UNUTTURULMAK İSTENEN TÜRKLÜK DAYANIŞMASI

Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

Batı dünyasının Türkiye karşıtlığı gün geçtikçe su yüzüne çıkarken iktidarın tepkisizliği, yetkisizliği ve umursamazlığı da her durumda belirginleşmekte.

Geçtiğimiz haftalarda AB ve ABD’nin Türkiye’deki son gelişmelerden, Türk milletinin Cumhuriyeti’ne, Atatürk ilkelerine ve Kemalizm’e sahip çıkmasından duydukları rahatsızlık ve verdikleri tepkiler egemenlik anlayışıyla bağdaşmayan ve hatta hakaretamiz bir düzeye ulaştı. Batılılar iç işlerimize karışıp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından aldığı hakla yayınladığı bildiriye tepki koyma konusunda küstahça bir çizgide ileri giderken, üzerimizdeki emellerini açık ederek eski sömürgeci alışkanlıklarıyla hareket ediyor ve Türk milletinin birliğine, bağımsızlığına olan düşkünlüğünden duydukları rahatsızlığın boyutunu da ifşa ediyorlardı. Bu noktada ortaya çıkan önemli bir özellik de, iktidarın ilginç bir sessizlik içinde bütün Batı basınının tamamında manşetten çıkan yorumlara kayıtsız kalması ve hatta eleştirilerden memnun olduğu izlenimini açık bir şekilde vermesiydi. Hâlbuki sorumlu bir iktidardan beklenen, iç işlerine bu şekilde küstahça karışılmasına tepki verip, protesto etmesi idi. Ne yazık ki son yıllarda bir yandan dış politika(sızlığı)mız iflas etme noktasına gelirken bir yandan da Türklüğün birliği ve bütünlüğüne vurulan darbelere kayıtsız kalınıyor, bunlardan da hesap sorulmuyor.

Bu bağlamda milli kuruluşlarımızın ve ulusal çizgilerimizin hangi ellere teslim edildiğinin somut örneği olması bakımından bir başka politika faciasına da burada değinmekte özellikle gerek var.

 Bizi Türk Coğrafyası’na bağlayacak, bütünleştirecek, bizle her alanda aynı hisleri terennüm eden dost ve kardeş Azerbaycan’a ve bizzat kendi milli çıkarlarımıza karşın son Eurovision Şarkı Yarışması’nda, her platformda, dünyanın her yerinde Türklüğe karşı dozu her geçen gün artan bir şekilde düşmanlık yapan Ermenistan gibi küstah bir ülkeye şirin gözükmeyi amaçlayan gaflet içindeki bir uygulamayla en yüksek puanı verilmesi tartışılmalıdır. Bu, Osmanlı’nın gerileme çağındaki imparatorluğun çökmesine neden olan yöneticilerin tutumlarını hatırlatıyor. Hangi akla hizmet için değil, hangi gayeye hizmet anlayışının belirtisi olması gereken bu tür uygulamalardan ve sorumlularından Türk milleti er geç hesap soracaktır. Bu konuda ve “Hepimiz Hrant’ız” diyenlerin çizgisindeki anlayışa soruşturma açmayıp olayı görmezden gelen yönetimden de Türk milleti tarih önünde hesap soracaktır.

Türklük anlayışının, Türklüğün milli çıkarlarının erozyonu ile yabancılara teslimiyet ve ümmetçi bir yaklaşımın yükselen belirtileri olan bütün benzeri davranışlar hesap sorulması gereken olgulardır. Çünkü bugün ülkemizin üniter yapısına ve ulusal bütünlüğümüze içten ve dıştan, dört koldan bir saldırı söz konusudur. Türkiye’nin parçalanmasını, küçülmesini ve hatta Türklüğün Anadolu’dan atılmasını hedefleyen emperyalist güçler içimizdeki Ümmetçi - Kürtçü - İkinci Cumhuriyetçi dayanışmasından yararlanarak, onları kullanarak Cumhuriyetimize kast etmek istemektedirler.

Bu noktada, İkinci Cumhuriyetçi ve Ümmetçilerin çoğunun kafalarındaki yabancılık oranının tespiti, geçmişte ders almadığımız anlaşılan, Osmanlı’daki azınlık kökenli yöneticilerin bize olan gizli husumetlerinin sonuçlarından belki bu sefer korunmak açısından önemli olacaktır.

Geçmişte yapay olarak kışkırtılan bir sağ ve sol ayrımcılığı ile milletimiz bölünmek istendi. İçimizdeki hainlerden de yararlanarak bir PKK terörü kışkırtıldı. Bütün bunların arkasında yabancı eller, güçler vardı. Bugün ise yeni bir yaklaşım ve stratejiyle parçalanmamız için din faktörü kullanılmak istenmekte. Dinle alakalarının olmadığı güncel yaşamlarından, ülkeyi paylaşmak niyetindeki Hıristiyan, Musevi lobileriyle kol kola, kucak kucağa çalışan oportünist kesimler dindar halkımıza ve onların kutsal Müslümanlık inançlarına, değerlerine göz dikmiş durumdalar. Kutsal dinimizi kullanarak bezirgânlık yapmakta, bu yolla topluma egemen olma amacı güden ince taktiklerle yol almaktadırlar.

Bugün izlenen bu ince strateji ile din istismarcılığı ve siyasi ümmetçilik ile Türklüğü ve onun yüce çıkarlarını ikinci plana itmek ve hatta hiç göz önüne almamak yolunda kararlı adımlarla, sabırla yol alma stratejisi amaçlanmaktadır. Bu davranış Türk milliyetçiliğine ve onun çıkarlarına aykırıdır. Siyasi ümmetçiler bu taktikleriyle, Batı dünyası ve radikal İslamcıların Türklük üzerindeki emellerini adım adım inşa etme yolundadırlar. Batılı görüntüsü veren siyasi ümmetçiler radikal, köktendinci İslam ideolojileri yolunda Türklüğü Arap emperyalizmi yolunda eritirken, Arap emperyalizmini şu anda kontrol eden Amerikan emperyalizminin de kontrolü altına girmiş durumdadır.

Bu tehditlere karşı Türk milleti laik düzenin özellikle koruyucusu olma yolunda kararlılığından vazgeçmemelidir. Bu yolda en büyük güvencemiz Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerinin çizgisindeki anlayışta olan, kendini gerçek Türk olarak hissedenlerin, Atatürk’ün Cumhuriyetimizin bekası için bize emanet ettiği laiklik anlayışına ve Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkmaları, Türklük düşmanlarına karşı kale gibi sağlam durmalarıyla gerçekleşecektir. Özellikle Irak örneği, laik düzenin çöktüğü rejimlerin ne hallere düştükleri bizim için bir ders olmalıdır. Türk milleti bu tehditleri son günlerde çok iyi algılama noktasına getirildiği için, 7’den 70’ine kadını, yaşlısı sokağa dökülüp Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaktadır, çıkacaktır.

İşte bugün meydanları dolduran Cumhuriyet sevdalısı milyonlar, yabancı boyunduruğunu, Batı sömürgeciliğini, din istismarcısı Arap kültür emperyalizmini kabul etmeyeceklerini kararlılıkla gösteren, Cumhuriyetin yüceliğine, ülkenin bütünlüğüne, Türklüğün özgürlüğüne ve değerlerine inananlardır. Meydanları bayrağımızla gelincik tarlasına dönüştürüp Batılıların kâbus yaşamasına neden olan Cumhuriyetçi güçler aynı zamanda milli bütünlüğümüze tasallut etmek isteyenlere, “Hepimiz Hrant’ız” diyenlere ve onların dış destekçilerine de yanıt vermişlerdir.

Türk milletinin çıkarlarına ancak, Türklüğün hasletlerine inananların sahip çıkacağı gün geçtikçe ortaya çıkarken bu noktada bizi yönetenlerin de sözde değil, özde Türk olmaları olgusu önem kazanmaktadır. “Osmanlı’nın bahtsızlığı, mukadderatını Türklerden başkasına teslim etmesiyle başlamıştır.”, “Türk’ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir” diyen Mahmut Esat Bozkurt’u burada anımsamamak elde değil. Çünkü etrafımızda gelişen olaylara, Türk milleti olarak yitirdiğimiz fırsatlara bakarak kahrolmamak elde değil. Çünkü bir yandan Ermenistan gibi küstah, katil, işgalci ve milli bütünlüğümüze kast eden bir ülkeye bir yarışmada tam puan veriyoruz, PKK terör örgütüne ABD’nin engellemesi nedeniyle son darbeyi vurmuyoruz, Kerkük, Telafer’deki soydaşlarımıza yapılan zulmü görmezden geliyoruz, Rum Palikaryası’nın her gün Kıbrıs’ta kazanımlar elde etmesine eyvallah diyoruz, öte yandan her geçen gün köklerimizin geldiği büyük Türk dünyasından uzaklaştırılıyoruz.

Ulu Başbuğ Atatürk önderliğinde başlatılan Türkçü Direniş Hareketi'ne katılarak, Kuşadası'nda Kuvayi Milliye'yi kuran, Atatürk'ün emirleri doğrultusunda cephelerde azimle savaşan Türkçü Mahmut Esat Bozkurt’un bu çizgide söylediği birçok görüşü vardır. M. Esat Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk döneminin Adalet Bakanıydı. Uzun yıllar da milletvekilliği yaptı. Bu gün kimilerince acımasızca eleştirilebilecek bu tür söylemlerin o gün tepki yaratmamış olması, o devrin başarısının, milli dinamizminin, inancının köklerini açıklarken, devlet hizmetinde çalışanların “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışındaki kişiler arasından seçildiğini ortaya koyar. Buna paralelel olarak bu görüşlerin bir anlamda devletin resmi ideolojisi olduğunu kabul etmek gerekir.

AB, ABD ve ümmetçilik uğruna her geçen gün Türklük ve Türk Dünyası ile daha da azalan, azaltılan, unutturulmak istenen ilişkilerimizin üzücü sonuçlarını ortaya koyan başka bir örneği geçtiğimiz haftalarda yaşadık. Mayıs ayı başında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in Türk Dünyası’na ait Kazakistan ve Türkmenistan ile enerji konusunda yaptığı ön anlaşmalar da, göz göre göre yitirdiklerimizi bir kez daha hatırlatıyor. AB, ABD ve Arap ülkeleri eksenli dış politikamız ile küstürdüğümüz, BM’de aleyhlerinde oy kullandığımız Türk Cumhuriyetleri (Özbekistan örneği), geçmişte defalarca bir Türk Birliğinden, bunun gereğinden söz etmişlerken bunu bugünkü yönetim anlayışıyla ellerimizin tersiyle maalesef itmişiz.

Bugün birer birer ortaya çıkan kayıplar, “enerji koridoru” olma hülyamızı da noktalamış gibi gözüküyor. Bunu engellemek, yine Türklüğün birliğinin önemine ve çıkarlarının büyük potansiyeline inananlar eliyle olacaktır. Bunu Türkiye’de görmek istemeyenler, ABD’nin, Avrupa’nın, Arapların ve Siyonistlerin emellerine hizmet yolunda ısrar edenler bir gün sert bir kayaya çarpacaktır.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”, Türkler birleştiği ölçüde mutlu ve güçlü olacaktır. Tarih bunu kanıtlamıştır. Bugün yek vücut olarak, Ayyıldız’lı bayrağımızla sokaklara dökülen milyonlarca Türk, Batı’da bir kabus etkisi yaratmıştır. Çünkü her türlü entrikaya karşın tehditlere karşın birleşebilme özelliğimizi genlerimizden gelen güçle bir kez daha gösterdik.

Türk devletinin, Türk milletinin nihai hedefi, eskisi gibi saygınlığı olan, yabancılara eyvallah demeyen, dik duran, Türklüğe saldıranlara dersini gereken zamanda kararlılıkla veren bir devlete sahip olmalıdır. Aynı şekilde, Irak’ta, Azerbaycan’da ezilen bütün Türklere yardım elini uzatmak, onlara sahip çıkmak, Türk milletinin çıkarlarını gerektiğinde güç kullanarak korumak da büyük ve onurlu bir devlet olmanın koşullarındandır. Bu emperyalizm değildir, olmayacaktır. Çünkü bir milletin kendisinin ve ırkdaşlarının çıkarlarının koruyucusu olması, istiklalini korumak gibi en doğal hakkıdır.


Türk Yurdu Ağustos 2007
Türk Yurdu Ağustos 2007
Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele