Türk Ülküsü Peşinde Bir Hayat: Yücel Hacaloğlu

Şubat 2018 - Yıl 107 - Sayı 366

Bilsin cihan ki ben bu cihânın nesindeyim,

Bir ülkünün mehâbetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

                                                                                                                                                             N. Atsız

        Bazı insanlar vardır yer, içer, uyur, eğlenir ve yok olur gider. Bazıları vardır ömürlerini bir davaya adayarak, bir derdin peşine düşerek var olmayı ve kalıcı olmayı başarırlar. Sayıları azdır ama etkileri fazladır. Bazıları eserleriyle, bazıları kişilikleriyle bunu başarırlar. Tarihte medeniyet kurmuş milletlerin bu tür büyük adamları vardır. Bu adamlar bir pusula gibi, bir mihenk taşı gibi, bir fener gibi toplumdaki diğer insanlara ölçü olurlar, yol gösterirler. Kendilerinin böyle bir amacı yoktur aslında. Onlar doğru bildikleri hayatı yaşarken diğer insanlara örnek ve ölçü olurlar. İdeallerinin peşinden gitmeye çalışan insanlara gerçekten bu ideallerin yaşanabileceğini göstererek güven verirler. Özellikle gençlerin buna çok ihtiyacı vardır. Toplumsal yozlaşmanın ve menfaatperestliğin yaygınlaştığı dönemlerde bunun önemi bir kat daha artar. Bu dünyadan bir Yücel Hacaloğlu geçti dendiğinde nasıl bir iz bıraktığını işte bu bağlamda anlayabiliriz.

        Vefatı üzerine gönlümden geçenleri sosyal medyada şöyle paylaşmıştım: “Türk Ocaklarının köklü çınarı. Türk milliyetçilerinin sembol ismi. Türkçülük davasının yılmaz savunucusu. Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş ile çok yakın olan son nefer. Yakın dönemin en kıymetli hafızası. Güvenilir, dürüst, dosdoğru bir kişilik. Açık sözlü, dümdüz, net bir insan. Tüm zamanlara örnek bir şahsiyet. Bu çağda böyle insanlar var mıdır diye merak edenlere somut bir örnek. Türkçülüğü şahsında yaşatan bir dava adamı... Etrafındaki herkesi gerçeklerle yüzleştiren ama bütün olumsuzluklara rağmen nasıl dava adamı olunabileceğini gösteren bir kıymet. Hiçbir zaman şirinlik peşinde olmayan ama onu tanıyan herkese kendisini sevdirmeyi bilen bir gönül eri...”

        Yücel Hacaloğlu dosdoğru bir hayat yaşadı. Hedefinde Türk ülküsü vardı. Türk ülküsünün bir neferi olarak hayat yolculuğunu tamamladı. Türk milliyetçiliğinin son yarım asırlık mücadele sürecinde öne çıkmış isimlerle omuz omuza ve güven içinde yer aldı. Atsız’ın talebesi ve en yakın sırdaşı. Türkeş’in güvendiği basın danışmanı, Galip Erdem’in aile dostu oldu. Türk Ocakları’nda Nuri Gürgür’ün en büyük yardımcısı idi. Bütün bunları sadece ve sadece ülküsü için yaptı. Meşhur olmak, zengin olmak, makam elde etmek, göze girmek, şirin görünmek onun dünyasında yer bulmadı. O, Atsız gibi Türk ülküsü peşinde ölümsüzleşmeyi seçti. Ona göre “ülkü, insan olmanın şartıdır. İnsanlar, ülkü sayesinde ölümsüzlüğe kavuşurlar. Atsız, Türk ülküsü sayesinde ölümsüzleşmiştir.” Hayatın anlamı buradadır. Tercih etmek sizin elinizde: ya sefil bir hayat yaşayacaksınız, ya da milletinizin hizmetinde ölümsüzleşmeyi seçeceksiniz. Hacaloğlu, bir anlamda tercihini yaptı ve Atsız için kullandığı ifadesine kendisi layık olmaya çalıştı: “Atsız, çocukluğundan beri ruhunda fırtınalar kopan, engin ve coşkun bir ruha sahip, zengin bir hayal gücü ve inandığı hususlardan asla tâviz vermeyen bir ülkü devidir. Bir karakter âbidesidir.” (Atsızın Mektupları, Ötüken, 2013: 8) Atsızın öğrencisi Hacaloğlu da bir karakter abidesi olarak hayatını tamamladı.

        Galip Erdem bir konuşmasında ülkücü olunamayacağını, ancak ülkücü adayı olunabileceğini ifade ettiğinde kendisini büyük reis gören zevat çok bozulur. Galip ağabey insanları çok iyi tanıdığı için gerçek ülkücülüğün, zorlu sınavlar karşısında dosdoğru bir hayat sürdürmeye bağlı olduğunu anlatır. Bunu herkes başaramaz. Kimisi küçük hesaplar peşinde yolundan sapar, kimisi nefsinin peşinde meşhur olma veya önemli makamlar derdine düşer, kimisi de dava dava diyerek kendi egosunun kuyruğuna takılarak efsane olduğunu zanneder. Bilmez ki yoldan çıkmış ve davayı kaybetmiştir. Hayatı dosdoğru yaşayarak bir ülkünün peşinde ömrü tamamlamak her nefse kısmet olmaz. Yücel Hacaloğlu, Galip ağabeyin tarif ettiği ülkücü sıfatını ispatlayarak bu dünyayı terk etti. Yaşadığı dönemde ise etraftaki pek çok sahte kahramanın foyalarını gördüğü ve bildiği halde, ahlakı gereği açık etmemeyi tercih etti. Bildiklerini, gördüklerini, yaşadıklarını kendisiyle götürmeyi tercih etti. Muhtemeldir ki onun bildikleri herkes tarafından bilinse çok hayal kırıklıkları yaşanırdı. Belki Mevlana’nın öğütlediği gibi “gece nasıl karartırsa her şeyi sen de karart kusurları ve başkalarının günahlarını örtmede gece gibi ol” düsturuna uydu.

        Yücel Hacaloğlu hepimize örnek bir hayat yaşadı. Siyaseti de çok yakından görmüş olmasına ve hayatını Türkçülük davasına adamış bir kişi olmasına rağmen günlük siyasetten hep uzak durdu. İsteseydi çok rahat bir şekilde milletvekili olur veya bir partide aktif görev alabilirdi. O davasına kültür yoluyla hizmeti seçti. Türk Ocakları bu hizmette bir tercihti. Hepimize kılavuz oldu. Özellikle uzaktan adam gibi görünen kişiliksiz narsist tipleri çok iyi anlamamızı öğretti. Çıkar hesabı yapmadan, meşhur olma derdine düşmeden hizmet edilebileceğini gösterdi. Türk milliyetçiliği bizim ülkemizde nakış işler gibi fikir dünyasını işlemeyi gerektiriyor. Sabırla uğraşmak, yazmak, bilgiye ulaşmak ve sunmak, anlatmak, öğretmek, örnek olmak gerekiyor. Buna talip olan çok az. Çoğunluğumuz hemen sonuç almayı, iktidar olmayı, emirler verip her şeyi hallede bilmeyi düşlüyor. Hergün gündeme düşen siyasi haberler bu yüzden çoğu insanı sarsıyor. Hâlbuki Hacaloğlu ağabeyimizin yolundan gidersek o kadar çok yapacak iş var ki, başınızı kaldıramazsınız. O ömrünün son günlerine kadar hep üretti ve gençlere bir şeyler öğretmeye özen gösterdi. Kızı Terken Hacaloğlu’nun ifade ettiği gibi “Babam temas ettiği herkese çalışkan ve üretken olmayı tavsiye eden, kendisi de buna örnek olan; ailesini, arkadaşlarını ve kitapları hayatının merkezinde tutan, Türkçülük yolundan hiç ayrılmayan biriydi.” Bunu Hacaloğlu’nu tanıyan hemen herkes hissetti. O duygularını ve düşüncelerini saklayarak yapay roller yapan birisi değildi. Birisine kızdıysa, bir şeye üzüldüyse, birini sevmediyse hislerini saklayamazdı. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan birisi olarak tanınırdı. 11 Aralık 1975 günü Atsız’ın cenazesi kaldırılırken imam sorar: “Merhumu nasıl bilirsiniz?” Cemaatten bir ses yükselir. Fethi Gemuhluoğlu’nun sesi: “Bu musalla taşı Hüseyin Nihal Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür Hoca Efendi.” 8 Ocak 2018 günü Ankara Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazında aynı duygu ve düşünceleri yaşadık.

        Yücel ağabeyin yaş kuşağına göre biz genç sayılırdık. Bizden sonraki kuşaklarla birlikte Türkçülüğü dava olarak benimseyen gençler Hacaloğlu’nu iyi tanımalı ve örnek almalı. Türklük davası bizim için ahlaki bir sorumluluktur, emanettir. Emaneti gücümüzün yettiğince sürdürmeye çalışacağız. Dosdoğru olmaya özen göstereceğiz. Bunun bedelinin ağır olduğunu görsek de vazgeçmeyeceğiz. Şahsi çıkarlarımız, nefsani hırslarımız, cazip makam ve şöhret tutkularımıza aldanmadan mücadeleye devam etmeye çalışacağız. Bu yolda hepimiz belki başarılı olamayacak. Yol arkadaşlarımızı belki kaybedeceğiz ama kırılsak da, üzülsek de yolumuza devam edeceğiz. Kimimiz siyasetin içinde kimimiz siyasetin dışında hizmet etme yolları arayacağız. Mensup olduğumuz Türk milletinin o kadar çok derdi var ki bir ucundan tutmak bile millete hizmet etmektir. Özellikle Türkçülüğü dava olarak benimseyenler düşünce temelinde milletin geleceğini kurmaya aday olurlar. Bu adaylık sadece bir taraftarlık değildir. Ürün verecek, eserler ortaya koyacak, projeler geliştirecek görevler bizi bekler.

        Ben Yücel ağabeyi Türk Yurdu bürosunda tanıdım. 90'lı yılların sonuydu. 2005 yılında Küreselleşme ve Milliyetçilik kitabım yayınlandığında Türk Ocağı’ndaki odasına götürüp takdim ettim. Bu kitap vesilesiyle 2006 yılında Türk Ocakları Ziya Gökalp Armağanı şahsıma uygun görüldü. Onun tavsiyesi olduğunu sonradan öğrendim. Ardından yönetim kuruluna girmem için Nuri Gürgür ağabeyimizin daveti geldi. On yıla yakın Genel Merkez yönetiminde birlikte çalıştık. Ağabeylik bizim için ailemizden biri gibi olmaktı. O yakınlığını her daim hissettim. Derginin emanetini üstlendikten sonra en büyük desteği ondan gördüm. Öğreneceğimiz çok şey vardı ama geç kaldık. Erken kaybettik O’nu. Yücel ağabeyin kaybı babamdan sonra en çok üzüldüğüm ölüm oldu. Yücel Hacaloğlu ağabeyi ebedi aleme yolcu ettik. Tanrı’nın rahmeti üzerine olsun.


Türk Yurdu Şubat 2018
Türk Yurdu Şubat 2018
Şubat 2018 - Yıl 107 - Sayı 366

Basılı: 14 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele