ETNOPEDAGOJİ ve KIRGIZ ETNOPEDAGOJİSİNİN TEMEL KAVRAMLARI

Ekim 2007 - Yıl 96 - Sayı 242

         

 Bir Bilim Alanı Olarak Etnopedagojinin Gelişimi

Etnopedagoji neyi araştırır? Bu terim ne zaman, nasıl ortaya çıkmıştır? Genel olarak bu ad altında gelişen ilim dalının çözmeye çalıştığı problem nedir? Bu ilim dalıyla ilk defa tanışacak araştırmacılar, ilk adımda yukarıdaki sorularla karşılaşacaktır. Nitekim adına ‘Etnopedagoji’ denilen bu ilim ve araştırma alanı, sadece Eski Sovyetler Birliği zamanında yapılan pedagojik araştırmaların içerisinde bir dal olarak yer almış, başka ülkelerdeki ilmî pedagojik araştırma sahaları içerisinde ayrıca değerlendirilmemiş ve üzerinde çalışmalar yapılmamıştır.

Etnopedagoji terimi, ilmî literatüre, geçen yüzyılda 1960 ve 1970’li yıllarda Çuvaş asıllı ünlü ilim adamı G.N. Volkov’un ilim dünyasına kazandırdığı eserleri aracılığıyla girmiştir. Sonuçta, “Çuvaş Halkının Etnopedagojisi” ve “Etnopedagoji” adlı eserlerinde ortaya atmış olduğu kavramı açıklayan, araştırma yollarını izah ederek üzerinde durulması gereken problemleri açıklayan Volkov, etnopedagojinin kendi başına bir ilim dalı olabilmesi için gerekli faktörlere de işaret etmiştir.

Nitekim etnopedagojinin Volkov tarafından yapılan tanımı, ilim çevrelerince şimdilerde de kabul edilmektedir. Bu tarife göre etnopedagoji, geniş halk kitlelerince yeni yetişmekte olan nesilleri eğitme ve yetiştirme hususunda elde edilen tecrübe, bakış açısı ve genel olarak yaşadığımız hayat içerisindeki sosyal denge, aile ve milletin pedagojisini araştıran ilim dalıdır (Volkov, 1974).

Etnopedagoji, “etnos” ve “pedagoji” kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. “Etnos”, eski Yunanca bir kelime olup “halk, millet” kelimesinin taşıdığı anlamı ifade eden terimdir. Pedagoji ise talim ve terbiye meselelerini araştıran, zengin bir tarihi olan ilim dalıdır. Etnopedagoji ise halkların, milletlerin günümüze kadar getirdikleri pedagojik tecrübelerini genel olarak araştıran ilim dalı olarak temellendirilmiştir.  Bir ilim dalı olarak etnopedagoji, genel itibariyle iki problem üzerinde derinleşmiştir.

  • Herhangi bir milletin, gerek yazılı, gerekse ruhanî medeniyetinde, tarihî miraslarında yer alan pedagojik değerleri ve terbiye tecrübelerini araştırarak sistemli bir hale getirmek.
  • Şu ya da bu halkın, talim ve terbiye hususunda izlemesi gereken yolu, aynı halkın medenî bakımdan edindiği kazanımların ve kendisine has millî özelliklerinin temelinde kurmak.

Etnopedagojinin, bir ilim dalı olarak ilgilendiği alanların sınırları vardır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanmıştır:

  • Halkın temel pedagojik kazanımlarına bağlı olarak çocuğu, “doğumdan sonraki süreçte bakmak, büyütmek, yetiştirmek, terbiyelemek, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak, sosyalleşme sürecine yardım etmek ve bir insan olarak topluma kazandırmak,
  • Halkın pedagojik bilim ve tecrübelerinin temel kaynakları olarak “masallar, destanlar, atasözleri, bilmeceler, folklor, eski yazıtlar, halk şairlerinin eserleri ve şecereleri”ni incelemek,
  • Halk tarafından benimsenmiş olan geleneksel talim ve terbiyenin içeriği ve yeni yetişenlere edindirilmeye çalışılan kazanımlar ve özellikler olarak “iyi huylu olmak, ahlak, sağlığı koruma, ruhsal ve bedensel sağlık gelişimi, estetik ve ruh gelişim” gibi konuları araştırmak,
  • Talim ve terbiyenin araçları olarak, “tabiat, ana dil, emek, örf-adet, halk el işleri, din” konularını incelemek,
  • Talim ve terbiyenin metotları olarak, “örnek gösterme, anlatmak, inandırmak, dua etmek, rica etmek, akıl vermek, işaretler, övgü, beddua etmek, hatırlatma, alıştırma, cezalar, korkutma vs.” gibi yöntemleri incelemek,
  • Dünya halkları arasındaki pedagojik medeniyetler yönünden benzerlikler ve ayrılıklar kapsamında örneğin, “Türk halklarının pedagojik medeniyeti ile Slav halklarının pedagojik medeniyetlerinin karşılaştırılması vs”.
  • Pedagojik olarak halklar arasında yerleşmiş olan ideal insan tiplerini incelemek ve ünümüzdeki talim ve terbiye programlarının etnopedagojik yönlerden geliştirilmesi konuları üzerinde çalışmak.
  • Öğretmen ve velilerin, etnopedagojik medeniyetlerinin geliştirilmesi konuları üzerinde çalışmalar yapmak.

Yukarıda bahsedilen problemlerle alakalı olarak eski Sovyetler Birliği içerisindeki halkların pedagojik kazanımları örnek alınarak bir takım araştırmalar yapılmıştır. Bu alanda yapılan en önemli çalışmalara örnek olarak  şunlardan söz edilebilir:

G. N. Volkov (1966). “Çuvaş Etnopedagojisi”,

 Y. İ. Hanbikov (1967). “Tatar Etnopedagojisi”,

A. Ş. Gaşımov ( 1974). Azerbaycan Etnopedagojisi ,  

V. F. Afanasev.(1973). Iraaki  Çıgış ve Sibiryadaki Rus Olmayan Halkların Etnopedagojisi,

 A. F. Hintibidze (1969).  Gürcü Etnopedagojisi,

 K. D. Pirliev (1976). Türkmen Etnopedagojisi,

A. E. İzmaylov ( 1990). “Orta Asya ve Kazakistan Halklarının Etnopedagojisi,

 A. Alimbekov (1996).  Kırgız Etnopedagojisi,

M. İ. Stelmahoviç (1978). Ukrayna Etnopedagojisi,

A. İ Şorov (1989). Adıgey Etnopedagojisi,

Safarov, N. S ( 1989).  Özbek Halklarının Etnopedagojisi ,   

Ş. A. Mirzoev (1986) ve Hataev (1993). “Kafkas Halklarının Etnopedagojisi,

V. A. Nikolaev (1998) ve D. İ. Latişina (1993).  Rus Etnopedagojisi.

Elbette ki bu listeyi uzatmak mümkündür. Halihazırda verilen listenin uzunluğu ve yapılmış olan çalışmaların derinliği de eski Sovyetler Birliği içerisinde etnopedagoji ilminin hemen her alandaki gelişmişlik derecesini ve bu ilim dalına verilen değeri göstermesi açısından yeterli görülebilir. Başka halklar gibi Kırgızlar da yüzyıllar içerisinde pedagojik zenginlikler elde etmişler ve bunları kullanmışlardır. Bu etnopedagojik kazanımlardan söz etmeden önce Kırgız halkının tarihini kısa da olsa anlatmakta fayda vardır.

Kırgızların Geçmişi

        Kırgızlar, Orta Asya’daki tarihî en eski milletlerden birisi olarak bilinmektedir. Kırgız adına ilk defa Orhun Yenisey anıtlarında rastlanmaktadır. Tarihî kaynaklara göre değişik sebepler nedeniyle Altay, Moğolistan, Tanrı Dağları ve Çin sınırları içerisindeki Fuydu bölgesine göçen Kırgızlar’ın ilk ataları, Ene-Say (Yenisey) bölgesinde yaşamışlardır.

  1924 yılında kurulan Kırgız Özerk bölgesi, 1926 yılında Kırgız Özerk Cumhuriyeti olmuş, 1936 yılında ise Sovyetler Birliği içerisindeki bağımsız cumhuriyetlerden birisi olmak sıfatıyla Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak ilan edilmiştir. Bugünkü Kırgızistan Cumhuriyeti, 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla tam bağımsızlığını ilan etmiştir.

  1917 yılında okuma yazma bilen Kırgızların sayısı genel nüfusun sadece % 0.6’sını oluşturuyordu (İzmaylov, 1961: 10-27).

Kırgız Etnopedagojisinin Kaynakları

  Kırgızlar, daimi bir yazılı medeniyete ve resmî talim ve terbiye kuruluşlarına 20. yüzyılın başlarında meydana gelen siyasî değişiklerin akabinde oluşan yeni sosyal şartların etkisiyle ancak kavuşabilmiştir. Bu sebeple yeni nesillerin eğitilmesi ve halk tarafından verilecek olan terbiye, folklor aracılığı ile (destanlar, masallar, bilmeceler, atasözleri vs) biriktirilmiş ve bu yolla nesilden nesile aktarılabilmiştir.

 Kırgızlar, uzun yüzyıllar boyunca göçebe bir hayat tarzını benimsedikleri için folkloru, yeni nesillere verilecek olan terbiyede ilk başvuru kaynağı olarak görmüşler ve folkloru her açıdan geliştirmişlerdir. Kırgız halkının talim ve terbiye sürecinde kullanmış oldukları folklorik özellikleri, sözlü edebiyat temelinde aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür.

  • Epikolojik eserler (Destanlar, mitler, efsaneler, masallar).
  • Didaktik eserler (Atasözleri, bilmeceler, tekerlemeler vs.).
  • Lirik eserler.

Elbette yukarıdaki sınıflandırmada verilen değişik türdeki folklorik eserler, etnopedagojinin ilgilendiği problemleri çözme açısından çok önemli veriler sağlamaktadır. Fakat içinde barındırdığı pedagojik unsurların çeşitliliği, konu olarak ulaşılan derinlik ve halk arasındaki yaygınlığı açısından Manas Destanı, yukarıdaki sınıflandırmada zikredilen diğer folklorik eserlerle karşılaştırıldığı zaman çok açık bir üstünlüğe sahiptir. Özellikle Manas Destanı’nın hayatın hemen bütün özelliklerini içerisinde bulundurması, Kırgızların örf-adetlerini son derece mükemmel bir şekilde yansıtmaktadır.  Tarihe mal olmuş önemli olayları, Kırgız halkının yaşam tarzını, sosyal durumunu, fayda ve ziyan gibi kavramların anlamlarını, hukuk, tıp ve astronomi gibi ilim dallarını, ticarî faaliyetlerle alakalı bilgileri zengin bir şekilde içermektedir.

Manas destanının bu özelliğini ve önemini, 19. yüzyılda Kazak ilim adamı Ç. Valihanov, “Kırgız hayatının sanatsal bir ansiklopedisi” şeklindeki sözleriyle doğru bir şekilde tespit etmiştir (Valihanov, 1958: 12). Bununla beraber günümüz etnopedagoji ilminin önemli araştırmacılarından ve bu ilim dalının temellerini atanlardan biri olan G. N. Valkov, “Manas destanı ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir:“Destan açık bir şekilde pedagojik özelliklere sahiptir. Onun mısralarında ulusal gurur, vefa, ana vatanın kutsallığı, ailenin önemi, insanlar arasındaki iyiliğin önemi, milletler arası dostluk ve yardımlaşma, kadın hakları, yaşlı insanlara saygı, çocukların talim ve terbiyesi, ailedeki çocukların geleceği, tabiatı koruma vs gibi insanoğluna genel olarak hitap eden birçok unsuru içerisinde barındıran pedagojik unsurlar yer almıştır” (Volkov, 1974: 275).

Kırgız etnopedagojisi ile alakalı yapmış olduğu çalışmalarıyla tanınan T. Ormonov da “Manas Destanı, Kırgız halkının en önemli pedagojik birikimidir” şeklinde bir tespitte bulunmuştur (Ormonov, 1978. s. 128). Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytamatov ise Manas Destanının taşıdığı manaya işaret ederek şöyle demektedir: “Manas, bizi bize tanıtan büyük bir zat. Manas aracılığı ile biz kendi kendimizi tanıyor, kendi kendimize olan güvenimiz artıyor, kim olduğumuzu anlıyoruz ve geleceğe bakmayı öğreniyoruz. Manas, her nesil için ruhanî bir kuvvetir” (Aytmatov, 1995: 47).

Kırgız etnopedagojisi, destan formundaki kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda çok zengindir. Küçük veya genç destan olarak nitelendirilebilecek bu destanlar arasına “Töştük”, “Kococaş”, “Kurmanbek”, “Er Töştük”, “Er Tabıldı”, “Sarinci Bököy”, “Canıl Mırza”, “Canış Bayış”, “Olcobay ve Kişimcan” gibi destanlar da girmektedir. Elbette ki Kırgız etnopedagojisi ile alakalı yapılacak olan bir çalışmada ismi zikredilen destanlar da önemli başvuru kaynaklarıdır. Kırgız etnopedagojisi araştırmalarında son yıllarda halk şairlerinin ortaya koydukları eserlerin araştırılması da geleneksel hale gelmeye başlamıştır.

Kırgız edebiyatı tarihinde isimleri birer efsane hale gelen Caysan Irçı, Ket Buka, Toktogul, Asan Kaygı, ayrıca bunlarla beraber sonraki yüzyıllarda yaşayan Arstanbek Buylaş uulu, Kalıgul Bay uulu, Moldo Kılıç Şamırkan uulu, Cenicok Kökö uulu, Toktogul Satılganov, Togolok Moldo, Barpı Alıkulov, Kalık Akiev gibi ünlü halk şairleri de bu konudaki araştırmalarda sık sık gündeme gelmektedirler. İsimleri zikredilen bu halk şairleri, yaşadıkları devirlerin aydınları, nasihatçileri olmalarından dolayı ortaya koydukları eserlerde toplumdaki, günlük hayattaki, insanlar arasındaki ilişkilerde iyilik ve kötülüğün sınırı ve insanoğlunun taşıması gereken ahlaki özellikler üzerinde düşünmüş ve vardıkları sonuçları eserlerinde işlemişlerdir. İçinde yaşadıkları halkın genel kültürel özelliklerini ve değişik hususiyetlerini yansıtmaları açısından bu eserlerin bahsi geçen araştırmalarda zengin bir kaynak olarak kullanılması devam etmektedir.

Kırgız Etnopedagojisi Üzerine Yapılan Bazı Çalışmalar

Kırgız etnopedagojisi ile alakalı ilk ilmî bilgilere A. E. İzmaylov’un 1957 yılında yayınlanmış olan Kırgız mekteplerinin tarihi ile alakalı ilmî çalışmalarda rastlanmaktadır. Bu çalışmalarda halk masalları ve halk şairlerinin eserlerindeki talim ve terbiyeye dair yapılan vurgular ve idealler, kısaca mercek altına alınmış ve bu mevzuları incelemenin önemine değinilmiştir (İzmaylov 1961). Aynı husustaki ilk çalışmalar olarak nitelendirilebilecek C. Koyçumanov’un “Togolok Moldonun Agartuuçuluk İşmerdüülügü Cana Pedagogikalık İdeaları” (Togolok Moldonun Takdirleşme İşi ve Pedagojik Düşünceleri), (Koyçumanov, 1964) ve N. İmaeva’nın “Toktoguldun Çıgarmalarındagı Tarbiya Ideyaları” (Toktogulun Yaratıcılık Mirasındaki Eğitim İdeolojisi) (İmaeva, 1973) adlı eserlerin isimlerini de belirtmek mümkündür.  1970-1990’lı yıllar arasında ise etnopedagojiye dair yapılan çalışmaların sayısı ve ilgilendiği alanların sınırı artış göstermiştir.

T. Ormonov, “Manas Destanındaki Pedagojik Değerler”;   

K. Kıdıraliev, “Masallardaki Pedagojik İdealler”;

B. Apışev, “Halkın Talim Terbiye Verme Usulleri”;

C. Beşimov, “Edep-Ahlak Talim-Terbiye Tecrübeleri”;

C. Saipbaev, “Çocuk Sağlığı ve Gelişiminin Geleneksel Pedagojik Vasıtaları”;

C. Orozbaev, “Halk Estetiği Terbiyesinin İçeriği ve Metotları”;

R. Abdıraimova, “Aile Terbiyesinin Adetleri ve Gelişim İvmeleri” gibi mevzuları konu alan çalışmalar yapmışlardır.

Günümüzde ise Kırgızistan’da milli etnopedagojik çalışmalar vasıtasıyla elde edilen bilgilerin, genç nesillerin talim-terbiye sürecinde nasıl kullanılabileceği meselesi, aktüel bir problem olma durumundadır. Çünkü üçüncü bin yılın başlangıcında bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik ve medenî globalleşme siyasetinin sonucu, ilk olarak devletler arasındaki ekonomik uçurum ve yapılan sözde yardımların neticesi, fakir ülkelerin aleyhinde işlemiş ve ilmî eserlerde ve süreli basın yayın organlarında Batı devletleri, ideal bir tema gibi sunularak medeniyetlerin çok çeşitliliğini ve milletlere has ruhanî medeniyetlerin gelişimini olumsuz yönde etkileyecek olan düşünce ve fikir akımları, tehlikeli bir şekilde artarak yayılmaktadır.

Diğer taraftan birçok dinî akımın temsilcisi, Kırgızistan’da faaliyet göstermekte ve hemen her türde dinî konferans ve süreli basın ve yayın organları aracılığı ile ileri sürülen bazı fikirler, yerli halka doğrudan ya da dolaylı olarak empoze edilmeye çalışılmaktadır. Neticede tarihin bir tecellisi olarak Kırgız halkına has kültürel özelliklerin ne kadar sağlam olduğu bir kez daha sınanmaktadır.

Bu bahsi geçen şartlar, Kırgız halkının kültürel ve ruhanî medeniyetlerinin özelliklerini ön planda tutarak pedagoji ilminin önüne koymak gibi ciddi bir problemle karşı karşıya bırakmıştır. Bu problemlerle bağlantılı olarak sistemli araştırmaları yapmak maksadıyla 1996 yılında Kırgızistan İlimler Akademisinin çatısı altında “Etnopedagoji Bölümü” açılmıştır. Bu makalenin yazarı da adı geçen bölümde, ilk açıldığı günden itibaren çalışmalar yapmaya başlamıştır. Günümüzde adı geçen bölümde çalışmakta olan ilim adamları, çocuk yuvaları, ilköğretim okulları, eğitim fakültelerinde verilen talim-terbiye derslerinin, etnopedagojinin esasları dâhilinde gelişmesi için çalışmalarına devam etmektedirler.

 Kırgız Etnopedagojisinde Yer Alan Bazı Kavramlar

 

Tarbiya Kavramı

 

Tarbiya, hemen bütün Türk dillerinde yer almakta olup Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş bir kavramdır. Arapça olarak aslı “terbiye” olan kavram, “rab” sözcüğünden türetilmiş bir mastar ve isimdir. Rab ise Allah’ın sıfatlarından biri olup “terbiye edici” anlamına gelmektedir. Bir kudsi hadiste “Beni rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti” denilmektedir.

 

Kırgız Türkçesinde bu sözcüğe “-la” eki eklenerek “tarbiyalamak” şeklinde fiil olarak kullanıldığında ise yine insanla ilgili olarak onu her yönüyle eğitmek, geliştirmek, yetiştirmek anlamlarında kullanılmaktadır. Burada pedagojik olarak kastedilen, çocuğa bakmak, onun sağlığına dikkat etmek, zekasını geliştirmek, ahlaki davranışlar kazanmasını sağlamak, kısaca fiziksel, sosyal, psikolojik yönlerden geliştirmek anlamlarına gelmektedir.

Terbiye etmek (tarbiyaloo) kavramına en yakın anlamda bir başka sözcük Farsça “tartib” olup Kırgız Türkçe’sinde bu sözcük, “tertip” olarak ifade edilmekte ve “sıra” anlamına gelmektedir. “Tartiptüü” şeklinde kullanıldığında ise, sıfat olarak örnek, güzel davranışları, yani terbiye işinin sonuçlarını ifade eder. “Tartiptüülük” de terbiyeli olan veya terbiye işinin sonucunu ifade eder.

Yukarıda söz edilen “terbiye” ve “tertip” kavramları, söyleniş farklılıklarına rağmen bütün Orta Asya Türk dillerinde yer almaktadır. Ancak bu sözcükler, eski Türk lehçelerinde ve bu bağlamda eski Kırgız Türkçesinde yer almayıp daha sonra Türklerin İslamı kabul etmeleriyle birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Bu sözler, Kırgızların sözlü edebiyat ürünlerinde ve Manas Destanında da yoktur.

         

 

        Toroltuu, Aldeyloo ve Bapestöö Kavramları

         

Kırgızcada “tarbiyaloo” sözcüğüyle eşanlamlı başka sözcükler de vardır. Halk eğitiminde kullanılan bu kavramlarla kastedilen anlamlar, çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine göre değişmektedir. Bunların hemen hepsinin ortak yönü, çocuğun yetiştirilmesini ve korunmasını ifade etmeleridir. Örneği, “toroltuu”  sözcüğü, yeni doğan bir bebeğin ilk altı aylık sürede gelişmesini, büyümesini ifade etmek için kullanılır.

“Aldeyloo” ve  “bapestöö” sözcükleri, çocuklara sevgi ile bakıldığını ifade eder. Fakat bebeği büyütme (toroltuu) işi, bizim algıladığımızdan farklı süreçleri ifade etmektedir. Bu süreçte kavram içinde, birçok tarihi süreçlerden geçen halkın pedagojik görüşleri saklı bulunmaktadır. Halk, bebeğin ilk aylarda daha çok uyumaya ihtiyacı olduğunu düşünerek onun sessiz bir ortamda uykuya dalması, ağladığında teskin etmek için aldey (ninni) söyler. Fakat ninninin pedagojik işlevi, sadece bununla sınırlı değildir. Bu durum, bebeği yetiştirmede aynı zamanda bir usül ve yöntem olarak kullanılırdı. Ninninin, güzel ve hoş bir sesle söylenmesi gerekirdi. Beşiği sallayan kişiden, ninnisini söylerken, bebekte müzik zevkinin gelişmesine de katkıda bulunması beklenirdi. Böylece çocukta milli musiki zevkinin gelişmesi amaçlanırdı. Ayrıca ninnilerde, çocuğun geleceği hakkındaki düşünceler, umutlar, dilekler, hayaller, beklentiler, kaygılar da dile getirilir. Bir örnek, Türkiye Türkçesiyle şöyledir:

        Aldey aldey ak bebek, ağlama,

        Ana-babanı zorlama,

        Ekmeğimin ortası, yüreğimin paresi,

        Halkını düşmandan koruyan kahraman mı olacaksın?

        Aldey aldey ak bebeğim, ak beşiğe yat bebeğim (Тülögabılov, 1992:28).

 

        Telçiktirüü Kavramı

 

                Eski Kırgızlarda bebekler için henüz yeni yürümeye başladığını ifade etmek için “telçiktürüü” sözcüğü çok kullanılmıştır. Eski Kırgızlarda avcılık önemli bir yer tutmakta, bu sözcük de avcılıkla ilgili olup atmaca, kartal şahin gibi yırtıcı kuşların eğitiminde olduğu kadar çocuk eğitiminde ve yetiştirmede de kullanılır. Kırgızlarda yırtıcı kuşların terbiye edilmesi eski bir gelenektir. “Yuvada neyi görmüşse, uçunca da onu alır” atasözü, yırtıcı kuşlarla insanlar arasındaki benzerlikleri de ifade etmektedir. Yani halk, iyi avcı olan ve eğitilmiş yırtıcı kuşları, sadece insanın yoldaşı ve kahramanlık timsali olarak görmemekte, ayrıca kuşun büyümesindeki ayrıcalıkları dikkatlice öğrenerek çocukların da sağlıklı, hassas, atik, çevik, becerikli ve açıkgöz olarak yetiştirilmesini beklemektedir. Bebeği büyütme usullerinde de bu durum gözlenmektedir. Örneğin, ana-babalar, çocuğu koltuk altlarından tutarak aşağıya yukarıya ve sağa sola sallar. Böylece çocuğa korkmamasını öğretirler. Hatta bu gibi hareketleri ritmik olarak yapmak için şarkı da söylemişlerdir. Şarkının leksikolojik birleşmesi, tabiata uygun olması, halk pedagojisinde açık olarak gözlenmektedir. İşte bir örnek:

İşte işte sungur,

        İşte işte kanatlı at,

        İşte işte uçtu,

        İşte işte kaçtı vs. (Тülögabılov, 1992:45).

         

        Bagıp östürüü (Bakıp yetiştirmek)

 

Halk pedagojisinde çok karşılaşılan bu sözcük, eğitim işinin çok yönlü olduğunu belirtir. Yani bu sözcük, her şeyden önce çocuğu, çevresindeki akranlarından geri kalmayacak şekilde giyindirmek, sağlıklı yetiştirmek, zekâsını geliştirmek gibi anlamlar kastedilerek kullanılmaktadır.

 

Üyrötüü (Öğretmek) ve  Üyrönüü (Öğrenmek),

 

                Eğitimle ilgili olarak ‘öğretmek, öğrenmek’ gibi sözcüklerin halk pedagojisinde başka anlamları da vardır. Öğretmek (üyrötüü), eğitimle uğraşan, ilgili olan kişiyi, danışmanı ifade eder.  Öğrenmek (üyrönüü), eğitilmekte olanı ifade eder. Burada doğal olarak “halk pedagojisi neyi öğretmeyi ve neyi öğrenmeyi öğütlemektedir?” sorusu akla gelebilir. “Üyrön” kelimesi, eski Türkçede, ‘düşünmek, hayal kurmak, düşünce, akıl’ gibi anlamlarda kullanılmıştır. Buna bağlı olarak ‘başkalarının aklına, tavsiyesine uy, onları analiz et, kendi aklınla geliştir’ anlamları kastedilmiştir.

Bu kelime, çağdaş Türk lehçelerinde, “ögren”, Kafkaslarda “ugren”, Uygurlarda “ugen”, Azarbaycan, Tatar, ve Başkurtlarda “öyren”, Türkmenlerde “ovren”, Kazaklarda “uyren”, Yakutlarda “uoren” şeklinde söylenmektedir. Hemen hepsinde aynı anlamlar kasdedilmekte olup ‘herhangi bir hüner öğrenmeyi, insani örf ve adetleri bilmeyi’ ifade eder. Türk halklarında eski zamanlardan beri, insanın büyümesinin ve gelişmesinin önemli dayanağı, eğitici ile eğitilenin bilinçli, amaçlı faaliyetler içinde olması şeklinde görülmüştür.

               

Közboluu ve Karoo ( Bakmak ve Eğitmek)                                 

 

Kırgız dilinde, “köz boluu” ve “karoo”  sözcükleri de semantik açıdan ‘çocuğa bakmak, onu eğitmek’ anlamlarına gelmektedir. Doğrudan anlamı, çocuğu her çeşit güçlük ve kazalardan, soğuktan, sıcaktan koruyarak davranışlarındaki olumsuz yanları anlatmak suretiyle iyi davranışlar kazanmasına yardım etmek, öğüt vermek, anlamlarına gelmektedir.

Aslında Kırgızların anlayışında “göz” sözcüğü, birçok anlama gelmektedir. “Baş-aklı kaplayan kutu, göz canın aynasıdır” atasözü vardır. Kırgızlar gözü, insanın çevresine karşı olumlu ya da olumsuz muamelede bir ayna gibi yansıtıcı görmüşlerdir. Ana-baba, “karşımda sönmez alevim”, “görür gözüm” diyerek en kıymetli varlık olarak gördükleri çocuğu, yine insanın en değerli organlarından biri olan göze benzetirler. Baba ya da annesinden biri ölen çocuğa “Bir gözünü kaybetmiş, bir gözü kalmış, daha görecek günü varmış” derler.

                Genel olarak insanların diğer insanlara karşı iyi muamelelerini ifade etmek için  “sağ gözünü koymak”, “göz ucuyla bakmak” sözleri kullanılır. Eğer ilgisiz bakarsa, “bir gözünü asa, ikinci gözünü aça baktı” derler. Nefret duygusunu ifade etmek için de “gözünün tepesi ya da arkasıyla baktı”,“görecek gözü yok, söyleyecek sözü yok” derler. Yani görmek de konuşmak da istemiyor anlamı vurgulanmaktadır.

Kırgız halkında eğitimin çok yönlü anlamlarını açıklamak için “kemeline keltirüü, erezege cetkirüü” gibi sözler de kullanılmaktadır.  “Kemeline keltirüü” ifadesiyle cinsiyet farkı gözetmeksizin ergenlik çağına gelmiş güçlü, kültürlü, ahlaklı, hünerli yetişmiş birey tanımlanır.

Yudahin’in “Kırgızca-Rusça Sözlüğü’nde “baral” kelimesi, “yetkin olmak” anlamında kullanılmıştır. “barıına keltirüü”, “baralınaga cetkirüü”, kavramları, “çok yönlü olarak yetişmiş, yiğit olarak yetiştirmek” anlamlarına gelmektedir. Çocuğu, çoğu zaman da oğlu yetiştirme ve eğitme sürecini anlatmaktadır (Yudahin, 1985: 115).

Kırgız folklorunda sanat, nasiyat, terme, ögüt, ülgü, nuska şiirleri de halk eğitimiyle yakından ilgilidir. Örneğin, ibret, nasihat söylemek, örnek olmak, edepli olmak, örnek kelimelerle eğitmek, yol göstermek gibi ifadeler, gençlerde iyi ahlakın, kuralların, tertibin olmasını amaçlayan halk eğitimiyle ilgili kavramlardır.

İbret göstermek, nasihat etmek, danışmanlığın örneği olan, çok deneyimli, yaşlı insanların işi olmuştur. Sonraları şairlerin güzel nasihat şiirleri olmuş ve geniş çevreye yayılmıştır.  Böylece nasihat ve öğüt şiirleri, örnek olma ve yayılma yönünden çeşitlidir.

Kırgızlarda insanın terbiyeli olduğunu, kültür seviyesini tanımlayan terimler çoktur. Bunlardan “kadoluu” “körgön öskön” gibi sözler örnek verilebilir. Sözlükte “kaada”, kelimesi “salt” (örf adet) kelimesinin eşanlamlısı olarak yer almaktadır. Fakat “kaadaluu”, şeklinde kullanıldığında sıfat olmaktadır. Bu haliyle kelime, insanın öz terbiyesini, davranışlarını, güzel hareketlerini, tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Halk arasında kız kaadası, okul kaadası, yiğit kaadası, hanımefendi kaadası, aksakallı dede kaadası, gibi ifadeler ayrı ayrı kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile, kaadoluu kavramı, herkesin yaşına, toplumdaki yerine, görevine uygun edep-terbiyesine, aklına tecrübesine bağlı olarak davranış kültürünü edinmesinin önemli olduğunu belirtmekte, hatta şart koşmaktadır.

Kırgızlarda günlük hayatta çok karşılaşılan “körgön –öskön” kelimesinde de derin pedagojik anlamlar gizlidir. Bu kelimeler, genel olarak aklıyla farklı olan, davranışlarıyla örnek olan, görgülü, edepli insanı tanımlamaktadır. Bunlarla ilgili atasözleri de vardır. “Körgön, körgönün kıyat, kösö türtkönün kıyat” (görgülü görgülü gibi davranır, görgüsüzse sadece ateşi karıştırır) “çok yaşayan değil, çok gören bilir”.  Bazen bir kimse için görgülü olup olmadığı (körgön-öskön), o insanın yaşadığı çevrenin, halkın ve toplumun talim terbiyenin, yöredeki örf adetlerin bir sonucudur. Bu yüzden de halk arasında davranışlarıyla örnek olan insanı tanımlamak için “körgön öskönü salttuu, narktuu eldin kulunu tura” derler. Yani görgülü davranış tarzı, güzel soylu halk içinden çıkmış birey olduğunu belirtir. Bazen davranışları güzel olmayan birey için “ne yapsın zavallı, görgüsü bu kadarmış” derler. Bununla birlikte onun yetiştiği çevrenin kabileyi, halkı örf âdetini birlikte ilgili diye bilirler.

Yukarıda kısaca açıklanan kavramlarda görüldüğü gibi Kırgızlarda terbiye etmenin içeriği hakkında çok yönlü ve çok anlama gelen terimler, pedagojik kavramlar çoktur. Bu halkın sosyal hayatındaki dinamik süreçler, bu kavramların insan eğitiminde kullanılmasında etkili olmuştur. Örneğin şu anda “telçiktürüü torotuu” kavramları, eski kavramlar olup genelde hayvancılıkla ilgili olarak kullanılmaktadır.

 

Sonuç

 

Netice olarak, burada Kırgız etnopedagojisi ile alakalı önemli hususlara kısaca değinilmiş ve Kırgız etnopedagojisinin kaynakları, folklor, halk tarafından ortaya çıkarılan anonim türlere değinmek suretiyle bu alanlarda yapılan araştırmaların azlığına dikkat çekilmiştir. Netice olarak her milletin kendisine has olması gereken milli kimliği, bütün dünyada genellenebilen bir sistemden ziyade o milletin kültürel özelliklerinin de ön plana çıkarıldığı bir yaklaşımla kazanılabilmektedir. Bu husus son derece önemlidir. 

         

        Kaynaklar

Alimbekov, А. Кırgız Etnopedagogikası, Bişkek, 1996. ( Kırgız Etnopedagojisi. Bişkek, 1996).

 

Hanbikov, Y.İ., İz İstorii Pedagogiçeskoy Mısli Tatarskogo Naroda, Каzan,1967.  (Tatar Halkının Pedagojik Düşünce Tarihinden. Каzan,1967)

 

 Hanbikov, Y.İ., Narodnaya Pedagogika. Каzan,1966.    ( Hanbikov, Y.İ. Halk Pedagojisi.  Каzan,1966.)  

 

İmaeva, N., İdeii Vospıtaniya v Tvorçeskom Nasledii Toktogula, Frunze: 1971.(Toktogulun  Eserlerindeki Eğitim  Düşünceleri.  Frunze: 1971 )

 

 

Izmaylov, E. A.,  Kirgizstandagi Sovettik Mektepterdin Onuguu Tarihi, Frunze, 1961. (Kırgızistandaki Sovyet Okullarının Gelişim Tarihi, Frunze  )

         

Koyçumanov, C., İdeii Vospitaniya v Tvorçestvo Togoloka Moldo-Frunze: 1964. .(Togolok Moldonun Eserlerindeki  Eğitim  Düşünceleri. Frunze: 1964   )

 

 

         

Latışina, D.İ. İstoriya Pedagogiki, Vospitaniye i Obrazovaniye v Rossii (X - XX veka) . Moskova-1998.(Pedagoji Tarihi, Rusya Talim Terbiyesi (X - XX yy.) Moskova  , -1998)

 

Mirzoev, Ş.A., Narodnaya Pedagogike Dagestana; (Soderjaniye, Formı i Metodı  Vospitaniya).Мahaçkala: 1986. (Dağıstan Halk Pedagojisi (İçerik Eğitim Metodu ve Yöntemleri.  Мahaçkala: 1986 )

 

Nikolaev, B.A., Russkaya Narodnaya Pedagogika, Оrel.1993.  (Rus Halk Pedagojisi. Оrel, 1993.)     

 

Ormonov, T. Pedagogiçeskaya Pansofiya Kırgızskogo Naroda // Sovetskaya Pedagogika-1978.(Kırgız Halk Pedagoji   Pansofisi )

 

Pirliev, K. Оçerki Etnopedagogiki Turkmenskogo Naroda .Aşhabad, 1976. (Türkmen Halkının Etnopedagojisi Hakkında  Makaleler.  Aşhabad, 1976)

 

Safarov, N. S., Progressivnıye İdeii i  Traditsii Narodnoy Pedagogiki Uzbekistana, Taşkent; Fan. 1989.(Özbekistan Halk Pedagojisinin Gelişimsel Düşünce ve Gelenekleri   Taşkent, 1989 )

 

Hatаyev Е.Е. Nаrоdnaua  pedagogıka  severnogo Kаvkaza. Мoskva., 1993.( Kuzey Kafkas Halk  Pedagojisi . Moskova, 1993).

 

HSоrоv I.A. Аdgskaua narodnaua pedagogıka. Mаukop: Krasnodar,. 1989. ( Adıgey Halk Pedagojisi. Mаukop: Krasnodar, 1989.)

 

Valihanov, Ç.Ç, İzbrannıye proizvedeniya, Аlmata,1958.(Seçilmiş Parçalar, Almata, 1958)

 

Volkov, G. N., Etnopedagogika Çuvaşskogo naroda. Çeboksarı.,   1966.( Çuvaş  Etnopedagojisı.  Çeboksarı.,   1966.)

 

Volkov, G. N., Etnopedagıgıka .  Çeboksarı., 1974. (Etnopedagoji  .  Çeboksarı., 1974.)

 

Yudahin, K.K.  Kırgızca- Rusça  Sözlük  (Sostavitel) Frunze, 1985. 

 

 


Türk Yurdu Ekim 2007
Türk Yurdu Ekim 2007
Ekim 2007 - Yıl 96 - Sayı 242