Akkoyunlu Yaylak Merkezi Olarak Kemah

Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

        [gid]247[/gid]

         

        Yukarı Dicle ve Fırat’ın ana akarsu sisteminin yanı sıra çok sayıda dere ve nehir ile sulanan Doğu Anadolu bölgesi, yüksek ve engebeli bir arazi yapısı içerisinde yer alan platoları ve tarım yapılabilen verimli nehir vadileri ile hayvancılık bakımından yaylak kışlak arasında göç eden Türkmenlere, muazzam bir yaylak imkânı sunmaktadır. Buna karşılık Diyarbakır bölgesini kuzeyden kuşatan dağ silsilesinin çizdiği yayın, güneyinde yer alan ve çöl ile tarıma elverişli arazinin birleştiği Rakka hattına kadar uzanan saha ise kuzeyin sert kışına nispetle ılıman bir sığınak durumundaydı. Bu bölgede kışlayan Türkmenlerin Doğu Anadolu’da birliği sağlayan otoritenin ortadan kalktığı dönemlerde yaylak-kışlak arasındaki yollarla beraber kuzeyde Kemah, Erzincan, Bayburt, Erzurum güneyde Urfa, Diyarbakır ve Mardin gibi şehir merkezleriyle Palu ve Ergani gibi eski ticaret ve göç yolları üzerindeki stratejik konuma haiz çok sayıda küçük kale veya savunulması kolay yerleşim birimini, denetimleri altında tutma mecburiyeti vardı.[1]

         

        Akkoyunluların önemli bir yaylak merkezi olan Kemah bölgesine Türklerin yerleşmeleri Abbasi Halifesi Mehdi zamanına kadar çıkmaktadır. Bizans yönetiminde bulunan Suriye, Elcezire ve daha sonraları Doğu Anadolu ve Azerbaycan’ın İslam orduları tarafından fethinden sonra İslam-Bizans mücadeleleri, Tarsus-Malatya-Erzurum hattı boyunca devam etti. Bu mücadele bölgelerinden birisi de Doğu Anadolu oldu. Bu bölgenin belli başlı kaleleri arasında Kemah da vardı. Halife Mehdi zamanında (775-785) Türkistan ve Harezm bölgesinden pek çok Müslüman Türk bu askeri bölgelere yerleştirildi[2]. Ancak daha sonraki tarihlerde İslam devletinin dâhili karışıklıklar içine düşmesi üzerine bu bölge, Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içine katıldı.

         

        Dandanakan zaferinden sonra Anadolu üzerine seferlerin başlaması üzerine, Türk orduları 1048’de Erzincan’a kadar akınlarını sürdürdüler. Sultan Tuğrul Bey’in Anadolu fetih harekâtını yönetmekle görevlendirdiği Çağrı Bey’in oğlu Yakutî’nin Azerbaycan ve Erran’dan sevk ettiği Türkmen başbuğlarının idaresindeki Selçuklu birlikleri, Anadolu sınırlarını aşarak Erzurum yörelerine, daha sonra da Erzincan ve Kemah’a kadar ilerleyerek ele geçirdiler (1058)[3]. Böylece Kemah Türk hâkimiyeti altına girdi. Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan, 1071’de kazandığı Malazgirt zaferinden sonra Erzincan, Kemah, Divriği ve Şark-i Karahisar’ıMengücik (Mengücek/Mengücük) Ahmed Gazi’ye verdi[4]. 1228’e kadar Mengücikli hanedanının hâkimiyetinde bulunan Kemah, bu tarihten sonra Türkiye Selçuklu Devleti’nin büyük hükümdarı Alaeddin Keykubadtarafından devletin sınırları içine dâhil edildi[5]. Bundan sonra önce Eratnalıların arkasından da Erzincan emiri Mutahharten’in hâkimiyetine girdi.

         

        Emir Mutahharten, her ne kadar Erzincan ve çevresine hâkim bulunuyorsa da bu sırada Mutahharten ile Kadı Burhaneddin arasında mücadelenin olması dolayısıyla Kemah, iki rakip Türk sultanı arasında sık sık el değiştirmiştir. Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin’in Erzincan bölgesine hareket etmesi üzerine Kemah valisi Hacı Hasan, Sivas hükümdarının huzuruna çıkarak onun hâkimiyetini kabul etti[6]. Ancak, Sivas hükümdarının bölgeden çekilmesi üzerine Mutahharten, Kemah üzerine akın yaparak sıkıştırmaya başladı. Bunun üzerine Kemah valisi, Kadı Burhaneddin’e haber göndererek yapılan akınlardan şikâyette bulundu. Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Erzincan’a sefer yapmaya karar verdi. Fakat Kemah valisi Hacı Hüseyin, ikince defa Sivas’a haber göndererek Akkoyunlu başbuğlarından Osman Bey’in de Kemah bölgesinde yağma hareketlerinde bulunduğunu söyledi. Sivas hükümdarı, Kara Yülük Osman Bey’i bölgeden uzaklaştırarak Kemah bölgesini kurtardı[7].

         

        Ancak bir müddet sonra Kemah valisinin ihaneti üzerine, ona gereken cezayı vermek ve Mutahharten’i ortadan kaldırmak üzere Sivas’tan hareket ederek Kemah yakınlarında bulunan Çıt ovasına indi. Kendisi, buradan Erzincan’a doğru yürürken, bir kısım askerlerini de Kemah üzerine gönderdi. Böylece Kemah bölgesini tekrar kontrol altına alındı[8]. Her zaman olduğu gibi Kadı Burhaneddin’in bölgeden çekildiğini haber alan Mutahharten, tekrar Kemah’ı sıkıştırmaya başladı. Ayrıca Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey de abisine karşı isyan ederek Kemah bölgesine saldırıya başladı. Bunun üzerine Sivas hükümdarı Kemah üzerine hareket etti. Osman Bey, onun gelmekte olduğunu haber alınca kaçarak hayatını kurtardı. Kadı Burhaneddin’de Akkoyunlu başbuğunu, eski dostluğuna dayanarak takip etmedi[9]

         

        Erzincan emiri Mutahharten, bu sırada Anadolu üzerine gelen Timur’a tabi olduktan başka ve Kara Yülük Osman Bey ile birlikte Osmanlı toprakları üzerine sefere dâhil oldu. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid, kendisini cezalandırmak maksadıyla harekete geçti. Nitekim Emir Timur’un Sivas’ı ele geçirdikten sonra güneye inmesi ona bu fırsatı verdi. Osmanlı hükümdarı, yanına Ahmed-i Celayir ve Kara Yusuf’u yanına alarak Erzincan’a hareket etti (1401). Erzincan’ı kuşattıktan sonra Mutahharten’i ele geçiren I. Bayezid, Erzincan ile birlikte Kemah’ı da Osmanlı topraklarına kattı[10].

         

        Emir Timur, 1402’de Anadolu üzerine hareket etmesinden sonra Erzincan’a gelerek Kemah kalesini ele geçirdi[11]. Nizameddin Şami Kemah’ın ele geçirilmesini şöyle anlatmaktadır, “Bu kale metanet ve hasanetiyle meşhur Fırat kenarındaki bostanlarıyla cennet gibi bir yerde kâindir. Emirzade-i azam Muhammed Sultan, Emir Timur’un önünde diz çökerek bu kalenin fethinin kendisine havale edilmesini rica etti. Emir tarafından ricası kabul edilerek mumaileyh o gün, büyük bir ordu ile o tarafa müteveccihen yola çıktı. Bu günlerde Emirzade Ebubekir Bahadır, Halil Sultan Bahadır, EmirzadeSüleymanşah, Emirzade Burunduk, Emirzade Rüstem gibi Bağdat ve Luristan tarafına giden emirler,nusrat ve zaferle avdetle Emir’e gelip mülaki oldular. Emir Timur, Emirzade Ebubekir Bahadır, Halil Sultan, Sultan Hüseyin, Emir İskender, Emir Cihanşah, Emir Şeyh Nureddin, Emir Burunduk’u ordularıyla Emirzade Muhammed Sultan’a ilhak ile Kemah kalesinin fethi için çalışmalarını emretti. Bunların cümlesi, aldıkları ferman mucibince giderek etrafını zapt ile kaleyi kuşattılar. Muhasara on gün sürdü. Onuncu gün muharebe için emir verildi… Nihayet Emirin askerleri keklikler gibi kalenin etrafında koştular, tırmandılar öyle metin bir kaleyi az bir zamanda ele geçirdiler. Bu muzafferiyet haberini Emire eriştirdikleri vakit derhal atına binerek mezkûr kaleye geldi. Onun muhafazasını Erzincan valisi emir Tahharten’e havale etti[12].      

         

        Tihrani ise Kemah’ın Akkoyunluların eline geçmeden önce Emir Timur (1370-1405) tarafından Mirza Şemseddin’e verildiği, ancak bir süre sonra Akkoyunlu başbuğu Kara Yülük Osman Bey’in Timur’a dost ve müttefik olması dolayısıyla Kemah ile birlikte Koçgiri[13] de bu Akkoyunlu başbuğuna verildiği kaydı bulunmaktadır[14]. Yinanç, İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Akkoyunlular” makalesinde, İbnArabşah’ın Timur’un Erzincan’a dönüşünden sonra Kemah’ı adamlarından Şemseddin’e verdiğini Kara Yülük Osman Bey ile birbirlerine yardımcı olmalarını söylediğini yazmaktadır[15]. Bu dönemde Erzincan emiri olan Mutahharten ile Bayındırlıların arası, pekte iyi değildi. Bundan dolayı da Mutahharten, Kara Koyunlu başbuğu Kara Yusuf ile ittifak yaptılarsa da yapılan savaşta mağlup olmaktan kurtulamadılar[16].

         

        Erzincan, uzun bir müddet Mutahharten’in hâkimiyetinde kaldıktan sonra Kara Koyunlu başbuğu Kara Yusuf tarafından ele geçirildi (1410)[17]. Daha sonra da Kara Koyunluların önemli emirlerinden olan Pir Ömer’in hâkimiyetine bırakıldı. Esasen bu Kara Koyunlu emiri Erzincan’dan başka Bayburt, Tercan ve İspir’e hâkim bulunuyordu. Pir Ömer, Erzincan’da yerleştikten sonra Osman Bey’in elinde bulunan Kemah[18] bölgesini ele geçirmek için faaliyetlere başladı[19].

         

        Kara Koyunlu emiri Pir Ömer’in bölgedeki gücü iyice arttıktan sonra Kemah ve havalisini ele geçirmek için harekete geçti ve kaleyi kuşatma altına aldı. Bu sırada Kara Yülük Osman Bey’in oğlu Yakup Bey, Kemah’ta vali olarak bulunuyordu. Yakup Bey, İnak Hasan’ı kalede bırakarak Pir Ömer’le savaşmak için dışarı çıktı. İki taraf arasında şiddet bir savaştan sonra Yakup Bey, Pir Ömer’in eline esir düştü. Pir Ömer, onu kale halkına göstererek kalenin teslimini istedi ise de İnak Hasan kaleyi teslim etmedi. Pir Ömer’de, Yakup Bey’i kara Yusuf’un yanına gönderdi. Kendisi de Erzincan’a yöneldi (1419)[20]. Daha sonra Osman Bey, Pir Ömer ile yaptığı savaşı kazanarak Pir Ömer’i esir aldı. Netice de Pir Ömer, Osman Bey’in elinden kaçtı ise de yakalanarak öldürüldü. Osman Bey de Erzincan’a saldırıp yağmaladıktan sonra karargâhı olan Kemah’a döndü[21]. Yakup Bey’de Kara Yusuf’un ölümüne kadar onun yanında esir olarak kaldı, daha sonra onun ölümü üzerine esaretten kurtularak babasının yanına geldi ve tekrar Kemah’ın yönetimini eline aldı[22].

         

        Osman Bey, Kara Koyunlu İskender Mirza ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra Erzincan’a gelerek burada yağma hareketlerinden bulunduğu bir sırada, Trabzon Komnenos hükümdarı onun karargâhına gelerek Erzincan’ın ele geçirilmesi için ona yardım etti. Bu arada Yakup Bey’de Kemah’tan gelerek babasının hizmetine girdi. Osman Bey, Kemah’a ilaveten Şark-i Karahisar’ın yönetimini de oğluna bıraktı. Tercanat Musa Bey’in hâkimiyetine bırakıldı. Akşehir İnak Hasan’a, Bayburt ise kardeşinin oğlu Kutlu Bey’e verdi[23]

         

        Timurlu hükümdarı Şahruh’un Anadolu üzerine hareketi üzerine Osmanlı hükümdarı Sultan Murad’a sığınmak isteyen Kara Koyunlu başbuğu İskender Mirza, onun dönüşü üzerine tekrar Azerbaycan’ın yönetimi ve meliklik iddiası ile tekrar geri dönmeye karar verdi ve Sarıçiçek yaylağına geldi. Onun geldiğini duyan Akkoyunlu liderlerinden Ali Bey, asker toplayarak Kara Koyunlularla savaşmaya karar verdi. Diğer Akkoyunlu emirleri Kemah hâkimi Yakup Bey, Pilten Bey, Şeyh Hasan, Mahmud Bey ve Mehmed Bey Harput havalisinde Ali Bey’e katıldılar. İskender Mirza’ya nasıl karşı konulması konusunda toplantı yapan Akkoyunlu başbuğları, Erzincan taraflarına hareket etmeye karar verdiler. Ancak bu sırada Ulus içinde Yakup Bey’in oğlu Cafer Bey sorunu ortaya çıktı. Çünkü babası adına Erzincan’ın hâkimiyetini elinde bulunduran Cafer Bey, muhalefete başlayarak yine babasının hâkimiyetinde bulunan Kemah ve Şark-i Karahisar gibi vilayetlere saldırıp onları yağma ederek yıkıma uğrattı[24]. Bunun üzerine Akkoyunlu başbuğları Erzincan’a yöneldikten sonra Cafer Bey, itaatsizlik gösterdi. Bunun üzerine ona haber göndererek Bayındırlıların liderliğinin ona ait olduğunu ve kendisini destekleyeceklerini söyleyerek yanlarına çağırdılar. Bu sözlere inan Cafer Bey, şehirden çıkınca yakalandı[25].

         

        Cafer Bey daha sonra Bayındırlıların liderliğine çıktı ise de aşırı hareketleri ve uygunsuz davranışları yüzünden Ulus ve İl’i kendinden soğuttu. Böylece İl ve Ulus, Akkoyunlu başbuğluğunu elinde tutmak isteyen sultan Hamza’ya yöneldi. Cafer Bey ise Ali Bey ile Yakup Bey arasında güvensizlik olduğunu bilmesine rağmen kötü davranışlarından kendini alamadığı için Akşehir taraflarına yöneldi. Önceleri Akkoyunlu başbuğlarından olan ve haşemlerin Erzincan havalisinde Cafer Bey’den uzaklaşıp sultan Hamza’ya katıldıkları sırada, Ulusla birlikte kalan Hoşkadem Bey, Kuş Bey ve Koca Hacı oğlu Mihmad Bey, Cafer Bey’e bir elçi göndererek onu tekrar İl’e getirdiler. Yakup Bey ise Ulus’un Cafer Bey ile birleşmesinden korkarak Kemah’a gitti[26]. Kaynaklardan anlatıldığına göre bu sırada Ulus, kendine lider bulup onun etrafında toplanmakla meşgul bulunuyorlardı. Ayrıca Bayındırlı başbuğları da liderlik için iç mücadele ile uğraşıyorlardı.

         

        Bayındırlıların en büyük liderlerinden birisi ve Kara Yülük Osman Bey’in oğlu olan sultan Hamza, Kemah ve Şark-i Karahisar vilayetlerine gitti. Yakup Bey, kardeşi Hamza’ya karşı koyamayacağını düşünerek kardeşi Ali Bey’in oğlu Cihangir Mirza’ya haber göndererek onu kısa bir süre içinde Kemah kalesi vermek üzere davet etti. Bu haber üzerine Cihangir Mirza Kemah’a hareket etti. Ancak durumdan haberdar olan sultan Hamza, kardeşi Yakup Bey’e haber göndererek Kemah kalesini Cihangir Mirza’ya vermemesini isteyerek kendisine bir zarar vermeyeceğini bildirdi ise de az sonra hastalanarak öldü[27]. O, öldüğü zaman kardeşi Şeyh Hasan onun adına Erzincan hâkimi bulunuyordu. Akkoyunlu emirlerinden bazıları Cihangir Mirza’dan ayrılarak ona katıldılar. Şeyh Hasan’a katılan liderler Kemah’ı kuşatmak istediler. Bu arada Yakup Bey, Kemah’tan ayrılarak Diyarbakır’a Cihangir Mirza’nın yanına gittiği sırada hastalanarak öldü. Yakup Bey, Diyarbakır’a giderken yerine bıraktığı adamı Celal, Şeyh Hasan’ı Kemah’a çağırdı ve ele geçirerek esir etti[28]. Böylece Kemah büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu. Erzincan tahtı da boş kaldı.

         

        Ancak bir süre sonra Cihanşah Erzincan havalisinde görüldü. Tercan ve Erzincan’ı ele geçirdikten sonra Kılıçarslan’a verdi. Arkasından da Şark-i Karahisar kalesini hile ile ele geçirmek istediğinden dolayı bu sırada kaleyi elinde bulunduran Lala Yakup’u yanına çağırdı. Ancak Yakup bu durumu anlayarak gelmedi. Çaresiz sultan Hüseyin-i Şeyh Hasan’ı Şark-i Karahisar kalesine gönderdi. Bu sırada Yakup Bey’in oğlu Cafer Bey Kemah’ta bulunuyordu. Ona da dostluk sözleri ile hile yaptıktan sonra Kemah’ı yağmaladı. Bundan sonra Kemah kalesine kendi adamlarından Pir Sultan ile Kılıçarslan’ın adamlarından Şeyh İbrahim’i tayin ederek kuşatmaya gönderdi. Kara Koyunlu emirleri Mekur[29] suyunun Fırat nehrine karıştığı yerde, kaleyi kuşatma altına aldılar[30]. Ancak kale ile kuşatmanın yapıldığı yer arasındaki mağaraya yerleşen Kara Koyunlu emirleri, Cafer Bey’in kaleden askerleri ile çıkması üzerine esir edildiler. Kemah’ta olup bitenleri haber alan Kara Koyunlu başbuğu bu sefer Kemah üzerine Pir Muhammed-i Alpavut komutasında bir orduyu Kemah’ı kuşatmaya gönderdi[31].

         

        Uzun Hasan, amcası Kasım Bey’in Kemah hâkimi Cafer Bey’i öldürerek Kemah önlerine geldiğini haber aldığı zaman, hemen Kemah üzerine hareket etti. Çünkü Kasım Bey, Kemah gibi yaylağı ele geçirirse güçlenecek ve ulus içinde fitne ve fesadı artıracağını düşünerek Kemah halkına yardım etmek istedi. Ancak Cihangir Mirza’nın Diyarbakır’ı sahipsiz bırakarak şehirden uzaklaştığını haber alınca Uzun Hasan, Kemah’ı ve İl’i bırakarak Diyarbakır taraflarına gitti[32]. Böylece Kemah Kasım Bey’in eline geçti. Daha sonra Akkoyunlu hükümdarı Kemah’ın yönetimini Sultan Halil’e verdi[33].

         

        1458 yılında yapılan Gürcü seferinden sonra Uzun Hasan oğlu Halil’i bazı emirler ile Kemah’a gönderdi[34]. 1467’de Kemah ve havalisinde Kara Koyunlu başbuğu Cihanşah tehlikesi belirdi. Irak-ı Arap bölgesinde bazı faaliyetlerde bulunmak üzere Tebriz’den hareket ederek Çapakçur/Bingöl’e geldi. Buradan hareket ederek Erzincan, Kemah, Kelkit ve Şark-i Karahisar bölgelerine yağma hareketlerinde bulundu[35]. Ancak Kemah, Bayındırlıların elinden çıkmadı.

         

        Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed, Trabzon seferi sırasında Akkoyunluların elinde bulunan Koyluhisar’ı ele geçirdiği zaman Uzun Hasan’da Kemah bölgesinde bulunuyordu. Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed’inKoyluhisar’ın ele geçirildiğini duyunca, kuvvetlerini toplayarak Kemah bölgesine çekildi. O, belki de Fatih Sultan Mehmed ile karşılaşmak istemedi. Ancak Akkoyunlu başbuğlarından Hurşid Bey’i Osmanlı askerlerini izlemekle görevlendirdi. Hurşid Bey, Menzid Dağı taraflarına yöneldi. Ardından da Gedik Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı öncüleri ile savaşa başladı. Yapılan çarpışmalarda, Bayındırlı askerleri mağlup oldu ve Hurşid Bey de kaçtı. Hurşid Bey, Uzun Hasan’ın yanına gelince olup biteni anlattı. Bunun üzerine Akkoyunlu hükümdarı Osmanlı Sultanı ile barış yollarını aramaya başladı. Bundan sonra da Annesi Sara Hatun ile Çemişgezek hâkimi Şeyh Hasan’ı elçilik heyeti olarak Fatih Sultan Mehmed’e gönderdi[36].

         

        Görüldüğü gibi Kemah, Selçukluların Anadolu üzerine yaptıkları akınlar zamanında fethedildiği tarihten itibaren Türkler için önemli bir merkez oldu. Mengüceklilerden sonra bölgeye mührünü vuran Türk boyu ise Bayındırlılar olmuştur. Bayındırlılar döneminde her ne kadar bu önemli devlet merkezini ele geçirmek isteyen Türk emir ve komutanları çıkmış, hatta bir aralık ele geçirmişseler de neticede Akkoyunlular, Kemah’ı elden çıkarmamışlardır. Özellikle Kemah bu dönemde yaylak merkezi olarak Türk göçerlerine önemli hizmetler sunmuştur. Günümüzde de bu özelliğini devam ettirmektedir. 

         

         


        


        

        [1] Salim Cöhçe, “Otlukbeli Savaşına Kadar Akkoyunlular”, Anadolu Birliğinin Sağlanmasında Otlukbeli Savaşının Yeri ve Önemi Paneli, Ankara 1997, s. 124; Mükrimin Halil Yinanç, “Akkoyunlular”, İslam Ansiklopedisi, I, İstanbul 1965, s. 251


        

        [2] Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, Ankara 1993, s. 35-36


        

        [3] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Yay. Hzl. Refet Yinanç, Ankara 2013, s. 47; Sevim, Anadolu’nun Fethi, s. 55-56


        

        [4] Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmi u’d-Düvel, II,  Yay. Ali Öngül, İzmir 2001, s. 212; “Müneccimbaşı, Ahmed Gazi’yi, cesur, yiğit, akıllı, ihtiyatlı ve savaşlarda isabetli görüşü olan bir emir olarak vasıflandırmaktadır”.Bkz. Müneccimbaşı, , Câmi u’d-Düvel, s. 212


        

        [5] Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 84


        

        [6] Aziz b. Erdeşir-i Esterabadî, Bezm u Rezm, Yay. Kilisli Rifat, İstanbul 1928, s. 476


        

        [7]Esterabadî, Bezm u Rezm, s. 476


        

        [8]Esterabadî, Bezm u Rezm, s. 494-495


        

        [9] Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar II, Ankara 1991, s. 197-198


        

        [10] Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, I,  Nşr. Faik Reşit Unat, Mehmet Altay Köymen, Ankara 1995, s. 334; Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar,  s. 292


        

        [11]Hrand D. Andreasyan, XIV. Ve XV. Yüzyıl Türk Tarihine Ait Ufak Kronolojiler ve Kolofonlar, İstanbul Üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi, S. III, İstanbul 1975, s. 98


        

        [12]NizamüddinŞami, Zafername, Çvr. Necati Lugal, Ankara 1987, s. 299-300


        

        [13] Prof. Dr. Faruk Sümer, buranın Erzincan’a bağlı Refahiye ile Kuruçay arasında bulunan bir köy olduğunu belirtmektedir. Bkz. Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 32


        

        [14] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 32


        

        [15]Yinanç, “Akkoyunlular”, s. 258


        

        [16] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 35-36


        

        [17] Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf, kalabalık bir ordu ile Erzincan’ın üzerine hareket ederek şehri kuşatma altına aldı. Kırk gün kuşatma altında kaldıktan sonra Erzincanlılar hediyelerle Kara Koyunlu başbuğunun yanına geldiler kapıların ve definelerin anahtarlarını verdiler. Böylece Erzincan Kara Koyunluların eline geçti. Bkz. Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 62


        

        [18] Kara Yülük Osman Bey, 14357de öldüğü zaman oğullarından Ali Bey Diyarbakır’da, Hamza Kemah’ta Yakup Erzincan’da, Mahmud Diyarbakır’da bulunuyordu. Bkz. WalterHınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, XV. Yüz yılda İran’ın Milli Bir Devlet Haline Yükselişi, Çvr. Tevfik Bıyıkoğlu, Ankara 1992, s. 113 


        

        [19] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 67-68


        

        [20] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 69; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 107


        

        [21] Hasan-ı Rumlu , Ahsenü’t-Tevarih, s. 108-109


        

        [22] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 70-75


        

        [23] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 90; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 135


        

        [24] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 125-126; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 228


        

        [25] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 126-127


        

        [26] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 150-151


        

        [27] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 168


        

        [28] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 171; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 244


        

        [29]Günümüzde Kömür Deresi de denilen su olup Refahiye ilçesine bağlı olan Cengerli (Cungarlu) Köyü tarafından gelerek Kemah’ta Karasu’ya karışmaktadır.


        

        [30] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 204-205


        

        [31] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 205-206


        

        [32] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 230; Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s. 24


        

        [33] Ebu Bekr-i Tihranî, Kitab-ı Diyarbekriyye, s. 380; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, s. 395


        

        [34]Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s. 32


        

        [35]Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s. 43; Andreasyan, Kolofonlar, s. 136


        

        [36] Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevarih, III, Hzl. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1992, s. 48-51 


Türk Yurdu Ekim 2014
Türk Yurdu Ekim 2014
Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele