TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK KAYBI: İSMAİL OTAR

Şubat 2006 - Yıl 95 - Sayı 222

 

                28 Ekim 2005 günü sabah saatlerinde Kırım Türklerinin bağımsızlığını sağlamak için ömrü mücadele eden İsmail OTAR İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Müptelâ olduğu hastalık yaz içinde seyrini hızlandırmış, oldukça sıkıntılı geçen son günlerinde büyük bir metanetle mukadder sonu beklemiş, vasiyetini yazmış, millî davası ile alakâlı olarak yakın çevresine tavsiyelerini ve temennilerini iletmiştir.

                Otar, siyasî mürşidi olarak kabul ettiği ve bir ömür boyu sadakatle hizmet ettiği Cafer Seydahmet KIRIMER’den sonra Kırım Millî Kurtuluş hareketinin hayatta bulunan en kıdemli önderi idi. Vefatıyla Sovyetlerin en güçlü dönemlerinde şiddetle uyguladıkları soğuk savaş sürecinin Türk dünyasını alâkadar eden bölümünde yürütülen mücadelenin önemli bir ferdi ve tanığı tarih sahnesinden çekilmiş oldu.

                Kırım’ın bağımsızlığı uğrunda yaptığı hizmetler ancak çok dar bir çevre tarafından bilinen Otar’ın hayatı, kişiliği ve çalışmaları genç nesle örnek gösterilebilecek müstesna sayfalar ihtiva etmektedir.

                Otar’ın dedesi Mustafa Efendi Kırım’ın Bahçesaray şehri sakinlerindendir. Rus hükûmeti 1870’lerde yeni bir eğitim reformuna girişerek eğitim yoluyla denetimi altındaki milletleri Ruslaştırma siyaseti takip etmeye başlayınca 1892 yılında Osmanlı topraklarına göç eden dedesi Bursa’ya yerleşmiştir. Otar’ın babası Hafız Ali 1908 yılında İstanbul’a göç etmiştir. Dört erkek ve bir kız çocuk sahibi olmuştur. İsmail OTAR ailenin ikinci çocuğu olarak 1.10.1911 tarihinde Bursa’da dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da yapmıştır. 1926 yılında İstanbul’a giderek Sultanahmet Ticaret Lisesi’ni 1929 yılında bitirmiştir. 1932 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi’ne girmiş 1935 yılında mezun olmuştur.

                1930 yılında arkadaşı Dr. Abdullah Zihni SOYSAL onu Cafer Seydahmet KIRIMER ile tanışmıştır. Kısa zamanda arkadaş çevresi genişlemiştir. 1930 yılında Romanya’da çıkmaya başlayan Emel dergisinin naşiri Müstecip ÜLKÜSAL ile tanışmış, derginin Türkiye’deki işlerini yürütme görevini üstlenmiştir. İlk yazısı ve manzumesi müstear imza ile derginin 15.6.1931 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. İstanbul’un Sovyetlerin hâkimiyetine geçen Türk dünyasının siyasî önderlerinin ikamet ettikleri önemli bir merkez hâline gelmesi sebebiyle Otar çok sayıda önemli şahsiyetle tanışma imkânı buldu. Bunlarla dostluğunu vefatlarına kadar sürdürdü. Birçoğunun muhaceretin getirdiği sıkıntılarının çözümüne yardımcı oldu. Bu şahsiyetler hakkında son derece önemli biyografik bilgilere sahipti. Türk dünyasının muhtelif bölgelerinden gelen Türk önderler arasında da zaman zaman iç ve dış şartlardan kaynaklanan siyasî anlaşmazlıklar çıkmıştır. Bu konularda en tafsilâtlı bilgi sahibi olan sayılı insanlardan biriydi.

                Azerbaycan Musavat Partisi’nin merkez komite üyelerinden Ali AZERTEKİN, Mirza BALA ve Mehmet Ali RESULZADE ile tanışmıştır.

                1932 yılında Muharrem Fevzi TOGAY’ın başkanlığını yaptığı Turan Neşri Maarif Cemiyeti’nde çalışmaya başlamıştır. Cemiyet Bolşeviklerin elinden kaçan Rusya Türkleri tarafından aralarında birliği temin etme ve kültürel faaliyetler yapmak gayesiyle kurulmuştu. Cemiyetin düzenlediği “Turan Gecesi”ne katılmıştır. Cemiyetin folklor faaliyetleri Romanya’da yaşayan Kırım Türklerinin alâkasını çekmiş, davet üzerine kızlı erkekli bir grup İsmail OTAR kardeşi İbrahim OTAR ile birlikte 1933 yılında Dobruca bölgesine gitmişlerdir.

                Otar Millî Türk Talebe Birliği’nin faaliyetlerine de katılmıştır. Teşkilâtın çıkardığı Birlik dergisinde Romanya Türkleri ile alâkalı bir makalesi neşredilmiştir.

                1937 yılında dil öğrenmek üzere Almanya’ya gitmiştir. Romanya üzerinden Avrupa’ya gidilmesi sebebiyle Köstence’ye uğramış, Pazarcık’a gitmiştir. Pazarcık üzerinden Silistre yoluyla Varşova’ya geçmiş, Mehmet Emin RESULZADE ile tanışmıştır. Berlin’de Almancasını ilerletme çalışmaları yanında Ayaz İSHAKİ ve Reşit Rahmeti ARAT ile tanışmıştır. Berlin’de 28.8.1937 tarihinde İdil-Ural bölgesinde millî medenî muhtariyetin ilân edilmesinin 20. yıldönümü dolayısıyla yapılan toplantıya katılmış, bir konuşma yapmıştır.

                Devletin bazı makamlarının bilgisi dahilinde gizli olarak faaliyet göstermekte olan Kırım Millî Merkezi genel sekreterliğine seçilmiştir. Bu görevi sebebiyle II. Dünya Savaşı sırasında 1942 yılında İstanbul’da Cafer Seydahmet KIRIMER’in tertiplediği bir buluşma sonucu Alman deniz ataşesi ile bir görüşme yapmıştır. Kırım’ın millî medenî muhtariyet konusunun ele alındığı görüşme benzerleri gibi neticesiz kalmış, Almanya işgal ettiği Kırım’ın istiklâlini tanımamıştır.

                Otar, Kırımer’in etrafından kümelenen genç kadro içinde yer almış, siyasî önderinin talimatları doğrultusunda hareket etmeye özen göstermiştir. Kırımer’in 1920 ile ölüm tarihi olan 1960 yılları arasında küçük cep ajandalarına tuttuğu günlük notlarına bakıldığında Otar kardeşlerin Kırımer’in çevresindeki ilk halka içinde bulundukları anlaşılmaktadır. Kırımer, gerçek bir lider olarak oldukça güç şartlarda yürüttüğü ülkesinin millî bağımsızlık hareketi mücadelesinde başarıya ulaşabilmek için genç kadroları yetiştirmeye önem vermiştir. Onlarla daima istişare etmiş, görev ve sorumluluk yükleyerek tecrübe kazanmalarını sağlamıştır.

                Bu gün Sovyetler tasfiye edilmiştir. Amma onlara karşı Türk uruglarının dışarıda yürüttükleri millî mücadelenin tarihi henüz yazılmamıştır. Türkiye, Almanya ve Polonya merkezli olarak yürütülen bağımsızlık mücadelelerinde birinci nesle mensup siyasî önderlerin hayat sahnesinden çekilmelerinden sonra mücadelenin seyri zayıflamış, tesir alanı daralmıştır. Bu zafiyetin Kırım Türklerinin mücadelesinde görülmemesinin en büyük sebebi yukarıda işaret ettiğimiz gibi Kırımer’in kendisinden sonra yerine dolduracak ehliyetli kadroları yetiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Kırım Türkleri 1944 yılında vatan topraklarından sürüp çıkarılarak büyük bir kırıma uğratılmalarına, diğer Türk uruglarına göre nüfus bakımından az bulunmalarına rağmen Sovyetlerin dağılma sürecine girdikleri dönemde en etkili direnmeyi gerçekleştirmişler Batı dünyasında seslerini duyurabilmişlerdir. Bu başarı Otar kardeşlerin de bulunduğu dar bir kadronun ön plâna çıkmadan yaptıkları sistemli çalışma ile temin edilmiştir.

                Kırım Türkleri 18 Mayıs 1944 tarihinde Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle bir gece içerisinde topyekün olarak Sibirya’ya, Kazakistan’a ve Orta Asya’ya sürgüne gönderildiler. 30 Haziran 1945’te Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ortadan kaldırılarak bir eyalet haline getirildi. Boşalan topraklara Rus göçmenler yerleştirildi. Sovyet Yüksek Şurası 19.2.1954 tarihli kararı ile Kırım Ukrayna’ya bağlandı. II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’daki bazı ülkelerde kalarak Sovyetlere iade edilmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan muhtelif Türk uruglarına mensup sivil ve askerin yerleştirilmesi ile Kırım’ın Ukrayna’ya bağlanmasının protesto edilmesi çalışmalarına aktif olarak katılmıştır.

                1958 yılında Sovyet mahkûmu Rus olmayan milletlerin geçmişteki Promete teşkilatının benzeri olarak teşkil ettikleri Paris Bloku’nun Münih’te yaptığı toplantıya Müstecip ÜLKÜSAL ile birlikte Kırım temsilcisi olarak katılmıştır.

                II. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı dönemlerinde Müstecip ÜLKÜSAL’ın serbest göçmen olarak Türkiye’ye gelmesi üzerine Emel dergisinin 1940 yılında yayın hayatına son verilmişti. Muhacerette Kırım’ın millî meseleleri hususunda tek yetkili kuruluş olan Kırım Millî Merkezi’nin muhalefetine rağmen Ankara’da 1957 yılında Kırımer’e muhalif olan bir grup tarafından Kırım isimli bir dergi neşredilmeye başlanmıştı. Dergi bir müddet sonra neşriyatına ara verdi. Kırımer’in vefatından hemen sonra Ankara’da Millî Merkez’in çizgisinde neşriyat yapmak üzere Emel dergisi Kasım 1960 tarihinde yeniden çıktı. Dergi iki yıl sonra İsmail OTAR sahipliğinde İstanbul’da iki ayda bir çıkmaya başladı. Otar, derginin sahipliğini Kasım-Aralık 1977 tarihinde yayınlanan 103. sayıya kadar devam ettirmiştir.

                Emel’i neşreden grubun yaşlarının ilerlemesi sebebiyle imtiyaz sahipliğinin bir teşkilata verilmesi fikrinin ortaya atılması üzerine 31.12.1986 tarihinde Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı’nın senedi tescil edilmiştir. İsmail OTAR az sayıdaki kurucu heyeti içinde yer almış, 24.4.1986 tarihinde kurucu yönetim kurulu İsmail OTAR’ı vakfın ilk başkanlığına seçmiştir. Otar, 1991 yılına kadar başkanlık görevini sürdürmüştür.

                Otar, 1992 yılından itibaren yayın hayatına başlayan Kırım dergisinin yayın kurulu üyeleri arasında yer almış, Türk kültür hayatı ve Kırım’ı ilgilendiren bütün hususlarda engin malumatı, tecrübesi ve yazılarıyla vefatına kadar derginin muhtevalı çıkması için gayret göstermiştir.

                Otar, Yüksek Ticaret Mektebi’ne girdikten sonra 1926 yılında özel bir şirkette muhasebeci yardımcısı olarak mesleki faaliyetine başlamıştır. 1935-1939 tarihleri arasında Kızılay Sıtma ve Frengi İlaçları Monopollerinde muhasip olarak çalışmıştır. Daha sonra Maliye Bakanlığı hesap uzmanı olarak görev değişikliği yapmıştır. 1941 yılında Ticaret Bakanlığı Ticaret Ofisi’nde görev almış, istifa ile ayrıldığı 1950 yılına kadar teşkilatta genel müdür yardımcılığına kadar yükselmiştir. Bundan sonra Sirkeci’de özel muhasebe uzmanlığı bürosu açmıştır. Mesleği bıraktığı 28.2.1989 tarihine kadar yeminli mali müşavir olarak Türkiye’nin en büyük altyapı projelerinin muhasebe ve mali danışmanlığını yapmıştır.

                Otar hakkında yapılan yüksek lisans tezi çalışmalarının sadece görünen yüzü ile ilgili bilgileri ihtiva etmekle birlikte önemlidir.[1] Bazı önemli bilgileri sözlü olarak kayıt altına alınmasına rağmen, hatıratını yazmaması önemli bir eksikliktir. İleride muhakkak yazılması gerekecek olan Kırım Millî Merkezi’nin tarihine kaynaklık edecek önemli malumata sahipti. Merkezin çalışma esaslarının başında gelen ketumiyet ilkesine son derece riayet eden neslin temsilcisi olmakla birlikte tarihe not düşülmesi açısından bazı önemli hususların bilinmesi de gerekirdi. Hatırat yazacak bilgi ve birikime ve her şeyden öte bu hakka sahipti. Çünkü bizatihi hadiselerin merkezinde bulunmuştu. Ölümünün son anına kadar zinde kalan hafızası ve kayıtları, elinin altındaki arşiv ile bu önemli işin üstesinden kolaylıkla gelebilirdi.

                Otar, mesleki teşkilatlanma çalışmalarına genç yaşta katılmıştır. 1942 yılı Ekim ayında Prof. Dr. Osman Fikret ARKUN ile öncülük yaparak on iki meslektaşı ile birlikte Eksper Muhasipler ve İşletme Organizatörleri Derneği’ni kurmuştur Derneğin adı 1967 yılında Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği’ne dönüştürülmüştür. Otar, vefat ettiğinde her hâlde mesleğin en kıdemli mensubu ve derneğin yaşayan en son kurucusu olma sıfatlarını taşımakta idi. Meslek alanında Türkiye Muhasebe Kongreleri ile yurt dışında Milletler Arası Muhasebe Uzmanları Kongresi’ne iştirak etmiştir.

                Otar, mesleki faaliyetleri ile birlikte Türk kültür hayatını ilgilendiren birçok konu ile yakından alakalanmıştır. Bu alâkası emekli olduktan sonra günlük mesai haline gelmiştir. Muhasebe tarihi ile yakından ilgilenmiştir. Vefatına kadar muhasebe tarihi müzesi kurmak idealinin takipçisi olmuştur. Bu konuda gerekli yardımı görmediği için çalışması ferdî seviyede kalmıştır. Orta Doğu’nun muhasebe tarihi ile ilgili eserler toplu olarak kütüphanesinde bulunmaktadır. Uzun çalışmalar sonucunda özel kütüphanesinde küçük bir muhasebe tarihi müzesi kurmuştur.

                Türk kültürünün dünya medeniyetine bir hediyesi olarak kabul ettiği halılar üzerine ömrünün sonuna kadar çalışmıştır. Halılar, üzerlerinde bulunan gül, karanfil, at, ağaç, gibi desenler teker teker ele alınarak incelenmiştir. “İfadeli Halılar” adıyla hazırladığı eserini hastalığının sıkıntılı günlerinde güçlükle tamamlamış ve basılmak üzere yakın mesai arkadaşlarına tevdi etmiştir. Türk dili üzerinde de alakasını canlı tutmuştur. Türkçenin kuruluş ve işleyiş kaidelerine riayet edilmeksizin ilmî temellere aykırı kelime türetilmesi sebebiyle bu sahadaki çalışmalarını sürdürmüştür. Kütüphanesindeki misafirlerini kabul ettiği odada Türk dili üzerine yazılmış eserleri ve muhtelif sözlükleri toplamıştır.

                Otar, Kırımer’in takipçisi olarak Türk Birliği’nin tesisi hususunda hayatı boyunca birleştirici bir görev ifa etmiştir. Millî meselelere sahip olduğu Türkçülük fikriyatı açısından bakmıştır. Bu sebeple hayatının son yıllarında kavmiyetçi yorumlara şiddetle karşı çıkmıştır. Bu zihniyetin mensup oldukları topluma fayda yerine daima zarar getireceğini belirtmiştir. Hadiseleri iyi analiz etmesinde engin tarih ve dil bilgisinin etkisi büyüktür. Kırım Türkleri camiası içinde, kendisini söz söyleme yetki ve birikimine sahip olduğu zannını taşıyanlardan, bildiği diller arasında Kırım Tatarca, Kıpçak dilleri yani; Kazan Tatarcası, Kazakça, Karaçayca bulunduğunu beyan eden ilim adamı kisvelilerin varlığı hayatının son demlerinde yeis ve üzüntüye gark olmasına sebep olmuştur.

 

ESERLERİ

                Eserlerinin ekseriyeti Kırım’daki Türk kültür hayatı ile alakalıdır.

                1. Osman AKÇOKRAKLI’nın Kırım Tatar Tamgaları İsimli Kitabı Vesilesi ile Notlar, Ankara 1996, 56 s.

                Kitap O. Akçokrak’lının Kırım Tatar Tamgaları isimli kitabının genişletilmiş hâlidir. 1926 yılında Akmescit’te basılan eser yeniden ele alınmıştır. Kitabın Rusça nüshasında olup da Türkçe nüshasında bulunmayan bazı hususlar eklenerek yeni basımı yapılmıştır.

                2. Kırımlı Türk şair ve bilgini Bekir Sıdkı ÇOBANZADE, İstanbul 1999, 288 s.[2]

                Çobanzade’nin yakın arkadaşı Hamdi ATAMAN, Cafer Seydahmet KIRIMER’in kayınbiraderidir. Çobanzade’nin elyazması üç defterine sahip olan Otar uzun yıllar üzerinde çalışmış, demirperde döneminin sıkıntılı ortamında Sovyetlerde bu sahada yapılan neşriyatı takip ederek en mufassal bir eser ortaya koymuştur. Onun neşriyatından sonra Çobanzade’nin dilciliği ve edebiyat araştırmacılığı hakkında bazı yeni araştırmalar çıktı. Eserde şairin şiirleri İstanbul Türkçesine aktarılmış, Arap harfleri ile mevcut asıllarının tıpkı basımları verilmiştir. Sonuna ilave edilen sözlük Otar tarafından hazırlanmıştır.

                3. Cafer Seydahmet KIRIMER’in Günlüğü, Ankara 2003, 231 s.

                Kırımer’in Otar’ın arşivinde muhafaza edilmekte olan metrukatı içinde bulunan küçük cep ajandalarına aldığı günlük notlarını birlikte neşre hazırladık. Eser 1954-1960 yılları arasındaki notları ihtiva etmektedir. Eserin neşrinden sonra arşivdeki çalışmalarım esnasında başka ajandalarında bulunduğunu tespit ettim. Kırımer’in İstanbul’u terk etmesinden sonra 1920 yılından itibaren tuttuğu notlar Kırım’ın bağımsızlığı yolunda yapılan çalışmaların tarihinin yazılmasında birinci derecede kaynak özelliği taşımaktadır. 1920-1954 tarihlerini ihtiva eden bölüm neşre hazır hâle getirildi. Yaz tatili sebebiyle Erenköy’den ayrılması ve hastalığının seyrinin aniden hızlanması üzerine son gözden geçirmeleri birlikte yapamadı. Mevcudu biten ilk kitaptaki metinleri de eklemek suretiyle 1920-1960 tarihleri arasındaki bölümü tek kitap halinde kısa zamanda neşretmeyi düşünüyoruz.

                4. Ahmet Özenbaşlı, Çarlık Hâkimiyetinde Kırım Faciası, Eskişehir 2004, 103 s.

                Dr. Ahmet ÖZENBAŞLI, Çarlık Hâkimiyetinde Kırım Faciası Yahut Tatar Hicretleri adıyla kaleme aldığı bu eseri 1925 yılında Arap harfleriyle Akmescit’te bastırmıştır. Bu eser 1997’de Kiril harfleriyle Kırım Türkçesiyle Akmescit’te Kırım Faciası adıyla yeniden neşredilmiştir. Otar, eseri Türkiye Türkçesine aktarmıştır.

                5. Kefeli İbrahim Efendi, Tevarih-i Tatar Han ve Dagıstan, Moskov ve Deşt-i Kıpçak Ülkelerinindir, Eskişehir 2005, 184 s.

                II. Fetih Giray’ın divan katibi Kefeli İbrahim Efendi tarafından yazılmıştır. Fetih GİRAY, 1711’de Prut’ta Büyük Petro’ya karşı kahramanlığı yanında siyasî görüşleriyle de temayüz etmiş Selim Girayzade Devlet Giray’ın oğludur. Kitap, avukat Ömer Fuad tarafından İstanbul’da sahaflarda satın alınmıştır. Basılmak üzere Cafer Seydahmet KIRIMER’e verilmiş ve ondan İsmail OTAR’a intikal etmiştir. Eser 1933 yılında Köstence’de Arap harfleriyle basılmıştır. Lehçe tercümesi 1935’te Varşova’da basılmıştır. Otar, yeni basımda eseri Türkçeye aktarmış, arkasından transkriptli metni verdikten sonra en son kısma eserin tıpkı basımını koymuştur.

                6. Risale-i Felekiyye Kitab-us Siyakat Hakkında, İstanbul 1984

                Otar, Mazenderani’nin bu eseri üzerinde uzun yıllar çalışmıştır. Bu risale eser hakkında kısa bilgiler vermektedir. El yazması kitaptaki siyakat yazısının Arap harfleriyle düzgün yazılışına, muhasebe maddelerinin o dönemdeki yazılışı göre Türkçesi ve günümüz muhasebe tekniğine göre yazılışını yeni basımda vermeyi düşünmüştür.

                7. Muhasebede Siyakat Rakamları, İstanbul 1991

                8. Üsküdar Hace Hasna Hatun Mescidi ve Arslanağası Çeşmesi Vakıflarının H. 1197 Yılı Hesapları-1783-Yılına Ait Bir Muhasebe Vesikası ve Faiz Konusu, İstanbul 1999

                İzahlı bir Kırım haritasının hazırlanması çok önceden ihtiyaç olarak ifade edilmiştir. Bu ihtiyacı gidermek üzere Türk yerleşim yerlerinin işaretlendiği bir Kırım haritası Emel dergisinin ilâvesi olarak basılıp dağıtılmıştır. Bu çalışmanın yeterli olmaması üzerine Otar yıllarca uğraştıktan sonra mükemmele yakın bir Kırım haritasını baskıya hazırlamış ve ilgililere intikal ettirmiştir. Sağlığında basımını göremediği bu çalışmanın en kısa zamanda bastırılmasının bir vasiyet olarak nitelendirmek gerekmektedir.


         

[1] Sema Demirkıran, Bir Türk Münevveri İsmail Otar Bey (Hayatı ve Faaliyetleri), Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 1998

[2] Eserin tanıtımı hk. bk. Ömer Özcan, Bekir Sıdkı Çobanzade, Kırım, sayı 29 (Ekim-Kasım-Aralık 1999), s. 54-56


Türk Yurdu Şubat 2006
Türk Yurdu Şubat 2006
Şubat 2006 - Yıl 95 - Sayı 222

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele