İşbirlikçi Cepheye Karşı Türk Milliyetçileri Mücadele Vermelidir.

Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

         

              Türk Yurdu’nun bu soruşturması ilginç bir zaman dilimi içinde gerçekleşiyor. Tam bağımsızlığa, bağımsızlığa veda edilip, karşılıklı bağımlılık yutturmacasına girdiğimiz ve bu gerçeği de tüm çıplaklığı ile sakladığımız bir süreçte bu soruşturmanın açılmış olması düşündürücüdür. Büyük düşünmek, büyük projelere girişmek, akıl, öngörü, yüksek yetenek ve kapasite sahibi olunduğunda bir anlam ifade eder.

              Yapamayacağınız, altından kalkamayacağınız yüklerin altına hesapsız kitapsız biçimde, günlük çıkarlarınız uğruna bir ülkeyi sokarsanız, altında hem kendiniz, hem ülke, hem de toplum ve devlet ezilir. Bugün toplumun içine sürüklendirildiği durum, bir iktidar süreci iradeyi ele geçirenlerin eseridir, dersek haksızlık yapmış oluruz. Doğrusu içine sürüklendiğimiz durumdan tüm iktidarlar ve aydınlar sorumludur.

              Cumhuriyet, ne yazık ki kendini ebediyete taşıyacak devlet adamlarını, siyaset yapıcıları ve aydınları yetiştirmede çok hasis davranmıştır. Yahut bir başka deyişle millî eğitim, millî hedeflerden uzak, lay lay lom çizgisine düşürülerek dershanecilik düzeyine indirilmiştir. Geçmişi olmayanların geleceği, tarihten ders çıkaramadan yaşayanların ise, bekası yoktur.

              Tarih açısından bakıldığında içinde bulunduğumuz manzara, ne yazık ki devleti kuranlar ve Atatürk’ün değil, Lord Curzon’un haklı çıktığını göstermektedir. Cumhuriyet,  içinde bulunduğu süreç içinde bu manzarayı vermektedir. Başımız eğik, el kapılarını dolaşan, oralardan iktidar arayan insanlar ile yönetilir bir ‘bağımsızlık’ yaşar durumdayız. Bütün bu manzara içinde bana tevcih ettiğiniz soruşturma cümlesine bakıyorum, düşünüyorum, yaşadığım ve bana yaşattırılan zamana ve olanlara isyan ediyorum. Fakat sadece söz ile isyan ediyorum. Hayatta tek sevdasını çektiğim, uğruna nefes alıp yaşadığımı hissettiğim yegâne varlığın içine düşürüldüğü ağır duruma isyan ediyorum. Yüreğimdeki ızdırabı sadece bu ülkeyi bize miras bırakanların, ecdadın duyduğuna inanıyorum. Izdırap çeken birçok insanımızın da benimle aynı durumu paylaşğına inanıyorum.

              Bu ülkede, kurucu millî irade ile bu iradenin kurduğu düzeni sürdürmek ve memleket işlerini tedvire memur edilen siyasi iradenin gittikçe mahiyet değiştirmeye yöneldiği göze çarpmaktadır. Bugünkü meclis, müesses meclisin arkada bıraktığı mirası, mimarîyi yıkmadan, tahribine izin vermeden devam ettirmek üzere halkın seçimine bırakılan temsilcilerden oluşan bir meclistir ve sadece, ülkeyi yönetmeye tahsis edilen siyasi iradeyi temsil ederler ve onlar, millî iradenin istemleri dışındaki gelişmeleri önlemekle vazifeli heyeti ifade ederler. Bu siyasi iradeye, onun yönetimine teslim edilen devlet, millet ve vatan, millî iradenin, yani müesses meclisin tesis ettiği biçimden çıkarılmasına izin veremez. Böyle bir durumda, herkesin meşru direnme hakkı vardır.

              Cumhuriyet rejimi, devlet yapısı ve ülke idari yapısı, tarihin yaşattığı tecrübeler ışığında, en salim yol diye seçilmiştir. Taşların yerinden oynatılması ile ne tür felaketleri öğrenmek isteyenler, İttihat ve Terakki’nin yarattığı felakete bir ibret levhası olarak dönüp bakmalıdır. Devletlerin hayatı ve devamlılığı nevzuhur heveslerin deneneceği yer değildir. Dün koca bir imparatorluğun yedi kat Türkiye büyüklüğünde bir mesahasını bir heves uğruna yitirmişlerdi, bugün maceraya heveslenenler eldekinin de elden çıkmasına yol açabilirler. Savunma sanayini iptal edip el kapılarına kendilerini bağlayanlar, ülkenin geleceğine en büyük rahneleri açmışlardır. Açılan mesafe kapatılmadan, eşitler arasında en eşit değil- hedef bu olmalı- eşit olmadan oyun kurmaya kalkışmak, kerameti kendinde görüp hareket etmek bir ülkeyi sadece felakete sürükler. Devlet adamı hem ülkesinin, hem kendinin yetenek ve kapasitelerini göz önünde bulundurarak konuşur. Yapamayacağı işleri dile getirip gereksiz husumet kapıları açmaz, yapacağı işlerin de gevezeliğini değil, yapacak konuma geldiğinde yapar ve yaptığı zaman konuşur. Hasretim böyle devlet adamlarını ülkemde görmeyedir.

              Türk devleti, gecekondu devleti değildir. Bilinen tarihi itibariyle, beşbin yıllık bir medeniyete ve devlet geleneğine sahip bir devlettir. Dünya üzerinde, xvıı. Yüzyıla kadar eşi benzeri, eşiti bir devlet ve imparatorluk yoktur. Kadim ve yeni tarih zamanları içinde, mevcut dünya düzeni içinde yer alan kavimlerin millet olma, vatan kurma süreçlerinin gerçekleşmesine yardımcı olmuştur. Büyük açıdan bakıldığında hiç kimse bu gerçeği inkâr edemez. Bir milletin beşbin yıllık tarihinde üçyıllık bir hastalık süreci yaşanması elbette talihsizliktir ama bu millet, bu illetten doğru adamlar ile yönetildiğinde mutlaka kurtulacaktır. Bunu, temeli yüksek Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü ile yeniden dizayn edilmiş bulunan bu devletin çocukları, Türk milliyetçileri gerçekleştirecektir.

              Türk milliyetçiliği laf üretme ideolojisi değildir. Onun ortaya çıkışı, doğuşu, enerjiye ve eyleme dönüşüp hedefine ulaşması da dünyanın gördüğü milliyetçilikler bağlamında değildir. Türk milliyetçiliği, canına ve bekasına kast edenlere karşı, yarattığı savunma, var olma ve kendi varlığını/bekasını, saldıranlara kabul ettirme ideolojisinin adıdır. Var olma, ebediyete akıp gitme, devlet-ebed-müddet şiarı üzerine dayalı bir beka ideolojisidir. Bu ideoloji için birinci ölümsüz başarı, devletin devamlılığını sağlamış olmak ve bir daha aynı duruma düşmemek için alınması icap eden rejimi ve onun dayanacağı temelleri tesis etmektir. Bütün bunlar yapılmıştır. Ancak, oğullar babalara benzemediği, buğday tanesinin cazibesine kendilerini kaptırdığı için, bugün içine sürüklendiğimiz acı tabloda kendimizi bulduk.

              Şimdi bana, neo-liberaller, neo-Marksistler, siyasi İslamcılar ve bilmem neler Türk milliyetçiliğine neden düşmanlık ediyorlar, diye soruyorsunuz. Neden etmesinler, bu husus onların tabiatlarından kaynaklanıyor. Hepsinin millete, milliyete bakış tarzı, devlete ve vatana bağlılıkları aynıdır, daha doğrusu bu değerlere kayıtsızlıkları ve düşmanlıkları aynıdır. Bu yüzden Türk milliyetçiliğine de millî devlete de Türk milletinin varlığına da düşmandırlar. Dünyayı başkalarının sunduğu ideolojiler ile algılayanlar, sonuçta o ideolojilerin patronlarına hizmet etmeyi seçmiş insanlardır. Bu insanlardan, bu devlet, bu millet, bu vatan için hayırhah bir hareket beklenmesi düşünülemez.

              Dünya kardeşliği, dünya vatandaşğı masalı, onların gevezelikleri için icat edilmiştir. Emperyalizmin hizmetinde olmayı onlar, kendi toplumlarına karşı, yaslandıkları bu çarpık ideolojiler ile örtmeye çaba gösterirler. Ne yazık ki Türkiye, devlet olarak bugün bütün alanları yabancıların denetimine ve kullanımına açmış bir manzara sergilemektedir. Meşhur hikâyede anlatılan ‘aslanlar’ ile bu manzara derinleştirilmeye, bünyenin her yerine yayılmak isteniyor. Öyle görünüyor ki biz, yeniden düzenlenecek ülkeler kategorisine sokulmuşuz ve sözünü ettiğiniz yerli işbirlikçileri-bir kısım sermaye, bir kısım medya ve bir kısım aydınlar- ile buna uygun bir ortam yaratılmak isteniyor. Sefalete batmış bir ülkede eğer hâlâ cennetin reklâmları yapılabiliyor ise bunun da mümkün olma olasılığı vardır. Türkiye, yeni zaman tarihinin en tehlikeli süreci içine itilmiştir. Bunda, sözünü ettiğiniz bilmem neli çevrelerin payı, onların patronlarından daha fazladır. Direnecek, kendilerine dur diyecek gücün Türk milliyetçileri olduğu gerçeğinin farkındalar. Çünkü biliyorlar ki tersaneler, topraklar işgal edilse bile, Türk milliyetçileri karşılarına bir ‘yeni’  Atatürk çıkarma gücüne sahiptir. Bu yüzden tüm saldırılar, birleşik bir dayanışma cephesi kurularak Türk milliyetçiliğine yöneltilmiştir. Bu cephe düşürülür ise muratlarına erebileceklerini hesap ediyorlar. Hepsi bu topraklardan süpürülüp çıkarılma korkusundadır ve buradaki varlıkları ve saldırıları patronlarının verdiği gaz ile sürmektedir.

              Tarihin akışı değişecektir ve mutlaka değişecektir. Çıkar çatışmaları mutlaka devreye girecektir. Şimdiden söylüyorum, bu ülkede geleceğin her şeyi olan bor’u ve türevlerini satacak veya özelleştirecekler, bor teknolojisini engelleyecekler, bu millete ve devlete en büyük ihanet içinde bulunacaklardır. Bor, ülkenin, Türkiye’nin geleceği ve her şeyidir. Türk milliyetçileri, işbirlikçi cephenin bu hayatî varlığı elden çıkarmasına izin vermemeli, ülkenin geleceği için ölesiye mücadele vermelidir, diye düşünüyorum.

             Başkasının barutu, başkasının tabancası ve tüfeği ile ne kahramanlık olur, ne devlet olunur ve ne de oyun kurulur. Türk milliyetçileri, bu ülkenin tam bağımsızlığı uğruna, tüm yaratıcılık imkân ve kabiliyetlerini seferber etme çağındadır ve bunu, başarmak mecburiyetindedir. Onlar, bu açıdan da Türk milliyetçiliğine düşmandır ve olmaya devam edeceklerdir. Unutmayalım, eskilerin dediği gibi, su uyur, düşman uyumaz. Türk milliyetçileri bugün, sözden çok bu vatan için, bu devletin bekası için, yaratan ve üretenlerdir. Ulusal sanayi, savunma sanayi üzerinde durulacak olmaz ise olmaz şartıdır. Bunlar başarıldığında söylenecek tek bir söz vardır, o da şudur: İt ürür, kervan yürür.


Türk Yurdu Aralık 2007
Türk Yurdu Aralık 2007
Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele