2006’YA GİRERKEN GERİDE BIRAKTIKLARIMIZ

Ocak 2006 - Yıl 95 - Sayı 221

 

 

                Bir yılı daha geride bırakırken edebiyat-sanat hayatımızda derin izler bırakan olaylar belki de hatırımızdan hiç çıkmayacak gibi görünüyor. Ülkemizde farklı görüşlerin haddinden demokratik bir ortamda kültürel hayatımıza yansımalarını izlemekle birlikte bazen bu fikirlerin bulanıklaştığını da görmekteyiz. Fikrin bulanıklaştığı yerde altından ne çıkacağı belli olmaz. Neticede bu fikirlerin ülke menfaatlerini ve millîdeğerleri karşısına aldığını gün geçtikçe daha çok görür olduk.

                2005 yılında yine birçok eser kaleme alındı ve yayın evlerinin vitrinlerini süsledi. Yeni yayınların yanı sıra süreli yayınların da her şeye rağmen bitmek bilmeyen çalışmaları kültürel hayatımızdaki rollerini almasını sağladı. Belediye ve devlet tiyatroları, kültür merkezleri, vakıflar, üniversiteler ve bireysel faaliyetler ile bu yıl da yoğun bir sene geçirildi. Bu etkinliklere ileride değineceğim.

                Ekim ayında Türk edebiyatının son yarım asırda yetiştirmiş olduğu büyük bir üstadını son yolculuğuna uğurladık. “An gelir, Attilâ İlhan ölür…” demişti şair ve an geldi üstat gözlerini ebediyete yumdu. Romancı ve şair kimliğini, kendine özgü bir toplumcu gerçekçi kişilik ile özdeşleştiren Attilâ İlhan, kendine has üslubu ve imlâsıyla okuyucu kitlesini derinden etkilemeyi başaran şairler arsında yer alır. Şiirleri romanlarından daha çok sevilmiş ve okunmuştur. Bunun sebebi ise yazarın romanlarında daha ideolojik tavır alması gösterilebilir. Kuva-yı milliye ruhuna sahip bir cumhuriyet çocuğu olarak anti-emperyalist duruşu, belki de bu yüzden marksizme yakınlaşmasına neden olmuştur.

                Attilâ İLHAN son yolculuğuna uğurlanırken herkesin hafızalarında onun çok sevilen bir şiirinden satırlar kaldı;

…ben sana mecburum bilemezsin

adını mıh gibi aklımda tutuyorum

büyüdükçe büyüyor gözlerin

ben sana mecburum bilemezsin

içimi seninle ısıtmak istiyorum…

                Bu yıl hayata gözlerini yuman bir diğer edebiyatçı da Vüs’at O. BENER idi. Hikâyeleriyle tanınan Bener 1957’de “Yaşamasız” adlı hikâye kitabını, 1962’de “Ihlamur Ağacı” adlı oyununu yayımlamış ve 1963’de Türk Dil Kurumu’nun ödülüne lâyık görülmüştür. Yazar 1993’de Yunus NADİ ve Sedat SİMAVİ ödüllerini de almıştır. Yazarın eserleri İletişim ve Yapı Kredi yayınlarında yayımlanmıştır.

                Bu yılın önemli olaylarından biri olan Nobel ödüllerin sahiplerini buldu. Her yıl İsveç Akademisi tarafından 5 dalda verilen bu ödüllerin edebiyat dalı bizi bir hayli ilgilendirdi bu sene. Türk basını da dahil dünya basını bu ödülü çok tartıştı. Çünkü Orhan PAMUK, Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmişti. Pamuk, mekan olarak Kars’ı konu alan “Kar” romanıyla “üstün bir başarı” sağlamıştı kimi edebiyat çevrelerince. Nitekim Almanya ve Fransa’da bu romana bağlı olarak ödüller aldı. Fakat Pamuk’un bu ödülü alabilmesi için birkaç şey daha yapması gerekiyordu. Meselâ “Türkiye’de 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürülmüştür” demeliydi ve sonunda bu cümleyi de sarf etti. Böylece Nobel’e biraz daha yaklaşacağını zannediyordu Pamuk. Fakat işler yolunda gitmedi. Nobel Edebiyat Ödülü bir hafta gecikmeli olarak Harold PİNTER’a verildi. Bazıları Orhan PAMUK’un açıklamaları neticesinde ödüle, siyaset yaparak gölge düşürdüğünü ve bu yüzden ödülü alamadığını savundular. Biz bu ödülün asi yazarlara verildiğini biliyoruz ama kendi toplumuyla ters düşen ve kendi toplumunu ayrımcılık ve bölücülüğe kışkırtan bir yazara da verilemezdi herhalde.

                Tarih tekerrürden ibarettir bazı durumlarda. Biz bu sahneyi daha önce de görmüştük ama yazar, ağabeyi Yaşar KEMAL’in yolunu takip etmekte oldukça ısrarlı. Keşke Pamuk sadece sosyal tenkit yapsaydı, kötü giden şeyleri konu alsaydı da kendi milletiyle, millî değerlerimizle bu kadar oynamasaydı. Ayrımcılık yaparak bu topraklar üzerinde et ve tırnak olmuş insanları kışkırtmasaydı. Bir internet sitesinde Pamuk hakkındaki bir söyleşiyi okumuştum, aynen iktibas etmek istiyorum. Nedim Gürsel’e soruyorlar: “Orhan PAMUK’u hangi noktada görüyorsunuz?”Gürsel’in yanıtı şöyle: “En uç medyatik noktada. Ne zaman bir kitabı çıksa, her türlü çareye başvuruyor. Bir soyunarak fotoğraf çektirmediği kalıyor. Ama onu da yapabilir bir gün.”

                Gelelim bu yılın çok satan kitaplarından birine. İstatistikleri de göz önünde bulundurursak bu yıl en çok satan kitap Turgut ÖZAKMAN’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabı oldu. Kurtuluş Savaşı ile ilgili bu güne kadar birçok eser kaleme alınmış ise de “Şu Çılgın Türkler” kadar rağbet görmemiştir sanırım. Kitap listeleri altüst ederek satış rekorları kırdı. Son zamanlarda milliyetçiliğin giderek tırmanması tarih ve milliyetçilik üzerine yazılan kitaplara da talebi arttırdı.

Harry Potter serisi bu sene de satış rekorları kıran kitaplar arasında yer alıyor. Fantastik dünyayı korku, komedi, zekâ ve hayalin oluşturduğu bir renk cümbüşüyle veren J. K. Rowling’in 6. kitabı olan “Harry            Potter ve Melez Prens” meraklı okuyucularının karşısına çıktı. Bu serinin çok satması, onu beyaz perdeyle de buluşturdu. Serinin ilk filminden itibaren her bölüm gişe rekorları kırmayı başardı.

                Bu yıl roman açısından epey verimli bir yıl oldu. Konuları her zamanki gibi aşk, polisiye, yalnızlık, fantastik, bilimkurgu ve tarihî romanlar teşkil etti. Fakat bunlar arasında bazı romanlar aşk konusunu ele alırken siyasî mesajlar vermeden de duramadı. Ahmet ALTAN bu sıra dışı roman yazarlarının başında geliyor. “En Uzun Gece” adlı romanıyla doğuda yaşanan bir aşkı konu almış fakat “Kürt sorunu!”nu da fon olarak kullanmış. Sorun teşkil etmeyen bir konuyu sorun hâline getirmek elbette çok kolay. Ahmet ALTAN bunu iyi yapıyor!

                Yalnızlık ve aşkı ele alan bir başka yazar da Tuna KİREMİTÇİ. “Yolda Üç Kişi” ve A.Ş.K. “Neyin Kısaltması” adlı romanlarıyla yine çok okunanlar arasına giren yazar yazdıklarıyla okuyucuyu yalnızlığın, aşkın ve sıradan ilişkilerin içine atıyor. Aşkı anlatırken kadını da ele alan bir başka yazarımız İnci ARAL. “Taş ve Ten” adlı romanıyla okuyucularının karşısına çıktı bu yıl. “Taş ve Ten; bir aşkın yeniden tasarımı, gecikmiş bir sıçrama anıdır. İki insanın ölümcül acılar, düş yıkımları ve korkularla yazılmış kişisel tarihlerini ve yüreklerini birbirlerine açarken kaybetmeye yaktıkları ağıttır. Bölüşerek suskunluğu aşma duygusu, arzuların ve ruhun dünyasına özgürleştirici bir yolculuktur.”[1]

                2005’in en çok okunanları arasında şu kitaplar yer aldı.[2]                                           

                1. Şu Çılgın Türkler

                2. Ferrarisini Satan Bilge

                3. Hary Potter ve Melez Prens

                4. A.Ş.K. Neyin Kısaltması

                Kitaplar bir yana kültür hayatımıza büyük katkısı olan dergilerden de bahsetmek gerekir. Edebiyat ve sanat hayatından bizi her ay haberdar eden dergilerin başında “Milliyet Sanat” ve “Hürriyet Gösteri” dergileri gelmektedir. Bizleri özellikle ay içerisinde olacak etkinliklerden haberdar eden bu dergiler dünyadaki sanat gelişmelerini de düzenli bir şekilde takip ederek bize aktarıyor. Bir başka popüler dergi de Yapı Kredi Yayınları’nın çıkarmış olduğu “Kitap-lık” dergisidir. Çizgisinden şaşmadan okuyucularına bu sene zevkli konularla ulaştı. Dergi gerek Türk edebiyatından gerek Dünya edebiyatından olsun birçok konuyu tekrar okuyucularıyla paylaştı.Türk Edebiyatı Vakfı’nın çıkarmış olduğu “Türk Edebiyatı” dergisi ise İsa KOCAKAPLAN’ın editörlüğünde Ekim ayına kadar okuyucularına ulaştı. Kasım ayıyla birlikte derginin editörlüğüne Beşir AYVAZOĞLU geçti ve dergi yepyeni bir tasarım ve içerikle okuyucularına ulaştı.

                13-20 Kasım tarihleri arasında Türk Dünyası Gençlik Günleri ve Kurultayı İstanbul’da gerçekleştirildi. Türk dünyasının çeşitli bölgelerinden gelen 41 bölgeden 300’ün üzerindeki Türk katılımcıları İstanbul’da dostluk, kardeşlik ve milli duygular ile birbirleriyle bütünleşti. Türk dünyası gençlerini biraraya getiren bu etkinlik bir daha unutulmayacak güzelliklerin ve arkadaşlıkların yaşanmasına tanıklık etti. Etkinlik boyunca katılımcılar kendi yerel kültürlerini sergiledi ve çeşitli komisyonlar oluşturularak kültürel birlik ve beraberlik adına kararlar alındı Bunların yanı sıra İstanbul ve Bursa’nın tarihî ve mistik havası katılımcılar tarafından teneffüs edildi. Türkiye-İsviçre maçını da izleyen Türk Dünyası Gençleri millî duygularla çoşkulu dakikalar geçirdiler.

                Türkiye Yazarlar Birliği tarafından önceki yıllarda Bursa, Almatı, Aşkabat, K. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Strazburg'da gerçekleştirilen Türkçe'nin Uluslar Arası VI. Şiir Şöleni bu yıl Kırım'da gerçekleştirildi. 11-13 Kasım 2005 tarihlerinde yapılan şölene, dünyanın dört bir yanından şairler, yazarlar ve akdemisyenler katıldı. “Türkiye Yazarlar Birliği’nin ilkini 1992 yılında düzenlediği Türkçe’nin Uluslar Arası Şiir Şöleni, Türk Dünyasına yönelik belli doğrultusu olan, planlı programlı, istikrarlı ve kararlı tek edebiyat faaliyeti olma özelliğini de sürdürüyor. Türkçe’nin VI. Uluslar Arası Şiir Şöleni bu yıl, Kırım Tatar Yazarlar Birliği Reisi, Şakir SELİM ve Kırım Pedagoji ve Mühendislik Üniversitesi Rektörü Fevzi YAKUBOV’ iş birliği ile 11-13 Kasım 2005 tarihlerinde, Kırım Akmescit’te gerçekleşiyor. [3]

                Türk Edebiyatı Vakfı’nın düzenlediği “2005 Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması”nın ödülleri 1 Ekim’de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Birincilik ödülünü ise “Otuz Dokuz” adlı hikâyesiyle Celalettin MURAT aldı.

                Cemal SÜREYYA Ödülleri bu yıl sahiplerini buldu. “Keder Gibi Ödünç” ile Haydar ERGÜLEN’e, kitap bütünlüğü taşıyan dosya dalında “Yağmalanmış Hayat” ile Murathan ÇARBOĞA’ya ödülleri verildi.

                9. Uluslar Arası İstanbul Bienali 16 Eylül-30 Ekim tarihleri arasında İstanbul başlığı altında düzenlendi. Bienal’e 53 uluslar arası sanatçı grubu katıldı ve burada birbirinden ilginç projelerini sergilerdiler. Birden çok sergi mekânının kullanıldığı Bienal’de çeşitli seminer ve konuşmaların olduğu, atölye çalışmalarının yapıldığı bir de misafirperverlik alanı oluşturuldu. Biletleri Biletix’in sattığı Bienal renkli projelere ve görüntülere sahne oldu.

                13. Uluslar Arası Tekstil Sanatı Etkinlikleri 10-17 Eylül tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirildi. İki yılda bir yapılan bu etkinlik daha önce İtalya’da yapılmış idi. İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenen birçok eser dikkate değerdi. Farklı kültürlerin ve iklimlerin yorumlarını taşıyan bu eserler İzmir’de izleyenlerin karşısında yeniden vücut buldu.

                Bu yıl sonbaharda birbirinden güzel festivaller tutkunlarıyla buluştu. D-Marin Turgutreis Uluslar Arası Klasik Müzik Festivali 10-13 Eylül’de Bodrum’da yapıldı. Doğan Otomotiv ve Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen festivalin ana teması sevgi ve barış oldu. Phaselis Sanat Etkinlikleri ise 1-7 Eylül tarihlerinde Kemer’de gerçekleştirildi. Festivalin en önemli konserleri Çağdaş Mevlana Aşıkları Topluluğu ve Mercan Dede tarafından verildi.

                Sanat tarihinde kendisine bir dahi gözüyle bakılan Pablo Picasso’nun 135 yapıtı 24 Kasım’da Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. 26 Mart 2006’ya kadar sergilenecek olan “Picasso İstanbul’da” sergisi tarihi mekan İstanbul’da düznlenmiş olan son büyük sanat etkinliği olmayacak. Bundan önce Dali, Dubuffet gibi yıldızların eserlerinin sergilendiği İstanbul’da izleyenlerin de kültürel birikimlerine katkıda bulunduğu şüphesiz bir gerçek.

Ege Üniversitesi’nin 50. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında Atatürk Kültür Merkezi’nde 1. EgeArt Sanat Fuarı 15-16 Aralık tarihleri arasında düzenlendi. Bu fuarın özelliği Ege’nin ilk sanat fuarı etkinliği olması idi. Her gün belli saatlerde ziyaret edilen fuar, sadece eserlerin sergilenmesiyle değil; paneller, film gösterileri, dinletiler ve konserlerin eşliğinde konuklarına hoş dakikalar yaşattı.

                8. Uluslar Arası Sinema-Tarih Buluşması 9-16 Aralık tarihlerinde gerçekleştirildi. TÜRSAK Vakfı’nın düzenlediği Buluşma’nın bu yılki teması “Avrupa Avrupa”, alt başlığı ise “Avrupa Medeniyetlerinde Osmanlı İzleri” idi. Açılışının 10 Aralık cumartesi günü yapıldığı Buluşma’da 3. Selim’in bir bestesi ilk kez seslendirildi.

                2. Akbank Kısa Film Festivali 6-16 Aralık tarihlerinde Akbank Sanat ve İstanbul Modern Sinema salonlarında izleyicileriyle buluştu. Bu yıl geçen seneye oranla daha profesyonel filmlerin ortaya çıktığı izleyiciler tarafından onaylandı.

                Yeni bir yıla daha girerken kültür hayatımızı renklendiren bu faaliyetler, etkinlikler elbette devam edecek. Sağlıcakla kalın.


         

[2] Online satış yapan internet sitelerinden yararlanılarak ele alındı.


Türk Yurdu Ocak 2006
Türk Yurdu Ocak 2006
Ocak 2006 - Yıl 95 - Sayı 221

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele