kamuluk denemede ve şüphede bulunduğunu söyler. Onun nazarında, bizim kesin bilgi elde etmek için fikirlerimizi ve fiillerimizi sağlam birer temele oturtmak maksadıyla yaptığımız ayıklamalar, ölçüp biçmeler tenkidin ta kendisidir. Duyular, sezişler ve düşünüşler alemini düzene koymak ihtiyacı, nesnel ve pozitif ilimin temelini teşkil eder. Bu eleştiri ihtiyacı hayretten başlar ve bir arama, bulma, ölçü ve bir ispat yetisi olarak gelişir.

Hamdi Ragıp ATADEMİR, “İ1im ve Muhit” adlı 32 sayfalık risalesinde bilimin oluşum ortamının tahlilini yapar. Bilimsel zihniyetin yerleşmesini, bilim adamının ve ortamın oluşması için şart koşar. Bilimi müstesna insanların özelliği olarak gören Atademir, bilim ortamını alimin yaratması gerektiğini söyler. Bilimin bir ülkede revaç bulmasının, bilginlerin bilgili olması kadar ahlâkî durumlarına da tabi olduğunu belirtir. Alimin el üstünde tutulmasını ilmî ile amil olmasına ve ahlâklı davranmasına bağlar. Bilgili adamı ile alimi ayırır, alimin yaptığı işiyle, bilinmeyenleri bilinene eklemesiyle ve kullandığı metodun mahiyeti ile ölçülmesi gerektiğini ortaya koyar. Bunlar bilimsel eleştiri ile olur. Bu olmazsa taassup ve partizanlığın ortaya çıkacağını söyleyen Atademir’e göre ilmi tenkit, bilimin savunucusudur.

Hamdi Ragıp ATADEMİR “Demokrasi Üzerine” adlı otuz sayfalık bir diğer risalesinde demokrasi üzerine bazı görüşlerini açıklamıştır. O, demokrasiyi ahlâkî bir temele oturtmaktadır. “Bu bakımdan ancak ahlâk temeli üzerinde ittifak olunan demokrasi nizamında en basit vatandaştan en yüksek vazife alan vatandaşa kadar mesuliyetler müşterektir.” Ona göre, siyasî ve toplumsal hayatta görülen zaaflar, yoksulluklar vs. “demokrasilerin henüz geriliği ve ahlâkîlikten mahrum tezahürleridir.” O, demokrasilerin iki partili rejime dayandırılmasına, iyi kötü parti sınıflamasıyla başka seçenek bırakılmamasına karşı çıkar ve bu iki partinin de kötü olması durumunda ne olacağını sorar.

Hamdi Ragıp ATADEMİR din ve lâiklik konularında da önemli fikirler ileri sürmüştür. Ona göre Avrupa’daki lâiklik, cenneti satanlara, günahları para karşılığı bağışlayanlara, Kilise’yi her türlü otoritenin üstünde görenlere karşı ortaya konulmuştur. Dolayısıyla 1âikliği ilim anlayışı ile birlikte ortaya koymak gerekir. H. R. ATADEMİR İslâm’ın yukarıda geçen istismarlara karşı “ilk lâik anlayışlı din, din rejimi” olduğu kanaatini taşır. Çünkü o hayatın bütün meseleleri ile, hukukla ve iktisatla ilgili hükümleri de getirmiştir,der.

Hamdi Ragıp ATADEMİR milliyetçilik Üzerine de fikirler ortaya koymuştur. O, “Milliyetçilik ve Milliyetçiler” başlıklı, eski harfli yayımlanmamış yazısında, milliyetçilik hareketlerinin azınlıklarda başladığını düşünür, merkezi otoriteye hâkim oldukları dönemlerde bile bunun böyle olduğunu söyler. Ama bunun karşısında hâkim milletin milliyetçiliği benimsemesini şöyle temellendirir: “Efendi milletin bu ideoloji ve harekete ihtiyacı yoktur; fakat kendi birliğini kemiren azınlıkların bu duygusu neticede zaruret icabı kendisine intika1 edecektir. Varlığını devam ettirme arzusu, onu aynı silâhı kullanmaya yöneltecektir. Milliyetçilik hareketi bilhassa böyle bir zaruretin ifadesidir.” H. R. ATADEMİR’in nazarında milletin “karışık ve bozuk” olduğunu ileri sürerek, onun hüviyetini karıştırmak isteyenlerin hepsi sayıları milyonlarca olan ana kitleyi, yıpratmayı hedefler. Kendilerini büyük ailenin ferdi olarak göremezler. “Köprü başlarını tutup” ve esas kitleyi şövenlikle suçlayarak milliyetçilik istismarı yaparlar. Neticede ciddî içtimaî ve siyasî buhranlara sebep olurlar.

Hamdi Ragıp ATADEMİR önemli bir felsefeci, mantıkçı, fikir ve siyaset adamıdır. Felsefî ve ilmî zihniyetin yerleşmesi ve doğru düşünmenin yaygınlaştırılması için çağdaş Türk düşüncesine önemli katkılarda bu1unmuştur. Onun “Filozoflara Göre Felsefe”, “Aristo’da Mantık ve İlim Anlayışı” gibi eserleri telif etmesi, “Organonlar”, “Yanlış Üzerine Deneme” ve “Tümevarımın Temeli Üzerine” gibi tamamen mantıkla ilgili eserleri tercüme etmesi bu amacının ifadesidir. Onun felsefede ve mantıktakî değerini en iyi belirten ifadeler DTCF Felsefe bölümünü kuran Olivier LACOMBE’un H. R. ATADEMİR’in doçentlik tezine yazdığı raporunda bulunur. O raporunu şöyle bitiriyordu: “Mösyö Atademir, Aristo Mantığında Prantl gibi büyük mantıkçıların içinden çıkamadığı birtakım problemleri çözmüştür. Mösyö Atademir bu bakımdan sadece teorik değil pratiken bir filozoftur da.”

Kaynaklar

M. Arıkan, Hamdı Ragıp Atademir, Ankara, 1998.

S. H. Bolay, “Prof. Hamdı Ragıp Atademir, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 21 (1976), Ankara.

N. Öner, “Prof. Hamdı Ragıp Atademir”, Felsefe Dünyası, 35 (2002), ss. 3- 7.


Türk Yurdu Mart 2006
Türk Yurdu Mart 2006
Mart 2006 - Yıl 95 - Sayı 223

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele