YENİ İLKÖĞRETİM MÜFREDATINA FARKLI BİR BAKIŞ

Ekim 2007 - Yıl 96 - Sayı 242

 

               

Millî Eğitim Bakanlığı 2005–2006 yılında Ankara, Bolu, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Samsun, Van, Kocaeli illerinde denediği ve istatistik olarak çok başarılı sonuçlar aldığı yeni ilköğretim müfredatını 2006–2007 Eğitim-Öğretim yılından itibaren tüm okullarda uygulamaya koydu. “Yeni İlköğretim Müfredatı” mevcut Millî Eğitim felsefesinin neredeyse tamamen değişmesi anlamına geliyor. Hazırlayıcılarının deyimi ile “Öğretmekten çok öğrenmeyi merkeze alan yaratıcı, atak, problem çözebilen, farklılıklarını bilen ve bunları ortaya çıkaran bireyler yetiştirmeyi hedeflemektedir.” Bütün bunlara itiraz edecek çok az eğitimci vardır ama bu müfredatla bu hedeflere ulaşabilir miyiz orası henüz belli değil. Korkarım ki daha uzun süre de bunları tartışmak zorunda kalacağız.

Hazırlanırken 38 sivil toplum kuruluşunun, 8 üniversitenin, AB uzmanlarının, 53 akademisyenin, öğrenci ve velilerin görüşlerinin alındığı belirtilen bu müfredat neler getirip, neler götürüyor? Bu müfredat hazırlanırken görüşü alınan sivil toplum kuruluşlarının görüşleri müfredata ne derece yansıtıldı? Açık Toplum Enstitüsü de bu programa destek veren sivil toplum örgütleri arasında mı? Bu kuruluş ders kitaplarının incelenmesi için (yaklaşık 190 ders kitabı incelenmiş) oluşturulan komisyona niçin destek sağladı? Her şeyden önemlisi okullarımız bu değişime hazır mıydı? Ya da ne derece hazırlandı? Yoksa “Kervan yolda düzülür” deyip programı uygulamaya mı koyduk?... Cevap bekleyen önemli sorulardan yalnızca birkaçı. 

Yeni programın hedefi; iyi birey,  iyi insan, iyi vatandaş, iyi tüketici, iyi üretici, dünya ile rekabet edebilen bireyler yetiştirmek olarak açıklanmıştır. Kısacası kendine güvenen, üreten, buluş yapan ve güçlerini fark eden bireyler yetiştirmek hedeflenmiştir. Bütün bunlar için de değişen müfredatla aşağıdaki yenilikler yapılmıştır.

Katı davranışçı program anlayışından kognitif (bilişsel) ve yapılandırıcı bir yaklaşıma geçilmiştir. Okul Öncesi, İlköğretim, Genel Orta Öğretim ve Meslekî Orta Öğretim bir amaç birliği içinde yeniden tasarlanmıştır. Sadece öğretim yerine insanımızın eğitimi de kapsamlı olarak ele alınmıştır. İlkokul ve ortaokul mantığına göre düzenlenmiş olan parçalı program anlayışı yerine programlar sekiz yıllık kesintisiz eğitime uygun hâle getirilmiştir. Dünya ile uyum ve AB standartları dikkate alınmıştır. Programlar hazırlanmadan önce insan yetiştirme modelimizin felsefî temeli oluşturulmuştur. Oluşturulan felsefenin bir sonucu olarak tüm dersler için yedi ortak beceri belirlenmiştir. Her bir dersin 12 yıllık ilk ve orta öğretim için kavram analizleri yapılmıştır. Dersler sınıf seviyelerine göre kavram analizlerine tabi tutulduğu gibi dersler arası karşılaştırmalar da yapılmış ve tüm dersler birbirleriyle ilişkilendirilmiştir. Sağlık, çevre, rehberlik, kariyer gelişimi, girişimcilik, afet bilinci, deprem, spor kültürü ve olimpik eğitim gibi ara disiplinler derslerin içine yerleştirilmiştir. Yüzeysel davranış ifadesi yerine bilgi, beceri, anlayış ve tutumları içerecek şekilde kazanımlar kullanılmıştır.

Eski programın en büyük problemi “Sorma! Düşünme! Körü körüne inan!” anlayışında fertler yetiştirmesiydi. Kısaca zihnî boyuttan (muhakeme, akıl yürütme, yorumlama vb.) uzak bir şekilde, daha önceki bilgilerle ilişkilendirilemeden yürütülen eğitim süreci öğrenciyi, yalnızca “evet-hayır” kesinliğiyle hâdiseleri ele almaya teşvik etmekte, öğrencilerin yaratılıştan sahip oldukları şüphe ve merak hislerini köreltmekteydi. Yeni programda durum tam tersine döndürülmüş; septik, düşünen, sorgulayan, muhakeme eden bireyler yetiştirilmesi hedeflenmiştir.

Eski programda öğretmen her şeyi bilen, eğitim-öğretimin merkezindeki kişi olarak algılanıyordu. Oysa yeni sistemde öğretmen, eğitim lideridir. Her şeyi bilen öğretmen yerine öğrenci ile birlikte öğrenen öğretmen tipi benimsenmiştir. Yeni sistem, daha ziyade öğrencinin yaparak, yaşayarak öğrenmesini, iş birliği yapmasını, proje üretmesini esas alıyor; bilginin nedenini sorgulayarak kavramasını ve beceri kazanmasını istiyor. Sonuçta öğrenci, doğruların değişebileceğini öğrenerek, üretici ve mucit düşüncelere, problem çözme yeteneğine sahip kılınıyor. Bu sistemde öğrencinin kendisini ifade etmesi, bilgiyle yüklenen nesne konumundan bilgiyi kullanan ve üreten özne konumuna çıkarılması esas alınmış.

Genel anlamda yeni müfredatın felsefesi doğru yere oturtulmuş. İnsanımızın ihtiyaçları iyi tespit edilmiş, çözüm yolları konusunda önemli adımlar atılmış. Peki, eski programımız nasıldı? Tamamı kötü müydü? Müfredat iyiydi de bizler mi uygulayamadık?... Bu konu üzerinde biraz durmak istiyorum. Uygulamadan kaldırdığımız ilköğretim müfredatımızın çok uzun bir geçmişi vardı. İlk olarak 1924 yılında uygulamaya koyduğumuz 1928 ve 1936 yıllarında köklü değişikler yaptığımız 1968 yılında çerçeve program haline getirip ana ilkelerini rayına oturttuğumuz bu müfredat defalarca değişikliğe uğramıştı. Uygulamadan kaldırdığımızda derslerin program yenileme, yenilenen ders programlarının sonuçlarını alma çalışmaları devam ediyordu. Eski müfredatın geliştirilmesi için; Müfredat Laboratuar Okulları bile açmıştık. Fen Bilgisi Dersinin programı son olarak 2004 yılında hazırlanmıştı. Bir yıl sonra uygulamadan kaldırdık. Sonuçları görmeden programın rafa kaldırılması yapılan en büyük yanlışlardandır. Kısaca kaldırdığımız İlköğretim Müfredatı yılların tecrübesi ile oluşmuştu. Yenilikler yapılırken eskiden faydalanılmaması ya da eskiyi tümden reddetme bana göre; bize has bir hastalık. Bu müfredat hazırlanırken de bu hastalığın etkisinde kaldık galiba. Program başarısızsa bunun tek sorumlusu müfredat olamaz elbet. Bu müfredatı hazırlayanlar, uygulayanlar, uygulatanlar... Herkeste bir miktar hata vardır diye düşünüyorum.  

1997 yılında çıkarılan 4306 Sayılı Yasa ile Kesintisiz 8 yıllık eğitimi zorunlu hale getirdik. Buna paralel olarak da “Eğitimde Çağı Yakalama 2000 Projesi” uygulamaya konuldu. Bu proje kapsamında %100 okullaşma oranına ulaşılması, birleştirilmiş sınıf uygulamasına aşamalı olarak son verilmesi, sınıf mevcutlarının 30’a indirilmesi, ikili öğretimden normal öğretime geçilmesi, ilköğretimde niteliğin yükseltilmesi gibi hedefler belirlenmişti. Kısaca eski program 8 yıllık kesintisiz eğitime göre şekillenmişti. Oysa 17. Milli Eğitim Şurasında alınan tavsiye kararlardan birisi de 12 yıllık kesintisiz eğitimdir. Yeni İlköğretim Müfredatının hazırlanmasında, özellikle de uygulamaya konulmasında aceleci davranılmıştır. En azından 17. Milli Eğitim Şurası beklenilmeliydi.

Başta Fen Bilgisi, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi olmak üzere birçok dersin programı yeni uygulamaya konulmuştu. Bu uygulamaların sonuçlarını görmemiş, değerlendirme yapmamıştık. Kısacası bazı programları uygulamadan rafa kaldırdık. Bu da yeni İlköğretim Müfredatının kuşku ile karşılanmasına sebep olmuştur.

Yeni İlköğretim Müfredatının en ciddi problemi korkarım ki yine kendi mantığıdır. Bu program gerçekten bilişsel ve yapılandırıcı mantığı temel olarak aldı ise üzerinde ciddi şekilde durup düşünülmeli. Çünkü programın temel felsefesinde yalnızca siyah ve beyaz yoktur. Gri ve tonları da renktir mantığı vardır. Kısaca bilgi kesin değildir. Zaman içerisinde değişebilir. İnsan bilgiyi değiştirebilir. Bazı bilimler için elbette bu kaçınılmaz bir gerçektir. Bilgiyi değişmez gibi gördüğünüzde çağın gerisinde kalırsınız. Özellikle fizik, kimya, biyoloji gibi fen bilimlerindeki bazı doğruların bir süre sonra eksik, hatalı ya da yanlış olduğunu görmeniz mümkündür. Daha önemlisi mühendislik diplomalarının ömrünün iki yıla kadar indiğinin iddia edildiği bir ortamda bilginin değişmez olduğunu söylemek pek akıllıca olmaz. Durum biz büyükler için böyle de çocuklar için de aynı mı acaba? İlköğretimin hammaddesi 07–15 yaş aralığı çocuklardır. Bu çocuklara, “Görmediğin şeye inanma”, “Ulaştığımız sonuçların hepsinden de şüphe et”… Dediğimizde o çocuklar neye inanacaklar? Vatan, millet kavramı nasıl oluşacak? Tarih bilincini nasıl vereceksiniz? Her öğrencimize Çanakkale’yi gösterebilecek miyiz? Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine götürüp Ermeni vahşetini yaşatabilecek miyiz? Batı Anadolu’daki Yunan vahşetini anlatabilecek miyiz? Bütün bunları programlarımızdan çıkardığımıza göre yeni nesil “Ermeni Soykırımını yapmışız!” derse ne yapacaksınız? Ya da “Ege Bölgesi aslında Yunanlılarınmış da biz onlardan almışız, geri verelim” diye düşünmelerine nasıl engel olacaksınız? Bana göre olamazsınız. KKTC’de yapılan Annan Plânı ile ilgili referandum öncesi gösterilerde Rum bayrağı sallayan göstericiler de Türk’tü. Bunların tek eksiği 1974 veya sonrasında doğması ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının niçin yapıldığını bilmemesiydi. Bu konuda ilginç bir anımı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Annan Plânının oylaması öncesi KKTC’nin eski Milli Eğitim Bakanlarından Zorlu Töre ile bir konferans sonrasında görüşmüştük. Kendisine Rum bayrağı sallayan Kıbrıslı gençleri sormuştum. Aldığım cevap oldukça düşündürücüydü. “Hocam, 1974 sonrası biz sizlerden öğretmen istedik. O günün şartlarında gönderdiğiniz öğretmenler bizim çocuklara tarihimizi öğretemediler ya da öğretmediler. Şimdi Annan Plânına evet diyenlerin büyük bir kısmı, meydanlarda Rum bayrağı sallayanlar işte o çocuklar” cevabını vermişti. Bakın bir program yıllar sonra nelere mal olmuş.    

Program hazırlanırken toplumun beklentileri dinlenmiş ama programda bunlara yeterince yer verilmemiş. Programla ilgili görüşlerin yer aldığı internet sitelerine baktığımızda ya da yapılan açıklamaları dinlediğinizde bunu açıkça görebiliyorsunuz. Eğitim Sendikaları görüşlerini net olarak ortaya koymuşlar. Programın birçok bölümünü eleştiriyorlar. Okul yöneticileri ve öğretmenler ise programı daha tam olarak tanıyamadılar. Eleştiri ve olumlu tepkileri uygulama ile ilgili bölümler üzerine odaklanmış durumda. İşte eğitimcilerin programın uygulamasında karşılaştıkları güçlüklerden bazıları;

Yeni müfredatta ilköğretimin birinci basamağında toptan algılamanın kabul gördüğü ilkesinden ayrılınmış, tüme varım metodu benimsenmiştir. Bu da beraberinde kavrama güçlüğünü getirmiştir. Öğrenci daha kısa sürede okuma becerisini kazanmakla birlikte anlama ve anlatım konusunda zorlanmaktadır. El yazısı konusunda da ciddi problemlerle karşılaşılmaktadır.

Program tamamen teknolojiye dayandırılmış. Bilgisayar, internet, projeksiyon olmadan programı uygulamak neredeyse imkansız gibi görünüyor. Teoride her okulda bilgisayar ve internet ulaşımı olduğu düşünülmüş ama uygulamada durum hiç de öyle değil. Bu gün birçok okul birbirleri ile yardımlaşarak bu problemi çözmeye çalışıyor. Neredeyse hemen her köyde birimi olan bir Bakanlık bu kadar geniş bir ağda yaşanabilecek bir problemi nasıl çözecek?

Hazırlanan kılavuz kitaplarda çok sayıda etkinliğe yer verilmesi eğitimcilerin kafasını karıştırmıştır. Birçok öğretmen bu etkinliklerin tamamını uygulama telaşına kapılmış bu da birtakım olumsuzlukları beraberinde getirmiştir.

Yeni müfredatın en ciddi problemi ise ölçme ve değerlendirmedir. Bu problemin farkına varan MEB ölçme ve değerlendirme ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Ancak bu çalışmalar da programın felsefesi ile zaman zaman çelişmektedir. Bu sistemde OKS ya da benzer bir sınav olmamalıdır. Oysa sınavsız objektif değerlendirmenin nasıl yapılacağı yeni müfredatta ortaya net olarak konulmamıştır. OKS yerine Seviye Tespit Sınavı getirmek orta öğretime geçişin önündeki çok önemli bir engel olacak gibi görünmektedir. Yönlendirmede de problemler yaşanacağı ortadadır.

Programın başarıya ulaşması ancak programı uygulayacak öğretmen ve idarecilerin bu işe inanması ile mümkündür. Oysa program okul idarecileri ve öğretmenlere tepeden inme olarak gönderilmiştir. Bu da birçok eğitimcinin tepkisini çekmiştir. Son dönemlerde bu açık hizmet içi eğitimlerle giderilmeye çalışılmaktadır.

Hazırlanan müfredatın bana göre en büyük eksikliği ise yeterince millî olmamasıdır. Program hazırlanırken AB yetkililerinin programa yaptıkları katkı birçok insanın olduğu gibi benim de kafamı karıştırdı. AB-Türkiye ilişkilerini göz önünde bulundurduğumuzda yapılan katkının iyi niyetli olduğu konusunda ciddi kuşkularım var. Temennim böyle düşünenlerin kuşkularının “Şüphe” olarak kalması.

Kaynaklar:

1-   1739 Sayı ve 14.06.1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu.

2-   222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu.

3-   625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu

4-   4306 sayı ve 16.08.1997 tarihli İlköğretim Ve Eğitim Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık Ve Meslek Eğitimi Kanunu, Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun ile 24.3.1988 Tarihli Ve 3418 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Ve Bazı Kâğıt Ve İşlemlerden Eğitime Katkı Payı Alınması Hakkında Kanun

5-   573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname.

6-   Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in Kabataş Kültür Merkezi’nde Yeni İlköğretim Müfredatı tanıtım toplantısı. (12.08.2004)

7-   B. Çotuksöken, A. Erzan, O. Silier, Ders Kitaplarında İnsan Hakları: Tarama Sonuçları (Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 2004)

8-   Türk Eğitim Sen’in düzenlemiş olduğu EPÖ Profesörler Kurulu Yeni İlköğretim Programını Değerlendirme Toplantısı Sonuç Bildirisi (Eskişehir – 2005)

9-   Kesk’e bağlı Eğitim Sen’in yeni müfredatı değerlendirme raporu.

10- 17. Milli Eğitim Şurası İl Değerlendirme Raporu (30.06.2006)


Türk Yurdu Ekim 2007
Türk Yurdu Ekim 2007
Ekim 2007 - Yıl 96 - Sayı 242