NADASA TERK EDİLEN BBP

Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

 

2002 seçimlerinden sonra, bu seçimlerde % 1,02 oy alan ve partinin genel başkanı tarafından “nadasa bırakıldığı” söylenen BBP’nin siyaset dünyasındaki mevcudiyetini sorgulamış ve “BBP’nin yolu nereye kadar?” sorusunun cevabını aramıştık. (Türk Yurdu, Aralık 2002, sayı 184) Bu yazımızda, BBP’nin sosyolojik temelinin ve siyaset sahnesindeki yerinin MHP’yi göz önüne almadan anlaşılamayacağını; bu partinin, MHP küskünlerinin mekânı olarak algılandığını; taban tarafından milliyetçi hareketi böldüğü düşünüldüğünden BBP’nin affedilmediğini ve bu yüzden de MHP’nin başarısız iktidarına rağmen bu partiye oy kayması olmadığını, aynı tabanın iki partisi arasındaki geçici gibi görülebilecek olan ayrılığın doku uyuşmazlığına dönüştüğünü ve ileride de birleşmenin pek mümkün olamayacağını ifade etmiştik. BBP lider partisi görünümünü aşamadığı için, onun gelecekteki iradesine kamuoyu güven duymadığı takdirde ona teveccüh gösterilmeyeceği, toplumun parçalanmış ve zayıf örgütlenmelere sıcak bakmadığı, BBP’nin geleceğini, onun kendini yeniden inşada atacağı adımların belirleyeceği ve bu açıdan bakınca, BBP’nin işinin zor ve yolunun çok uzun olduğu sonucuna varmıştık.

Yıl 2007; aradan bir seçim dönemi geçti ve BBP’nin parti olarak katılmadığı yeni bir seçim yapıldı. Görünen o ki, kamuoyu nadasa bıraktığı BBP’ yi artık nadasa terk etti. Zaten BBP de seçime katılmamakla bu terkedilmişliği kabullendiğini gösterdi. Seçim kararı alındığında BBP hiçbir partiyle ittifak yapmayacağını açıkladı. Partinin genel başkanı ve bir kısım üyeleri kendi seçim çevrelerinden bağımsız aday oldular. Birkaç ağır top ise MHP’nin güçlü olduğu bazı illerde, DP listesinden, hem de seçilebilecek sıralarda aday gösterildi. Sonuçta da bu partinin genel başkanı dışında hiçbir adayı seçilemedi.

BBP’nin Geleceği

Geleceğin nüvesi bugünde gizlidir. Dolayısıyla BBP’nin geleceğini bugüne kadarki çizgisine ve bugünkü durumuna bakarak okumak mümkündür. 

Seçim sürecinin ilk başlarında hiçbir partiyle ittifak yapmayacağını beyan eden BBP’nin önde gelen kişilerinin başka bir partinin aday listelerinde yer alması ve diğer illerde bağımsız adaylarla seçime girmesi, DP ile BBP arasında gizli bir ittifakın olduğunu, bu ittifakın MHP’ye karşı yapıldığını düşündürmektedir. Genel Başkan Yazıcıoğlu dışındaki bağımsız adayların hiçbirinin seçilme şansı yoktu. Bunu onlar da bilmekteydi. O halde, eğer “memlekete şan olsun” diye aday olmadılarsa, bu kişilerin adaylıkta diretmelerinin anlamı neydi?

İster bağımsız olsun ister DP listesinden aday olsun, BBP’nin sosyolojik tabanı MHP tabanı olduğu için, bu adaylara verilecek her oy, MHP’ye gitme ihtimali yüksek olan oylar olacaktı. Muhtemelen BBP AKP seçmeninden oy alabileceğini ümit etseydi, seçime katılırdı. Dolayısıyla buradan şu sonucu çıkarabiliriz: BBP, kuruluşundan bugüne kadar geçen uzun zaman zarfında kendi yolunu çizen bir parti olamamış; tıpkı siyaset sahnesine çıkışında olduğu gibi o günden bugüne kadar süren yolculuğunda MHP’yi rakip saymış ve MHP karşıtlığından kurtulamamıştır. Bu, partinin kadroları açısından da böyledir. MHP’nin yeniden yapılanmasında tasfiye edilen eski MHP’lilerin neredeyse tamamı BBP’ ye geçip siyaset yapmayı sürdürmüştür.

Bu tercih, MHP ile BBP’nin gelecekteki ilişkilerini belirleyici nitelik taşır. Dünya görüşleri ve idealleri aynı olan bu iki partinin birleşmesi, artık hiçbir zaman mümkün ve söz konusu olmayacaktır. Sayın Yazıcıoğlu ve ekibi MHP’den ayrılalı çok uzun zaman olmuştur. Bu süre zarfında MHP’lilerin BBP’liler karşısında, rakip bir bakış açısı değil, “ne de olsa bizim arkadaşlarımız” tavrı sergilediklerine tanık olduk. Her iki partinin alt kademeleri birleşmeyi içten içe arzuladı, ama olmadı. Daha önce belirttiğimiz gibi, bir doku uyuşmazlığı oluşmuştu. Fakat bugün geldiğimiz bu noktada, siyaset satrancının en çetin hamlelerinde bile kendisine destek olmayan BBP’ yi MHP artık tamamen gündemden çıkaracak gibi görünmektedir. Bu da BBP’nin geleceğini tamamen belirsizleştirmektedir. Geldiğimiz bu noktada, ülkücü gelenekten gelenler MHP’ye kızıp küsebilir; oy vermeyerek onu cezalandırabilir. Ama MHP’nin yerine asla BBP’ yi koymaz.

Kadro ve Tez Sorunu

BBP’nin en önemli sorunlarından biri kadro zayıflığı, diğeri de tezlerinin belirsizliğidir. Her ne kadar Yazıcıoğlu, ülkenin karşı karşıya kaldığı örtülü müdahaleler karşısında MHP’den farklı olarak net ve demokratik bir tavır koysa da, parti olarak BBP’nin temel tezleri ve bunların MHP’nin tezleriyle farkı açıkça anlaşılabilmiş değildir. MHP tabanı bu partinin genel başkanının dile getirdiği görüşlere ve takındığı tavırlara itiraz etmek bir yana, çoğunlukla onayladı da! Siyasal söylem ve eylem bazındaki bu onaylama, onun ayrı bir parti olma gerekçesini teşkil etmekten çıktı.

BBP’nin kendine seçtiği duruş noktası, AKP ile MHP arasındaki bir nokta oldu; ama BBP bu duruş noktasını kendi siyaset mekânı haline getiremedi, orada sıkışıp kaldı. Bunun nedeni, BBP’nin iç işleyişi ve lider partisi olmaktan çıkamamasıdır. BBP parti içi demokrasiyi savunduğu halde, onun kendi içinde bunun işleyip işlemediği hep belirsizliğini korudu. Vücut bulduğunda seçilen genel başkan, bugüne geldiğimizde de genel başkandır. Aslında ikinci bir isim sayılması istenirse, siyaset dünyasını izleyenlerin ezici çoğunluğu böyle bir isim telaffuz edemeyecektir. Bu partinin kamuoyuna dönük yüzünü sadece onun genel başkanının teşkil etmesi, BBP’nin kurumsallaşamadığını ve tek kişilik bir parti görünümü sergilemekten kurtulamadığını göstermektedir.

Genel olarak partilerde, özel olarak da lider partilerinde, liderin kendini gösteriş biçimi, kamuoyundaki imajı önemlidir. İmaj da karizmatik bir kişilikten sistematik bir tasarım dünyasına sahip olmaya ve sorunlar üzerine fikir beyanına, tavır ve davranışlardan üsluba kadar birçok unsuru kendi içinde barındırır. Sayın Yazıcıoğlu 12 Eylül öncesinde, kendi camiasında Ülkü Ocakları başkanı olarak tanınıp “efsane” olmuştu. O yıllardaki ülkücü örgütlenme, merkezin öne çıkardığı kişiyi kabullenmeye hazır olduğu için, öne çıkan kişinin yetkinliğini kanıtlaması gerekmezdi. Siyaset sahnesinde boy gösterip tüm toplumdan oy istemek ise başka meziyetler gerektirir.

Parti lideri, kendine itaat etmeye hazır kişilere değil, tüm vatandaşlara hitap eder. Teşkilat muti insanlardan oluşur; ama vatandaş yetkinlik arar. Lider olarak boy gösteren kişi vatandaştan onay bekler. Vatandaşın onayı ise ipotek altına alınamaz. Bu bakımdan, kendi grubunda siyaset yapmakla ülke sathında siyaset yapmayı birbirinden ayırmak lazımdır. Sayın Yazıcıoğlu işte bu noktada, kamuoyunun teveccühüne mahzar olacak bir imaj oluşturamamıştır. 12 Eylül öncesinde Yazıcıoğlu’nun sadece ismi ve yazılı beyanatları kamuoyuna ulaşırken, iletişim çağında bizzat kendisi kamuoyu önüne çıktı. Latife olarak söyleyelim; televizyonun fendi Yazıcıoğlu’nu yendi. Bu bağlamda mesela milliyetçiler arasında 70’li yıllarda saygıyla anılan ve potansiyel lider olarak görülen başka isimlerin sonraki yıllarda birer birer sönüp gitmesi başka nasıl açıklanabilir?

Bütün bunlardan dolayı, BBP tabela partisi olmaktan kurtulamamıştır. Bu noktada, BBP’nin bu kadar uzun süre tabela partisi olmaktan niçin vazgeçmediği ve parti olmak gibi masraflı bir işe niçin katlandığı sorusu akla gelmektedir. Bu da olsa olsa, MHP’den kaçan oy veya kişileri kendi bünyesinde toplayarak, onların başka bir partide bir güç olmalarını engelleme, günün birinde yeni bir siyasal çizgiye ihtiyaç duyulduğunda, hazır organizasyon olarak sistemin yedeğinde tutulma projesiyle açıklanabilir.

BBP, son seçimlerdeki kararı ve çizgisiyle, bir dava partisi olma iddiasını tamamen kaybetmiştir. Çünkü davası olan partiler, yollarına, meclise girme hesabı yapmadan devam ederler. Türk siyaset tarihinde bunu hep böyle gördük. Bir davası olan parti, olabildiğince çok sayıda yetişmiş ve göz dolduran mensuplarıyla, meclise girmek için birtakım ittifak arayışları içinde olmadan, sabırla halkın teveccühüne mahzar olabileceği günü bekler. Ancak BBP, siyaset sahnesindeki eylemleri itibarıyla, önceki seçimlerde de böyle bir kararlılık göstermemiştir. Özellikle 22 Temmuzda seçime girmeme kararı verip bağımsız adaylara ağırlık vermesi, BBP’nin de kendi iddialarına son verdiğini düşündürmektedir. BBP’nin genel başkanının milletvekilliği ise, kendi seçim çevresinin ona ve onun kendi seçim çevresine karşılıklı olarak vefa borçlarını ödemeleri vakıası gibi görünmektedir. Borç ödendiğine göre, bu seçimlerden sonra, BBP’nin ve onun sayın genel başkanının artık siyaset sahnesinde kendi kimlikleriyle devam etmeleri çok zordur. Bugüne kadar aşılamayan lider sorununun, siyasal organizasyonun ontolojik kökeni sorununun, siyaset yapma tarzı, politika ve söylem geliştirerek kamuoyunun desteğini alabilme sorunlarının bugünden sonra aşılması da pek mümkün olmayacaktır. Sözü edilen partinin genel başkanı da, saygı uyandıran duruşuyla ilkeli bir insan olarak siyaset sahnesinde bir süre rol alıp, sonra ya başka bir partide siyasal hayatını sürdürür veya günün birinde nokta koyma ihtiyacı hisseder.

Sonuç olarak ifade edelim; BBP artık yolun sonuna gelmiştir. Tüzel kişiliğini sürdürse bile, bu, siyaset sahnesinde parti sayısının kabarık görünmesinden başka hiçbir sonuç doğurmaz.

 


Türk Yurdu Ağustos 2007
Türk Yurdu Ağustos 2007
Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele